Yıldıray OĞUR
Genelkurmay niye başkanlık
1.12.2010
2857
Mehmet Baransu’nun dün Taraf’ın manşetindeki “Genelkurmay’ın tabelası indiriliyor, Pentagon modeline geçiliyor” haberi, Başbakanlık tarafından “Başbakan’ın böyle bir talimatı yoktur” denerek yalanlandı.
Başbakan’ın talimatı belki yoktur ama bir hazırlık yürütülüyordur, kim bilir...
Bu “gayrıresmî hazırlıkların” henüz olgunlaşmadan kamuoyu önünde tartışılmaya başlanmasından Başbakanlık rahatsız olmuş olabilir.
Genelkurmay Başkanlığı’ndan bahsediyoruz. Başkanlık kelimesine dikkatinizi çekmek isterim.
Daha önce hiç düşündünüz mü: Neden Türkiye’de bakanlıklar, genel müdürlükler, müdürlükler, teşkilâtlar, müsteşarlıklar var ama sadece iki tane başkanlık var?
Ve neden bunlar; Genelkurmay Başkanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı?
Orijinal adlarıyla Diyanet İşleri Riyaseti ve Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti.
Bu iki ‘riyaset’, iki vekâletin (bakanlığın) kaldırılmasıyla, “Şeriye ve Evkaf ile Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Vekâletleri’nin İlgası adını taşıyan 429 sayılı kanunla, aynı gün, 3 Mart 1924 günü kuruldu.
Sizce bu da mı tesadüf?
Hâlâ böyle midir bilmiyorum ama bu iki başkanın maaşlarının bile ilk kuruldukları yıllardan itibaren birbirine eşit olduğu söylenir.
Devletçi dindarlarımıza rivayet edilen, sahih olup olmadığından emin olmadığım bir sözüne göre Atatürk “Bizim iki ordumuz var. Biri manevi, diğeri maddi ordumuzdur. Diyanet mânevi ordumuzdur, silahlı kuvvetlerimiz ise, maddi ordumuz. Mâneviyat maddeden önce gelir, bu sebeple Diyanet İşleri Başkanı Genelkurmay Başkanı’ndan beş lira asli maaş fazla almalıdır” demiştir.
Doğru da olabilir. Protokolde Diyanet 3, Genelkurmay 4 numaraymış o yıllarda.
Diyanet ve Genelkurmay erken Cumhuriyet’in üzerine kurulduğu iki önemli kurum. Başkanlık pozisyonu da bu öneme binaen, bakanlık müdürlük hiyerarşisi dışında bulunmuş bir formül.
Erken Cumhuriyet’in pragmatik nedenlerle yaptığı İslam vurgusu azalınca, laiklik tahkim edilince iki başkanlıktan Diyanet, protokoldeki 3. sırasından bugünkü 50. sırasında kadar gerilemiş.
Bir önceki başkan Ali Bardakoğlu son açıklamalarından birinde protokoldeki bu irtifa kaybını “Atatürk kadar kimse bize kıymet vermedi” sitemiyle dile getirmişti. Genelkurmay Başkanlığı ise 1944’te Feviz Çakmak gibi güçlü bir figür emekliye ayrılınca önce Başbakanlığa, 1949’da İkinci Dünya Savaşı’nın sonuçlarının etkisiyle esen demokratikleşme rüzgârları çerçevesinde de Milli Savunma Bakanlığı’na bağlandı. 27 Mayıs’ın ilk işlerinden biri ise Genelkurmay’ı yeniden Başbakanlığa bağlayarak özerk statüsüne kavuşturmak oldu.
Ama bu 86 yıl boyunca Genelkurmay Başkanlığı protokolde 4. sıradaki yerini korudu.
Yani Türkiye laikleşti ama demokratikleşemedi.
Peki nasıl başardı Genelkurmay 4 numaralı koltuğu korumayı? Darbelerle, tankla, tüfekle, askerî vesayet düzeniyle tabii ki...
Ama en başta görev tanımını bizzat Atatürk’ün vermesiyle... Genelkurmay Başkanlığı-Savunma Bakanlığı ilişkisinde kimin patron olduğunu bizzat Atatürk tarif etmiş:
“Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti’nin vazifesi ordunun teşkilini, tensikini fenni olarak düşünmek ve memleketin esbabı müdafaasını nazarı dikkate almak ve bunlarla iştigal etmek. Harbiye Nezareti (Millî Müdafaa Vekaleti) umur ile kendi vezaifi arasında büyük fark vardır. Harbiye Nezareti, Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti’nin tensip ettiği yahud onun planına göre teşkil ve tensik ettiği bir orduyu iaşe eder, ilbas eder ve saire. Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisi nasıl harbedecek, vatanı nasıl müdafaa edecek, nasıl hazırlanmak lazım geldiğini düşünür.”
