Ekrem DUMANLI
Tarihin hiçbir döneminde benzerini görmediğimiz keskin bir dil ile karşı karşıyayız. Her gün söylenen laflar zehir zemberek bir çerçevede sarf ediliyor. Hakaret dibe vurdu, saldırganlık had hudut tanımıyor, şımarıklık dalga dalga yayılıyor, kibir heykel üstüne heykel dikiyor… Hal böyle olunca ahlak çöküyor, edep kayboluyor.
Peki ne yapmak lazım?
Öncelikle fotoğrafı doğru çekmek, tespiti doğru yapmak şart. Sonra yeni bir dil aramak, kendimize has bir üslup geliştirmek, asırlar boyu sarsılmayacak bir duruş sergilemek gerekiyor.
Bugün kullanılan zehirli dil, olsa olsa şiddet doğurur maazallah. Hafta içinde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırı muhtemel şiddetin işaret fişeğidir. Aslında hiddet-ü şiddetin emareleri çoktandır görünüyor ve hiçbir ehl-i insaf kalkıp şöyle haykıramıyor: Yahu Allah aşkına ne yapıyorsunuz? Bu gidişat Türkiye’mizi sıkıntıya sokar, sosyal çalkantılara yol açar.
Elinizi vicdanınıza koyun ve şu soruyu yöneltin kendinize: Hangi gelişmiş demokraside ülkenin başbakanı ya da devlet başkanı kefenli adamların şovuyla karşılanır ve o seçilmiş kişi kefenlilerle sarmaş dolaş olur? Ortadoğu ülkelerinde bu manzaraya sıkça rastlanır ama AB yoluna girmiş bir ülkede demezler mi; “Yahu bu yaklaşım insanları radikalize eder, militarize eder, sonuçları iyi olmaz.” Bu sinmişlik hayra alamet değil...
Aylardır siyaset, keskin bir kılıç gibi; orayı burayı budayıp biçmeye ahdetmiş gözüküyor. Ve âkil insanlar (özellikle o kılıç erbabının içindeki insanlar) susmayı tercih ediyor. Vaziyet bu olunca, Allah korusun, istikbal daha büyük kaza ve belalara gebedir. İlle de bir büyük sıkıntı çıkması mı gerekiyor ki herkesin aklı başına gelsin.
Kılıçdaroğlu’na saldıran adamın AK Parti üyesi çıkması üzerine Hüseyin Çelik, 9 milyon parti üyesi olduğunu ve bu tür insanların teşkilatlara sızabileceğini anlattı. Sabıkalı bir kişinin partiye kaydı sırasında daha dikkatli olunması gerektiğini söyledi. Doğru söylüyor Sayın Çelik. Ancak, asıl üzerinde durulması gereken daha önemli bir konu var: Sadece kayıtlı üyesi 9 milyona erişmiş bir kitleye hitap edenler (başta lider olmak üzere) öyle keskin bir dil kullanıyor ki kitlesel cürümlerin işlenmesi an meselesidir. “Çapulcular” diye başlanan Gezi sürecinden sonraki dil, nezahetini yitirdi; hatta kimi zaman hezeyana dönüştü.
Hele “cemaat” hakkında söylenen sözler! Akla ziyan, fikre hakaret, vicdana ters. Burada zikretmekten, alıntı yapmaktan bile haya ediyoruz. Ne var ki lafın sahipleri her gün milyonların karşısına çıkarak insanlara en ağır ithamlarda bulunmaya devam ediyor. Teessürle dinlemek zorunda kaldığımız o seviyesiz suçlamalar yalan ve iftiralara dayanıyor. Ve ne yazık ki o iftiralara inanan saf bir kitle de söz konusu. Bir yalanı bin kez söylediğinizde meselenin künhüne vâkıf olamayan kimseler de günaha ortak oluyor, toplum çatır çatır bölünüyor.
Türkiye’nin yetiştirdiği en değerli fikir adamlarından ve kanaat önderlerinden Fethullah Gülen Hocaefendi’ye ve sevenlerine karşı kullanılan dil, tipik bir nefret söylemidir; hatta tastamam “soykırım” dili var karşımızda. Devlet zırhına bürünüp insanları “her türlü kötülüğün sebebi” şeklinde takdim ederseniz insanlık suçu işlemiş olursunuz. Bu, hem suç hem günahtır; dünyada da hesabı verilemez öbür âlemde de.
