Yıldıray OĞUR
“Politikadaki hürriyet, bir yığın hürriyetsizliğin anahtarı veya ardına kadar açık duran kapısıdır. Meğer ki dünyanın en kıt nimeti olsun; ve tek insan onunla şöyle iyice karnını doyurmak istedi mi etrafındakiler mutlak surette aç kalsınlar. Ben bu kadar kendi zıddı ile beraber gelen ve zıtlarının altında kaybolan nesne görmedim. Kısa ömrümde yedi sekiz defa memleketimize geldiğini işittim. Evet, bir kere bile kimse bana gittiğini söylemediği halde, yedi sekiz defa geldi; ve o geldi diye biz sevincimizden, davul, zurna, sokaklara fırladık. Nereden gelir? Nasıl birdenbire gider? Veren mi tekrar elimizden alır? Yoksa biz mi birdenbire bıkar, "Buyurunuz efendim, bendeniz, artık hevesimi aldım. Sizin olsun, belki bir işinize yarar!" diye hediye mi ederiz? Yoksa masallarda, duvar diplerinde birdenbire parlayan, fakat yanına yaklaşıp avuçlayınca gene birdenbire kömür veya toprak yığını haline giren o büyülü hazinelere mi benzer? Bir türlü anlayamadım.… Hakikaten muhtaç olsaydık, hakikaten sevseydik, o sık sık gelişlerinden birinde adamakıllı yakalar, bir daha gözümüzün önünden, dizimizin dibinden ayırmazdık. Ne gezer? Daha geldiğinin ertesi günü ortada yoktur. Ve işin garibi biz de yokluğuna pek çabuk alışıyoruz. Kıraat kitaplarında birkaç manzume, resmî nutuklarda adının anılması kâfi geliyor.”
Türkiye siyasi tarihinin en kısa ve en veciz özetini Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün fikir babası ve baş kahramanı Hayri İrdal yapmıştı.
Romanın 1961 yılında yayınlandığı hatırlanırsa Tanpınar’ın hürriyet hakkında Hayri Bey’e söylettiği “Kısa ömrümde yedi sekiz defa memleketimize geldiğini işittim” cümlesindeki 7-8 rakamlarının öylesine söylenmemiş rakamlar olduğu daha iyi anlaşılabilir.
Namık Kemal’in Hürriyet şiirleriyle ilan edilen Birinci Meşrutiyet’i askıya alan 2. Abdülhamit devrinde çocukluğunu yaşamış, sonra “Abdülhamit istibdadına hayır” diyenlerin, 1908’de Hürriyet ilanına şahitlik etmiş, sonra İttihatçıların istibdat devrini tecrübe etmiş, ardından muhalifleri Hürriyet ve İtilafçılar’ın hürriyet vaatleriyle iktidara geldiklerine şahit olmuş, ardından tekrar İttihatçılar darbeyle yönetime el koymuş, sonra ülkeyi hürriyete kavuşturan Cumhuriyet’in modernlik, laiklik, hürriyet vaat eden politikalarının nasıl bir baskı rejimine döndüğünü de bizzat yaşamıştı.
Ardından yine “hürriyet, demokrasi” sloganlarıyla iktidara gelen Demokrat Parti dönemi, sonra onların da baskıcı politikaları, ardından yine “diktatörlüğe hayır, hürriyet” sloganları eşliğinde yönetime el koyan darbecilerin mahkemeleri, tasfiyeleri, yasakları, idamları...
1962 yılının başında vefat eden Tanpınar’ın ve Hayri İrdal’in ömrü bu kısır döngünün 9’uncusunu, 10’uncusunu, 11’incisini ve gerisini görmeye yetmedi.
Peki, davul zurna ile gelen hürriyetler nasıl birdenbire sessizce gitmişti ve neden gelişlerinden birinde onu adamakıllı yakalayamamıştık? Neden hakikaten ona muhtaç olmamıştık, hakikaten sevmemiştik ve gözümüzün, dizimizin dibinde oturtmamıştık?
Bugünlerde yine pek çok kişi bu soruya karamsar yanıtlar veriyor. “Türkiye işte” ile başlayan yorumları, “bu halkın bunu hak ettiği”, “daha fazlasına layık olmadığı”, “zaten eğitiminin, kültürünün buna müsait olmadığı”yla ilgili özcü ve elitist tespitler izliyor.
Bu tespitlerin ucu ya siyasetten tamamen elini ayağını çeken bir apatiye ya da marjinal pozisyonlara, radikalizme çıkıyor.
Daha büyük kalabalıklar içinse hürriyet meselesini konuşmak ülkenin bekası tehlikedeyken tehlikeli ve lüks.
Bugün bir toplumsal kesime ait görülebilecek bu kaygı, dün de tam karşıt grupların kaygılarıydı, onlar demokrasi, hürriyet taleplerini başka beka ve güvenlik kaygıları ileri sürerek tehlikeli ve lüks buluyorlardı.
O yüzden devletin ne yaptığından çok toplumun bu sürekli depreşen ve hürriyetlerin askıya alınmasına sebep olan kaygılarının kaynağına inmek, onları ciddiye almak ve anlamaya çalışmak gerek.
