Hakan AKSAY
Tuğrul Türkeş bu hafta "talihsiz" bir açıklama daha yaptı.
Söylediklerini okurken birden aklım yıllar öncesine gitti.
Sanırım yaklaşık çeyrek asır öncesiydi.
Moskova'da bir işadamı tanıdığım, beni o dönemin ünlü Kosmos Oteli'nde bir restorana davet etmişti.
Buluştuğumuzda "Seni önemli birisiyle tanıştıracağım" dedi.
"İyi, tanıştır bakalım" dedim, ama doğrusu yüzündeki hin ifadeden bir parça rahatsız oldum.
Restorana girdiğimiz sırada Tuğrul Türkeş'i görünce şaşırdım.
Yanımdaki iş adamı ise sanki ben kaçacakmışım gibi koluma girdi ve "MHP'li üst düzey bir isimle eski bir komünistin aynı masada oturması nasıl olurmuş, görelim" türünden bir şeyler mırıldandı.
"Gazeteciyim, benim çekinecek bir şeyim yok; çekinirse o çekinsin" diye cevap verdim.
İçimde hem bir merak doğmuştu, hem de işgüzar tanıdığımın "provokasyonları" sonucu doğabilecek bir tartışmanın geceyi berbat edebileceği hissi.
Ayrıca o dönemler, o restoran öylesine eğlenceli olurdu ki, şimdi bizim sıkıcı bir ortama kendimizi hapsedebileceğimizi düşününce neşem biraz kaçmıştı açıkçası.
Ama hiç de öyle olmadı.
Tuğrul Bey çok enerjik ve şakacıydı. Hiçbir konuda kendini de karşısındakini de sınırlayacak ve sıkacak bir tavır ya da söylem sergilemiyordu. İçki eşliğinde Rusya sohbeti sırasında epeyce de şakalaştık ve bazı siyasi konularda birbirimizi "iğneledik".
Bizi tanıştıran arkadaşımız bir ara ayağa fırladı ve cebinden çıkardığı fotoğraf makinesini ikimize doğrultarak "Bir komünist ve bir milliyetçi Moskova'da bir arada; bunu mutlaka belgelemeliyim" şakasıyla birkaç kez deklanşöre dokundu.
* * *

Aradan onca zaman geçti. Çoktandır görmediğim o tanıdığımın "belge" dediği fotoğraflar ne oldu, bilmiyorum.
Başlangıçta ne zaman Tuğrul Türkeş'le ilgili haber duysam, o görüşmeyi hatırlardım.
Sonra unuttum gitti.
Ta ki Tuğrul Bey'in "Şapkamdan tavşan çıkarıyorum" söylemiyle MHP'yi terk edip AKP'nin seçim hükümetine girmesine kadar.
O sırada bazılarının Tuğrul Türkeş'i kötülemek için onun özel hayatına ilişkin içki, kadın-kız muhabbetine girmesi bence düzeysizlikti.
Ancak bir eliyle "Babamın partisi" diyerek bırakmadığı MHP'ye, diğer eliyle kapağı atmak üzere olduğu AKP'ye sarılan Tuğrul Bey'in ne kadar acınacak durumlara düştüğünü görmek zor değildi.
Özellikle de kısa sayılabilecek bir süre önce "O silahlar (TIR'lar) vallahi de billahi de Türkmenlere git-mi-yor-du" diye haykıran bir adamın, şimdi bu konudaki soruları gülüp geçiştirmeye çabalaması, hatta "Onu bırakın, ben size bir Nasreddin Hoca fıkrası anlatayım" demesi, dahası hiç sıkılmadan "O sözlerim, Türkmenlere yardımın daha iyi, daha sağlıklı yapılması amacıyla söylenmişti" diyecek kadar kendine saygısından taviz verebilecek hale gelmesi ilginçti.
Belli ki o da, Murathan Mungan'ın yürek yakacak kadar derin saptamasını çok iyi kavrayanlardandı: "Türkiye'de her şey olabilirsiniz, ama rezil olmazsınız."
Bu arada istediği koltuğa oturmuş, biraz da son zamanlarda farklılaşan imajıyla eski dinç ve enerjik halini iyice terk ederek o koltuğa sanki hiç kalkmamak üzere yığılıp yayılmıştı.
* * *
İktidar koltuğu Tuğrul Türkeş'e daha birçok "marifet" yaptırıyor ve yaptıracak gibi.
Bunlardan birini onun bugünlerde yaptığı bir açıklamada gördük.
Lüksemburg Dışişleri Bakanı Jean Asselborn'un NATO adına verdiği demeçte, riskli Suriye politikasından dolayı Ankara'yı uyararak "Rusya'nın Türkiye'ye yönelik açık bir saldırısı olmadıkça NATO bu duruma müdahale etmeyecektir" sözlerine tepki gösteren Türkeş garip bir yöntem seçti.
"Avrupa'nın ortasında ufacık bir ülkesin sen! Ordun bile yok! Anlamazsın o işlerden... 60 yıldır NATO, Türk Silahlı Kuvvetleri ile bizim Mehmetçiğin gücüyle övündü..." diye alay etti.
Başbakan Yardımcısı'nın, Asselborn'un NATO adına konuştuğunu, hatta NATO'nun verdiği görevle konuştuğunu anlamayacak kadar "saf" olabileceğine ihtimal vermiyorum.
O halde Türkeş, herhalde iç politikanın malum düzeysizliğine oynuyor.
