Münir AKTOLGA
İKİ ADIM İLERİ ATILDI, ŞİMDİ BİR ADIM GERİYE!..
BU, TESLİM OLMAK ANLAMINA GELMEZ!..
BATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ..
Osmanlının devamı olarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti, devraldığı mirasın ruhuna uygun bir şekilde egemen Devlet Sınıfının yönetiminde yeniden örgütlenen, aynı binada oturan farklı etnik, dini-mezhepsel kökenlere sahip insanların ancak merdivenlerden inip çıkarken karşılaşarak selamlaştıkları antika bir yapı idi. Sonra buna, bir de “Yönetenlerin” “Yönetilenleri” yeniden şekillendirmeye çalıştıkları (buna yeni bir ulus yaratma çabası da deniliyordu) bir toplum mühendisliği çabası da eklendi..Aslında bu da yeni birşey değildi. Bu da gene devralınan mirasın içindeki bir dinamikti! Yani, bize yeni olarak yutturulan, aslında eskinin kılık değiştirmiş-ve bu anlamda biraz daha gelişmiş- halinden başka birşey değildi!
Peki ne oldu sonra? Sonra, herşeye rağmen varolan o kabukların içinde, zamanla, kapitalist üretim ilişkileri zemininde bir sistem, bir toplum şekillenmeye-oluşmaya başladı. 1950 lerden itibaren gün yüzüne çıkmaya başlayan ve günümüze kadar zamana yayılarak gelen bir süreç bu. Türkiye toplumunun tarihsel gelişimine uygun orijinal bir burjuva devrimi süreci.
Türkiye Cumhuriyeti’ni, “Yönetenler” ve “Yönetilenler”den oluşan bir A-B sistemi olarak ele alırsak, buradaki “Yönetenler” (A) “Atatürkçü-laikçi” Devlet sınıfı, “Yönetilenler” de (B) bunun dışında kalan “Halk”ı ifade etmektedir. Sistemin içinde, onun diyalektik anlamda zıttı-inkârı olarak gelişen yeni-burjuva-kapitalist Türkiye ise, tıpkı ana rahminde gelişen o çocuk gibi “Yönetilenler” sınıfının, yani “Halk”ın içinden- ana rahminden- çıkıp gelen o “Anadolu kapitalizmi” oluyor.
Burada en önemli nokta, B ile gösterilen “Yönetilenler” sınıfıyla, bu sınıfın ana rahminde, onun diyalektik inkârı olarak gelişen yeni Türkiye-“Anadolu kapitalizmi” arasındaki ilişkidir. Sürecin diyalektiği açısından bu ilişki anne ile çocuğu arasındaki ilişkiye benzer!
“Yönetilenler”, Osmanlı artığı Reaya’nın Cumhuriyet dönemindeki uzantılarıdır. Bunlar “Türktür”, “Kürttür”...(diğerlerinin soyu zaten geniş ölçüde Osmanlı zamanında kurutulmuştu), ”Alevidir”, “Sünnidir” İslam kültürüyle yoğrulmuş geniş halk kitleleridir. Yeni Türkiye’nin temsilcisi olan güçler ise, Osmanlı’nın Reaya’sı diyebileceğimiz bu potansiyelin içinden bilişsel üst kimlikleriyle onun diyalektik inkârı olarak çıkanlardır.. (Aynen bir yumurtanın içinden çıkan o civciv gibi..!). Nasıl ki bir çocuğun kendi kişiliğiyle annesinden bağımsız bir unsur olarak gelişebilmesi için biraz zamana ihtiyaç varsa, aynı şey toplumsal düzeyde de geçerlidir. Nitekim süreç bu yönde gelişiyor..
İşte bugün Türkiye’de AK Parti’nin içinde bulunduğu gelişme sürecinin diyalektiği budur. Toplumdaki bütün çatışmaların (türban, Alevi, Sünni ve Kürt sorunu dahil!) kaynağı da bu oluşumdur. Bir yanda, eski Türkiye’yi temsil eden “Atatürkçü-laikçi” Devlet Sınıfı (bütün unsurlarıyla birlikte tabi!), diğer yanda ise, dinsel ve etnik kabuklarını bir kalkan gibi kullanarak bunların karşısında ayakta kalmaya-onlara kendilerini kabul ettirmeye çalışan “Yönetilenler”..Bununla birlikte de, bu modern reayayla anne çocuk ilişkisi içinde olan, eski yapının diyalektik inkârı olarak ortaya çıkmaya çalışan yeni Türkiye’nin temsilcisi güçler- Anadolu burjuvazisi ve işçi sınıfı, çalışanlar[1].
Dikkat ederseniz, bu “yeni-kapitalist Türkiye’yle” birlikte sadece yeni bir burjuvazi doğmuyor; bu yeni sistemin diğer ayağı olarak, Devlet sınıfının ve Devletçi burjuvazinin yarattığı işçi aristokrasisinden bağımsız yeni bir işçi sınıfı-modern çalışanlar da ortaya çıkıyorlar.. Hani nerde o “AK Parti’ye muhalif olabilecek yeni bir sol” diyenler bu noktayı kaçırmasınlar!!.