Türkiye’deki bütün kırılma anlarında toplumun hürriyetin sessizce terk edişini sırtını dönerek izlemesinin bazı rasyonel ve pratik sebepleri vardı.
Abdülhamit Meclis’i Mebusan’ı tatile gönderirken ve Kanun-i Esasiyi rafa kaldırırken, Rus ordularının İstanbul önlerine kadar geldikleri gerçek bir beka kaygısıyla karşı karşıyaydık. İttihatçılar sertleşirken, Balkanları kaybetmiştik, Edirne bile elden gitmek üzereydi. Kemalistler, Takrir-i Sükun ilan ederken ülkeyi sarsan büyük bir isyan çıkmıştı. Demokrat Parti darbe tehlikesinden korktuğu için Tahkikat Komisyonları kurmuştu. 12 Mart’ta az kalsın sol bir cunta yönetime el koyacaktı, o yüzden tutuklamalar olmuştu. 12 Eylül’den önce gerçekten sokaklarda kardeş kanı dökülüyordu. Laikler ve askerler, Türkiye’de bir şeriat tehlikesi olduğuna gerçekten inanıyordu ve bu yüzden 28 Şubat oldu ve devlet ve laik kesim başörtüsü yasağını kaldırmaya uzun yıllar yanaşmadı. Devlet, PKK’nın güçlenmesinden, Kürtlerin ülkeyi böleceğinden endişe ettiği için Kürtçe televizyon yayınına bile uzun yıllar direndi. Bugün de Türkiye bugünkü olağanüstü hali de kanlı bir darbe girişimi ve şehirlerin ortasında canlı bombalar patlatan bir terör dalgasının ardından yaşıyor.
Bu örneklerin her birinde, ortadaki tehlike ya da gösterilen tehlike, hukukun askıya alınması, özgürlüklerden vazgeçilmesi, mutlak bir sessizlik sağlanmasının gereği üzerine toplumun bir kesimini ikna etmişti.
O günkü teyakkuz halinden bakınca pek çok tuhaf uygulama da makul görünebiliyordu. Ordu, Şeyh Said isyanını bastırmaya çalışırken, Birinci Dünya Savaşı’ndaki asker kaçaklarının nasıl idam edildiğiyle ilgili dramatik hikayeler yazan Cevat Şakir’in İstiklal Mahkemesi’nde yargılanıp ceza alması herhalde kimseye tuhaf gelmemişti.
Ama yıllar sonra Cevat Şakir, Halikarnas Balıkçısı olup, Mavi Sürgün’de başına gelenleri yazdığında onu okuyanlar, muhakkak yapılanların gülünç, saçma ve zalimce olduğunu düşündüler.
Bugün pek çok laiğe Cumhurbaşkanı adayı Abdullah Gül’ün eşi başörtülü diye miting yapmak saçma geliyor olabilir.
Ya da milliyetçiler bile bugün Kürtçe bir televizyon kanalı olmasının ülkeyi böleceğiyle ilgili kaygıların yersiz olduğunu fark etmiştir.
Ama her güvenlik krizini benzer yöntemlerle çözmek bu uzun tarihin gösterdiği gibi günün sonunda Türkiye’nin beka kaygısını bitirmedi.
Aslında hukukun, özgürlüklerin askıya alındığı bütün bu süreçler, bir sonraki krizin de tetikleyicisi oldu.
Hukukun, özgürlüklerin askıya alındığı her olağan üstü hal dönemi, toplumsal kesimler arasındaki çatışmaları kalıcılaştırdı, sırayla her iktidara gelen rövanş istedikçe de normalleşme bir türlü sağlanamadı.
Tabii ki dünyanın bütün iktidarları sessizlik severler, herkesin onları desteklemesini, fazla gürültü çıkaranların susturulmasını, tehlikeli olabileceklerin tehlikeli olmadan durdurulmasından memnun olurlar.
Ama daha akıllı iktidarlar, bunun aslında göz boyayan ve tehlikeli bir sessizlik olduğunu kısa zamanda anlar.
Bütün sosyal meseleleri, fikri tartışmaları devletin kolluk güçleriyle çözmek, istenmeyen sesleri susturmak, ilk başta sorunların çözüldüğü, sessizliğinin sağlanmış olduğu gibi bir intiba yaratabilir. Ama aslında kimse susmamış, konuşanlar sadece devletin duyamayacağı yerlere doğru çekilmiş, kuytularda, karanlık dehlizlerde konuşmaya devam etmektedirler.
Ama artık onları duymak, müzakere etmek, fikirlerini değiştirmek de mümkün değildir. Devlet gözlerinin önündeki ‘sakıncalıları’ güvenlik nedeniyle göremeyeceği bir yere doğru itince aslında bir güvenlik açığına da sebep olmuştur.
