Atilla Aytemur
İdlib operasyonu ve ABD’nin vize yasağı bütün gündemlerin üzerine çıktı. İç politik gelişmelerin hiçbirine medyada neredeyse alan bırakmadı.
AK Parti’nin uzun zamandır hazırlığını yaptığı ve geçtiğimiz hafta sonunda Afyonkarahisar’da, Güral Termal Otel’de gerçekleşen 26. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı da, bu ihmalden nasibini alanlar arasındaydı.
Küskün, kırgın, emekliye ayrılmış ilk kadroların çoğu dâvet edilmişti. Abdullah Gül katılmazken, Cumhurbaşkanı Erdoğan 41 ay sonra yeniden genel başkan olarak kampta yerini aldı.
“Metal yorgunları”nı istifaya zorlama
Partinin kısa tarihinin ve uzun iktidarının en kritik döneminde, “Hep Birlikte, Büyük Hedeflere” teması veya sloganı etrafında yapılan kampta, hedefin partide ve belediyelerde “değişim ve yenilenme” olduğu sık sık ifade edildi.
Bu açıdan son dönemde kamuoyuna yansıyan sansasyonel olaylar ise bazı büyük şehir belediye başkanlarının istifaya zorlanması; İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş buruk bir şekilde bu isteğe uyarken, Ankara Büyük Şehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in direnmesi ve bu direnişin aleniyet kaznmasıydı.
“Seçimle gelen seçimle gider” demokratik prensibine bir zamanlar büyük önem veren AK Parti’nin, bu ilkeden vazgeçerek “metal yorgunluğu var... ne yapalım, biz değiştirmezsek millet değiştirir” şeklinde gerekçeler ileri sürmesi, özellikle muhalefetin eleştirisine yol açtı.
HDP belediye başkanlarının teker teker görevden alınıp yerlerine kayyum atanmasından sonra, AKP’nin bu kez adı tartışmalı hale gelen ve yorgunluk belirtileri gösterip halkla ilişkileri zayıfladığı ileri sürülen kendi belediye başkanlarını bu şekilde (iktidar ve parti baskısıyla) istifaya zorlaması, tahmin edilebileceği gibi geniş tartışmaları tetikledi.
Seçmenin verdiği oya ne oldu?
Bu tartışmanın bir boyutu, seçmen iradesinin zedelenmesiydi. Belediye başkanlarına oy veren seçmenlerin iradesinin, iktidar ve parti yönetimi tarafından bu şekilde boşa düşürülmesi, demokrasi ilkeleri bakımından kabul edilmez bulunuyordu. Eğer söz konusu başkanlar hakkında görevden almayı gerektiren suçlama varsa, bunun için yargıya başvurulması gerektiği; aksi durumun (yani iktidar paartisinin, ben sizi artık beğenmiyorum ve herhangi bir memur gibi görevden alıyorum demeye getirmesinin), demokrasinin en temel değeri olan seçimleri ve seçmen oyunu anlamsız hale getirdiği ifade ediliyordu.
Erdoğan’ın bu yaklaşımdan vazgeçmek yönünde sinyaller verdiğini düşünenler vardı. Ancak kampın açılış ve kapanış konuşmalarında, Erdoğan ve AK Parti yönetimi bazı şeyleri her halükarda “değiştirme ve yeni yönelimler ortaya koyma” hususunda kesin karar verdikleri bir kez daha ortaya çıktı.
Ne pahasına olursa olsun cumhurbaşkanlığını almak
Hem parti içinde ve yerel yönetimlerde birikmiş sorunları süratle çözmek isteniyor; hem de partinin eski gücünü, bütünlüğünü, dinamizmini ve halkla kurduğu canlı ilişkileri yeniden oluşturup, iktidarın yakın geleceği konusunda beliren tereddüt ve şüpheleri süratle bertaraf etmek hedefleniyor.
Tabii bunlara ilave olarak, umulan sonucu vermemiş de olsa “milli ve yerli” yaklaşımını terk etmeden, iç politikada ayağa dolanan sorunların üstesinden gelmek veya en azından rahatsızlık düzeyini aşağı çekmek de isteniyor.
Dış politikada ise, Türkiye’yi açmaza aldığı düşünülen gelişmelerin üstesinden gelmek uğruna, gerekirse geleneksel ittifak ilişkilerini sarsmak, Batı’dan kopuş olarak algılanacak adımlar atmak ve küresel güçlerle sert itişmeleri göze alarak bölgesel manevra alanını genişletmek amaçlanıyor.