Türkiye’de bugüne kadar “sol”, eski Türkiye’nin bir parçası olmaktan (yönetici Devlet sınıfına-Devletçi burjuvaziye bağlı işçi aristokrasisinin güdümünde, ittihatçı-Devletçi bir fraksiyon olmaktan) daha öteye gidememiştir! Bu yüzden de “Halk”-“Yönetilenler”- tarafından hep kuşkuyla karşılanmış, dışlanmıştır!. “Yönetilenler”, sanki “bu filmi biz daha önce de gördük” der gibi, Jön Türk atalarının yolundan giderek kendilerini “kurtarmaya” çalışan “ilericileri” ve “solcuları” hiç bir zaman kendilerinden saymamışlardır!. Bunda haksız oldukları da söylenemez!. “Halka rağmen, Halk için” yapılan “solculuktan” ne beklenebilirdi ki daha fazla! Ama artık yeni bir döneme giriliyor. Bu yeni süreç içinde Modern-yeni Türkiye, Anadolu kapitalistleriyle birlikte kendi “solunu”da yaratacaktır. Yaratmak zorundadır. Başka türlü, bir sistem olarak kendini üretemez.
Evet, yukardaki tablo Türkiye toplumunun tarihsel gelişme çizgisi içinde bugün geldiği yere işaret ediyor, onun altını çizmeye çalışıyor. Ama peki bu tablo-buradaki büyük tablodan bahsediyorum-sadece Türkiye’ye mi özgü?..
”ARAP BAHARINDAN” Arap ülkelerinde gelişen burjuva demokratik devrim süreçlerinden bahsettiğimi anlamışsınızdır sanırım..Sürecin diyalektiği üç aşağı beş yukarı buralarda da aynı. Ne de olsa buralar da eski Osmanlı toprağı, aynı tarihsel diyalektik işlemiş buralarda da!..Ama arada, sürecin gelişme aşamalarına ilişkin bazı farklar da var. Evet, buralarda da “Yönetenler” özünde aynı kökten gelen bir Devlet sınıfı..Buralarda da gene Devlete bağlı bir kapitalizm ve Devletçi bir burjuvazi yaratılmaya çalışılmış. Ve “Yönetilenler” de üç aşağı beş yukarı gene aynı modern “reaya” statüsüne sahipler. Bunların içinden de, gene sürecin diyalektiğine uygun olarak, aşağıdan yukarıya doğru gelişen bir burjuvazi çıkıp geliyor. Ve de yaşanılan, gene bu burjuvazinin başı çektiği bir burjuva demokratik devrim süreci. Ama, Türkiye’deki gelişmeyle kıyaslanınca, bu burjuvazi henüz daha zayıf buralarda. Anne rolünü oynayan İslamcı gövde sürecin içinde Türkiye’ye oranla daha dominant. Bu anlamda bir Mursi’yi, daha çok, bir Erdoğan’la değil de bir Erbakan’la kıyaslayabiliriz belki!
Ama buradan yola çıkarak hemen, “Erbakan, asker höt deyince aldı şapkasını gitti, bak Mursi direniyor” demeye kalkmayın!. Burada belirleyici olan dünya konjönktürüdür, şu ana kadar kuvvetli bir şekilde esen küresel demokratik devrim rüzgarıdır. Mursi’ye ve İhvana cesaret veren, onları direnmeye yönlendiren bu rüzgarlar olmuştur..Aslında Suriye örneğinde muhalefeti cesaretlendiren de bu rüzgarlardı. Ama sonra o rüzgar yön değiştirmeye başlayınca Suriye’nin halini görüyorsunuz. Ne yazık ki, bu satırlar yazılırken Mısır’ın da aynı yola girmeye başladığını görüyoruz! Buradan çıkarılacak ders, her ne kadar küreselleşme döneminde dış dinamik çok daha güçlü bir etken haline gelmişse de, bir ülkenin kaderini belirleyen, gene de, son tahlilde iç dinamikler oluyor..Eğer iç dinamik yeteri kadar gelişmiş değilse dışardan esen rüzgarda azıcık değişme olunca süreç ilerleyemiyor. Bu durumda, bir süre sonra gemi sürüklenmeye başlıyor..Nitekim de Suriye örneğinde gemi karaya oturdu!..Karşı yönden esen 20.yy’a özgü ulusalcı rüzgarlar küresel demokratik devrim rüzgarlarına galebe çalmaya başlayınca, bu işin-doğum olayının- sadece “cesarete” ve “isteğe” bağlı bir iş olmadığı, çocuğun ana rahmindeki olgunlaşma süreciyle bağlantılı olduğu kadar, dış dinamiğe ilişkin konjönktürle de ilgili olduğu ortaya çıktı..Öyle görünüyor ki, Arap Baharı’yla biraz erken doğan çocuk gelişmesini tamamlayana kadar bir süre daha kuvözte tutulacak!
Peki ya Mısır, orada da Suriye’ye benzer bir yola mı girecek süreç?
