Ümit KIVANÇ
Bize üç şey lazım: İlki azim. Neyse ki mücadeleyi öğreniyoruz. AKP'nin topluma en büyük faydası, eskinin kurulu düzencilerini bile armut piş ağzıma düş felsefesinden bir ölçüde kurtarmak oldu. Anladılar ki, hak istiyorsan, şöyle değil böyle yaşamak istiyorsan, artık ötekileri bastıracak orduya şuna buna güvenemezsin. Kendin mücadele edip kazanacaksın veya koruyacaksın. Böyle yaptığında da, baskıya ve yine birilerinin sindirilmesine dayalı Eski Türkiye'nin elemanı olmaktan çıkacaksın ister istemez. Şeytan kulağına kurşun, demokrat bile olabilirsin bunun sonunda! Kullanılmayan oylar, bunların yolaçtığı oranlar, bu gerçeğin kavranmasına katkıda bulunacak; tersten.
Mücadele, bizimki gibi ülkelerde, devletin karşısında, her türlü tehlikeye açık olmak anlamına gelir. Yani biraz... birazdan fazla cesaret ve kararlılık ister. Yani azim. Genel olaraksa günümüzün özellikle büyükşehir kültüründe tamamen tukaka edilmiş bir şeyi, örgütlenmeyi, bazen kendi bireysel istek ve çıkarlarından vazgeçmeyi, bazen bugünün insanına kâbus gibi görünen bir durumu, topluluğun sıradan bir parçası olmayı gerektirir. Evet, bunları Gezi isyanı sürecinde biraz öğrendik; yapabiliyoruz.
İkinci ihtiyaç, sabır. Demokrasi, birilerinin lütfuyla, üç-beş ricayla elde edilecek bir armağan falan değil.
Bugün Batı'da insanî ne varsa, alt sınıfların, ezilenlerin, emekçilerin, özellikle işçilerin, uzun yıllar süren, büyük fedakârlıklar gerektiren mücadeleleriyle kazanıldı. Kapitalistler ve esas olarak, onların hegemonyası altında bir toplum işleyişini gözetmek durumunda olan devletler, baktılar ki, bir tür uzlaşma hattı oluşturmadan bu düzenler sürdürülemeyecek, "sosyal devlet" tavizlerini modern devlet-toplum ilişkisinin vazgeçilmezi haline getirdiler. Tesadüfe bakın ki, Batı'nın kendini ezilenlere verilmiş tavizlerden kurtarmak için utanmazca didinmeye girişmesi, bizim darbe bataklığından neoliberalizm çukuruna yuvarlandığımız 1980'lerdedir.
'80'ler ve neoliberalizm dendiğinde, kapitalistlerin saf kâr amaçlı faaliyetini sınırlayacak her türlü denetimi ("kamu") ekonominin dışına atan Milton Friedman, "tarihin sonu"nu ilân eden Francis Fukuyama ve bundan sonrasının sınıflar değil medeniyetler savaşı olacağını vaaz eden Samuel Huntington şüphesiz yazar-çizer tayfasının öncelikle aklına gelir. Ama bu dönemin insanî bakımdan neye denk düştüğünü ancak Ronald Reagan, Margaret Thatcher ve Turgut Özal'ın fotoğraflarını yanyana dizdiğinizde hissedersiniz. Şu anda içinde yaşadığımız vahşi kara düzen, kapitalizm koşullarında bile kaçınılmaz değildir. AKP'nin bunu sarmaya çalıştığı takdir-i ilahi kılıfına sığacak cinsten, hiç değildir. İnsanlık olarak kaybettiklerimiz, zamanında kazanılmıştı, yine kazanılabilir. Ama bunun için gösterişli saman alevleri yakmak yetmez. Gezi Parkı'ndaki ortam muhteşem bir alternatif hayat tasarımıydı, eyvallah, ama yaşadığımız hayatta kalıcı bir değişim yaratabilmek için birkaç günlüğüne, birkaç haftalığına parlayan yıldızlar yetmez. Uzun uzun, ince ince uğraşılması şart. Bu da sabır işi.
Gelelim üçüncü ihtiyaca: Neyi istemediğimizi ve neyi istediğimizi hâlâ çok eski, çok sığ, sanayiye götürüp toplattırsan da fayda etmez bir zihniyete ait, eciş bücüş olmuş kavramlarla ifade ediyoruz. Hem siyasî ahlâk hem de anti-demokratiklik, hattâ otokratlık bakımından, mücadele ettiğimiz iktidar partisinden daha da beter, şaibeli hareketlerle birarada bulunmanın bizi daha iyi bir toplum hayatına ulaştırmayacağını bir türlü kabul etmek istemiyoruz. Bazen daha kalabalık olmak sizi daha güçlü yapmaz. Aksine. Şimdiye kadar, yanlış insanlarla birarada olmaktan ötürü zayıf düşmenin sayısız örneğini gördük. Biz başkalarının otokrasisini reddediyor ve "bizimkilerin" diktasını mı istiyoruz? Bunu istemediğimizden emin olmalıyız. Dikta kurulduğunda başına asla iyiler geçemez.
