Yıldıray OĞUR
Geçen hafta Cumhurbaşkanı Erdoğan, muhalefetin savunma sanayiine dönük eleştirileri için “beşinci kol faaliyeti” dedi. CHP grupbaşkanvekili Özgür Özel, Meclis’teki bütçe görüşmelerinde “beşinci kolu” ilk olarak İspanyol diktatörü Franco’nun kullandığını hatırlatıp, Erdoğan’ı Franco’nun tabirlerini kullanmakla ve diktatörlükle suçladı.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay ona “Franco CHP’nin içinde yaşıyor. Erdoğan yerli ve millidir” diye cevap verdi. Sonra arşivlerden İnönü’nün Faşist İtalya ziyareti, Hitler’in doğum gününe gönderilen heyet ve Nazi Almanyası ile Türkiye arasında imzalanan dostluk anlaşması kupürleri çıkarıldı. Diktatör olsa, diktatör diyemezsin tezi tekrarlandı. Ve klasik son; Özel hakkında 250 bin TL’lik tazminat dâvâsı açıldı. (Bu arada “diktatör olsa diktatör diyemezdin” savunmasının orijinali bir zamanlar Atatürk’e atfedilirdi ama ona 70-80 yıl sonra diktatör diyenler hakkında bile hâlâ davalar açılabiliyor. )
Arada bir tekrarlanan bu milli siyasi spor faaliyetini çok uzatmadan şunları hatırlatıp geçelim; 1932’de İnönü’nün ziyaret ettiği Mussolini’yle 1935 Etiyopya işgaline kadar ABD ve Avrupa ülkelerinin de çok iyi ilişkileri vardı. 1939’da Hitler’in 50. Yaş gününe Türkiye dışında daha sonra işgal edeceği Yunanistan, Macaristan, Yugoslavya, Belçika, Danimarka’dan heyetler katılmıştı. 1941’de Türkiye, Edirne sınırına kadar gelmiş Nazi ordusu tarafından işgal edilmemek için dostluk ve işbirliği anlaşması imzalamış ve o dönem Nazilere yanaşmıştı. Ayrıca, İspanya İç Savaşı’nı kazanıp 1975’e kadar ülkenin başında kalan Franco’yla daha sonra bütün Batılı ülkeler iyi ilişkiler kurdu; Türkiye’nin en ileri ilişkisi de 1959’da Menderes’in İspanya’ya gidip Franco’yla dostluk anlaşması imzalamasıydı. Diktatör olsa diktatör diyemezsin savunmasını da ilk Atatürk’le ilgili eleştiriler için kullanılırdı.
“Beşinci kol” tabiri ise, evet, Franco’ya ya da onun yakın adamlarından general Mola’ya ait. 1936’da söylenmiş ilk olarak. Francocu milliyetçi kuvvetler, Cumhuriyetçi yani sol güçlerin elinde olan Madrid’e doğru ilerlerken Franco ya da Mola, “Dört koldan Madrid’e yaklaşıyoruz. Beşinci kol da şehrin içinde bizi bekliyor” diyerek Madrid’deki Franco yanlılarına atıf yapınca meşhur olmuş bu tabir.
Aslında buradaki “beşinci kol” negatif değil, pozitif.
Bu tabir bugünkü “içeride düşmanın emrindeki adamlar,” “ajanlar” anlamını ise Madrid’deki komünistler sayesinde kazanmış. Francocuların bu “Beşinci kol” vurgusunu Madrid’deki komünistler bir cadı avına çevirmiş; “beşinci kol”a dikkat çeken yayınlar yapmışlar, hattâ Franco güçleri Madrid’e yaklaşırken, “beşinci kol” ihanetinden korkup hapishanedeki Franco yanlılarını öldürmüşler.
“Beşinci kol” suçlaması, İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin hedefindeki ülkelerin içindeki Nazi yanlısı güçler için, Soğuk Savaş yıllarında ise ne tuhaftır ki kavramın banisi komünistler için kullanıldı.
Bugün de hâlâ kullanımda.
Çin, Hong Kong’taki protestolar için; Putin ve Orban ülke içindeki muhalifler, liberal STK’lar için; Avrupa’daki aşırı sağ partiler göçmenler için “beşinci kol” faaliyeti diyor.
