Levent Gültekin
Ekrem İmamoğlu’nun Ramazan Bayramı’ndaki Karadeniz gezisine davet ettiği kimi gazeteciler üzerinden başlayan bir tartışma var.
Meselenin biraz daha iyi anlaşılması için bazı noktalara işaret etmek istiyorum.
Bu tartışmada dikkatimi çeken birkaç bölüm var.
Bunlardan biri, geziye davet edilen kimi gazetecilere gösterilen tepkiler.
Ülkemiz, mevcut iktidarın yanlış politikaları sonucunda ağır bir yıkıma uğradı.
Kimi gazeteciler veyahut gazetecilik mesleğini kişisel çıkarlarına perde yapanlar isteyerek bu yıkımın ortağı oldu.
Rejim değiştirilirken destek çıktılar.
Gezi ve Kabataş yalanı üzerinden toplumsal çatışma kurgulanırken bu yalanlara ortaklık ettiler.
Bunca yolsuzluğa, acıya, yıkıma rağmen mevcut iktidarın değirmenine su taşımaktan geri durmadılar.
Ya gelen felaketin görülmesini engelleyici bir tavır içine girdiler ya da açıktan bu yıkıma destek verdiler.
Kendi kişisel konumlarını muhafaza etmek için adeta ülkemize karşı tetikçilik yaptılar ve kendilerini okuyan, dinleyen toplum kesimlerini iktidarın yanında durmaya ikna ettiler.
Her şey bu kadar açık seçik ortadayken tek bir gün çıkıp “Yanlış yaptık” demediler. Yaptıklarıyla ülkemize verdikleri zarardan dolayı toplumdan özür dilemediler. Neden oldukları yıkımın utancını yaşadıklarını gösteren en küçük bir işaret de vermediler.
Hal böyleyken muhalif siyasetçilerin bu insanlara iltifat etmesi, normal gazeteci muamelesi yapması, bu kişilerin ülkenin yıkımına verdiği desteği görmezden gelmesi doğal olarak toplumda infiale neden oluyor.
Bu meselede bana göre siyasetçilerin dikkat etmediği iki nokta var.
Bunlardan biri şu: Türkiye’de normal bir iktidar mücadelesi yok. Dahası kimlik, inanç, mezhep, parti mücadelesi de değil bu.
Ülkemizde şu anda demokrasiden yana olanlarla otoriterlikten yana olanların mücadelesi var.
Bu mücadelenin inandırıcı olması için her yönüyle temiz olması gerekiyor.
Toplumun, derdimizin demokrasi ve hukuk olduğuna inanması için ilkeli olmak gerekiyor.
Ülke yararını, parti ve kişisel çıkarın önünde tutmak gerekiyor.
Bu nedenle her kesimden, yaptığı yanlışın farkına varmamış, neden olduğu yıkımın utancını yaşamamış, toplumdan özür dilememiş sembol isimlere prim vermek bu mücadeleye gölge düşürüyor.
Diyalog ama kiminle?
Diğer konu da şu: Toplumun farklı kesimleriyle diyalog kurmak başka, ülkenin yıkımına tetikçilik yapmış insanlara iltifat etmek başka.
Farklı görüşten, kimlikten gazetecilerle bir araya gelmek başka, gazeteciliğini iktidar tetikçiliği olarak kullanmış kimselere gazeteci muamelesi çekmek başka.
Dahası toplumun farklı kesimlerine ulaşmak için bu yıkıma ortak olmuş insanlardan medet ummak epeyce sorunlu bir davranış.
Gazeteciliği kendi kişisel ikbali için kullanmaktan imtina etmemiş, ülkemizin yıkımına ortak olmaktan geri durmamış insanlara gazeteci muamelesi yapmak, tetikçiliği, parti yandaşlığını, bir partinin yanlışlarının savunuculuğunu meşrulaştırmaz mı?
Bunca tehdide, saldırıya, hakarete rağmen bu yıkımın parçası olmamış, gelen felaketi topluma duyurmak için gece gündüz çalışmış gazetecileri, aydınları, yazarları incitmez mi, onların moralini bozmaz mı?
Ülkemizin yıkımına ortak olmuş bu insanlar el üstünde tutulduğunda, iltifat edildiğinde bu ülkenin çocuklarına dürüst olmanın, ülke yararını kişisel çıkar üstünde tutmanın, ülkesine karşı tetikçilik yapmamanın iyi, kıymet gören bir davranış olduğunu nasıl anlatacağız?
Siyasetçilerin böyle bir derdi yok mu gerçekten?
Liyakat derken tam olarak neden bahsediyorlar acaba?
Seçim kazanmak için her yol mubahtır anlayışını mı benimseyecekler gerçekten?
Bu yaklaşımın ülkemizi ne hale getirdiği ortadayken toplumun bu siyaset anlayışını hoş görmesini beklemek, ülkeyi zerre kadar önemsememek olarak algılanacaktır.