Şimdi hep diyoruz ki, “bak gördünüz mü, Mısır halkı kahramanca direniyor, bir Mursi de, öyle bir Menderes veya Erbakan, ya da Demirel gibi yapmadı, askeri görünce şapkasını alıp gitmedi, aslanlar gibi direniyor”!..Tamam, iyi güzel de, olay sadece bir kahramanlık olayı mı? Yani, Mısır halkı Türkiye halkından daha cesur, onların liderleri de daha yürekli olduğu için mi böyle farklı gelişiyor süreç? Buradan yola çıkarak Türkiye halkının ve örneğin bir Menderes’in, ya da, en azından 12 Mart’ta bir Demirel’in ne kadar korkak olduğu sonucunu mu çıkarmamız gerekecektir!!.
Elbette ki hayır! Olay tamamen konjönktürle ilgilidir. Eğer uzunca bir zamandır esen o küresel demokratik devrim rüzgarları Arap devrimcilerini bu kadar cesaretlendirmeseydi, eğer Türkiye’de başlayan süreç, Tunus’tan, Libya’ya, Yemen’e, oradan da Suriye üzerinden Mısıra doğru gelişmeseydi olayların akışı çok farklı olurdu..
Peki, bu arada ne oldu da birden o dış dinamiği etkileyen konjönktür değişiverdi? Daha düne kadar ağzından bal akan bir Obama ABD’sine ve “Kopenhag Kriterleri” deyip başka birşey demeyen o AB’ne ne oldu, neden bunlar birden darbeye darbe deyip dememe tartışmasına başladılar!! Tam bu noktada, daha önce gene DYH de çıkan aşağıda linkini verdiğim yazı dizisini okumanızı öneririm. Çünkü, daha düne kadar demokratikleşme sürecini destekleyen batılı ülkelerin-ABD ve AB’nin-neden böyle birden politika değiştirdiklerini anlamadan bugün buralarda (Suriye’de, Mısır’da, hatta Türkiye’de) olup bitenleri anlamak mümkün değildir. ( http://duzceyerelhaber.com/Munir-AKTOLGA/16522-Dikkat-bu-kuresellesme-surecine-karsi-bir-ulus-devlet-saldirisidir-1)
Mısır halkı Suriye örneğinden çok şey öğrendi-öğrenmiş olması gerekir!. Devletin açtığı provokasyon yoluna girmeden barışçı bir şekilde kahramanca direnmeyi denedi-deniyor!. Aslında darbeciler direnişi kırmak için onların silaha başvurmalarını çok istiyorlardı, ama şu ana kadar bunda başarılı olamadılar!.İnşallah bundan sonra da olamazlar. Peki ama o zaman nereye varacak bu işin sonu?
Şu an, ben bu satırları kaleme alırken Mısır’da ordunun halka ateş açtığını, katliama başladığıni veriyordu haberler.
Öyle görünüyor ki, burada da gene bir geri adım ve “uzlaşma” çıkacak işin sonunda. Çünkü, ortada yüzlerce ölü var..Devlet sınıfının-darbecilerin, “tamam o zaman” diyerek kışlalarına geri dönmeyecekleri-dönemeyecekleri açık!. Kimbilir, belki de 12 Eylül sonrası bizde olduğu gibi bir uzlaşma ortamı oluşabilir burada da..
Dışardaki konjönktürün bu kadar tersine döndüğü bir ortamda hiç kimse “haklı, onurlu” bir ölüm için Mısır halkına gaz vermeye kalkmasın! Hiç kimse kahramanlık edebiyatıyla devrimci mücadeleyi birbirine karıştırmasın! Halklar (o “bağcı” bağı zorla işgal etmiş biri bile olsa) onunla kavga ederek şerefli bir ölüm için değil, üzümü yemek için ayağa kalkarlar-kalkmalıdırlar. Bağcının, elinde silahla karşınıza dikildiği bir anda onun üstüne yürümenin ne anlamı olabilir ki!.
Bakın, böyle durumlarda bizim halkımızın geliştirdiği çok kuvvetli bir silahı vardır: Geri çekilir gibi yapar, ama hiç teslim olmaz, bu arada da usul usul karşı tarafın altını oymaya devam eder; öyle ki, bir de bakarsınız karşı taraf en güçlü olduğunu sandığı bir anda boşlukta kalıvermiş!..Bu silahı zamanında ben de kullandım ve de hiç pişman değilim!..
[1]Kapitalizm Batı’da feodal toplumun bağrında gelişirken, bu gelişme Türkiye’de, Osmanlı artığı devletçi bir düzenin içinde oluyor. Yeni toplumun güçleri, Batı’da feodallere karşı mücadelenin içinden çıkıp gelirlerken, bu mücadele Türkiye’de onun yerini tutan Osmanlı artığı antika bir Devlet Sınıfına karşı veriliyor...
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları






















































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
16.11.2024
9.11.2024
31.07.2024
3.06.2024
9.04.2024
20.07.2023
18.07.2023
17.07.2023
20.06.2023
18.06.2023