Oya BAYDAR
Aradan yedi yıl beş ay geçmiş seni ilk tanıdığım günden bu yana. Sanki on yedi yıl gibi geliyor. Günler acılarla, korkularla, bekleyişlerle, birbiri ardına sönen umutlarla doluysa, ağır geçer. Annenin günleri gibi, babanın günleri gibi, senin ailenin, senin halkının: Kürt halkının günleri gibi, ölen Kürt ve Türk gençlerinin analarının, kardeşlerinin, eşlerinin, yavuklularının günleri gibi. Bizim günlerimiz gibi

Rojbin; Kürt kızım, öz kardeşim, genç arkadaşım benim! Günlerdir çıkmıyorsun aklımdan. Şemdinli’ye bombaların yağdığı, dağları, mezraları dumanların kapladığı, Hakkâri’nin ablukaya alındığı, çileli halkın yollara düşüp köylerin boşaldığı, mayınların patlayıp araçların havaya uçtuğu, karakolların basıldığı, kimi “şehit” olan, “kimi ölü ele geçen” canlarımızın, her iki tarafın acımasız televizyon ekranlarında, yalan makinesi medyalarında, -öldürmek marifetmiş gibi-, onlardan şu kadar bizden bu kadar övünmeleriyle, “tane” ile “adet”le, istatistikle ifade edildiği şu günlerde, en çok seni düşünüyorum.
Pazar günü, annenin mektuba dönüşmüş feryadını okudum Hasan Cemal’in sütununda. Annen... Türk ve Kürt bütün anaların acılarını kendisinde toplamış olan; dağda yitirdiği, gurbete gönderdiği çocukları yetmezmiş gibi, 17 yaşında tıkıldığı zindanlarda 22 yıldır yatan evladının acısına dayanmaya çalışan o eli öpülesi kadın. Yıllar önce Hakkâri’deki evinizde ağırlamıştı bizi. Biz: 9 Kasım 2005’te Şemdinli’de Umut kitabevinin bombalandığı JİTEM-Devlet komplosundan sonra bölgeye giden yirmi kişilik bir barış grubuyduk. Hani zamanın Genel Kurmay Başkanı’nın “Tanırım, iyi çocuklardır” diye arka çıktığı özel timci, JİTEM’ci, devlet görevlisi ajan provokatörleri Şemdinli halkı, iş üzerinde kıskıvrak yakalamıştı da, minare artık kılıfa sığmaz olmuştu.
Seni ilk orada tanıdım Rojbin. Van’dan Hakkâri’ye, ellerinde dedektörlerle yol boyu mayın kontrolu yapan askercikleri izleyerek, ardımız sıra gelen ne olduğu belirsiz siyah arabaların eşliğinde giderken, sınır kulelerine benzer kontrol noktalarından, aramalardan, durdurmalardan geçerken tanıdım. Hakkâri sokaklarında gençler etrafını çevirip Rojbin ablalarına sorular sorarken, Doğu’nun yalnız ve çilekeş insanlarının davalarına bakarken, haksızlığa, adaletsizliğe kafa tutarken, mayın kurbanlarıyla çalışırken, savaşa karşı barışın sesini yükseltirken tanıdım. Seni, Şemdinli’yi çevreleyen derin vadilere, sisli dağlara bakıp da, “Bir gün buralarda barış içinde, kardeşçe ve insan gibi yaşayabilecek miyiz?” sorusunu sorarken tanıdım. Yüksekova’da kaldığımız otelde, bir köşeye çekilip kadın kadına, insan insana konuştuğumuz o anda, “Çocuğum olsun isterdim Oya Abla. Bu ortamda, bu yaşamda nasıl bilmiyorum ama çocuğum olsun isterdim” dediğinde tanıdım. Ah benim Kürt kızım, kardeşim, arkadaşım! Ben seni bütün mağduriyetlere, her yönlü saldırılara karşı barışın, kardeşliğin bayrağını dalgalandırırken tanıdım. Henüz umutlarımızın sönmediği günlerdi. Seni, her şeye rağmen umudu büyütürken, yeşertirken tanıdım.