İnsanın gücü haklılığındandır
Diğer taraftan bu insanların muhalif siyasetçilerin yanına gelmesini güç dengelerinin değiştiğinin göstergesi olarak görenler var.
Tayyip Erdoğan’ın kullanıp attığı, geçmişte iktidar tetikçiliği yapan kimilerinin, muhalif siyasetçilerin yanına gelmesini güç değişimi olarak görenler nasıl bir zihinsel sefaletin içinde olduklarını sanırım göremiyorlar.
İnsanın gücü haklılığındandır.
Taşıdığı düşüncelerin doğruluğundandır.
O düşünceleri savunurken gösterdiği kararlılıkta ve cesarettedir.
Mevcut iktidara tetikçilik yapmış, toplumda zerre itibarı kalmamış insanlara güç atfetmek, en hafif tabirle aymazlıktır.
Ya benimsin ya da kara toprağın
Bu tartışmanın bana göre sorunlu diğer bir tarafı da Ekrem İmamoğlu’na verilen tepkilerin boyutu.
Siyasetçi ile toplum arasında sağlıklı bir ilişki kurmayı bir türlü başaramıyoruz.
Ya göklere çıkarıyor ya da yerin dibine batırıyoruz.
‘Ya benimsin ya da kara toprağın‘ yaklaşımı içindeyiz.
İmamoğlu’nun böyle bir yanlış yapmasının, sonrasında o yanlışı izah ederken söylediği bazı sözlerle daha vahim yanlışa sürüklenmesinin bir nedeni siyaset anlayışı. Bir diğer nedeni de belediye başkanı seçildiği ilk günden itibaren İmamoğlu’na eleştirilemez, dokunulamaz, ‘Gözünün üstünde kaşın var’ dahi denilemez yaklaşımı içindekilerdir.
Siyasetçiler yanlış yapar, yanlış yaptıklarında eleştirilir, doğru yaptıklarında alkışlanır.
Ekrem bey, camide Kuran okuduğunda, miting meydanına imam çağırıp dua ettirdiğinde, belediye başkanı seçildikten bir hafta sonra Cengiz Holding’i ziyaret ettiğinde ses çıkarılmış, itiraz edilmiş olsaydı, bugün daha dikkatli olur, daha sağlıklı bir çizgiye yönelmiş olurdu.
Katıksız teslimiyet, eleştiriden uzak durmak, siyasetçiyle duygusal bağ geliştirmek, siyasetçiye sonsuz bir güven duymak… Bütün bunlar gelişmemiş toplumlarda görülen davranış türleridir.
Bana göre bu yaklaşım, siyasetçilerin kontrolden çıkmasına, akıl almaz yanlışlara sürüklenmesine ve bozulmasına neden oluyor.
Övmek, yüceltmek, büyük anlamlar yüklemek, duygusal bağ kurmak… Bu gibi davranışlar siyasetçileri zehirliyor, kolayca hata yapmaya sürüklüyor.
Eleştiri düşmanlık değil, eleştirdiğimiz kişinin daha sağlıklı olması için bir anlamda ona yardımcı olmaktır.
Ülkemizin sağlıklı bir siyaset anlayışına kavuşması için bütün bunları görmek ve siyasetçilerle ilişkimizi buna göre belirlememiz gerekiyor.
Değirmenin suyu nereden geliyor?
Bu tartışmada gözden kaçan önemli bir konu daha var.
Ekrem bey, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin başkanı.
Elbette doğduğu şehre bayram ziyareti yapabilir, eşiyle dostuyla bayramlaşma organize edebilir.
Fakat gidip o şehirde miting yapması, geziye giderken onlarca gazeteciyi davet etmesi ayrı bir durum.
Belli ki Ekrem bey “Cumhurbaşkanlığı adaylığında ben de varım” demek istiyor.
Elbette bunu da diyebilir. Ama bunu net, açık bir şekilde diyecek cesareti göstermemesi, bir taraftan “Genel başkanım adayımdır” derken diğer taraftan üstü kapalı bir şekilde kendi adaylığı için çalışması…
Buradaki net olmayan tavır insanların güven duygusunu zedeliyor.
Diğer taraftan tüm bu çalışmalarının finansı nereden sağlanıyor?
Mesela geziye davet ettiği gazetecilerin masrafı nereden ödendi?
Dahası o gezinin organizasyon masrafları nereden karşılandı?
Bütün bunlara bir açıklama getirmek zorunda.
Pek dikkat etmiyoruz ama bana göre siyasetteki yozlaşmanın en büyük nedenlerinden biri, siyasetin finansı meselesi.
Dikili bir ağacı bile olmayan insanlar parti kurup Türkiye çapında örgütlenerek şehir şehir dolaşabiliyor.
‘Bu değirmenin suyu nereden geliyor?‘ sorusunu herkese sormak zorundayız.
Yazarlar
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları






























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
7.09.2023
19.08.2023
19.08.2023
14.08.2023
6.08.2023
8.07.2023
3.07.2023
27.06.2023
23.06.2023
19.06.2023