Türkiye’de de, 70’lerde sağcılar tarafından içerideki komünistler için kullanıldıktan sonra, 80’lerde ve 28 Şubat döneminde irtica için, 90’ların sonundan itibaren ise ulusalcılar tarafından bütün sivil toplum faaliyetleri ve liberaller için kullanıldı.
En son beşinci kol tabiri ulusalcıların elindeydi. Bunun üzerine kurulu çok sayıda kitaplar yazdılar, ülkedeki bütün sivil toplum çalışmalarını sivil örümceğin ağına benzettiler. Tabii bu beşinci kol faaliyeti o zamanlar AK Parti iktidarına da hizmet ediyordu.
Son beş yıldır ise bu tabiri, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmalarında, iktidara yakın think tank’lerin raporlarında, gazetelerin haberlerinde, köşe yazılarında sık sık görüyoruz.
Yani bir ülkede “beşinci kol” tabiri kol geziyorsa, o ülkede muhalifler, sivil toplumcular, gazeteciler için hayat zor, ortam zehirlenmiş demektir.
Özellikle son beş yılda devlet, medyadan sivil topluma, belediyelerden iş adamlarına kadar her alana müdahil oluyor; haklarında dâvâlar açarak, kayyımlar atayarak, kendisine yakın örgütlenmeler kurarak alternatif nefes alanlarını kapatmaya çalışıyor; her siyasi, sosyal, hattâ entelektüel tartışmanın içine polisiyle, savcısıyla giriyor.
Vatandaşlar ve sivil toplum, her geçen gün devlet karşısında zayıflıyor.
Bir zamanlar el üstünde tutulan sivil toplum örgütleri de, herşeye hakim ve her konunun içinde bir devlet karşısında anlamsızlaşıyor; sivil toplum örgütlerinin oturup devlet olmadan bir konuyu konuşması ve çözmeye çalışması bile kriminalize edilmelerine yetiyor.
Bir zamanlar dernekler ve vakıfların etrafında örgütlenmiş muhafazakâr camiadaki bütün iktidar alanları devlet ve AK Parti tarafından kontrol ediliyor. Bu alanda başka aktörlerin tek başlarına hareket etmesine şüpheyle bakılıyor. Yılların birikimleriyle kurulmuş yüzlerce vakıf ve dernekten tek beklenen, kriz anlarında iktidara destek veren bildirilerin altına imza atmaları.
Bu çerçevenin içine girmek istemeyenler, eleştirel olmaya çalışanlar, geçen hafta yeni bir sürprizle karşı karşıya kaldı:
“Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi.”
Adına bakıldığında kimsenin karşı çıkmayacağı bu kanun, TBMM Adalet Komisyonunda görüşülerek TBMM Genel Kuruluna sevk edildi.
Kanun, BM Güvenlik Konseyi’nin kararlarına uyum çerçevesinde hazırlanmış.
43 maddelik kanun teklifinde, mevcut 6 kanunda da değişikliklere gidiliyor.
Kanunun ilk altı maddesi BM kararlarının Türkiye’de uygulanmasına yönelik maddeler.
Ama ardından yedinci maddeden itibaren Yardım Toplama Kanunu, Dernekler Kanunu, Türk Ticaret Kanunu ve Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Kanunu’nda değişiklikler getiren maddeler başlıyor.
Bu değişikliklerde BM’nin ülkelerden beklentisinin ötesine geçilmiş; fırsat bu fırsat denilerek devletin eline, problem çıkaran sivil topluma karşı yeni sopalar verilmiş.
Dernek ve vakıfların online olarak yardım toplamasını, yurtdışına yardım göndermesini zorlaştıran, bir dernek ya da vakıf yöneticisi hakkında terör soruşturması açıldığında derneğe kayyım atanmasının önünü açan, avukatları müvekkilleri hakkında ihbarcılığa zorlayan, yurtdışındaki dernek ve vakıfların Türkiye’de örgütlenmesine kısıtlamalar getiren düzenlemeler bunlar.
