Alper GÖRMÜŞ
Bu dizinin birinci bölümünde, Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) 25 Ağustos 2004 tarihli, “İrticaya ve Gülen Cemaatine yönelik tedbirler” konulu kararının “zâhiri” anlamına itibar etmediğimi yazmıştım.
Aklım ve vicdanım bana bu meselenin “bâtın”ına da bakmam gerektiğini söylemiş, bakınca da ne gördüğümü şöyle ifade etmiştim:
“O dönemin koşullarına baktığımda, 2004 kararının altındaki hükümet imzalarını, hükümetin ‘Cemaat’i bitirme’ kararlılığı olarak değil; ‘hükümeti bitirme’ kararlılığındaki darbeci generallere karşı hükümetin oyalama taktiği olarak değerlendiriyorum.”
Dönemin koşulları deyip duruyorum ama ancak ikinci yazının sonlarında ele almaya başlayabildim o koşulları... Birazdan devamını getireceğim, fakat önce ilk iki yazıyla ilgili olarak bana yöneltilen bir eleştiriye kısaca cevap vermek isterim...
“Hükümet’le Cemaat arasında o dönemde de gerilim vardı...”
Söz konusu eleştiriyi kabaca şöyle toparlayabilirim:
“O imzaların def’-i belâ kabilinden atıldığına nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz? Adalet ve Kalkınma Partisi’yle (AK Parti) Cemaat arasında o dönemde hiç mi çıkar zıtlığı ve dolayısıyla gerilim yoktu? Hükümet üyeleri, kısmen sizin dediğiniz gibi darbeci askerleri oyalamak için, kısmen de Cemaat’i yola getirmek için o imzaları atmış olamazlar mı?”
Cevabım şöyle:
AK Parti ve onun hükümetiyle Cemaat arasında 2003-2004’te dahi bir gerilim olduğunu herkes gibi ben de biliyorum.
Her şeyden önce bunun duygusal bir nedeni var:
28 Şubat döneminde Fethullah Gülen’in Refah Partisi’ne karşı askerleri desteklediği herkesin malumu... AK Parti iktidar olduğunda, bu tavrın oluşturduğu travmanın üstünden henüz birkaç yıl geçmişti. Dolayısıyla: 2003-2004’te AK Parti kadrolarındaki Cemaat algısında dikkate değer bir negatif boyut varlığını hâlâ sürdürüyordu.
İkincisi: 2004’te Cemaat mensuplarının devlet aygıtındaki mevcudiyetinin iktidar partisinde bir rahatsızlık kaynağı oluşturduğu (evet, o dönemde bile) yine herkesin malûmu... Şimdi unuttuk ama, o dönemde, “hükümetin askerle anlaşıp Gülen Cemaati’nin gücünü kırma niyeti”ne dair pek çok söylenti dolaşıyordu ortalıkta.
Zaten ben de, Darbe Günlükleri’ne dayanarak 25 Ağustos 2004’teki MGK toplantısını geçtiğimiz yıl ilk kez haberleştirdiğimde, “Gülen Cemaati’ni takip” kararını, bu söylentiyle birlikte aktarmıştım. (Bak. İmaj ve Hakikat, 2012, Etkileşim Yayınları, s. 288.)
Yani diyeceğim, Hükümet ile Cemaat arasında 2004’te bile bir gerilim olduğunu tabii ki ben de biliyorum ve bunu 2004 MGK kararı ortaya çıkmadan önce yazmıştım...
Fakat ben, o imzaların “Cemaat’i yıpratma ve yola getirme amacı” (da) taşıyor olamayacağı tezimi, “Hükümet ile Cemaat arasında o dönemde hiçbir çıkar zıtlığı ve gerilim yoktu” gibi gerçeği yansıtmayan bir yoruma dayandırmıyorum ki...
