Yıldıray OĞUR
Türkiye Büyük Millet Meclisi, 12 gün sonra 100 yaşına basacak. Bu yüzyıl içinde Meclis’te büyük krizler, sert tartışmalar hatta yumruklaşmalar yaşandı. Stenograflar bütün olan biteni, hakaretleri, küfürleri zabıtlara geçirdiler.
Ama Meclis’in 100’üncü yıldönümüne günler kala, görüşülen af tasarısı sırasında, herhalde stenograflar bile o zaptı tutarken utanmıştır:
“Meral Danış Beştaş (Siirt-HDP): Ben de bütün kamuoyunun gözünün önünde şunu söylüyorum. İdris Baluken cezaevinde ölsün mü? ( AK Parti sıralarından “Ölsün” sesi) Figen Yüksekdağ ölsün mü? Selahattin Demirtaş ölsün mü? Ahmet Altan ölsün mü? ( HDP sıralarından alkışlar, AK Parti sıralarından gürültüler)
Başkan: Peki, teşekkür ederim.
Özlem Zengin (Tokat-AK Parti) Sayın başkanım, bu olamaz, biz kimse ölsün demiyoruz.
Başkan: Değerli arkadaşlarım, lütfen
Meral Danış Beştaş: Ölsün mü? Bunu söylüyorlar. Şu anda bunu kabul edemeyiz.
Başkan: Lütfen... Peki... Kayıtlara geçmiştir değerli arkadaşlarım.”
Halbuki bu Meclis, bundan 99 yıl önce kuruluşunun birinci yıldönümünde, ülke hala işgal altındayken ve cephelerde işler hiç de iyi gitmezken, insanların haksız yere hapsedilmesini engellemek için Hürriyet-i Şahsiye Kanunu’nu görüşmeye başlamıştı.
Kanun teklifini veren Çanakkale Savaşı’nda topçu teğmen olarak görev varmış, Kastamonu mebusu avukat Abdülkadir Kemali Bey’di. (Öğütçü)
Teklif ceza kanunun 203’üncü maddesine ek maddeler getirmekteydi. Bu maddeler kabul edilirse hala bu suçlardan cezaevinde yatacak mahkumlar da affedilmiş olacaktı.
Kanunun bazı maddeleri şöyleydi:
Madde 1: Rütbe ve mevkii ne olursa olsun herhangi bir devlet memuru kişisel özgürlüklere ya da milletin doğal ve medeni hukukuna tecavüz ederek Kanun-i Esasi’yi ihlal ettiği takdirde 3 yıldan az olmamak üzere hapis cezasına çarptırılacaktı
Madde 3: Kanun-i Esasi hükümlerine aykırı hareket eden herkes, vekil bile olsa, kişisel olarak sorumlu olacaktı
Madde 4: Birinci maddede yazılı suçlardan dolayı zarara uğrayanlar zararlarını mahkemelerinde dava açarak karşılayabilecekti
Madde 7: Usule aykırı olarak hapsedildiğini ve Kanun-i Esasi hükümlerine aykırı hareket edildiğini ileri sürerek bu suçları işleyenleri protesto etmek isteyenlerin, protesto evraklarını kabul ve bunu ilgili kişilere gönderme sorumluluğu noterlere aitti. Aksi takdirde noterler de bu suçlara katılmış sayılarak 3 yıldan az olmamak üzere hapis ve ayrıca para cezasına çarptırılacaktı
Madde 8 ve 9: Bu maddelerde belirtilen suçlardan mahkûm olanları affetme yetkisi ve bu maddeler hükümlerine aykırı olan tüm kanun ve tüzük maddeleri yürürlükten kaldırılacaktı.
Abdülkadir Kemali Bey yasa teklifinin gerekçesini şöyle yazmıştı:
“Devrimiz ihtilal ve inkılaplarında gaye, hukuk ve bütün özgürlüklerin her türlü saldırıdan korunmasını sağlamaktır. (…) Gayrı kanuni ve gayrı insani baskılar, nereden gelirse gelsin menfurdur ve karşı koyma hakkını doğururlar. (…) Mevcut düşmanı denizlere döktükten sonra yurt içinde hürriyet ve hayat hakkı namına yeniden mücadelelerle, yeniden kanlar fışkırtmaya mecbur olmayarak huzur ve sükûn içinde, karşılıklı görev ve hukuka, hükümetçe ve milletçe azami ölçüde uymanın çarelerini şimdiden kesin olarak düşünmek zorunluluğundayız”.