Bu konunun Türkiye’deki en önemli uzmanlarından biri olan Ali Bayramoğlu’nun hem konuyla ilgili çok değerli doktora tezinde hem de yazılarında hatırlattığı Atatürk’ün bu sözlerinden aşağıda okuyacağınız ise, bugün Genelkurmay’ın Savunma Bakanlığı’na bağlanmasının nasıl ciddi bir zihniyet engeliyle karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor:
“Teşkilât-ı askeriye vatanımızı esbabı müdafaası ve muhtelif cephelerde icra edilecek (askerî işler kadar), siyaseti dahiliye ve hariciye ile (de) yakınen alakadar bulunuyor. Ve mesailde Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisi’nin mütaleası bulunmak ve diğer haizi mesuliyet olan zevatın noktai nazarlarına yakınen vakıf olmak için onlarla bir arada çalışmak ve bir mesele hakkında Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisi’nin rey ve mütaleası olan zevat gibi İcra Vekilleri meyanında olması teklif edilmiştir.”
Yani herkese kolay gelsin...
[email protected]
Başbakan’ın talimatı belki yoktur ama bir hazırlık yürütülüyordur, kim bilir...
Bu “gayrıresmî hazırlıkların” henüz olgunlaşmadan kamuoyu önünde tartışılmaya başlanmasından Başbakanlık rahatsız olmuş olabilir.
Genelkurmay Başkanlığı’ndan bahsediyoruz. Başkanlık kelimesine dikkatinizi çekmek isterim.
Daha önce hiç düşündünüz mü: Neden Türkiye’de bakanlıklar, genel müdürlükler, müdürlükler, teşkilâtlar, müsteşarlıklar var ama sadece iki tane başkanlık var?
Ve neden bunlar; Genelkurmay Başkanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı?
Orijinal adlarıyla Diyanet İşleri Riyaseti ve Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti.
Bu iki ‘riyaset’, iki vekâletin (bakanlığın) kaldırılmasıyla, “Şeriye ve Evkaf ile Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Vekâletleri’nin İlgası adını taşıyan 429 sayılı kanunla, aynı gün, 3 Mart 1924 günü kuruldu.
Sizce bu da mı tesadüf?
Hâlâ böyle midir bilmiyorum ama bu iki başkanın maaşlarının bile ilk kuruldukları yıllardan itibaren birbirine eşit olduğu söylenir.
Devletçi dindarlarımıza rivayet edilen, sahih olup olmadığından emin olmadığım bir sözüne göre Atatürk “Bizim iki ordumuz var. Biri manevi, diğeri maddi ordumuzdur. Diyanet mânevi ordumuzdur, silahlı kuvvetlerimiz ise, maddi ordumuz. Mâneviyat maddeden önce gelir, bu sebeple Diyanet İşleri Başkanı Genelkurmay Başkanı’ndan beş lira asli maaş fazla almalıdır” demiştir.
Doğru da olabilir. Protokolde Diyanet 3, Genelkurmay 4 numaraymış o yıllarda.
Diyanet ve Genelkurmay erken Cumhuriyet’in üzerine kurulduğu iki önemli kurum. Başkanlık pozisyonu da bu öneme binaen, bakanlık müdürlük hiyerarşisi dışında bulunmuş bir formül.
Erken Cumhuriyet’in pragmatik nedenlerle yaptığı İslam vurgusu azalınca, laiklik tahkim edilince iki başkanlıktan Diyanet, protokoldeki 3. sırasından bugünkü 50. sırasında kadar gerilemiş.
Bir önceki başkan Ali Bardakoğlu son açıklamalarından birinde protokoldeki bu irtifa kaybını “Atatürk kadar kimse bize kıymet vermedi” sitemiyle dile getirmişti. Genelkurmay Başkanlığı ise 1944’te Feviz Çakmak gibi güçlü bir figür emekliye ayrılınca önce Başbakanlığa, 1949’da İkinci Dünya Savaşı’nın sonuçlarının etkisiyle esen demokratikleşme rüzgârları çerçevesinde de Milli Savunma Bakanlığı’na bağlandı. 27 Mayıs’ın ilk işlerinden biri ise Genelkurmay’ı yeniden Başbakanlığa bağlayarak özerk statüsüne kavuşturmak oldu.
Ama bu 86 yıl boyunca Genelkurmay Başkanlığı protokolde 4. sıradaki yerini korudu.
Yani Türkiye laikleşti ama demokratikleşemedi.
Peki nasıl başardı Genelkurmay 4 numaralı koltuğu korumayı? Darbelerle, tankla, tüfekle, askerî vesayet düzeniyle tabii ki...