Nikâhında şahitlik yaptım iki yıl sonra. Senin gibi özeldi nikâhın da. Hakkâri’nin, açıkta kıyılan, kadın erkek halay çekilen ilk resmî nikâhı dedi oradakiler. Bir ilk daha yaşandı, ırmak kıyısındaki o kır düğününde. Bana verdiğin onur için unutmadan teşekkür etmeliyim sana: Hem Hakkâri’nin, hem de benim bir ilkimi yaşattın: İki kadın şahitten biri bendim. Aşiret büyükleri, Hakkâri’nin kostaklı, ağır beyleri yadırgasalar da, iki kadın şahitle ve kadın nikâh memuruyla kıyıldı nikâhınız. Ben seni kına gecende, düğününde güzel, pervasız, özgür halinle tanıdım.
Güzeldin. Irkının, bölgenin, soyunun güzeliydin. Öyle televizyon ekranlarına çıkan nazeninlerin yapay, yapma güzelliği değil; vahşi, isyankâr, vakur, cesur, çarpıcı güzelliğinle tanıdım seni.
Şemdinli Yanıp Yıkılırken
Şimdi, Bölge ateş altındayken, Şemdinli kırsalı, dağlar, mezralar, karakollar ve son umut kırıntılarımız yanıp yıkılırken seni düşünüyorum.
Biz Batı’dakilerin yıllar yılı yaptığımız gibi uzaktan bakıldığında Hakkâri, Şemdinli, Dağlıca, diğerleri haritada bir nokta; gazetelerde, televizyonlarda sansürlü yalanlı savaş haberleri ve ölü insan sayısından ibarettir. Ama orada sen varsın Rojbin. “Dersim’i hak saklasın, bir yarim var içinde” türküsündeki “ötekilere ne olursa olsun, tek yarim kurtulsun” bencilliği değil benimki. Sen tek değilsin; o topraklarsın, o halksın benim için. Barıştan umudu kestiğim şu günlerde, düşen her bomba, atılan her kurşun ikimize birden saplanıyor. Ateş hangi taraftan gelirse gelsin ikimizi birden vuruyor. Kurşun aramıza giriyor, bizi ayırıyor Kürt kardeşim, öz kardeşim benim. Şimdi savaş Şemdinli’de, Hakkâri’de hem Türke hem Kürde saplanan bir hançer.
İnşallah yanılıyorumdur ama yedi yıl önce, oralarda birlikte kurduğumuz barış düşünün sonuna geldik. Güzel bir rüyadan kötü uyandırıyorlar bizi.
İki taraflı savaş baronlarının kirli savaşı sürerken, seni düşünüyorum Rojbin. Seni, anneni, babanı, aileni, halkını düşünüyorum. Çünkü sizler, Kürt ve Türk siyasetçilerin, askerin ve gerillanın, Türk ve Kürt savaşçıların, Türk ve Kürt milliyetçilerinin, ardlarındaki büyük güçlerin hesaplarının insanı yok sayan kirli savaşlarının, gaddar hesaplaşmalarının ötesinde ve dışında, Kürt insanının gerçek acılarının ve sorunlarının taşıyıcısı, temsilcisi, mağdurlarısınız. İttihatçı milliyetçi Türk devlet ideolojisinin doğurduğu Kürt sorunu canavarının nasıl büyüyüp serpildiğini anlamak isteyenler, bir tek senin ailenin örneğinde kavrayabilirler her şeyi. Bölgedeki Kürt ailelerin ortak hikâyesidir sizinki; en acısı da değil üstelik.
Sadece Kürt olduğu, Kürt kimliğine ve haklarına sahip çıktığı için Diyarbakır işkencehanesinden geçen babalar, kardeşler; basılan evler, sözde ev araması diye yere yatırılıp enselerine postalla basılan analar, babalar, en hafifi “şerefsiz Kürt” olan hakaretleri, küfürleri duyarak büyüyen çocuklar. On beşinde, on altısında tutuklanıp içeri atılan, işkence gören, serbest kaldığında yaşamını ve onurunu korumak için tek çareyi dağa çıkmakta bulanlar, orada yaşamlarını yitirenler, ya da yıllarca zindanlarda kalanlar....Senin kardeşin, 22 yıldır zindan zindan dolaştırılıyor değil mi Canım? Hem de bildiğim kadarıyla ne bir ölü, ne de çatışma var arkasında. Öz be öz Türk ve Ülkücü katil olsaydı çoktan özgürdü şimdi. Ne çare ki o Kürt, ne çare ki siz Kürtsünüz.
