Yıldıray OĞUR
Akademisyenler bildirisinin tartışıldığı günlerde bir iddia ortaya atılmıştı.
İddiaya göre 11 Eylül saldırısından sonra ABD’li 75 akademisyen “11 Eylül’ü Amerikan devleti yaptı” diye bir bildiriyi imzalamış, bildiriyi imzalayan akademisyenler FBI tarafından sorgulanmış, çoğu üniversitelerinden atılmıştı.
Hatta akademisyenlerin tutuklandığını, kongre üyelerinin akademisyenlerin tutuklanmaları ya da işten atılmaları için teklif verdiklerini, bu teklifi imzalayanlar arasında ABD Başkan Yardımcısı Biden’ın da olduğu bile yazıldı.
Gazetecilerin, milletvekillerinin hatta bazı bakanların referans verdiği olayın kupürü diye paylaşılan 2006 tarihli Daily Mail gazetesinde çıkan haberin linki şu: http://www.dailymail.co.uk/news/article-403757/Fury-academics-claim-9-11-inside-job.html.
Sahiden de bir grup Amerikalı akademisyen 11 Eylül’ü petrol zengini Arap ülkelerini işgal etmek isteyen Bush yönetiminin tezgâhladığını iddia eden bir bildiri yayınlamış, 9/11 Truth Movement kampanyasının bir parçası olarak Scholars for 9/11 Truths adıyla bu ‘gerçeğin’ açığa çıkması için bir kampanya da başlatmışlardı. Aralarında, Dünya Ticaret Merkezi ve 7. Bina adlı binanın o uçakların çarpmasıyla yıkılmayacağını bilimsel açıklamalarla açıklayan inşaat mühendisleri, fizikçileri kimyacıların de olduğu bu akademisyen grubunun sayısı kampanyanın sitesine göre 900’ü de bulmuştu. http://911scholars.org/index.php?option=com_content&task=view&id=72&Itemid=51.
Kampanyanın ilk imzacılarından Profesör Steven Jones, Brigham Young, Universitesi’nde çalışan ve soğuk füzyon deneylerinde referans verilen ünlü bir fizikçiydi. “Bu saldırıyı Afganistan mağaralarından gelen 19 kişinin tek başlarına yaptığına inanmıyorum” demişti.
Kampanyayı başlatan isimlerden James Fetzer, Princeton’da felsefe okumuş, Colombia’a felsefe masterı yapmış, Bilişsel Bilimler diye çevrilen Cognitive Science literatürüne 100 makale ve 20 kitapla katkılar yapmış bir folozoftu. 11 Eylül’den önce JFK cinayetinin arkasında da ABD devleti olduğunu savunmuştu.
Yine kampanyanın öncülerinden olan Kevin Barrett Wisconsin Üniversitesi’nde dersler veriyordu. İngiliz, Fransız, Arap ve Afrika dilleri ve edebiyatları konusunda uzmandı. 1993 yılında Müslüman olmuştu. Köpeğinin adı "Salman Rushdi"ydi.
İddia edildiği gibi kampanyaya katılan bildiriyi imzalayan akademisyenler FBI tarafından sorgulanmadılar, hiçbiri hapse atılmadı, aralarında Biden’ın olduğu kongre üyeleri de üniversiteden atılmaları ya da tutuklanmaları için yasa tasarısı ya da bildiri imzalamadı.
Bahsi geçen olay Wisconsin’de yaşanmıştı. Cumhuriyetçi eyalet meclisi üyesi Steve Nass ve 61 yerel meclis üyesi Kevin Barrett’in Wisconsin Üniversitesi’nden atılması için bir dilekçe imzalayıp rektörlüğe ve valiliğe sunmuştu. Ayrıca binlerce mezun da üniversiteye mesaj yağdırarak Barrett’in ders vermeye devam etmesi hâlinde bağış yapmayacaklarını bildirmişti. Üniversite yönetimi 10 gün boyunca Barrett’in verdiği derslerde benzer propagandalar yapıp yapmadığını araştırdı ve sonuç olarak Barrett’in bu aykırı fikirlerini derslerde öğrencilerle paylaşmadığı tespit edildi.
