Yalçın AKDOĞAN
Hrant Dink’in hunharca katledilmesinin yıldönümüne denk gelen mahkeme kararı, büyük bir toplumsal tepkiyle karşılandı. Cumhuriyet’ten Bugün’e, Zaman’dan Hürriyet’e, Yenişafak’tan Taraf’a tüm gazeteler kararın ertesi günü benzer başlıklarla çıktı. Herkesimden insanın tepkisini çeken ve herkesi neredeyse aynı noktaya getiren bu karardan sonra sergilenen tavır, çok önemli bir gelişmeye işaret ediyor. Cinayete karışanların ağır ceza alması, milleti tatmin etmiyor, olayın arkasındaki şebeke veya örgütün açığa çıkarılması isteniyor. Dink olayının ‘siyasi cinayet’ olduğundan kimsenin şüphesi yok. Eğer siyasi cinayetten bahsediyorsak bunun arkasındaki siyasi hesabın ortaya çıkarılması, bu tür yöntemlere başvuran siyasi zihniyetin deşifre edilmesi bekleniyor.
Türkiye, devletin derinliklerine sızmış çetelerin siyaseti tanzim maksadıyla gerçekleştirdiği cinayetlere yabancı değil. Geçmişte meydana gelen cinayetlerin bir çoğu ya fail-i meçhul kaldı ya da görünen failleri aydınlatıldı. Bugün Türkiye toplumunun gösterdiği tepki, bu işleri tezgahlayan örgütlerin ortaya çıkarılmasını, buna çanak tutan anlayışlardan hesap sorulmasını istiyor. Bu, haklı bir taleptir ve talebin şiddeti demokratikleşme açısından umut vericidir. Mahkeme kararı sonrasında şahit olduğumuz manzara, Cumhuriyet tarihinin en büyük toplumsal uzlaşısının veya ortak aklının oluştuğunu gösteriyor.
Buzdağının görünen kısmı
Cumhurbaşkanı’ndan Başbakan’a, Bakanlardan STK’lara, gazetelerden partilere kadar herkes tatmin olmak istiyorsa, mahkeme başkanı bile tatminsizlik ifade ediyorsa o zaman yargı başta olmak üzere herkes olayın aydınlatılması için elinden gelen katkıyı yapmak durumundadır.
Dink olayı siyasi bir tezgah ise bunun öncelikli hedefi siyasi iktidara ve demokratikleşme sürecine zarar vermektir. Bu cinayeti, ırkçı anlayışın tezahürü veya azınlıkları baskı altına alma girişimi olarak görmek buzdağının görünen kısmına odaklanarak asıl tezgahı gözden kaçırmak anlamına gelir. Ergenekon’dan Balyoz’a, rahip cinayetinden Dink olayına son dönemde yaşananların hepsi siyaset mühendisliğinin tezgahları olarak görünüyor. Ortada kirli bir tezgah olduğu düşünülüyorsa bunun sonuna kadar açığa çıkarılması mutlak gerekliliktir. Bunu yapacak olan ise öncelikle yargıdır ve herkese düşen yargının işini kolaylaştırmaktır.
Kuvvetler ayrılığı prensibinin bugüne kadar çok sağlıklı işlemediği ve vesayetçi anlayışın her alanda hüküm sürmeye çalıştığı biliniyor. AK Parti iktidarının ortaya koyduğu demokrasi mücadelesi bir yönüyle de veseyatçi-cuntacı anlayışın etkisini tüm alanlardan silmeye yönelikti. Özellikle 12 Eylül referandumundan sonra yargı alanında böyle bir dönüşüm yaşanıyor. Yargının vesayetten kurtulması, hükümetin vesayetine girmesi anlamın ise hiç gelmiyor. BDP ile ilgili kapatma davası polemikleri, Dink olayı ve CHP lideri ile ilgili fezleke meselesinden sonra hükümetin yargı üzerinde denetimi varmış gibi bir algı oluşturmaya çalışıldığını görüyoruz. Birileri ‘AK Parti BDP’yi kapatmak istiyor’ gibi anlamsız müdahale cümleleri kuruyor, birileri ise hükümet niye ağırlığını koymuyor gibi müdahale çağrısı yapıyor. Bunların ikisi de yanlıştır. Ne hükümet bu süreçleri yönlendiriyor, ne de hükümet böyle bir müdahale de bulunabilir. Bu çelişkiyi iyi analiz etmek durumundayız.
Fatura AK Parti’ye!
Bugün dünden farklı bir sorunumuz var. Yargının yapması gerekenler Hükümet’ten bekleniyor, yargının yaptıkları Hükümet’e yazılıyor. Hükümet’ten gelen eleştirel görüşler ise ya inandırıcı bulunmuyor ya da yeni bir acziyet olarak takdim ediliyor. Fezleke olayından Dink kararına, Başbuğ’un tutuklanmasına kadar her olayda Cumhurbaşkanı ve Başbakan farklı şahsi görüşlerini ortaya koydu, ama doğal olarak yargı kendi mecrasında hareket etti. AK Parti’den bağımsız işleyen yargılama süreçlerinin siyasi sonucu AK Parti’nin aleyhine olabiliyor ama fatura yine de AK Parti’ye kesiliyor. Bu durumu bazı yazarlar, yargıçların özgüven patlaması yaşaması ve siyasi sonuçları olan kararlar alması şeklinde yorumluyor.