Okullara baskın yapılıp müfettişlerin 8-10 yaşındaki çocukları sorgu odasına alması korkunç bir 28 Şubat zulmü değildir de nedir Allah aşkına? On binlerce insanın delilsiz-mesnetsiz bir şekilde suçlanması, sürgün edilmesi, görevden azledilmesi yeni bir mazlumiyetin oluşmasına sebep olmadı mı? Uydurma haberlerle Hizmet kurumlarına baskınlar düzenlenmesi ve yeni bir mağduriyet oluşturulması vicdanları yaralamıyor mu?
Türkiye’nin yeniden hukuka, itidale dönmesi, hakperestliğe, kadirşinaslığa, vefaya, saygı ve sevgiye yönelmesi gerekiyor. Evleri orta yerinden bölmek, komşuları birbirine düşürmek, cami cemaatini siyasî eğilimlerine göre parçalamak vs. tarihî bir vebaldir ve bu vebalin sebebi ayrıştırıcı, kışkırtıcı dildir. Bu dil bir zaman sonra sahibine de çok büyük zarar verecek, ülkemize de. Denizi aşıp derede boğulmak da bu olsa gerek…
Gazete kupürleriyle zulüm
Öteden beri Türk medyasının en büyük problemi, haber ile ihbar, muhabir ile muhbir arasındaki farkı anlayamamasıdır. Kadim medya antidemokratik senaryoyu şöyle piyasaya sürmüştü hep: Önce bir suç unsuru varmış gibi asılsız bir haber yapılır; ardından danışıklı bir metotla savcılık o haberi dikkate alarak inceleme/soruşturma başlatır; bu aşamada tekrar haber yapılarak algı operasyonu tamamlanmış olur. Daha sonra uydurma haberin pekiştirilmesi için yalan tekrar tekrar gündeme taşınır. Bu, tastamam bir darbeci taktiğidir.
Kitleleri baskı altına almak, suç üretmek, algı operasyonu yapmak için kullanılan klasik metot bugünkü “İslamcı”, “muhafazakâr”, “yandaş”, “partizan”, “havuz” diye anılan medya tarafından yapılıyor. Üstelik daha kaba daha vahşi...
Geçenlerde Akşam Gazetesi, Zaman ile ilgili çok korkunç bir iddiayı haber yaptı. Güya bazı evraklar kaçırılıyormuş da, polis yakalamış da, savcı engel olmuş da… Külliyen yalan, külliyen iftira. En ağır şekilde cevap verildi ve onur, şeref sahibi iseler bu iddiayı ispat etmeleri istendi. O gün bugündür Akşam’da çıt yok. Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Ocaktan bol yağlı uzun bir köşe yazısı yazdı; ama tek bir satırla iftirasından bahis yok. Özür de yok. Adam eski şair, eski AK Parti milletvekili. İftira atmaktan utanmıyor mu? Bu kaçıncı yalan, bu kaçıncı iftira?
Al birini vur öbürüne. Havuz medyası, sadece aklını değil vicdanını da kaybetti çoktan. Önce ihbar sonra soruşturma. Star gazetesinde çıkan bir kısım haberlerin savcılık tarafından sorgu belgelerine nasıl taşındığını hafta içinde gördük. Emniyet mensuplarının Adana’da tutuklanması, Star’ın haberciliği ve nöbetçi (!) Hakim Bey’in Erdoğan hayranlığı ile izah edildi. Ve adalet ağır yara aldı...
Bak şu feleğin işine! Kupürler toplanarak kapatma davası açılan bir partinin sevdalıları, kupürler üreterek insanlara atf-ı cürümde bulunuyor. Google Davası’ndan mağdur olduklarını söyleyen bir kitlenin medyası, Google’dan toplanan “belgelerle” insanları sorguluyor, yargılıyor, baskı altında tutuyor. Bir dönem gazete kupürleriyle insanlar suçlu ilan ediliyordu ve zulüm kapıları zorlanıyordu. Gel gör ki dünün mazlumları aynı metodu kullanarak insanlara zulmetmeye meylediyor. Ve bu arada bir gerçek unutuluyor: Küfr ile belki amma zulm ile âbâd olmaz devlet...