Kısacası, zorlu 2019 cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmayı garanti altına alacak her şeyin yapılacağı, üye, taraftar ve seçmen kitlelerine böyle anlatılıyor.
İktidar ve parti yönetimi böyle bir kararlılık içinde olsa da, bu sürecin belirleyenleri arasında bir dizi bağımsız faktör de yer almakta. Bu bakımdan, Erdoğan ve AK Parti yönetimince alınan kararların ve yapılan değişikliklerin umulan sonuçları vermesi, bu faktörlerin nasıl işleyeceğine de bağlı.
Meramımı anlatmaya çalışayım.
“Değişim ve Yenilenme”nin derinliği var mı?
Öncelikle, Erdoğan ve AK Parti yönetiminin dile getirdiği ihtiyaç ve yönelimin, mevcut AK Parti yöneticileri, üyeleri ve seçmenleri tarafından sevinçle ve inanarak karşılanıp karşılanmayacağı, uğrunda çalışıp çabalama heyecanı yaratıp yaratmayacağı sorusunu yersiz bulmuyorum.
Özellikle bir süredir uygulanan kimi politikaların, bu topluluğun küçümsenmeyecek bir bölümü üzerinde gözardı edilemeyecek ölçüde memnuniyetsizlik yarattığı hesaba katılırsa, hangi somut adımların bu havayı değiştirebileceği ciddi bir merak konusu.
Parti yöneticileri ve belediye başkanlarını istifaya zorlamanın kadro tasfiyesi olarak algılandığı çok açık. Kamp konuşmalarında ortaya atılan “kimse alınmasın” yatıştırmasının ne ölçüde etkili olduğu şüpheli.
Partinin bugüne kadar izlediği politikalar merkez tarafından doğru dürüst bir eleştiriye, daha doğrusu özeleştiriye tabi tutulmazken, parti üyelerine çizgiden bağımsız bir kadro değişiminin zaruretini anlatmak ve “halkla ilişkilerinizi sıkı tutup çok çalışın” kabilinden tavsiyelerde bulunmak fazla anlamlı görünmüyor. Çünkü metal yorgunluğunun asıl nerede yattığı konusunda farklı fikirler olduğu anlaşılıyor.
Bu nedenle de, “Değişim ve Yenilenme” sloganıyla parti yönetimlerinde ve belediye başkanlarında değişikliğe gitmek gibi derinliği olmayan adımlardansa, parti ve belediye politikalarının içeriği bakımından ne tür değişim ve yenilenmeler yapılacağı soruluyor ve yanıtı bekleniyor.
Zaman ve şartlar uygun mu?
Değişim ve yenilenme her zaman iyidir denebilir mi? Birçok alanda bböyle düşünenler çıkabilir. Lakin siyasette, bir de uygun zamanı ve şartları denk düşürme arayışı gündeme gelir.
Bu açıdan bakıldığında, Erdoğan’ın ve AK Parti’nin şimdiki adımlarının zamanlamasının risk taşımadığı ileri sürülemez. Çünkü 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında, FETÖ ile mücadele kapsamında OHAL şartlarında ve KHK’lar yoluyla ortaya konulan uygulamaların sınırsız genişliğinin ve kendi bünyesine sirayetinin yarattığı etkiler, apaçık ortada. Buna bir de kadro yenileme operasyonların ürettiği huzursuzluk eklendiğinde, oluşacak memnuniyetsizliğin seçim sürecini etkileyecek bir faktör olarak hesaba katılmaması mümkün mü?
Yani şartlar ve zamanlama meselesi hiç de önemsiz gibi durmuyor.
Malum; önümüzdeki seçimler bir maraton gibi cereyan edecek. Daha şimdiden seçim sürecine girildiğine göre ve her partide benzer çalışmalar olabileceği dikkate alınırsa, Erdoğan ve AK Parti’nin bu ”Değişim ve Yenilenme” adımlarının seçmen tarafından harcıâlem seçim hazırlıkları gibi görülmesi çok mümkün. Böyle anlamayı önleyecek inandırıcılıkta bir fikir ve proje, toplumsal işlevi yüksek bir politikalar manzumesi henüz ortada görünmüyor.
AK Parti değişim ve dönüşüm için geç mi kaldı?
