Hasan CEMAL
Deniz Gezmiş'le yarım yüzyıl önce tanışmıştım, 26 yaşındaydım, "Marksist cunta ne zaman iktidara geliyor?" diye sormuştu alaylı bir dille...


Deniz Gezmiş'lerin 12 Mart askeri yönetimi tarafından 6 Mayıs1972'deki idamları benim ruhumda derin bir yara açmış, bundan dolayı büyük vicdan azabı çekmiştim.
Çünkü Deniz, Yusuf ve Hüseyin'i idam sehpasına götüren siyasal olaylar zincirinde kendi sorumluluğumu da görmüş, bu acı gerçeği kabullenmiştim.
Kendi kendimle yüzleşmeye ve demokrasi düşüncesine açılmaya bu korkunç idamlarla başladığımı söyleyebilirim.
Sonra da 1999 yılında, kendi kişisel tarihimi öz eleştiri süzgecinden geçirdiğim Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım adını taşıyan kitap çıktı.

Bu kitaptaki Deniz Gezmiş bölümlerini aşağıya alıyorum.
Ve 12 Mart askeri yönetiminin idamlarını 48 yıl sonra bir kez daha lanetliyorum.
* * *

1970 yılı olmalı.
Deniz Gezmiş bir gün Ankara'da, Kızılay'da Adakale Sokak'taki haftalık Devrim gazetesinin bürosuna Filistin gerillası kıyafetiyle, daha doğrusu Filistin Kurtuluş Örgütü gerillalarının giydiği üniformayla gelmişti.
Yeşil parkası, ona uygun haki renkte, iki yanı cepli pantolonu, uzun konçlu lastik botlarıyla...
Uzun boylu, yakışıklı, aslan gibi bir gençti. Güler yüzlü, etkileyici bir havası vardı.
Ne günlermiş!
Filistin’den, savaşçı yetiştiren kamplardan, gerilla giysisiyle Türkiye’ye geliyor. Ankara’nın göbeğinde, Kızılay’da elini kolunu sallaya sallaya dolaşabiliyor.
O zamanlar öyleydi, tuhaftı işler!
Deniz Gezmiş, Devrim’deki sohbetimizde Uluç Gürkan ve benimle kafa bulmuştu.
Alaylı bir dille, "Marksist cunta ne zaman iktidara gelecek, daha ne kadar bekleyeceğiz?" diye sormuştu.
Aslında iki taraf da birbirini kullanma peşindeydi.
Buna ittifak siyaseti diyenler vardı.
Doğan Bey (Avcıoğlu) arada bir Uluç’la beni uyarırdı, "Sakın küstürmeyin devrimci gençleri, büroya gelip gitsinler" derdi.
Belki iki tarafı da kullanan bir "üçüncü güç" vardı, sizlerin o tarihte kestiremediğiniz, küçümsediğiniz ya da bilmeden emellerine alet olduğunuz bir "üçüncü güç"...
1971’in ocak ayı.
Türkiye hızla askeri müdahaleye doğru gidiyor. Ankara’da bir banka soyuldu.
Adımız gibi biliyorduk ki, bu bankayı Deniz Gezmiş’ler soymuştu.
ODTÜ’de saklanıyorlardı.
Ama biz Devrim’e manşet çekmiştik, "Deniz Gezmiş: Banka soygunuyla ilgim yok!" diye...
Peki, Deniz Gezmiş kimin arabasıyla Ankara dışına kaçırıldı?
Bizim gruba, Doğan Bey’e yakın bir yüksek mühendisin özel arabasıyla...
O sıralar gazeteci bir ağabeyinle birlikte, Çankaya’daki onun evinde daktilonun başına geçip sahte bir bildiri de yazmıştınız.
Deniz Gezmiş’ler için yapmıştık. "Bankayı biz soymadık!" gibisinden bir bildiriydi bu.
Çünkü askeri darbe eşikteydi.
Bunu bildiğimiz için, bu yolla Deniz’lere yardımcı olacağımızı sanmıştık.
Ama sonra nedense yırtıp atmıştık o bildiriyi...
Gençlerin dünyası 1960’ların ikinci yarısında ikiye bölünmüştü.
"Faşizm" ile "sosyalizm" diye.
"Düzen" ve "devrim" diye...
O zamanlar ben de bu kamplardan birine olan aidiyetimi kendi hayatımın bir anlamı olarak görüyordum.
Başka türlü yaşayamayacağıma inanmıştım.