Yasa teklifi uzun süre Meclis’te bekletildikten sonra Cumhuriyet’in ilan edilmesinden sekiz ay önce 12 Şubat 1923 günü uzun tartışmalar sonunda kabul edildi.
Kanunun kabul edildiği gün sadece Ankara hapishanelerinde haksız yere tutulan 68 mahkum tahliye edildiler.
(Kaynak: Ahmet Demirel, “Rüya Gibi Bir Kanun: Hürriyet-i Şahsiye Kanunu”, Toplumsal Tarih, Nisan 2020)
Ama savaştan sonra Abdülkadir Kemali Bey’in korktuğu başına gelmişti.
Muhalif fikirleri yüzünden İkinci Meclis’e alınmamış, Adana’ya dönüp Toksöz gazetesini çıkarmaya başlamış, 4 Mart 1925’de Takrir-i Sükun Kanunu ilan edilince gazetesi kapatılıp, tutuklanmıştı.
11 ay hapis yattı. 1930 yılında Serbest Cumhuriyet Fırkası kurulunca, cesaret edip Ahali Cumhuriyet Fırkası’nı kurdu. Menemen olayları üzerine Serbest Fırka kendini feshedince, bir kere daha hapse girmemek için partisi kapatıp ailesini alarak Beyrut’a kaçtı.
Ama 16 yaşındaki oğlu gurbette fazla dayanamadı, bir yıl sonra kaçarak Adana’da babaannesinin yanına yerleşti. Çırçır fabrikalarında işçi olarak çalıştı. 1938 yılına askere gitti.
Askerdeyken bir gün koğuşları basıldı, eşyaları arasında Maksim Gorki ve Nâzım Hikmet kitapları çıkınca "yabancı rejimler lehinde propaganda ve isyana muharrik" suçundan tutuklandı.
Komünist bir darbe için orduda örgütlenen bir örgütün üyesi olmaktan beş yıl hapis cezası aldı. Örgütün lideri 38 yaşındaki genç şair Nazım Hikmet’ti. Aynı iddialarla Bahriye’de astsubay olan kardeşine Sabahattin Ali’nin kitaplarını vermek suçundan 28 yaşındaki genç yazar Kemal Tahir de tutuklanmıştı.
Abdülkadir Kemali Bey’in 24 yaşındaki oğlu, kitaplarını okuduğu için tutuklandığı Nazım Hikmet’le hapishanede tanıştı. Ondan felsefe, Fransızca dersleri aldı, yine onun teşvikiyle yazmaya başladı.
1943 yılında cezası bitip hapisten çıktı, ilk romanı babasından da esinlenen bir adla imzaladı: Orhan Kemal.
Baba Abdülkadir Kemali Bey ancak İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra adı konmadan çıkan siyasi afla 1939 yılında Türkiye’ye dönebildi.
Nazım Hikmet ise 1950 yılına kadar 13 yıl boyunca kitapları bazı askerlerden çıktığı için darbecilikten hapiste kaldı.
Hapiste daha uzun da kalabilirdi. Eğer 1950 yılındaki af çıkmasaydı...
Aslında o aftan da yararlanamayacaktı.
DP iktidarının 14 Mayıs 1950’den önce işlenen suçlara af getiren yasasının kapsamının içinde komünistler yoktu. Özellikle de tartışmaların odağındaki Nazım Hikmet...
Ne iddianamesindeki haksızlıkların Vatan gazetesi tarafından teşhir edilmesi, ne kendisinin ve annesinin açlık grevi, anti-komünist DP’li vekilleri yumuşatmaya yetmemişti.
