Yıldıray OĞUR
15 Temmuz darbe girişimi üzerine henüz medyaya sızan sınırlı sayıdaki ifadeler dışında iddianameler hazır olmadığı için olan biten hakkında en dikkat çekici kaynak Meclis’teki araştırma komisyonu. Komisyonun, iddianamelerin çıkmasından sonra çalışmaya başlaması belki daha faydalı olabilirdi ama yine de kamuoyu önünde merak edilen soruların muhataplarına sorulması önemli.
Komisyonun en büyük handikabı bugüne kadarki oturumlarda da görüldüğü gibi çağrılan konuklara iktidar ve muhalefetten milletvekillerinin siyaseten işlerine gelecek şeyler söyletme çabaları. Komisyonda vaktin epey bir kısmının özellikle muhalefet milletvekillerinin bu çabalarıyla geçtiği görülüyor.
Sadece komisyonda alınan söz sayılarına bakıldığında ilk üç sırada en yakın takipçisinin iki katı ve neredeyse AK Partili vekillerin tamamı kadar söz almış CHP’li Aykut Erdoğdu ilk sırada geliyor. Onu CHP’li diğer iki vekil Aytun Çıray ve Sezgin Tanrıkulu izliyor. Ardından AK Parti’den Selçuk Özdağ, HDP’den Mithat Sancar diye liste devam ediyor. Tutanakları okuduğunuzda bu ağırlığı görebiliyorsunuz.
Biraz daha titiz bir hazırlıkla mesela “2003’te hükümeti FETÖ’ye karşı uyardım” diyen Hilmi Özkök’e Genelkurmay Başkanı ikenki Özel Kalem Müdürü’nün FETÖ’den tutuklu olduğu hatırlatabilirdi. Ya da Mehmet Ağar’a komisyonun gündemi olmayan 90’larla ilgili sorular yerine Demokrat Parti macerası.
Yine de bugüne kadarki oturumlardan yanlış bilinen veya az bilinen pek çok gerçek ortaya çıktı. Henüz tutanakları Meclis sitesine konmayan dünkü oturum dışındaki oturumların tutanaklarından benim notlarım şöyle:
İkinci Darbe üzerine söyledikleriyle pek güven vermeyen emekli albay Atilla Uğur 2003 yılında Genelkurmay Başkanı iken Hilmi Özkök’e orduda FETÖ’cülerin listesini getirdiğini, Özkök’ün ise “Ne uğraşıyorsunuz bu işlerle, bunlar Müslüman adamlar” dediğini iddia etmişti. Hilmi Özkök’e komisyonda bu iddia soruldu. Cevabı net oldu:
“Bu tamamen yalan efendim. Yani bir albay kalkıp da Genelkurmay Başkanını kendiliğinden getirmezdi, onun komutanı vardır, o Jandarma Genel Komutanına arz eder, ondan sonra bana gelir, bana gelmeden önce İkinci Başkan inceler yani sistem böyle çalışır. Ama kalkıp bana gelmiş, bir de ve üstelik Cumhurbaşkanına da gitmiş, öyle diyor kendisi. Vatan sevgisine verdim ben onu, çok seviyor vatanını, milletini diye. Öyle, bazı insanlar yapmak isteyip yapamadıkları şeyi yapmış kabul ediyorlar, kendilerini de inandırıyorlar. Yani öyle bir şey mümkün mü?”
Ordu içindeki cemaat yapılanmasıyla ilgili epey önceden yazan, kitaplar çıkaran gazeteci ve eski asker Yavuz Selim Demirağ’ın ifadesinde 1982 yılında askerî okullardaki cemaat yapılanmasının deşifre edildiği operasyonu anlattı. O operasyonda tespit edilmesine rağmen kazanılmak için ordudan atılmayan 48 teğmenden 11’i 15 Temmuz darbesine general rütbesiyle katılmış:
“… 240 ev tespit edildi. Kuleli’nin yanında Deniz Lisesi, Deniz Harp Okulu, Hava Harp Okulu, çeşitli sınıf okulları vardır İstanbul’da, ulaştırma okulu, piyade okulu vesaire. Bunlardan da, bu personelden de yüzlerce kişi gözaltına alındı. Kuleli’de yaklaşık iki ay süren bir soruşturma esnasında merhum Doğu Aktulga, sosyologların, psikologların da destekleriyle, tarihçilerin de destekleriyle bu gözaltına alınan arkadaşlara, bu kişilere özel dersler verildi iki ay boyunca. Bu esnada soruşturmalar sürüyordu. Ancak malumunuz, 12 Eylül şartları, bir de bu öğrencilerin tamamını atmak yerine bunları kazanmak için de çok çaba sarf edilmiştir. Ki bu öğrenciler arasında, okulda dereceleri vardır yani bizim okul 1’incisi, 2’ncisi, 3’üncüsü dediğimiz, sınıf başkanı dediğimiz çocuklar vardı, disiplin notları 100 yani tam, dersleri çok iyi. Dönemin komutanları ‘Bunları atmaktansa masum olanları da kazanalım’ dediler. Nitekim, bu 134 kişiden 86’sı atıldı, geri kalanları kazanıldı hissiyle bırakıldılar ve 15 Temmuz gecesi yapılan darbede bunlardan, bu atılmayanlardan 11 de general vardı. Atılanlardan birisi geçtiğimiz dönem bu Meclisin çatısı altında İstanbul Milletvekilliği yapan, benim sınıf arkadaşım Muhammed Çetin’dir…”
Yine Demirağ’ın ifadesinden Genelkurmay da 15 Temmuz öncesi FETÖ soruşturmasını yürüten asker savcı Kurtuluş Kaya’nın da firari olduğunu öğrendik.
