Osman CAN
Kürt sorununu bugünkü noktaya getiren en önemli aktörlerden olan Yargı, demokrasi ve özgürlükler ortak paydasında buluşan Türkiye toplumunun da önündeki en büyük engel olarak görünüyor.
Geçen haftaki yazımda Kürt sorununun Kemalist Cumhuriyetin karakterize ettiği, bir bakıma cumhuriyetin adeta kendisiyle birlikte var ettiği bir sorun olduğunu ifade etmiştim. 1938 Dersim katliamıyla birlikte başlayan süreçte Cumhuriyet kendine yakın ağalar ve eşraf ile bölgede hakimiyetini tesis etmişti. 1925 Takrir’i Sükun ve 1934 Zorunlu İskan Kanununun yarattığı dehşet ortamı, inkarcı-asimilasyoncu politikanın tek parti meclisi ve hükümeti tarafından rahatlıkla yürütülmesini sağlarken, yargının Kürt sorunu karşısında ayrıca bir aktör olarak devreye girmesine gerek olmazdı. 1950 yılına kadar tek partinin ideolojik silahı olan yargının, ideolojik aktör haline dönüşmesi tabii ki “aktörler koalisyonu” ürünü olan 27 Mayıs darbesinden sonraya denk gelir.
1960’lı yıllardan itibaren Kürt sorununun parametrelerinde değişmeler yaşanır. Feodal unsurların etkinliği kaybolurken, Kemalist cumhuriyetin araçsallaştırmaya başladığı “sol” söylem zamanının modasına da uygun olarak Kürt entelektüellerini esaslı bir biçimde etkiler. Kürt ulusal hareketi milliyetçi ve laik bir dile bürünmeye başlar, şeyhlere, mollalara ve ağalara savaş açar; bir bakıma Kemalist Cumhuriyetin 1930’larda Kürt bölgelerinde boşladığı modernliğin yeni bir taşıyıcısı olur. Aradaki fark var gibi görünür. Kemalist Cumhuriyeti karakterize eden Nasyonal Sosyalizm ve (ağırlıklı olarak) Faşizm iken, yeni Kürt ulusal hareketinin söylemini esas itibariyle Stalinizm ve Leninizm belirler. Yöntem de buna göre farklılaşır. Gerçekte ise antidemokratiklik, jakobenlik, laiklik ve anti muhafazakarlık özellikleriyle ortaklaşırlar.
1990’larda özellikle stalinist-leninist “sol” söylemin çökmesiyle birlikte grotesk Türk solunda başlayan kaba ulusalcılaşmanın ardından Kürt siyasal seçkinlerinin de aynı gelişimi izlemesi bu nedenle şaşırtıcı değil. Doğu ve güneydoğu bölgesinde tüm köylerin boşaltılmasının gerek Kemalist Cumhuriyet seçkinlerinin, gerekse Kürt ulusal seçkinlerinin arzuladığı “feodalizmin çözülmesi” sonucunu yaratmış olması da başka bir hedef birliği olarak göze çarpıyor. Ancak feodalizmin çözülmesi, bir çok faktörün de devreye girmesiyle birlikte artık iyice gericileşmiş ulus devlet anlayışından beslenen her iki cephenin siyasal seçkinleri bakımından “nihai” zafere işaret etmiyor. Muhtemelen tarihi bir yok oluşa tekabül ediyor.
Demokrasi, liberal değerler ve özgürlükler ortak paydasında buluşan Türk, Kürt ve diğer Türkiye Toplumu unsurları bakımından yeni bir geleceğin inşa edilmesinin de imkanlarını yaratıyor. Ki bu imkanın Osmanlı döneminde mevcut olduğunu da hatırlatalım.