Zabıtlardan okuyalım:
Şevket Mocan (DP Tekirdağ Milletvekili): Ben komünisti siyasi mahkûm telâkki etmiyorum. Komünist bence haini vatandır. Çünkü. Komünist vatan tanımaz....Ben katiyen affın bu maddesinin tâdiline elim kalkıp da rey vermeyeceğim. Haini vatanı, casusu, ihtilâlciyi ben affetmem.. (Kimse affetmez sesleri)
Ahmet Gürkan (DP Tokat Milletvekili): Nâzım Hikmeti müdafaa edenler gelsinler kürsüde onu müdafaa etsinler. Arkadaşlar mevzu çok mühimdir, mesele Nâzım hikmet meselesi değildir. Mesele Türk Milletinin varlığı davasıdır... Evet bu uğursuz kızıl kuduz Türk Milletini ısırmak için hırlarken onun ağzından sızan salyaları yalıyanları elbette tecziye edeceğiz
Tevfik İleri (Ulaştırma Bakanı) Nâzım Hikmet niçin mahkûm edilmiştir? Türk ordusunu ve Türk bahriyesine kundak sokmak suçundan mahkûm edilmiştir... Mukaddes Türk Ordusuna, Türk Bahriyesine, yarın bu memleketi koruyacak olan büyük varlığa, bizim sigortamıza, bizim garantimize fesat ve isyan mikrobunu \ sokan bir insanı nasıl dışarı çıkartacağız. Arkadaşlar, bu memlekette ve bu memlekete bağlı tertemiz yüz binlerce insan, yüz binlerce milliyetçi Türk genci, gözünü dört açmış,
aman Nâzım Hikmet'i affetmeyin diye yalvarmıyor mu? (Bravo sesleri, alkışlar). Bunu affettiğimiz gün, bu gençlerin kalblerini kıracağız, yüreklerini sızlatacağız. (Bravo sesleri)
(Doğru sesleri)”
Ama bunun eşitliğe aykırı olduğunu iddia eden DP’li milletvekilleri de vardı.
Sonunda komünistler af kapsamının dışında tutuldu ama açlık grevi yapan Nazım Hikmet, işlediği darbecilik suçu af kapsamına girince yattığı süre hesaplanarak serbest kaldı.
1966 yılında bu kez Orhan Kemal, aynı 141 ve 142. maddelerden yargılanıp, tutuklandı. Bir ay sonra serbest kalabildi. 1970 yılında gittiği Sofya’da hayatını kaybetti.
Onun gibi 141 ve 142. maddelerden hapse girmiş siyasi mahkumların, 1974 yılında Cumhuriyet’in 50’inci yıldönümü için çıkarılan affın içine girip girmemesi için de Meclis’te hararetli tartışmalar yaşandı.
Dönemin Başbakan’ı Ecevit ve Başbakan Yardımcısı Erbakan Komünistleri, anarşistleri affetmekle suçlandı. Demirel, CHP’yi anarşinin yanında durmakla suçladı, “17. Türk devleti ilelebet yaşayacaktır” nutukları attı. Turhan Feyzioğlu “Türkiye’nin kaderi Leninci Atatürk düşmanlarıyla, Abdülhamitçi Atatürk düşmanlarının keyfine bırakılmayacaktır” dedi.
Nihayet siyasi suçlulara af önce Senato’dan daha sonra Meclis’ten geçmedi. Siyasi suçlular ancak bir ay sonra Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararıyla affın kapmasına girip tahliye olabildiler.
Sonra 12 Eylül darbesinin hapishanelere doldurdukları için 1991’de af çıkarken Meclis’te benzer itirazlar yükseldi, 1999 yılında çıkarılan affın amacının vatan hainlerini, teröristleri affetmek olduğu söylendi.
100. yılında Meclis’in önünde yine infaz indirimi adı altında bir af yasası var.
Ve yine affın kapsamı herhangi bir şiddet eylemine karışmamış siyasi mahkumlar ve tutukluları kapsamıyor.
Bunu eleştirenlere AK Parti grup başkanvekili önceki gün şöyle cevap verdi:
“Efendim hapishaneler. Soracağım ben. Darbeciler olmasın mı hapishanede? PKK’lılar olmasın mı?... Bu mudur yani, bu mudur?”