Benim dediğim şu: O dönem öyle bir dönemdi ki, Hükümet’in bu imzaları, darbecileri oyalama amacının dışında bir amaçla, hele ki “hazır askerler istiyor, fırsatı değerlendirelim, Cemaat’e bir tokat da biz atalım” gibi bir amaçla atmış olabileceği yönündeki akıl yürütmeler temelsizdir. Çünkü, a) mantıken çürüktür, b) olgular tarafından desteklenmemektedir.
Canını kurtarmaya çalışan bir hükümet...
Mantıken çürüktür: Çünkü ortada silahlı bürokrasiye karşı canını kurtarmak isteyen bir hükümet vardır... Bu koşullarda, sonraki yıllarda da göreceğimiz gibi ittifak edebileceği yegâne büyük gücü zayıflatmaya çalışmak intihar etmekten başka bir anlama gelmez.
Olgularla desteklenmemektedir: Çünkü bu kararın hükümet tarafından uygulandığı gösterilememektedir ya da gösterilme çabaları anakronik bir ittirmeceden öteye gidememektedir. (Pazar günkü yazımda işin bu yanını ele almıştım... İtiraf edeyim ki, Yıldıray Oğur’un aynı günkü ve aynı konulu yazısı benimkinden daha ikna ediciydi.)
Tabii bir de Cemaat’in o yıllardan sonraki hızlı büyümesi “olgu”su var... Nasıl oluyorsa oluyor, hükümetle asker Cemaat’i “bitirmek” için anlaşıyorlar fakat Cemaat büyüdükçe büyüyor ve bu süre zarfında o cenahtan hiçbir “baskı” mızıldanması gelmiyor.
2003’ü 2004’e bağlayan aralık ayındaki tuhaf gelişmeler...
Artık ana konumuza, yani “2004 koşulları”na dönebiliriz...
2003’ü 2004’e bağlayan son ayda gazeteler, öncekilerle kıyaslanamayacak bir irtica öforisine girmiş görünüyorlardı... Ayın ve yılın son günü de Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman’ın üç Ankara temsilcisine (Sedat Ergin, Fikret Bila, Mustafa Balbay) ilettiği “irtica uyarısı” Hürriyet, Milliyet ve Cumhuriyet’in manşetlerini süslüyordu.
Medyadaki irtica hararetinin 2003 Aralık ayı boyunca yükselmesinin sırrı, 2007’de yayımlanan Darbe Günlükleri’yle açıklığa kavuşacaktı... O günlüklerden anlaşıldı ki, Aralık 2003’te medyadaki irtica hararetinin yükselmesinin nedeni, aynı dönemde askerlerdeki darbe hararetinin yükselmiş olmasıydı.
3 Aralık 2003’te, Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki (TSK) bütün orgenerallerin katıldığı bir toplantı yapılmış, hükümete muhtıra verilmesi, orgenerallerin önerisi olarak Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’e iletilmişti.
Başbakan’ın, ‘Muhtıra şûrası’ndan bir gün önceki ‘tuhaf’ konuşması...
3 Aralık’taki muhtıra toplantısından bir gün önce, Başbakan Erdoğan Meclis’teki grup toplantısında, o gün nasıl olup da hiçbirimizin “bu ne ya!” demediği çok tuhaf bir konuşma yaptı.
Konu, iki hafta kadar önce, beş gün arayla (15 ve 20 Kasım 2003) İstanbul’da gerçekleştirilen -iki sinagogu, İngiliz Konsolosluğu’nu ve HSBC binasını hedef alan- El Kaide saldırılarıydı... Fakat Başbakan konuşmasının bir yerinde konudan âniden sapıp “Vakti saati geldiğinde fikir, düşünce planında, demokrasi çerçevesi içinde hesaplaşacakları” birilerinden söz etti ve “bunun da belgesi, bilgisi, delilleri, her şeyi elimizdedir” deyiverdi...
O konuşmayı yıllar sonra bulup okuduğumda, Başbakan’ın konuşma metninin arasına yerleştirdiği müstehcen “parça”yla hükümete yönelik tehdit odaklarına karşı “farkındayım, ileri gitmeyin” mesajı verdiğini düşündüm, hâlâ öyle düşünüyorum.