Oysa, zamanla hayatın böylesine basit olmadığının farkına varmaya başladın. Gerçeğin böylesine basite, şablonlara indirgenemeyecek kadar karmaşık olduğunu gördün.
Özgürlüğü ve demokrasiyi sevenler, insanı sevenler, kendi geçmişlerine daha yürekli, daha dürüst bakabilirlerse, yanlışlarını tarihe not halinde bırakırlarsa, gelecek kuşaklara kendi hatalarını anlatmayı denerlerse, emin ol, bu topraklarda hayat bir gün daha güzel olur.
Düşün öyleyse:
Bir zamanlar şiddeti savunmuştun? Polislerin üstünde patlayacak bombanın devrime giden yolu açacağına inanıyordun. Bunun için çalışıyordun.
Cuntalaşma faaliyetlerine fedai olarak katılıyordun. İktidar namlunun ucunda diye bağıranları aktif biçimde destekliyordun. Parlamentarizmin, çokpartili sistemin Türkiye’ye yaramadığını canı gönülden savunuyordun. Bütün bunları "devrim" adına yaptığın konusunda hiç kuşkun yoktu.
Sonra bir gün, 12 Mart 1971’de bir muhtırayla bütün bunlara paydos diyen askeri "faşist" diye eleştirdin.
Bu oyuna son verenlerin, demokrasiye son verdiklerini yazıp çizmeye başladın.
Şimdi sorum:
Sanki sen demokrasi için mi mücadele ediyordun?
O zamanlar demokrasi tanımlarımız farklıydı. Biz demokrasi ile devrime giden yoldaki demokrasiyi, onlar Batı tipi demokrasiyi kastederlerdi.
Tabii bizim savunduğumuz demokrasi ne kadar Batı demokrasinin tam zıttı idiyse, onların 1960’larda demokrasi diye yutturdukları da farklı değildi.
12 Mart, çokpartili sistemi bir süre için rafa kaldırırken, bizim şiddete dayalı devrim oyununa da paydos demişti.
O tarihlerde politikada şiddeti severdin, meşru sayardın.
Hem de nasıl!
1972 yılının ilkbaharında Deniz Gezmiş’lerin darağacına gittiği günlerde idamlara karşı imza kampanyası açılmıştı.
Kimileri imzalamaktan kaçınmıştı.
Gerekçeleri neydi bilir misin?
"Ben de iktidara gelince şiddet yapacağım. Sınıf düşmanlarımı asacağım. Şimdi bunu imzalarsam, sonra kendi kendimle ters düşerim."
Biz politikada "devrimci şiddet"ten söz ederken üç genç ipe gitti:
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan...
İdam gecesi kahrolmuştuk.
Sabaha karşı son sözleri ve babalarına yazdıkları mektupların metinleri benim eve de ulaştırılmıştı.