Annen Hasan Cemal kanalıyla bir mektup göndermiş Tayyip Bey’e. Hani bir zamanlar analar ağlamasın diye gözü yaşlı şov yapan sonra da sadece Kürt değil, Türk Kürt hepimizin anasını ağlatan Başbakan’a. İşe yarar mı bilemem. Arkadaşımızı yedirtmeyiz diyerek tescilli işkencecilere sahip çıkmaktan ar duymayan, yasa paketlerine müebbede mahkûm kanlı faşist katilleri hapisten kurtarmak için özel madde eklenmesine yeşil ışık yakan Başbakan’ın, başkalarının, hele de Kürtlerin mağduriyetlerine kör olduğunu artık biliyoruz.
Bir Teşekkür, Bir Çaresiz Özür
Sana teşekkür borçluyum Kürt kızkardeşim benim. Her zamanki alçakgönüllü, saygılı halinle “Neden Oya Abla, ne yaptım?” dediğini duyar gibiyim.
Gerçeklerin siyasetten, kitaptan, ideolojiden, savaştan değil; insanın yüreğinden, umutlarından, acılarından öğrenildiğini seni tanıyınca kavradım. Ben soldan geliyorum. Kürt sorunu sosyalizmin klasik metinlerindeki “Ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı”ydı benim için. Sosyalist düşünce ve ahlâk sömürüye, baskıya karşı ezilenin, emekçinin, yanında olmayı emrederdi. Bu yüzden savunurdum Kürtlerin haklarını. Kürt meselesi: ağanın, beyin, şeyhin ve de burjuva devletinin sömürüsüydü; devrim olunca çözülecekti. Bu kadar basit, şematik, insansız.
Sen bana Kürt sorununa da bölgeye de başka gözlerle ve yürekle bakmayı öğrettin. Senin özelinde Kürt insanını yüreğimle, vicdanımla kavradım. Şemaların yetmediğini, insanın gerektiğini anladım. Kayıp Söz romanını yazamazdım seni tanımasaydım. Biraz övüneyim; Kayıp Söz 20 ülkede, 20 dilde basıldı, basılıyor. O romanı sen armağan ettin bana. Kayıp Söz’deki sözünü yitirmiş yazarın dediği gibi, “Duyduğum sesin, şiddetten doğan acının sesi olduğunu bilmiyordum, öğrendim. O sesi izledim. Sözü buldum. Barışa, insana dair söyleyecek bir sözüm var artık.”
Ama söz yetmiyor. O kadar çok söz söyledik ki bugüne kadar, kendi sözlerimizde boğulduk. Barış diye diye barışı boğduk. Ne biz Türkler ne de Kürtler savaşı, ölümü, silahı çözüm sanan kendi muktedirlerimize yeterince güçlü karşı çıkabildik. Ne Türkler ne Kürtler, savaşmak istiyorsanız bize güvenmeyin, oturun, konuşun, uzlaşın, biz barış istiyoruz diye yüksek sesle haykıramadık. Bugünlerde çaresizlik ve panik halinde başladık biraz böyle konuşmaya ama artık çok geç. Savaşı tek çözüm sayan muktedirlere karşı tek yürek, tek çığlık olamadık. Ölecek, öldürecek kadar cesur olanlar barışa cesaret edemediler, edemedik.
Biliyorum Rojbin, umutsuz, kötümser bir yazı oldu bu. Bu ülkeye hükmedenlerin akıllarının, bilgilerinin hele de vicdanlarının bu kadar sığ; hırslarının, kinlerinin, kibirlerinin böylesine engin olduğunu gördükçe, artık korkuyorum. Senin için, küçük oğlun için, geleceğimiz için, halklarımız için korkuyorum. Ya sen?
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları





























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
24.05.2024
14.05.2024
3.05.2024
3.05.2024
22.04.2024
16.04.2024
3.04.2024
29.03.2024
22.03.2024
7.03.2024