Ama hikâye burada bitmedi. Barrett kendi tabiriyle kara listeye alındı ve 2006’dan beri üniversitelerde ders veremiyor. http://www.twf.org/bio/Barrett.html.
Kampanyanın öncülerinden ve kamu yüzlerinden James Fetzer için de benzer bir son yaşandı. Ders verdiği Minesota Üniversitesi, Fetzer’in komplocu fikirlerinde üniversitenin adını, titrini ve email adresini kullanmasının yanlış olduğuna karar verdi ve onu emekliye sevk etti.
9/11’in devletin işi olduğuyla ilgili röportajlar ve konferanslar veren soğuk füzyon deneyleri yapan fizikçi Steven Jones da üniversitesi tarafından önce ücretli izne gönderildi, sonra yönetimle anlaşıp emekli oldu.
En ünlü vaka ise Colorado Üniversitesi’nde kültürel çalışmalar dersleri veren, yerli orjinli profesör Ward L. Churchill’in başına gelendi. 11 Eylül’de Dünya Ticaret Merkezi’nde ölenleri Küçük Eichmann’lara benzeten Churchill, saldırıyı “patronları Orta Doğu’daki insanların bebeklerini öldürttü, onlar da buna cevap verdi” diye anlatmıştı. Üniversitesinden atıldı, mahkemeler yıllarca sürdü, akademik özgürlük tartışmalarına neden oldu. Ama geriye dönemedi.
Tabii kampanyanın yüzü olarak TV’lere çıkan, röportajlar veren, kitaplar çıkaran akademisyenler dışında sadece imza atarak destek veren akademisyenler benzer bir akıbete uğramadılar. Hiçkimse gözaltına alınmadı.
Peki aklı başında gibi görünen, muhalif, hak mücadeleleri içinde yer almış, iyi eğitimler almış, alanında tanınmış akademisyenler nasıl olup da 11 Eylül’ü kendi devletlerinin yapmış olduğuna böylesine inanmıştı?
Esas üzerine düşünmemiz gereken soru burası...
Aslında devletin her türlü melanetin kaynağı olduğu, başımıza gelen bütün felaketlerin onun karanlık koridorlarında planlanmış pis kumpaslar olduğu inancı ABD’de güçlü bir entelektüel gelenek.
Kökleri federal devletlerin üzerinde merkezi Beyaz Saray otoritesinin kurulduğu zamanlarda kadar götürebilecek güçlü bir devletin kirlilik ve diktatörlük kaynağı olacağını düşünen sağcı ve güç odaklarının, büyük şirketlerin para için türlü kumpasların içinde olduğuna dair solcu kanatları olan bir gelenek bu.
Bize de tercümeyle gelen deprem makinesi HAARP’tan, Rothschild ailesi ve İlluminati üzerine komplo teorilerine, “11 Eylül ABD kendi kendine yaptı”, “ABD kendi kendine Pearl Harbour’u vurdu"ya kadar savaş kararları, suikastlar, çok ölümlü olaylar, katliamlar hakkında yüzlerce komplo teorisinin kaynağı ABD’deki bu geleneklerdir.
Ne kadar da tanıdık. İnsanın aklına Türkiye’nin yakın tarihiyle ilgili artık sorgusuz hakikat hâline gelmiş yüzlerce örnek geliyor. Mesela Kazancı Yokuşu’ndaki kamyonun hikâyesi.
1977 1 Mayıs’ında ölümlerin çoğunluğunun sebebi kurşun değil Kazancı Yokuşu’nda yaşanan izdihamdı. İzdihama sebep olan da o gün caddeye çekilmiş bir kamyondu. “Esrarengiz kamyon” demeliyiz. Çünkü küçük bir Google taramasında o kamyon üzerine kurulmuş yüzlerce komplo okumanız mümkün. Özetle kamyonun katliam için devlet ya da kontrgerilla tarafından oraya bırakıldığı iddia edildi yıllarca. Ta ki 2012 yılında kamyonu oraya çektirmiş mitingi düzenleyen DİSK’e bağlı Teknik-İş Sendikası Genel Sekreteri konuşana kadar. Biraz da yıllarca açıklama yapmamış olmanın mahçupluğuyla şöyle demişti:
''Kazancı Yokuşu'ndaki kamyonu ben kiralatmıştım. Nereden bilebilirdim ki, kamyonun insanların orada ezilmesine yol açacağını... çok üzgünüm.”