Ancak bu süreçteki en büyük engelin yargı olduğunu yeniden hatırlatmakta yarar vardır. Kemalist Cumhuriyetin ideolojik silah olarak kurguladığı Yargı’nın Mahmut Esat Bozkurt zihniyetinden kurtulduğunu söylemek pek mümkün değildir. Yargı, Mahmut Esat Bozkurt’un faşizmi önceleyen boyutundan 2010 Anayasa değişiklikleriyle önemli ölçüde temizlenmiş olsa da, milliyetçiliğinden temizlenmiş değil. Zira 27 Mayıs sonrası bağımsız “siyasal aktör” gibi davranabilecek şekilde yapılandırılmış yapısı değişmiş değil. Askeri vesayetin gerilemesi, azınlıkların gasp edilmiş haklarının iadesi gibi çok önemli gelişmeler yaşanırken, bu sorunların üretilmesine katkı sunan kurumsal yapılar neredeyse yerli yerinde duruyor. 27 Mayıs Yargısının, Kürt sorununa ilişkin bugünün dili, algısı ve varsayımlarının üretiminde, Kemalist Cumhuriyet’in Kürt siyasal hareketini karakterize etme çabasına paralel olarak, Kürt milliyetçiliğinin yükselişine ciddi katkıları oldu. 1971 yılında Türkiye İşçi Partisi’nin “Kürt sorunu” ile ilgilendiği için Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasını Kürt siyasal elitlerinin kriminalize edilmesi ve Türk sol hareketinden ayrışması takip etti. Bunun bilinçli bir öngörü değilse bile çok önemli... Kürt’lerin “Kürt” olduklarına ilişkin tüm söylemleri “halkı dil ve bölge farkı gözeterek düşmanlığa tahrik” olarak nitelendirilip cezalandırıldı. Yani bildiğimiz meşhur TCK 312/2 maddesi Recep Tayyip Erdoğan’dan çok önce Kürtleri kriminalize etti. “Kürtçe özgün bir dildir” veya “Kürtler ayrı bir halktır” benzeri söylemler bir çok siyasi partinin kapatılmasının gerekçesi yapıldı. 1991 yılından Türkiye Birleşik Komünist Partisiyle başlayan “Kürt” söylemli kapatmalar en son 2009 Aralık ayında DTP’nin kapatılmasıyla “şimdilik” sonlanmış gözüküyor.
Tüm bu yargısal pratiklerin Mahmut Bozkurt Esatçı bir milliyetçilik anlayışından beslendiği ve 27 Mayısçı yapılanmayla etkin olabildiği çok açık. Bu yargı pratiklerinin Kürt Sorununun bugüne taşınmasında, bugünkü siyasal tartışmalarda esaslı bir payının olduğu bir gerçek.
Peki 2010 Anayasa değişikliklerinden sonra yargı pratiklerinde bu yönde esaslı bir değişimden söz etme imkanımız var mı? Bu soruya “evet” demek bugün itibariyle mümkün görünmüyor. Hal böyleyse yargı bu haliyle geleceğin Türkiye’sinde sorun kaynağı olacak demektir.
Türkiye toplumunun ramazan bayramını kutlarken, gerçek bir bayramın Kürt sorununun demokratik bir siyasal yapılanmanın ardından kutlanabileceğini de hatırlatmak gerek...
İlk üç madde İttihatçı geleneğin devamıdır
Gazetelerde Anayasanın ilk üç maddesinin siyasi partilerin ortak görüşü olduğu haberi verilirken, aynı zamanda anayasanın insan merkezli ve kısa bir metin olacağı da muştulanmış oldu. 100 yıllık ittihatçı geleneğin ürettiği bütün yıkıcı ve faşizan unsurları içinde barındıran, Anayasa Mahkemesinin 1970’lerden itibaren verdiği kararlarıyla kutsiyet kazanan ilk üç maddeyi muhafaza ederken, bir yandan “insan” merkezli anayasa yapımı sözü yalnızca kötü bir şaka olabilir. Herhalde bu toplumun %70’ine, “ teşekkür ederiz, ancak karar bize aittir” denmiş olacak. Bu durumda “biz” yeni yükselen sınıfa şirin gözüküp sembolik jestlerle bir bahar havası yaratırken bir yandan da iktidarını sağlamlaştırmaya başlayan üniformalı, cüppeli ve kravatlılardan başkası olmayacak. Yeni Anayasa, bu toplumun geleceğine ilişkin bir karardır. Bu geleceği Ankara’ya teslim ederek karartmak vatanperverlik olmasa gerek!
Yazarlar
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYAİmamoğlu'na istenen 23 asırlık tarihi ceza: Roma İmparatorluğu kurulduğunda hapse girseydi hala ceza 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları


















































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
24.03.2021
9.01.2021
20.07.2020
12.07.2020
23.06.2020
20.06.2020
20.06.2020
24.04.2019
18.01.2017
1.02.2015