15 Temmuz’da Birinci Ordu Komutanı olan Genelkurmay İkinci Başkanı Ümit Dündar’ın ifadesinde o gece Trakya’dan İstanbul’a yürüyen birliklerin nasıl durdurulduğunu, en ilginci ise gezi için Çanakkale’ye gitmiş Harp Okulu öğrencilerinin de orada darbeye katıldığını öğrenmiş olduk:
“Bunlar esnasında Çorlu’ya bağlı Lüleburgaz bölgesindeki bir birlikte bir hareketlenme oldu. Başlangıçta bir birlik çıkarken Kolordu Komutanımız devreye girerek onu önledi fakat arkasından bir başka birlik İstanbul istikametinde hareket etti. O hareketi önlemek için de hem Sayın Valimiz Kırklareli Valisiyle hem de Kolordu Komutanımızla görüşmek suretiyle, yol önlerinin bu gişelerde önlenmesi ve kesilmesi konusunda tedbirler alındı. Bu arada da, her ihtimale karşı geçerler düşüncesiyle, 3’üncü Zırhlı Tugay’a Tümgeneral Yavuz vasıtasıyla verdiğim emirle bir bölük kadar birliği de İstanbul yoluna çıkararak onların yolunu kesmek üzere tedbir aldırdık ama onlar da oraya gelemeden gişelerde kaldılar. Bunun dışında, Edirne’de çok ufak birkaç hareket oldu. Gelibolu kolordu bölgesindeyse, askerî birliklerden ziyade, oraya Çanakkale’de tarihî yerleri gezmek ve etüt yapmak maksadıyla gelen Harp Okulu öğrencileri vardı. Onların bir hareketlenmesi oldu. Onu da Kolordu Komutanımız durdurdu...”
Dündar’ın sözlerinden darbe gecesi İstanbul Valisi, Emniyet Müdürü ile Boğaz Köprüsü’ne yakın bir yerde buluşup durum değerlendirmesi yaptıklarını öğreniyoruz. Peki darbecilerin tankının tüfeğinin karşısında sivil insanlar direnirken neden kendi komutasındaki askerler darbecilere müdahale etmedi sorusuna ise şu cevabı vermiş:
“Bu arada '3. Zırhlı Tugayı İstanbul’a getirelim mi, getirmeyelim mi?' tartışmaları aramızda devam ederken, zaten halkımız da darbeyi önlemek maksadıyla girişimde bulunmaya başladığında o birlikleri de getirsek, onların da gene halkımız arasından geçip yani kendilerinin menfur darbeye katılanlar olmadığını ispat etmeleri biraz zor ve sıkıntılı olacaktı. Bu aşamalarda ihtiyaç duyulmadığı için onu da oraya getirmedik...”
Boğaz Köprüsü’ndeki darbecilerin nasıl teslim olduklarının cevabı da Dündar’ın anlattıklarında saklı:
“80 tanktan 20’si çıkmış vaziyette. Dolayısıyla, geride kalanları ne yaparız -düşüncesiyle başlangıçta belki geceyi anlatırken ifade ettiğimde- bizim için İstanbul’da iki alternatif vardı. Birincisi: O geride kalan tankların dışarıya çıkmaması, artı eğer olay uzayacak olursa o tankların bizim tarafımızdan kullanılmasını sağlayacak bir imkânın oluşturulmasıydı. O kapsamda da yanımda olan Kolordu Komutanı Vekili arkadaşımız Tümgeneral Yavuz Türkgenç’i kendi güvendiği kişilerle birlikte 2’nci Zırhlı Tugay bölgesine personel görevlendirdi, o personel emniyet güçlerini de yanına almak suretiyle yaklaşık herhâlde dört otuzdan itibaren beş civarında kışlayı ele geçirdiler. Hatta kışlayı ele geçirmeyi müteakip darbeyi idare eden tugay komutanı da Boğaz Köprüsü bölgesine getirmek suretiyle o Boğaz Köprüsünde darbeyi yapan teslim oldu. Dolayısıyla, siz de teslim olacaksınız düşüncesiyle oradaki direnmeyi de sona erdirdiler. Dolayısıyla, elimizde tankı durduracak herhangi bir güç yoktu, öyle söyleyeyim...”