Bütün yakın tarihi benzer hikâyeler ve komplo teorileriyle yazmak mümkün.
Türkiye’de neredeyse her katliamın faili olarak birinci dakikada, elde hiçbir delil yokken devleti gören, devleti hiç değişmez, sabit ve sadece kötülük üreten bir mekanizma olarak algılayan ABD’dekine benzeyen bir entelektüel gelenek mevcut.
Arada şöyle bir fark var. ABD’deki gelenek itibarsızken, meczup muamelesi görürken, burada bir anda yüzlerce entelektüelin altına imza atabildiği metinler çıkaran sorgusuz, bütün muhalefeti kuşatan bir itibara sahip.
Bu yüzden cemaat polisleri birkaç yıl önce Koç Müzesi’nde sergilenen eski bir denizaltının içine tam da çocuklar müzeyi ziyaret ederken patlatılacak bir bomba yerleştirebilecek kadar korkunç bir derin devlet olduğuna hepimizi kolayca inandırabilmişti.
Bugün de PKK’nın neredeyse her gün anlattığı benzer onlarca hikâyeye anında inanıp sorgusuz bildiriler yayınlayanlar var.
Türkiye’de devletin her otoriter devletin olduğu gibi karanlık bir tarihi var. Dört darbe olmuş bir ülkeden bahsediyoruz. Ama bu karanlık tarihi oluşturan bilgilerin çoğu politik çatışmalarda ihtiyaca binaen üretilmiş bir bilgi-belge destesinden oluşuyor. Hakiki bir sorgulamaya bile kimseyi ihtiyaç bırakmayan mutluluk verici, sürekli kendini haklı ve iyi hissettiren bir kabul edilmiş ezberlerden ibaret.
Devletten nefret ederken, onu olduğundan mahir ve kötü olarak algılayan bu muhalif gelenek, onunla konuşmayı, onu değiştirmeye çalışmayı da reddediyor, abartı ve komploculukları devletin sahiden teşhir edilip, hesap sorulması gereken günahlarını örtüyor ve en kötüsü de kötülük üretecek öteki failleri de devreden çıkarıyor, masumlaştırıp, hesap vermekten kurtarıyor.
PKK’nın şiddet kullanımındaki bu şımarıklığının, ne yaparsam yapayım sorumlu olmayacağım ve hesap vermek zorunda kalmayacağım gibi dünyadaki herhangi bir terör örgütünün rüyasında göremeyeceği bir konfora sahip olmasının sebebi de günün sonunda devletle olan kadim kavgasının şehvetiyle onun kötülüklerini görmezden gelecek, yaptıklarını her şeye rağmen meşru ya da anlaşılabilir bulacak güçlü bir entelektüel geleneğin varlığı…
Ölümlerin sayısı arttıkça, çatışmalar yükseldikçe bu tarz bir veriye ve somut duruma bakmaksızın ‘tek suçlu ve kötülük kaynağı devlettir’ entelektüelliğin devletin ve toplumun gözüne batması, tansiyonun son bildiri meselesinde olduğu gibi yükselmesi, fikir özgürlüğü açısından kötü sonuçlara neden olması da neredeyse kaçınılmaz.
Bunlardan bazıları iki sene devletin Akil İnsan ilan ettiği isimler olunca da mesele kötü bir aydın ve entelektüel düşmanlığına kadar geliyor.
Halbuki devlet değişiyor. Toplum değişiyor. Önceki gün Meclis’te Hristiyan bir vekil için pazar ayini arası verildi, Başbakan Erzincan’da cemevinde yere oturup cem izledi. Belki bir sürü de kötü şey oldu. Ama onları da toptan bir düşmanlıktan doğan muhaliflik değiştiremeyecek. Zaten değiştirmek isteyip istemediklerine de emin değiliz.