Ama en başta görev tanımını bizzat Atatürk’ün vermesiyle... Genelkurmay Başkanlığı-Savunma Bakanlığı ilişkisinde kimin patron olduğunu bizzat Atatürk tarif etmiş:
“Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti’nin vazifesi ordunun teşkilini, tensikini fenni olarak düşünmek ve memleketin esbabı müdafaasını nazarı dikkate almak ve bunlarla iştigal etmek. Harbiye Nezareti (Millî Müdafaa Vekaleti) umur ile kendi vezaifi arasında büyük fark vardır. Harbiye Nezareti, Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti’nin tensip ettiği yahud onun planına göre teşkil ve tensik ettiği bir orduyu iaşe eder, ilbas eder ve saire. Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisi nasıl harbedecek, vatanı nasıl müdafaa edecek, nasıl hazırlanmak lazım geldiğini düşünür.”
Bu konunun Türkiye’deki en önemli uzmanlarından biri olan Ali Bayramoğlu’nun hem konuyla ilgili çok değerli doktora tezinde hem de yazılarında hatırlattığı Atatürk’ün bu sözlerinden aşağıda okuyacağınız ise, bugün Genelkurmay’ın Savunma Bakanlığı’na bağlanmasının nasıl ciddi bir zihniyet engeliyle karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor:
“Teşkilât-ı askeriye vatanımızı esbabı müdafaası ve muhtelif cephelerde icra edilecek (askerî işler kadar), siyaseti dahiliye ve hariciye ile (de) yakınen alakadar bulunuyor. Ve mesailde Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisi’nin mütaleası bulunmak ve diğer haizi mesuliyet olan zevatın noktai nazarlarına yakınen vakıf olmak için onlarla bir arada çalışmak ve bir mesele hakkında Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisi’nin rey ve mütaleası olan zevat gibi İcra Vekilleri meyanında olması teklif edilmiştir.”
Yani herkese kolay gelsin...
[email protected]
Yazarlar
-
Mensur AkgünTrump şaşırtmaya devam ederken… 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÇankaya şişmanı... 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezÖnümüzdeki Küresel Riskler 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciÇöken CHP mi AK Parti mi? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSuriye’de yeni dönem arayışı: Çatışmadan entegrasyona geçilebilecek mi? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİstanbul çok kötü yönetiliyor! 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNHızlı çöküşün anatomisi 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUİçişleri bakanı ne demişti, gerçek ne çıktı? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUHakan Fidan’ın anlamadığı 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİBeleş hamaset, boş balon 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasSuriye’nin bir ucunda oyun içinde oyun 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKDışarıdan ABD, içeriden mollalar: İranlılar ne yapacak? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAGün Rojava’yı Savunma Günüdür; Ortak Geleceğe Yönelik Tehdit... 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENSuriye’nin “normal”i inşa ediliyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTSıfır tüketim, 402 lira fatura… 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENDavos 2026: Küresel belirsizlikler eşliğinde ‘diyalog ruhu’ 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENSuriye’de İstikrar da “Süreç” de Tehlikeli Sularda 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞRastgele büyüme 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURBuyurun tekrar çözüm sürecine... 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluCumhurbaşkanı 23 yıl sonra niye hâlâ şikayetçi? 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanGrönland kavgası: Ne Trump NATO’yı feda edebilir ne Avrupa 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYılın kelimelerine siyaseten bakmak: “Parasosyal” ve “Rage Bait” neden ayrımı keskinleştiriyor, araş 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRSURİYE'DE İHLALE SUKUNET MORFİNİ 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞ“81 İLDE 81 AŞEVİ “YOKSULLUĞU”… 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile Bayraktarİran’ın dinamikleri 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİTO Başkanı’na milyonlarca liralık harcamayı sordular 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakDizinformasyon mu, manipülasyon mu? 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalVenezuela, MAGA ve Çin 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUToplumsal gidiş nereye doğru? 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayVenezuela ve Trump doktrini 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRGül, Arınç, Atalay’ın olduğu bir AK Parti iktidarında İmamoğlu tutuklanabilir miydi? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİAranan baron İmamoğlu muymuş? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN“Yetkim olsa HSYK’yı anında yargılardım” … 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Figen Çalıkuşu“Terörsüz Türkiye” süreci ne alemde? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERSefalet ücreti 15.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAdaletsizlik Müslüman toplumların kaderi olabilir mi? 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraZamanımızın Bir Kahramanı 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürtlerle Suriye’de savaş, Türkiye’de barış: Ne kadar mümkün? 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Murat Sevinç'Barış Bildirisi'nin 10'uncu yılında hali pür melalimiz 10.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKABD terörü ve rızanın çözülüşü 6.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalSiyonist evanjelist yayılmacılığa karşı demokratik konfederal dayanışma 4.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANDavutoğlu’nun “öfkeli çocuklar”ı 3.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları





























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026
5.01.2026
3.01.2026
31.12.2025
24.12.2025
23.12.2025
17.12.2025