Tabii, o konuşmayı dinleyip de “Başbakan ne demek istiyor” diye sormamış olmak, biz gazetecilerin hanesine “merak eksikliği” faslından eksi olarak yazılmalı...
Bugüne kadar Başbakan’ın o konuşmada araya “parça” koyup birilerine mesaj gönderme ihtiyacını, o konuşmadan sadece iki hafta önce önüne serilen Ergenekon raporuna bağlamıştım. (Ergenekon savcısı Zekeriya Öz’ün talebi doğrultusunda MİT’in savcılığa gönderdiği yazıda, “Ergenekon yapılanması ile alakalı olarak yapılan çalışmaların 19.11.2003 tarihinde Sn. BAŞBAKAN’A sunulduğu” belirtiliyordu.)
Şimdi, Başbakan’ın o mesajının sadece Ergenekon raporuyla değil, o dönemde doruğa ulaşan “darbeci kaynaşma” ile alakalı olduğunu düşünüyorum... Bilmiyorum, belki de bir gün sonraki “muhtıra şûrası”nın istihbaratı alınmıştır ve mesajın bir bölümü de orayadır...
Basındaki askerî müdahaleye aleni davet yazıları...
2004’ün ilk günlerinden itibaren basında aleni askerî müdahaleye davet yazıları çıkmaya başladı.
1 Ocak 2004’te, 12 Eylül Anayasası’nın yazıcılarından, Akşam gazetesi yazarı Coşkun Kırca, “Bu feci durumdan kurtulabilmek ancak Cumhuriyet'i savunma işlevinin tekrar yapılandırılarak canlandırılmasına bağlıdır. Hemen düşünülmesi gereken konu bu silkinmenin nasıl gerçekleştirilmesi gerektiğidir” diye yazdı.
Eski diplomat, mesleğinin ona sağladığı diplomatik dil yeteneğini kullanarak, “darbe”yi telaffuz etmeden, darbe çağrısı yapıyordu. Gerçek duygu ve düşüncelerini ise o yazıdan 20 gün sonra, 21 Ocak 2004'te Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek'i ziyaret ettiğinde dile getirecektir:
Örnek'in, 12 Aralık 2009'da İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na verdiği ifadede “bana ait” diyerek teyit ettiği o günkü notlarından biri şöyledir:
“Coşkun Kırca ve Mehmet Ali Kışlalı'nın ziyareti... Her iki ziyaretçi de cumhuriyetçi ve TSK’yı destekleyen yazarlar. Kırca 76 yaşında. O kadar duygulu hale gelmiş ki benim yanımda olayları ve son durumu anlatırken iki kez ağladı. Kışlalı da efendi bir insan. Her ikisi de bana 'zaman geçiyor ve her gün daha kötüye gidiyoruz. Ne yapacaksanız yapın yoksa geç olacak' mesajını verdiler.”
Kırca’dan bir gün sonra ise Cumhuriyet gazetesi başyazarı İlhan Selçuk, ayın ve yılın son gününde Aytaç Yalman’ın irtica uyarısıyla yaklaşmakta olan yerel seçimleri (Mart, 2004) karşılaştırıp şu sonuca varıyordu:
"(...) Son günlerde Aytaç Paşa konuştu.. Doğru konuştu. (...) Bu doğru, belediye seçimlerinde sandıktan çıkacak doğrulardan daha doğru bir doğrudur.."
Başbakan’ın yüzüne karşı: 35. Madde, ‘TSK’nın görevi T.C.’yi korumaktır’ hükmünü âmirdir...
2004’e “bu yıl olacak bu iş” duygusuyla girildiğini gazetelerden (bir tür “açık istihbarat”la) öğrenmek mümkündü... Fakat yıllar sonra yine Darbe Günlükleri’nden öğrenecektik ki, 2004’ün ilk ayında komutanlar Başbakan’ın yüzüne karşı TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35. Maddesine hatırlatmışlar...