Alman dergisi Der Spiegel için bir haber yazmıştık rahmetli Örsan Öymen’le. Almanca’ya Örsan’ın çevirdiği haber ertesi sabah Ankara’dan uçakla Hamburg’a giden birine teslim edilmişti.
Bak, o mektuplar.
Sararmış, kenarları tirfillenmiş.
Metinlerini, Halit Çelenk’in idamları anlatan İdam Gecesi Anıları isimli kitabın içine koymuşum.
Bütün ömrünü devrimci gençler için hukuk savaşına adamış olan Halit Bey, "Hasan Cemal Arkadaş’a" diye imzalamış kitabı...
Halit Çelenk
23 yıl geçmiş.
6 mayıs 1972 gecesi.
Deniz Gezmiş Ankara Merkez Cezaevi’ndeki hücresinde sehpaya gitmeyi beklerken "Baba" diye başlayan mektubunda şunları yazmış:
Mektup elinize geçtiği zaman aranızdan ayrılmış bulunuyorum.
Ben ne kadar üzülmeyin dersem yine de üzüleceğinizi biliyorum.
Bu durumu metanetle karşılamanı istiyorum. İnsan doğar, büyür, yaşar, ölür.
Önemli olan çok yaşamak değil, yaşadığı süre içinde fazla şeyler yapabilmektir.
Bu nedenle ben erken gitmeyi normal karşılıyorum.
Ve kaldı ki benden evvel giden arkadaşlarım, hiçbir zaman ölüm karşısında tereddüt etmemişlerdir.
Benim de düşmeyeceğimden şüphen olmasın. Oğlun ölüm karşısında aciz ve çaresiz kalmış değildir.
O, bu yola bilerek girdi ve sonunun da bunun olacağını biliyordu.
Seninle düşüncelerimiz ayrı ama beni anlayacağını tahmin ediyorum.
Sadece senin değil, Türkiye’de yaşayan Türk ve Kürt halklarının da anlayacağına inanıyorum.
Annemi teselli etmek sana düşüyor.
Kitaplarımı küçük kardeşime bırakıyorum. Kendisine özellikle tembih et.
Onun bilim adamı olmasını istiyorum.
Bilimle uğraşsın ve unutmasın ki, bilimle uğraşmak da bir yerde insanlığa hizmettir.
Son anda yaptıklarımdan en ufak bir pişmanlık duymadım.
Belirtir;
Seni, annemi, ağabeyimi, ve kardeşimi devrimciliğimin olanca ateşiyle kucaklarım.
Deniz’in son sözlerini başka dosya kâğıdına daktiloyla yazmışım:
6 mayıs 1972 sabaha karşı,
Yaşasın Türkiye halkının bağımsızlığı, yaşasın Marksizm-Leninizm’in yüce ilkeleri, yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi.
Kahrolsun emperyalizm.
Saat 01.25 - 02.15.
Cemil Gezmiş, Deniz'in babası...
Deniz’in babası Cemil Bey’i hatırlıyorum.
O günlerde hep Anka Ajansı’na gelirdi. Kızılay’ın göbeğindeki gökdelende olan tek odalı büromuza. Altan ve Örsan Öymen kardeşler, Anka’yı 12 Mart sonrası işsiz kalınca kurmuş, böylece bizleri de işsizlikten kurtarmışlardı.
Bizler, Gül Önet, Ahmet Kahraman, Örsan Öymen...
Daktilo başında, teleks başında takır tukur çalışırken, Cemil Bey karşımıza gelir oturur, hiç ses çıkarmaksızın saatler boyu gözlerimizin içine bakarak beklerdi.
Öyle oturur, yüz ifadelerinizi izlerdi.
Belki oğluyla ilgili iyi bir haber vardır diye... Ama o iyi haber hiçbir zaman gelmedi.
Af kampanyaları işe yaramadı.
İdamlardan kısa süre önceydi.
Haber hepimizde şok etkisi yarattı. Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Kemalettin Eken’e suikast girişimi yapılmıştı.
Paşa yaralı kurtulurken, suikastçı genç olay yerinde öldürülmüştü.
Az sonra fotoğraflar geldi.
Kanlar içinde yerde yatan genci tanıyordum. Adı Necdet’ti.
Esmer, uzun boylu.
Basın-Yayın’dandı ve yanılmıyorsam Aktan İnce’lerin grubundandı.
Kaçırma olayına katılan bir militan daha vardı. Deniz Gezmiş’in lideri olduğu Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) üyesi Hasan Ataol. ODTÜ öğrencisi, 1949 doğumlu.
Uzun yıllar hapis yattı, çıktı. 1987’de bu suikastı anlatırken bak neler söylemiş:
Aradan 15 sene geçti. Olaylara aynı şekilde bakmıyorum. Geçmişe dönmek mümkün olsaydı, kuşkusuz aynı şeyleri yapmazdım. Örneğin ben kendi adıma, bir iki soygunla, adam kaçırmayla öncülük yapıp halkı peşime takacağım şeklinde bir düşünceye kapılmazdım.
Sonra belki düşüncelerin
asılmadığı yerlere gideriz
Bir mucize olsa, Deniz Gezmiş’ler idamdan kurtulsa diye dua ederdim.
Soygunların, adam kaçırmaların, bombalama eylemlerinin "terör" değil "devrimci eylem" olduğuna inanırdım.
Haklı bir dava uğruna yapıldıkları için de doğrulukları konusunda en ufak bir kuşkum yoktu.
Terörün devrimcisi, savaşın devrimcisi...
O zamanlar sen "devlet kaynaklı" terörün daha ağır bastığını düşünürdün.
Deniz Gezmiş’ler kurtulmadı.
İdamlar, 1972’nin mayıs ayında bir bahar günü sabaha karşı parlamentoda onaylandı.
Başta Süleyman Demirel olmak üzere Adalet Partisi milletvekilleri, sanki 27 Mayıs sonrası, on yıl önce idam edilen Menderes’lerin intikamını alıyorlardı.
"Üçe üç" diye, yani Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’ya karşı Gezmiş, Aslan, İnan diye bağıran, parmaklarıyla üç işareti yapanlar vardı o gün parlamentoda...
İdamların ertesi günü Deniz’in babası gözünün önüne geliyor mu?
Cemil Gezmiş’in o çökmüş hali, gözbebeklerine oturmuş o derin acı, yüzündeki hüzünlü ifade...
Lafın hükmü kalmamıştı, bizim de kendisine söyleyecek sözümüz...
Bütün gün göz göze gelmemeye çalışmış, gelince de bakışmakla yetinmiştik.
Aradan geçen çeyrek yüzyıl sonra Deniz’le ilgili bir olayı unutamıyorum.
1996 yazı.
İstanbul’da, Açık Hava Tiyatrosu’nda Fahir Atakoğlu’nun konserinde dev ekrana Deniz Gezmiş görüntüsü çıkınca müthiş bir alkış kopuyor.
Belki de Deniz’e yapılmış olan haksızlığa bir meydan okumaydı bu alkışlar...