Türkiye, devletin derinliklerine sızmış çetelerin gerçekleştirdiği cinayetlere yabancı değil. Bugün gösterilen tepki, bu işleri tezgahlayan örgütlerin ortaya çıkarılmasını, buna çanak tutan anlayışlardan hesap sorulmasını istiyor. Bu talebin şiddeti demokratikleşme açısından umut vericidir.
Sanırım bu durumu biraz daha genel perspektiften değerlendirmemiz gerekiyor. Türkiye’nin son dönemde yaşadığı büyük demokratikleşme dalgası aslında bir geçiş sürecini ifade ediyor. Her alanda ileri demokrasiyi gerçekleştirmiş değiliz, ama bu yolda önemli mesafeler aldık. Vesayetçi anlayışının tortuları hala varlığını korumanın gayreti içindeler. Ülkede olup biten her şey ise doğrudan siyasi iktidara fatura ediliyor. Yargının kararlarından askeri alanda yaşananlara kadar olup biten her şeyin hükümetten bilinmesi veya hükümetin tek çözüm mercii olarak görülmesi gibi yanlış bir durum var. Türkiye daha önce böyle büyük bir yapısal dönüşüm ve köklü bir geçiş süreci yaşamadığı için yapılan yorumlar da sapla saman birbirine karışıyor.
AK Parti devletleşmiyor
Uludere konusunda hükümetin kaçak güreşmemesi ve terörle mücadele sürecinin başındaki otorite olarak kendisini görmesi bence normal bir durumdur. Yaşananları tribünden izleyen hükümetler hariçten gazel okur gibi konuşabilir, hiç sorumluluk yüklenmeden eleştirileri üzerine alınmayıp başkalarını suçlayabilir. Hükümetin bu konuda sorumsuz bir makam gibi davranması mümkün olamazdı. Ben bunu devletleşme değil sivilleşmenin ve her alanda hükümetin söz sahibi olmaya başlamasının doğal bir sonucu olarak görüyorum. Devletleşmeden kasıt yanlışların üzerinin örtülmesi ise böyle bir durum söz konusu değildir. Yargı kararlarıyla ilgili konu ise tamamen farklıdır.
Geçiş sürecinin çağdaş hukuk devleti anlayışıyla ve ileri demokrasiyle sonlanması kaçınılmazdır. Bu süreçte çok başlılık yerini tek başlılığa, adı konulmamış koalisyon ilişkisi yerini gerçek iktidara bırakıyor. Bugün yaşanan, sivilleşmeyle iktidarını devralmaya uğraşan hükümetin zor durumda bırakılmaya çalışılmasıdır. Adeta birileri milletin emanetine sahip çıkarak muktedir olmaya çalışan hükümete ‘aman ha, dokunursan yanarsın’ diyor. Asker-sivil ilişkisinin normalleşmesi, AK Parti’nin devletleşmesi gibi takdim ediliyor. Yasama-yürütme-yargı üçlüsü derin devletin vesayetinden kurtularak asli mecrasında asli fonksiyonlarıyla hareket etme gayretinde. Herkes kendi alanındaki yetkisine sahip çıkıp ‘güç bende artık’ diyerek harici müdahalelere karşı duruyor. Yargı da böyle bir özgürleşme ikliminde... Eğer kuvvetler ayrılığı ilkesini sağlıklı bir şekilde oturtamazsak geçmişte yaşanan olumsuzluklar tekrar eder.
Tepki umut verici
Her şeyi hükümetten beklemek ve her olayın sorumluluğunu hükümete yıkmak geçmişte eleştirdiğimiz sisteme geri dönmek anlamına gelir. Eskiden hükümetler hiçbir alana müdahil olamaz ama her alanın faturasını öderlerdi. Şimdi ise kendi alanına sahip çıkan hükümete her alanın faturası kesilmeye çalışılıyor. Sivil diktadan, tek adamlıktan dert yananlar, her şeyi yönlendiren bir güç imajı üreterek hükümetin yıpratılmasına uğraşıyorlar. ‘Hükümet müdahale etsin, Başbakan talimat versin, iktidar ağırlığını koysun’ türü yaklaşımlar sivilleşmenin gücünü ortaya koymaz, yeni bir vesayet görüntüsü oluşturur. Yargı-hükümet ilişkisi ne yandaşlıkla ne karşıtlıkla izah edilebilir. Bunu gruplar arası bir çekişme gibi takdim etmeye çalışmak ise hükümete de, yargıya da haksızlık olur.
Elbette yargı verdiği kararın hangi partinin işine yaradığını hesap etmek durumunda değildir, ama toplumsal vicdanın nasıl tepki vereceğini hesap etmek durumundadır. Çünkü toplumsal vicdan, adalet olgusunu şekillendirir. Dink davası, yargının da daha duyarlı hareket etmesi gerektiğini göstermiştir. Dava hakiminin ve savcısının basına yansıyan değerlendirmeleri, ortaya çıkan toplumsal tepkiyi daha da kabartmıştır. Dink davasıyla ilgili karar ne kadar karamsarlık üretmişse, karardan sonra ortaya çıkan duyarlılık o kadar umut doğurmuştur.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
22.05.2019
17.05.2019
8.05.2019
2.05.2019
1.05.2019
19.04.2019
17.04.2019
12.04.2019
11.04.2019
4.02.2019