İktidarın reformlar için Dolmabahçe’de görüştüğü TÜSİAD, TOBB, MÜSİAD gibi ‘sivil toplum’ örgütlerinin umurunda olmasa da, gerçek sivil toplum örgütlerinin ve aktivisitlerin tüylerini diken diken etti bu maddeler.
Farklı kesimlerden sivil toplum örgütleri dün farklı açıklamalarla kanunu eleştirdi.
Mazlum-Der, Özgür-Der, AKDAV, Hukukçular Vakfı, Medeniyet Vakfı ve Umran Vakfı ortak bir basın toplantısı yaparak, Meclis’te muhtemelen pek çoğu farkında olmadan bu kanunu görüşecek milletvekillerini uyardı:
“Irak’ın işgalinde de kullanışlı bir aparat olan Kitle İmha Silahları başlığı altında, kirliliği malum uluslararası organların tavsiyeleri bahane edilerek hazırlanan, Dernekler Kanunu ve Yardım Toplama Kanununda köklü değişiklikler yapan, muhatapları dinlenilmeden, hiçbir toplumsal tartışmadan geçirilmeden, nasıl ve hangi gerekçelere dayandığı belirsiz yasa teklifinin öncelikle usulen sakat olduğunu vurgulama ihtiyacı hissediyoruz.
“İçerik açısından özellikle dikkat çekmek isteriz ki teklifin 15. Maddesiyle, basit bir soruşturma ile bile, masumiyet karinesine aykırı olarak, dernek organlarında yer alan kişinin hattâ dernek organının geçici olarak görevden uzaklaştırılmasının ve derneğe kayyım atanması ile gerekli görülürse derneğin faaliyetlerinin geçici olarak durdurulmasının yolu açılmaktadır. Soruşturma ve kovuşturmaların uzunluğu ve niteliği, basit bir gizli tanık beyanı ile bile kişi ve kurumların rahatlıkla soruşturmalara dahil edilebildikleri dikkate alındığında sivil toplumun karşı karşıya bulunduğu risk anlaşılacaktır.
“Zaten ciddi bir denetim, yaptırım riski ve bürokrasi ile kuşatılmış bulunan sivil toplumun sesini daha da kısacak, şiddete bulaşmadığı mahkeme kararları ile sabit örgütlerin bile terör örgütü kapsamına alındığı bir vasatta, terör gibi muğlak ve kaygan bir kavram üzerinden sivil toplum faaliyetlerini ve itirazlarını kriminalize edecek, ifade özgürlüğünün ve örgütlenme hakkının özünü zedeleme riski taşıyan düzenlemeye açıkça itiraz ettiğimizi vurgularız.
“Biz aşağıda imzası bulunan sivil kuruluşlar olarak, söz konusu teklifte yer alan Dernekler Kanunu’na ve Yardım Toplama Kanunu’na ilişkin maddelerin teklif metninden çıkartılması gerektiğini, bu tür düzenlemelerin ilgilileri ile istişare edilmeden tepeden inme yöntemlerle hazırlanması geleneğinden vazgeçilmesi gerekliliğini vurgularız.”
İnsan Hakları Derneği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı, İnsan Hakları Gündemi Derneği, Hak İnisiyatifi Derneği, Yurttaşlık Derneği, Eşit Haklar İçin İzleme Derneği, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi’nin öncülüğünde de yüze yakın vakıf ve dernek bir açıklama yaptı:
“Teklifin amacı ve ismi ile hiç ilgisi olmadığı halde, Yardım Toplama ve Dernekler Kanunlarında yapılan değişiklikler ile mevcut dernek ve vakıfların yardım toplama faaliyetleri ve örgütlenme özgürlüğü ciddi şekilde kısıtlanmakta ve İçişleri Bakanlığının dernekler üzerindeki siyasi vesayetini sağlayacak yeni düzenlemeler içermektedir… dernek ve vakıfların tümü tek imza ile kapatılma riskiyle karşılaşacak, bu konuda açılacak idari davalar yıllarca süreceği için pratikte ‘hızlı kapatma’ prosedürü yaratılmış olacaktır.”
Hem İslami hem sol ve liberal STK’ların bu ortak tepkisi meselenin ciddiyetini ortaya koyuyor.