"NATO içinde ABD'den sonra ikinci büyük ordu" ve "Mehmetçiğin gücü" gibi "hamasiyet edebiyatı"nın adresi de aynı olsa gerek.
Ancak dünyanın ekonomik olarak en gelişmiş ülkeleri arasında adı geçen Lüksemburg'u küçümseyici ifadeler kullanması doğrusu beni güldürdü.
Yok "çok küçük"müş, yok "orduya sahip değil"miş, falan filan...
İnsani Gelişmişlik Endeksi, Yaşam Kalitesi gibi uluslararası ölçütlere göre Türkiye'nin katbekat ilerisinde bulunan Lüksemburg; Dünya Bankası (2014) ve Uluslararası Para Fonu (2015) verilerine göre, kişi başına düşen gelir açısından dünyanın bir numaralı ülkesi: Her bir yurttaşına yılda 110.665 veya 103.187 ABD doları düşüyor. Aynı sıralamada Türkiye, sırasıyla 63. (10.542 dolar) ve 64. (9.290 dolar).
Onlar memleketlerini dünyanın en gelişmiş ve en fazla yatırım alan ülkelerinden biri yapmış, vatandaşına senin verdiğinin 10 katından daha fazlasını veriyor; sen doğurganlığınla, toprağının büyüklüğüyle, ordunla ve silahınla övünmeye çalışıyorsun.
Oysa çeyrek asır önce Moskova'da bana sorulan sorular, genellikle yıkılan Sovyetler'le yeni doğan Rusya Federasyonu'nun ekonomik imkânlarıyla ilgiliydi. Ve karşımdaki Türkeş, her seferinde "En önemlisi ekonomi, mesele halkına sunduğun hayat şartları" diyerek önceliklerinin altını çiziyordu.
Evet, gerçekten de en önemli şey, halkın, insanların hayatıydı, sahip oldukları ekonomik ve sosyal şartlardı.
Dün de öyle, bugün de...
Koltuk kavgasından ve "şapkadan tavşan çıkarma"numaralarından bağımsız olarak...
* * *
İnsan hayatının önemini vurgulamışken, Tuğrul Bey'in bugünkü liderinin bu konuya yaklaşımını gösteren iki küçük örneği eklemek istiyorum.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Rusya'yı bir türlü anlayamadığını bu hafta içinde sarfettiği küçük bir cümleyle bir kez daha ortaya koydu:
"Rusya, iki tane pilot için Türkiye gibi bir dostunu kaybetti."
Cümle küçük, ama neresinden tutsan elinde kalıyor.
Rus uçağını "birkaç saniyelik ihlal" yüzünden neden vurduğunu hâlâ net olarak açıklayamayan, pişmanlığını özür dileyerek ortaya koymaktan ölümüne kaçınan, üstüne üstlük bir de Rusya ile savaşa doğru dolu dizgin ilerleyen Erdoğan, bakın o olayı nasıl aktarıyor:
"İki tane ("tane"?) pilot için..."
"Alt tarafı iki pilot... Büyütmeyin!"
Bu mu söylemek istediği?..
"İki tane sıradan insan hayatı"...
Bizim memlekette, Haziran'dan bu yana yüzlerce insan hayatı kanla sonlandırıldı; ne olmuş yani?
Alt tarafı "iki tane"...
* * *
Erdoğan, eğer ölen kendi yakını değilse, ölümleri hiç önemsemediği izlenimini veriyor.
Bir de bunu "diplomasi hamlesi" olarak Rusya'ya ve dünyaya karşı dile getirmesinin ne derece aşağılayıcı ve iç acıtan, sorunu çözmekten ziyade büyüten bir adım olduğunu sanırım gerçekten anlayamıyor.
Bu konu, sadece "Rus pilotlar" veya "Kürt teröristler" ya da 400 milletvekili talep ederken tabutlarına rahatlıkla elini koyabildiği"devlet güvenlik güçleri" ile sınırlı değil.
Erdoğan'ın ailesinden, yakınlarından ve sevdiklerinden olmayan bütün ölüler için geçerli.
Ha 3 kişi ölmüş, ha 5 kişi; ne fark eder!..
Kaybedilen insan hayatı için yüreği cız etmiyor!
İçi acımıyor!
Daha önce verdiğim bir örneği tekrarlayayım:
30 Ocak 2013’te Gaziantep’te bir patlama sonucu ölen işçilerle ilgili kısa bir konuşma yapan Erdoğan, beş kişinin öldüğünü söylüyordu. Salondan sekiz diye düzeltme gelince “Canım, ha beş ha sekiz; ne fark eder!” dercesine “Neyse” diyerek düzeltme yaptı; bu sırada gözleri ve sağ eli “Bununla mı uğraşacağız şimdi!” der gibiydi... (Merak ediyorsanız, 20 saniyelik videoyu siz de izleyin)
İnsan hayatı...
İnsanların içinde yaşadıkları hayat şartları...
Ortalama bir yurttaşın yıllık kazancının sadece 9 bin dolar olması veya 103 bin doları aşması...
Savaşmamak, ölmemek...
Yaşamak, sevdiğin şeyleri yapmak, sevdiklerinle bir arada olmak, sevmek...
Galiba bütün bunların Erdoğan için de, Türkeş için de, iktidarın öteki temsilcileri için de pek anlamı yok.
Yazık...
Çok yazık...
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları

























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
1.08.2025
17.07.2025
26.06.2025
22.06.2025
11.05.2025
10.05.2025
13.04.2025
29.03.2025
20.03.2025
6.03.2025