Sanki toplumun, devletin değiştiğine, değişebildiğine ikna oldukları anda bütün birikimlerini kaybedeceklerini zannediyorlar ve sürekli bizi sözlerinin kıymetli olduğu eski zamanlara çekiyor, huysuz ihtiyarlar gibi her şeyin ne kadar kötüye gittiğini, ne kötü zamanlara geldiğimizi anlatıp duruyorlar. Devlet, hükümet hatta büyük kalabalıklar kötü olunca kendilerinin otomatik olarak iyi, doğru ve muhalif oldukları o güzel eski günlere….
Aslında İstanbul gazinolarından Adana pavyonlarına düşmüş eski şöhretli şarkıcılarınki kadar hüzün verici bir hikâye bu...
Yazarlar
-
Mahfi EgilmezÖnümüzdeki Küresel Riskler 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÇankaya şişmanı... 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTrump şaşırtmaya devam ederken… 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciÇöken CHP mi AK Parti mi? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSuriye’de yeni dönem arayışı: Çatışmadan entegrasyona geçilebilecek mi? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUİçişleri bakanı ne demişti, gerçek ne çıktı? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENSuriye’nin “normal”i inşa ediliyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUHakan Fidan’ın anlamadığı 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİBeleş hamaset, boş balon 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTSıfır tüketim, 402 lira fatura… 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENSuriye’de İstikrar da “Süreç” de Tehlikeli Sularda 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENDavos 2026: Küresel belirsizlikler eşliğinde ‘diyalog ruhu’ 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAGün Rojava’yı Savunma Günüdür; Ortak Geleceğe Yönelik Tehdit... 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasSuriye’nin bir ucunda oyun içinde oyun 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİstanbul çok kötü yönetiliyor! 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKDışarıdan ABD, içeriden mollalar: İranlılar ne yapacak? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNHızlı çöküşün anatomisi 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluCumhurbaşkanı 23 yıl sonra niye hâlâ şikayetçi? 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞ“81 İLDE 81 AŞEVİ “YOKSULLUĞU”… 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRSURİYE'DE İHLALE SUKUNET MORFİNİ 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞRastgele büyüme 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURBuyurun tekrar çözüm sürecine... 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYılın kelimelerine siyaseten bakmak: “Parasosyal” ve “Rage Bait” neden ayrımı keskinleştiriyor, araş 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanGrönland kavgası: Ne Trump NATO’yı feda edebilir ne Avrupa 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİTO Başkanı’na milyonlarca liralık harcamayı sordular 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakDizinformasyon mu, manipülasyon mu? 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile Bayraktarİran’ın dinamikleri 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUToplumsal gidiş nereye doğru? 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalVenezuela, MAGA ve Çin 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayVenezuela ve Trump doktrini 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRGül, Arınç, Atalay’ın olduğu bir AK Parti iktidarında İmamoğlu tutuklanabilir miydi? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİAranan baron İmamoğlu muymuş? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Figen Çalıkuşu“Terörsüz Türkiye” süreci ne alemde? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN“Yetkim olsa HSYK’yı anında yargılardım” … 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERSefalet ücreti 15.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAdaletsizlik Müslüman toplumların kaderi olabilir mi? 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraZamanımızın Bir Kahramanı 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürtlerle Suriye’de savaş, Türkiye’de barış: Ne kadar mümkün? 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Murat Sevinç'Barış Bildirisi'nin 10'uncu yılında hali pür melalimiz 10.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKABD terörü ve rızanın çözülüşü 6.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalSiyonist evanjelist yayılmacılığa karşı demokratik konfederal dayanışma 4.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANDavutoğlu’nun “öfkeli çocuklar”ı 3.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları

































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026
5.01.2026
3.01.2026
31.12.2025
24.12.2025
23.12.2025
17.12.2025