İster istemez “Yoksa AK Parti durumu toparlamak için geç mi kaldı” sorusu akla geliyor.
Bazı gerçeklerin altını çizelim.
Öncelikle içerde, OHAL, sayısını artık bilemediğimiz kitlesel davalar, KHK uygulamaları, tutuklu gazeteciler, eğitimdeki kaos, işsizlik, yükselen enflasyon vbn sebeplerle toplumsal memnuniyetsizliğin giderek yükseldiği bir durum söz konusu. CHP’nin “adalet” konusunu öne çıkarıp etrafında etkinlikler koyması, bu talebin abartıldığı şeklinde bir yanılsamaya yol açmasın. Son yıllarda yaşananlar dikkate alındığında, seçim döneminin önde gelen politik temam veya konseptinin adalet olacağını söylemek için kahin olmak gerekmiyor.
Dış politikada ise Türkiye’nin manevra alanını gün geçtikçe daraltan ve hareket kabiliyetini sınırlayan gelişmelerle karşı karşıyayız. ABD’nin vize yasağı olanlara tüy dikti. Türkiye’nin haklı olduğu birçok noktanın bulunduğunu biliyoruz. Lâkin dış politika biraz da güç dengelerini ve bunun yarattığı sınırları bilerek yapılan bir şey. Mevcut durumumuzun sürdürülebilirliği konusunda oluşan şüpheler her kesimi sarmış durumda.
HDP’nin uzun zamandır hükümetin baskı ve tecriti altında bulunması, Kürt vatandaşlarımızın bir bölümünün eleştirisine konu olurken, bu kez “bağımsızlık referandumu” ileri sürülerek Barzani hedef alındı. Irak Kürdistan Bölge Yönetimi’yle bağların koparılması, Türkiye’nin Kürtlerle ilişkisinin geleceği konusunda haklı şüphe ve ciddi soru işaretlerine neden oldu. Türkiye’nin krizin başlangıcındaki serinkanlı ve diyalogu elden bırakmayan tavra dönmesi, geleceği meçhul işbirliklerine bel bağlayıp Kürtleri karşıya almaktan daha iyi olurdu.
Bütün bunlar, AK Parti’nin yeniden bir cazibe odağı haline gelmesinin sanıldığı kadar kolay olmadığını göstermiyor mu?
Hedef yüzde 50+1; ya gerisi…
Aslında rejimin değişmesiyle seçim sistemi de, iktidarın siklet merkezi de değişti. Cumhurbaşkanlığı ve elinde topladığı olağanüstü yetkiler artık yeni rejimin esasını oluşturuyor. Asıl seçim cumhurbaşkanlığı konusunda yaşanacak. Yerel seçimler ona hazırlık gibi olacak.
Meclis çok şey kaybetti ve hesap sorma mercii olma günleri artık geride kaldı. Dolayısıyla milletvekili seçimi de ağırlığından çok şey yitirdi. Hele cumhurbaşkanlığı seçimiyle aynı gün yapılması onu daha da etkisiz hale getirdi.
Özetle, tayin edici muharebe yüzde 50+1’i kazanmak üzere cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşanacak.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ekibi ona kilitlenmiş durumda. Bütün adımları onu kazanmak amacıyla atıyorlar.
Lâkin yukarıda sıralanan sorun alanlarında köklü bir değişim yapılacağına dair hiçbir işaret vermeksizin, memnuniyetsizliği artırma pahasına AK Parti kadrolarında ve belediye başkanlarında değişime gitmenin, umdukları başarıyı getireceği konusunda hayli şüphem var.
Dolayısıyla hayli uğraşılmasına rağmen, “Değişim ve Yenilenme” şiarıyla sürdürülen AK Parti kampanyasında doğrusu ben henüz pek bir şey göremedim.
Ama olur ki muhalefet inanılmaz bir beceriksizlik sergiler; “milli ve yerli” söyleminin iyice kabaracağı ve daha fazla alıcı bulacağı iç ve dış siyasal şartlar oluşur; o zaman kimse benim yukarıda yazdıklarıma dönüp bakmaz kuşkusuz.
Yazarlar
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları






























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
28.11.2023
19.08.2023
6.05.2023
28.04.2023
17.04.2023
29.03.2023
22.03.2023
9.03.2023
15.11.2022
9.09.2022