BİR ÂLİM PORTRESİ
Büyük mütefekkirler ve dava adamlarının kıymeti hemen anlaşılamaz. Tarih boyunca böyledir bu. Fethullah Gülen Hocaefendi’nin fikir derinliğini ve ilim ufkunu idrak edemeyen birileri, bazen ezbere konuşuyor bazen de önyargının esiri oluyor. Hal böyle olunca iş, düşüncenin haysiyetine, fikrin namusuna inanan ilim adamlarına düşüyor. 10 kıymetli ilahiyat âlimi, Hocaefendi’nin bir yönünü anlatan makale yazmış. Hocaefendi’ye ait ilmî birikimi anlatan yazıların her biri akademik bir çerçeveye oturtulmuş. Kitapta değişik öğretim görevlilerinin kaleme aldığı şu konu başlıkları irdeleniyor: “Hocaefendi’nin eserlerinde fıkıh usulünün önemi ve fonksiyonelliği”, “Oryantalistlerin hadis hakkındaki iddialarının kritiği: Fethullah Gülen Hocaefendi örneği”, “Fethullah Gülen penceresinden itikadî mezheplere bakış”, “Hocaefendi’nin fıkıh (hukuk) anlayışı”, “Hocaefendi’ye göre cihad”, “İsmet sıfatı kapsamında Fethullah Gülen’de Peygamber algısı”, “Hocaefendi’ye göre günah kavramının insan psikolojisine etkisi”, “M. Fethullah Gülen’in ‘çocuğun dinî gelişimi ve eğitimi’ne yaklaşımı”, “Hocaefendi’nin Kur’an’ın i’cazına bakışı”, “Hocaefendi’nin selefe ve selefîliğe bakışı”. Anlama gayreti içinde olanlar için kılavuz bir eser...
DİN VE SİYASET
İslamî dinamiklerin ve değer ölçülerinin altüst olduğu, doğru ile yanlışın birbirine girdiği zor dönemlerden geçiyoruz. Özellikle siyaset karşısında nerede duracağına karar veremiyor Müslüman. Bir yandan İslamî olan hükümler ve o ahkâmın yüzyıllar boyunca tefsiri; diğer yandan modern siyasetin jargon ve işleyiş tarzı. Oysa hedefin meşru olması yetmiyor; araçların da meşru olması gerekiyor ki insanlar savrulup yaban illerde perişan olmasın. Ali Bulaç onlarca yıldır kafa yorduğu, üzerinde çalıştığı, tefekkür hafakanlarını çektiği din-siyaset ilişkisi üzerine detaylı bir analiz yapıyor. Bulaç modern zamanlarda siyasetle din ilişkisini mercek altına alırken demokratik paydaşları ve o paydaşları kollayan kavramları (sivil toplum, devlet yapısı, milliyetçilik, liberalizm) mercek altına alıyor. Her manasıyla bir başucu eseri.
TEHLİKELİ TEMAYÜLLER
Uzun bir zamandan beri köşe yazısı yazmayan ve eksikliği hissedilen Perihan Mağden, Tehlikeli Temayüller adlı kitaba imza attı. Özlemişiz yazılarını. Hayatın içinden, insana dokunan, kimi zaman acıtan, kimi zaman derinden derine düşündüren yazılar var karşımızda. Aslında içimize bir ayna tutuyor Mağden; bireyi kuşatan ilişkilerin çocuğa, aileye, topluma, medyaya bakan aykırı ve dürüst yansımalarına şahit oluyorsunuz. Kıvrak üslubuyla en acı gerçeklerle yüz yüze gelmeye davet ediyor okuru. Bir çırpıda okuyup bitirdiğinizde kitaptan geriye insanı ve toplumu daha yakından tanımaya yarayacak hayıflanmalar, endişeler, çıkarımlar kalıyor. Her an karşı karşıya olduğumuz ama bir hayli kanıksadığımız kimi acı gerçekler karşısında irkilmek, hayatın anlamına dair ayrıntılar üzerine bir daha kafa yormak isterseniz kaçırılmayacak bir kitap...
Yazarlar
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları




















































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.11.2015
6.01.2015
3.01.2015
30.10.2015
27.10.2015
23.10.2015
20.10.2015
16.10.2015
13.10.2015