Artık o karanlıkta efsaneler, yalanlar, abartılar, propaganda, kötücül fikirler için münbit bir ortam ortaya çıkar. Özetle hürriyetleri yok etmek, kısa vadede güvenlik, orta vadede güvenlik sorunu yaratır
Ayrıca devletin bütün sosyal, fikri meselelere müdahalesi toplumun kendi içinde çözebileceği meselelerin şeklini de değiştirir, toplumun potasında merkeze, sağduyuya doğru çekilebilecek radikal fikirler, siyasetler devletin baskısının yarattığı mağduriyetle daha fazla insan için makul bir pozisyon haline gelir ve böylece mağduriyet radikallerin zırhı olur.
Örneğin her kesimden doktorların üye olduğu Türk Tabibler Birliği’nin Türkiye’de halkın çok büyük bir çoğunluğunun destek verdiği bir operasyona karşı çıkması, doktorlar içinde bu pozisyonunun tartışılmasına ve birliğin merkeze doğru çekilmesine sebep olabilecekken, devletin birlik yöneticilerini gözaltına alması, sadece yöneticilerin pozisyonunu savunmayan doktorların sessizleşmesine, yanlış bulunan pozisyonunun daha fazla doktor için meşru ve doğru hale gelmesine sebep olur.
Ve bu kısır döngünün devam etmesine sadece krizleri benzer yöntemlerle çözmeye çalışan iktidarlar değil, ümidini kaybeden, böylece yöntemleri ve dili kirlenen, radikalleşen muhalifler de büyük katkılar yaptılar.
Bu kısır döngüyü kırmanın yolu, toplumsal kaygıları küçümsemeden diyalogu sürdürmekten, marjinalleşmemekten, demokratik ve medeni bir dilden vazgeçmemekten geçiyor.
Tabii bir de bu kısır döngüye nasıl katkı yaptığımızla ilgili dürüst bir yüzleşme için arada aynaya bakmaktan.
Türkiye’de 7-8 seferde hürriyet elden kayarken en az ikisinde Hayri İrdal’ın olmasa da Tanpınar’ın da elleri kirlenmişti. (Kemalist radikal devrimler dönemi ve 1960 darbesi) Belki bu yüzden söylenmeye de hakkı yoktu.
Aslında hiçbirimizin söylenmeye hakkı yok...
Yazarlar
-
Mahfi EgilmezÖnümüzdeki Küresel Riskler 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÇankaya şişmanı... 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTrump şaşırtmaya devam ederken… 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciÇöken CHP mi AK Parti mi? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSuriye’de yeni dönem arayışı: Çatışmadan entegrasyona geçilebilecek mi? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUİçişleri bakanı ne demişti, gerçek ne çıktı? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENSuriye’nin “normal”i inşa ediliyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUHakan Fidan’ın anlamadığı 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİBeleş hamaset, boş balon 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTSıfır tüketim, 402 lira fatura… 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENSuriye’de İstikrar da “Süreç” de Tehlikeli Sularda 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENDavos 2026: Küresel belirsizlikler eşliğinde ‘diyalog ruhu’ 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAGün Rojava’yı Savunma Günüdür; Ortak Geleceğe Yönelik Tehdit... 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasSuriye’nin bir ucunda oyun içinde oyun 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİstanbul çok kötü yönetiliyor! 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKDışarıdan ABD, içeriden mollalar: İranlılar ne yapacak? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNHızlı çöküşün anatomisi 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluCumhurbaşkanı 23 yıl sonra niye hâlâ şikayetçi? 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞ“81 İLDE 81 AŞEVİ “YOKSULLUĞU”… 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRSURİYE'DE İHLALE SUKUNET MORFİNİ 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞRastgele büyüme 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURBuyurun tekrar çözüm sürecine... 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYılın kelimelerine siyaseten bakmak: “Parasosyal” ve “Rage Bait” neden ayrımı keskinleştiriyor, araş 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanGrönland kavgası: Ne Trump NATO’yı feda edebilir ne Avrupa 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİTO Başkanı’na milyonlarca liralık harcamayı sordular 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakDizinformasyon mu, manipülasyon mu? 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile Bayraktarİran’ın dinamikleri 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUToplumsal gidiş nereye doğru? 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalVenezuela, MAGA ve Çin 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayVenezuela ve Trump doktrini 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRGül, Arınç, Atalay’ın olduğu bir AK Parti iktidarında İmamoğlu tutuklanabilir miydi? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİAranan baron İmamoğlu muymuş? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Figen Çalıkuşu“Terörsüz Türkiye” süreci ne alemde? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN“Yetkim olsa HSYK’yı anında yargılardım” … 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERSefalet ücreti 15.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAdaletsizlik Müslüman toplumların kaderi olabilir mi? 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraZamanımızın Bir Kahramanı 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürtlerle Suriye’de savaş, Türkiye’de barış: Ne kadar mümkün? 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Murat Sevinç'Barış Bildirisi'nin 10'uncu yılında hali pür melalimiz 10.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKABD terörü ve rızanın çözülüşü 6.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalSiyonist evanjelist yayılmacılığa karşı demokratik konfederal dayanışma 4.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANDavutoğlu’nun “öfkeli çocuklar”ı 3.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları

































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026
5.01.2026
3.01.2026
31.12.2025
24.12.2025
23.12.2025
17.12.2025