Dündar’ın ifadesindeki en ilginç bölüm yaptığı telefon konuşmaları. Necdet Özel, o gece Ümit Dündar’ı telefonla arayıp TV’ye bağlanması için cesaretlendirdiğini söylemişti. Dündar o konuşmayı biraz daha farklı anlatmış:
“Bu ikinci yerde faaliyetlere devam ederken birçok kişiyle telefonla görüştüm. Bu görüştüğüm kişiler içerisinde de, daha önce basına yansımış olduğu gibi, eski Genelkurmay Başkanımız Necdet Özel Paşa’yla da görüştük. Kendisiyle 2 veya 3 defa -tam olarak hatırlamıyorum ama birden fazla değil, 2 olduğu kesin- görüşme yaptım. Kendisi tarafından bazı konular gündeme getirildi ve karşılıklı görüştük.
Erdoğdu: -Hangi konularda Paşam?
Dündar: -“Hangi konular?” derken, genelde Sayın Genelkurmay Başkanımızın, resmin ne olduğunu görmek anlamında, hangi birliklerin ve kimlerin bu faaliyetlere iştirak ettiği konusunda soruları oldu, ben de kendisine o kapsamda soruları cevaplandırdım. İkinci aşamada da, yine, olayın nasıl gittiği ve o birliklerin katılım konusu gündeme geldi, gene o konuda kendisine birkaç cümle ifade ettim ve bu arada da, Sayın Valimizle yaptığımız görüşme sonucunda da televizyona bir açıklama yapmamızın yararlı olacağını değerlendirdik."
* * *
Eski İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın komisyondaki anlatımı da darbe gecesi hükümet cephesini neler yaptığını anlamak açısından önemliydi. Onun anlattıkları arasında en ilginci PKK’nın darbe öncesi bir yıl boyunca hendek terörü ile FETÖ'cü asker ve Jandarma arasındaki ilişkiye dair söyledikleriydi:
Efkan Ala: ... Bir Hocamız -şimdi Parlamentoda değil- bana kürsüden diyor ki: “Hocam, Lice’de şu kadar zamandır yol kazılmış. Neden onun tedbirini almıyorsun?” Kiminle alacağım ben? Oradaki Jandarma komutanıyla. Jandarma komutanı bir aydır orada. Olmuş ve haber vermiyor, o işe göz yumuyor hem orada milleti zora sokmak için hem bizi sokmak için. Oysa, beş dakikalık iş. Gittiği zaman, çağırdığı zaman orayı hemen doldurabilecek. Ben bunu görevden alamıyorum, bu yetkiyi getirmişim buraya. Bir şey söylemedi Allah var; sustu, gitti ama kürsüden çok ağır eleştirilerde bulunmuştu... Ben bunu da çeşitli mahfillerde açıkça söyledim: Bundan sonra şu adımı atabilirler ve bu adımı attıklarında başarılı olmamaları için Jandarmada bu değişikliği, hiç olmazsa asgari bu değişikliği mutlaka yapmamız lazım...”
* * *
“Yani, olabildiğince orada Hükûmeti de zora sokacak, bu politikalarını da zora sokacak; 'işte, bakın, çözüm süreci ne menem bir şeydir' dedirtecek şeyleri yapmışlar. Yani, biz o dönemde hiç kimsenin elinden oradaki yetkisini almadık ki yani asayiş konusunda, terörle mücadele konusunda, o başka, bizim uygulayacağımız politika. Onu sabote etmek için orada yapmaları gereken görevi yapmayanların veya müdahale etmesi gerekirken etmeyenlerin bir kısmı tespit edildi, bir kısmı da belki ileride tespit edilecek, soruşturmalar açıldı, incelemeler de yapıldı. Böyle bir sorunun olduğu çok açık.
Sezgin Tanrıkulu: 'Sınırı aşıp görüşmüşler' dediniz yani bilgi sahibi olmamızda bir sakınca var mı?
Efkan Ala: İşte, daha da terörü ağırlaştıracak, daha Türkiye’yi kaosa götürecek teklifte bulunmuşlar; bu, istihbari olarak böyle arkadaşlar...”