Her türden diktacıyla mesafemizi açmalıyız. İkincisi, bu memleketi siyasetsiz, dahası, kültürsüz, daha dahası, medeniyetsiz yapma yarışına çıkmış iki ana zihniyetin elele tutuşup çizdiği ayrım çizgisini yok saymalıyız. Bu toplum, çağdaş-laikler ile gerici-dindarlar şeklinde ikiye bölünmüyor. Her toplum gibi, egemenler ve ezilenler olarak bölünüyor. Sonra, vicdanlılar ve vicdansızlar olarak bölünüyor. Sonra, eşitlikçiler ve elitistler olarak bölünüyor. Sonra, demokratlar ve ırkçılar olarak bölünüyor. Kapıcısına böcek muamelesi yapan laik-çağdaş üst-orta sınıfın başbakan ve AKP'den rahatsız olmasına yolaçan içsel dürtülerle, özgürlük ve demokrasi isteyenleri harekete geçiren bilinçli tercihler biraraya getirilebilir mi? Ahlâklı, vicdanlı dindar insanların AKP'den kopunca gidecekleri yer neresidir? Var mı böyle bir yer? "Eski Türkiye" denen gulyabaninin bugün hâlâ varlığını sürdürebildiği açık alanlardan birinin "muhalefet" safları olması tuhaf değil mi? Muhalefet denen amorf yapının bir bölümü aslında düpedüz, ordu hegemonyasındaki Eski Türkiye'yi, bir kısmı Kürt'e Kürt denemeyen günlere dönmeyi istiyor.
"Eski Türkiye", bir Tayyip Erdoğan uydurması değil. Böyle bir şey vardı. Kimin hükmettiğini bile açıkça göremiyorduk. Faili meçhul cinayet ya da gözaltında kayıplar, Eski Türkiye'nin tartışmasız simgeleridir.
Ancak "Eski Türkiye", bugünkü muktedirlerin uydurması olmadığı gibi, onların tarif ettiği gibi de değildi. Hıristiyanları öldürürken, kovarken, mallarını mülklerini yağmalarken, evlerini işaretleyip Alevileri katlederken veya "komünistlere" karşı, dünkü "eski"lerle bugünkü "yeni"ler hep biraradaydı.
Demek istediğim, özgür ve demokratik bir memlekette, eşit haklarla, işçileri beşer onar kurban etmeden, gençleri bunaltmadan, kimsenin namazına başörtüsüne, eteğine şortuna karışmadan, imam hatip isteyenin orada uhrevî sırlara ereceği, ateistin şurada tanrılarla cenk edeceği, isteyenin istediği dilde okuyacağı yazacağı, eğitim göreceği bir hayat sürmek istiyorsak, önce, kim bizimle, kim karşımızda, onu bilmeli, belirlemeliyiz. Türkiye'de bütün bunları sadece kendisi için değil herkes için isteyen insan azdır. Ama böyle bir gelecek tasavvurunu sindirmişseniz, sayınız önemli değildir. Sayıya bakamazsınız. Çünkü özgürlük ve eşitlik hayali biryerlerde pırıl pırıl parlamalıdır. Onu boyayamazsınız, çamura bulayamazsınız. Birileri gelip üstüne gaz atar, zehirli su sıkarsa bundan zarar gelmez; siz kirletirseniz kirlenir.
Bir çizgi lazım bize. Bir emniyet şeridi. Başka bir yerden geçen. Bugün ayrı duran birilerini aynı tarafta bırakacak, yanyana duran bazılarını birbirinden ayıracak. Bu cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde, böyle bir çizgiyi doğru yerden çekmeye girişmenin bile ne kadar ferahlatıcı, canlandırıcı, teşvik edici ve tabiî iç temizleyici olduğunu gördük. Yukarıda bahsettiğim pırıltı görüş alanımızdan şöyle bir geçti sanki, ha? Devlet dersinde öldürülen çocukların eline renkli tebeşirler verebilsek şak diye doğru yerden çiziverirlerdi bu çizgiyi.
http://riyatabirleri.blogspot.com.tr/2014/08/onumuzdeki-maclara-nasl-hazrlanmal.html#more
Yazarlar
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları





































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2025
30.12.2024
24.12.2024
15.12.2024
1.12.2024
15.11.2024
21.10.2024
7.10.2024
22.09.2024
5.07.2024