Ülkede sivil toplum o kadar itibarsızlaştırıldı ki bazı sivil toplumcular bile yasaya, “esas hedef yerli silah sanayisi”, “mesele sivil toplum mu sanıyorsun” diyerek karşı çıkıp, ancak yerli ve milli duyarlılıklara hitap ederek karşı çıkmaya çalışıyor.
Ama bakalım, uzun süredir sivil toplumu sadece kendisini destekleyen bildirilerin imzacısı olarak gören, sivil toplum örgütleri deyince aklına yurtdışından fonlanan yerli ve milli olmayan unsurlar gelen, hiç iktidardan gitmeyecekmiş gibi devletin karşısında sivil toplumu ve vatandaşları zayıflatan iktidar bu sesleri duyacak mı?
Bir gün yine sivil topluma, devlet karşısında birey haklarına ve özgürlüklerine ihtiyacımız olabilir diyerek geri adım atacaklar mı?
Yoksa bu itiraz da, ulu’l-emre isyan, hikmet-i hükümetten şüphe etmek olarak görülüp, uzun beşinci kol faaliyetleri fişlemesine mi eklenecek?
Yazarlar
-
Mahfi EgilmezÖnümüzdeki Küresel Riskler 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÇankaya şişmanı... 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTrump şaşırtmaya devam ederken… 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciÇöken CHP mi AK Parti mi? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİstanbul çok kötü yönetiliyor! 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUİçişleri bakanı ne demişti, gerçek ne çıktı? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENDavos 2026: Küresel belirsizlikler eşliğinde ‘diyalog ruhu’ 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUHakan Fidan’ın anlamadığı 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAGün Rojava’yı Savunma Günüdür; Ortak Geleceğe Yönelik Tehdit... 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİBeleş hamaset, boş balon 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENSuriye’nin “normal”i inşa ediliyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasSuriye’nin bir ucunda oyun içinde oyun 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSuriye’de yeni dönem arayışı: Çatışmadan entegrasyona geçilebilecek mi? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTSıfır tüketim, 402 lira fatura… 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKDışarıdan ABD, içeriden mollalar: İranlılar ne yapacak? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNHızlı çöküşün anatomisi 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENSuriye’de İstikrar da “Süreç” de Tehlikeli Sularda 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluCumhurbaşkanı 23 yıl sonra niye hâlâ şikayetçi? 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYılın kelimelerine siyaseten bakmak: “Parasosyal” ve “Rage Bait” neden ayrımı keskinleştiriyor, araş 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURBuyurun tekrar çözüm sürecine... 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞRastgele büyüme 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRSURİYE'DE İHLALE SUKUNET MORFİNİ 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞ“81 İLDE 81 AŞEVİ “YOKSULLUĞU”… 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanGrönland kavgası: Ne Trump NATO’yı feda edebilir ne Avrupa 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİTO Başkanı’na milyonlarca liralık harcamayı sordular 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakDizinformasyon mu, manipülasyon mu? 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile Bayraktarİran’ın dinamikleri 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalVenezuela, MAGA ve Çin 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayVenezuela ve Trump doktrini 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUToplumsal gidiş nereye doğru? 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRGül, Arınç, Atalay’ın olduğu bir AK Parti iktidarında İmamoğlu tutuklanabilir miydi? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN“Yetkim olsa HSYK’yı anında yargılardım” … 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİAranan baron İmamoğlu muymuş? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Figen Çalıkuşu“Terörsüz Türkiye” süreci ne alemde? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERSefalet ücreti 15.01.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraZamanımızın Bir Kahramanı 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAdaletsizlik Müslüman toplumların kaderi olabilir mi? 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürtlerle Suriye’de savaş, Türkiye’de barış: Ne kadar mümkün? 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Murat Sevinç'Barış Bildirisi'nin 10'uncu yılında hali pür melalimiz 10.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKABD terörü ve rızanın çözülüşü 6.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalSiyonist evanjelist yayılmacılığa karşı demokratik konfederal dayanışma 4.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANDavutoğlu’nun “öfkeli çocuklar”ı 3.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026
5.01.2026
3.01.2026
31.12.2025
24.12.2025
23.12.2025
17.12.2025