28 Şubat’ta mağdur edilmiş hukukçu bir siyasetçinin hapishanelerdeki bütün siyasi mahkumları kolayca darbeci ya da PKK’lı ilan ettiği cümleleri, 100 yıldır Meclis zabıtlarında örnekleri çokça bulunabilecek bir muktedir demagojisi...
Ama on adet konuşmasının delil olduğu bir iddianameyle terör örgütü üyeliğinden 15 yıl hapis cezası almış, bundan dört yıl öncesine kadar Meclis’in en aktif grup başkanvekilinin adı kürsüde “Hapiste ölsün mü” diye telaffuz edilince iktidar sıralarından yükselen “Ölsün” sesi, bu devrin empatiyi atının terkisine atmış orijinal bir içeriği olarak zabıtlardaki yerini aldı.
Yüzyıl önce savaş koşullarında haksız yere insanların hapse atılmasını engellemek için kanun çıkarmış bir Meclis’te yüzyıl sonra haksız yere hapse atılmış bir milletvekili için yankılanan “Ölsün” sesi..
Bir asırlık tecrübeden geriye o ses kalmamalıydı...
Yazarlar
-
Mahfi EgilmezÖnümüzdeki Küresel Riskler 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÇankaya şişmanı... 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTrump şaşırtmaya devam ederken… 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciÇöken CHP mi AK Parti mi? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUİçişleri bakanı ne demişti, gerçek ne çıktı? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNHızlı çöküşün anatomisi 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUHakan Fidan’ın anlamadığı 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasSuriye’nin bir ucunda oyun içinde oyun 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAGün Rojava’yı Savunma Günüdür; Ortak Geleceğe Yönelik Tehdit... 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİstanbul çok kötü yönetiliyor! 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKDışarıdan ABD, içeriden mollalar: İranlılar ne yapacak? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSuriye’de yeni dönem arayışı: Çatışmadan entegrasyona geçilebilecek mi? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENSuriye’de İstikrar da “Süreç” de Tehlikeli Sularda 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENDavos 2026: Küresel belirsizlikler eşliğinde ‘diyalog ruhu’ 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİBeleş hamaset, boş balon 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENSuriye’nin “normal”i inşa ediliyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTSıfır tüketim, 402 lira fatura… 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞRastgele büyüme 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRSURİYE'DE İHLALE SUKUNET MORFİNİ 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞ“81 İLDE 81 AŞEVİ “YOKSULLUĞU”… 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYılın kelimelerine siyaseten bakmak: “Parasosyal” ve “Rage Bait” neden ayrımı keskinleştiriyor, araş 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluCumhurbaşkanı 23 yıl sonra niye hâlâ şikayetçi? 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURBuyurun tekrar çözüm sürecine... 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanGrönland kavgası: Ne Trump NATO’yı feda edebilir ne Avrupa 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakDizinformasyon mu, manipülasyon mu? 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile Bayraktarİran’ın dinamikleri 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİTO Başkanı’na milyonlarca liralık harcamayı sordular 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalVenezuela, MAGA ve Çin 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayVenezuela ve Trump doktrini 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUToplumsal gidiş nereye doğru? 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Figen Çalıkuşu“Terörsüz Türkiye” süreci ne alemde? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRGül, Arınç, Atalay’ın olduğu bir AK Parti iktidarında İmamoğlu tutuklanabilir miydi? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN“Yetkim olsa HSYK’yı anında yargılardım” … 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİAranan baron İmamoğlu muymuş? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERSefalet ücreti 15.01.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraZamanımızın Bir Kahramanı 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAdaletsizlik Müslüman toplumların kaderi olabilir mi? 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürtlerle Suriye’de savaş, Türkiye’de barış: Ne kadar mümkün? 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Murat Sevinç'Barış Bildirisi'nin 10'uncu yılında hali pür melalimiz 10.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKABD terörü ve rızanın çözülüşü 6.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalSiyonist evanjelist yayılmacılığa karşı demokratik konfederal dayanışma 4.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANDavutoğlu’nun “öfkeli çocuklar”ı 3.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları


































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026
5.01.2026
3.01.2026
31.12.2025
24.12.2025
23.12.2025
17.12.2025