Günlükler’de “TRT bildirisi” hazırlığını gerektirecek kadar ciddi bir toplantı olarak tasarlanan 14 Ocak buluşması, askerlerin isteği üzerine gerçekleştirilir... İmaj ve Hakikat adlı kitabımda, bu toplantıyı şöyle anlatmıştım:
“(Günlükler’in o bölümünü) okuyunca, o günlerde Başbakan'ın yakınındaki siyasetçilere söylediği ve benim de bir gazeteci olarak kulağıma gelen ‘durum, bildiğiniz gibi değil; bilseniz ürkerdiniz’ şeklindeki sözler geldi aklıma... Genelkurmay Başkanı, İkinci Başkan, dört kuvvet komutanı, Başbakan ve Milli Savunma Bakanı'nın katıldığı bu 8 kişilik toplantıda, askerlerin açık açık ‘değiştim diyorsun ama bunu bize ispat etmelisin’ havasında Başbakan'ı sigaya çekme çabasında oldukları açıkça belli oluyor. Ayrıca kendisine açık açık TSK İç Hizmet Kanunu'nun meşhur 35. maddesi dahi hatırlatılıyor.”
Unutmadan: Bu garip toplantı, aynı zamanda, o günlerde Gülen Cemaati’ne ve irticaya karşı yalın kılıç bir “uygulama”ya girdiği söylenen Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer’in de kellesinin istendiği toplantıdır.
Garnizon komutanlarının valileri uyardığı günler...
Tuhaf, çok tuhaf günlerdi...
Bugün bize hayli anlaşılmaz gelebilir, fakat o günlerde, illerdeki garnizon komutanları “irtica” konusunda mülki amirleri ve savcıları dahi uyarabiliyordu. Komutanlar uyarıyorlar, gazeteler de hiçbir fevkaladelik vurgusu taşımayan haberleriyle bu uyarıları kamuoyu bilgisi haline getiriyorlardı...
Cumhuriyet gazetesinin 10 Nisan 2004 tarihli “Ege'de irtica uyarısı” başlıklı haberinde olduğu gibi:
“Garnizon komutanları, mülki amirlerin irticai hareketlenme konusunda önlem almasını istedi... Ege'deki garnizon komutanları, mülki amirlere ve cumhuriyet savcılarına gönderdikleri yazıda, son dönemlerde yükselen ve kılık kıyafetlere yansıyan irticai tavırlar karşısında gerekeni yapmalarını istedi.”
Cumhuriyet, bir gün önce de (9 Nisan 2004) bir tuğgeneralin (!) “irtica uyarısı”nı manşetten haberleştirmişti. Tuğgeneral Hamit Tekkanat “İrtica sinsice gelişiyor” (manşet cümlesi) diyordu:
“11. Piyade Tugayı Komutanı Tuğgeneral Hamit Tekkanat, Denizli'de kara çarşaflı kadınlar ile cübbeli erkeklerin idari ve adli binalarda boy göstermesine sert çıkarak 'bazı kesimlerin, bu tip çağ dışı kıyafetlerle yaşam tarzı oluşturarak Atatürk ilke ve devrimleri ve dolayısıyla anayasayı açıkça ihlal ettiklerini' belirtti. Denizli Valiliği ve Cumhuriyet Savcılığı'na bir yazı gönderen Tuğgeneral Tekkanat, Kılık Kıyafet Kanunu'nun uygulanması çağrısında bulundu.”
Daha neler var neler ama sanırım bu kadar yeter...
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer 25 Ağustos 2004 tarihli MGK gündemine günlerdir tartıştığımız karar tasarısını getirdiğinde, ülkedeki atmosfer işte böyleydi...
Yazarlar
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları




























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
21.07.2025
14.07.2025
23.06.2025
19.06.2025
17.06.2025
8.06.2025
1.06.2025
11.05.2025
8.05.2025
4.05.2025