12 Mart günlerinde, rakı sofralarında Deniz’leri idam sehpasına gönderenlere ne çok bela okuduğun malum.
Ama bu arada hiç düşündün mü?
Onların ipe gitmesinde sizlerin de, yani Devrim grubunun da payı yok muydu? "Marksist cunta ne zaman iktidara geliyor?" diye sizinle dalga geçen Deniz’in kendi ütopyasının peşinde ölüme koşmasında, sizin yarattığınız beklentiler de rol oynamamış mıydı?
"Ben de onun gibi genç bir insandım, fedai rolündeydim" deyip işin içinden sıyrılamazsın.
Çünkü "Devrim yolu ancak askerle ittifak halinde yapılacak bir darbeyle açılır, iktidar namlunun ucunda; cici demokrasiyle, halkın oyuyla bir yere gidilemez, seçim sandığından sadece gericiler çıkıyor" diyerek Deniz’leri kışkırtmadınız mı?
İstanbul, Ankara sokaklarında "Ordu gençlik el ele, milli cephede!" diye sloganlar ata ata yürürlerken, "sol Kemalistler"e, "solcu cuntacılar"a, "devrimci demokratlar"a, yani sizlere güvenmediler mi? Onun için sizleri "yol arkadaşı" ilan etmediler mi?
Sizler de buna ses çıkarmayıp ülkede istikrarsızlığı körüklemek için onları bir yerde kullanmadınız mı?
Bütün bu söylediklerinde gerçek payı var. Deniz’lerin ipe gitmesindeki sorumluluk payımı her geçen yıl daha çok kabullendim. "Devrim mücadelesi idi" deyip geçmedim, geçemezdim.
12 Mart sonrası askeri hapishanelerde çok arkadaşım zulüm gördü, acı çekti.
Doğan Bey, İlhan Abi, İlhami Abi, hepsi Ziverbey Köşkü’nden, yani işkence evlerinden geçtiler.
Ama Deniz’ler yaşamıyor!
Doğru.
1999 yılında çıkan Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım isimli kitabımdan.
Yazarlar
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT15 yıldır değişmeyen zihniyet, karartılan meclis 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları






































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
14.04.2025
3.03.2025
28.02.2025
20.02.2025
13.02.2025
28.11.2024
12.11.2024
24.10.2024
27.08.2024
20.04.2024