FETÖ’nün ordudaki yapılanması üzerine darbeden aylar önce yazdığı kitapta anlatan emekli Jandarma Kurmay Albay Mustafa Önsel’in ilk kez Meclis komisyonunda dillendirdiği bir bilginin üzerinde de yeterince tartışılmadı. Daha önce Başbakan medya temsilcileriyle buluşmasında aslında bunu söylemişti o zaman da pek ilgi çekmemişti:
“Bildiğimiz bir şey var 86, 87, 88 ve 89 dönemlerindeki albaylarla ilgili fazla sıkıntı yok, 90’dan itibaren başlıyor. 15 Temmuz öncesi bunların teşvik verilerek emekli edilmesine dair bir kanun getirdiler. Bunun da onların marifeti olduğunu şimdi anlıyoruz. O kanunu da bu KHK’da iptal ettik. İstedikleri kadar kalacaklar. Bu bir anlamda aşağıyı kontrol etme anlamında bir tedbir olarak ele alınabilir...”
Millî Savunma Bakanlığı üzerinden getirilen kanun 13 Ocak 2016’da TBMM’den geçmişti.
Önsel bu kanunun amacını komisyona anlatmış:
Önsel: Esasında o devreler, bizim devreler çok rafinedir yani bu konuda Fetullah’ın çok çok az sızdığı bir devredir. Bu son anda bile buna oyun yaptılar bu dört devreyi sistemin dışına atıyorlardı bakın emekli ederek.
Aykut Erdoğdu: Emeklilik için…
Önsel: Tabii, tabii.
Erdoğdu: 1986, 1987, 1988, üç devre vardı, bunlara yüksek tazminat verilerek ordudan uzaklaştırmalı. Sorduğumuzda “Albay fazlası var” dediler. Tabii, biz o zaman çok şüphe duyduk ama Millî Savunma Bakanlığı bunu çok savundu. Şimdi dönüp anlıyoruz ki bütün bu bilgileri birleştirdiğimizde bu albay kadrolarını boşaltıp 15 Temmuz'a yönelik bir hazırlık meselesiymiş.
Önsel: Çok önemli bir husus bu.”
Bu kanun 13 OCAK 2016 günü Meclis’ten HDP’lilerin soykırım ve Kürt meselesi ile ilgili açtıkları tartışmalar arasında sessizce geçmiş. Ocak 2016’da bile Genelkurmay üzerinden darbeye hazırlık için Meclis’ten bir kanun geçirilmesi büyük bir başarı. Bu kanunun görüşmeleri sırasında Meclis’te muhalefetten söz alan (aslında CHP’li Çiçek hariç başka meseleler için söz hakkını kullanan) üç vekilin ne söylediğini de hatırlayalım:
Erkan Haberal (MHP): Değerli milletvekilleri, Askerlik Kanunu'nda yapılan değişiklikle albaylarımızın emekliliklerinin teşvik edilmesi usul ve yöntem olarak sağlıklı değildir. Öncelikle bu konunun Silahlı Kuvvetlerin görüşü doğrultusunda, ilgili ihtisas komisyonunda, Millî Savunma Komisyonunda enine boyuna tartışılması gerekirdi. Ülkemizdeki terör ve… Zamanım bitti. Bu duygu ve düşüncelerle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
Mustafa Zeydan (HDP): Albayların ve askerlerin özlük haklarını iyileştirmek, maaşlarını artırmaktan öte, her şeyden önce "Asker, polis, sivil ve bütün insanlarımızın yaşam hakkını nasıl koruyabiliriz? Bu oluk oluk akan kardeş kanını nasıl durdurabiliriz?"i konuşmamız lazım. (HDP sıralarından alkışlar)
Dursun Çiçek (CHP): Her şeye rağmen, geçmiş dönemde yüzlerce askerin, subayın "paralel yapı" denilen örgütün kumpas davalarıyla emekliye zorlanmasından daha insancıl bir yöntemdir... Bu konuda teşvik primini esas alan, teşvik maddesini esas alan rakamların Genelkurmayın teklif ettiği şekilde 2 katına çıkarılması personelin talebidir, isteğidir. Bu konuda takdir yüce Meclisindir. (CHP sıralarından alkışlar)
15 Temmuz darbe araştırma komisyonunun tutanak sayfasını takibe devam. Komisyonunun ciddiyeti için iyi bir haber; Dugin gelmiyor...
Yazarlar
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları






























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
7.02.2026
2.02.2026
29.01.2026
25.01.2026
22.01.2026
19.01.2026
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026