Eser KARAKAŞ
Yazıya 1993 İktisat Nobel ödülünü alan Douglass North’tan bir alıntı ile başlayalım (Kurumlar, kurumsal değişim ve ekonomik performans; Sabancı Üniversitesi yayını, 2002):
“Kurumlar, bir toplumda oynanan oyunun kurallarıdır; daha formel bir anlatımla, insanlar arasındaki etkileşimi biçimlendiren, insanların getirdiği kısıtlamalardır. Kurumlar sonuç olarak, etkileşimin teşvik unsurlarına belli bir yapı kazandırırlar. Teşvik, siyasi, ekonomik veya toplumsal olabilir. Kurumsal değişim, zaman içinde toplumların nasıl evrimleştiğini belirler; bu yüzden de, tarihsel değişimi anlamanın anahtarını oluşturur.
….kurumlar ve kuruluşlar arasında yapılan ayırım çok önemlidir. Kurumlar gibi kuruluşlar da insanlar insanlar arasındaki etkileşime bir yapı kazandırırlar.
….kurumlar oyunun kurallarıdır, kuruluşlar kurumsal değişimin araçlarıdır.”
Yazımda North’un yaptığı çok önemli kurum ve kuruluş ayırımını yapmayacağım, ama bu ayırımın çok önemli olduğunu bir kez daha vurgulamak istedim.
AKP Türkiye’yi 17 senedir yönetiyor ama yaklaşık son sekiz-dokuz senedir büyük kötülüklere imza atıyor; en büyük kötülük de hiç kuşkusuz kurumların ve kuruluşların çökmesi ya da çökertilmesi.
Kurum ve kuruluşların çok hızlı çöküşünün, çökertilmesinin topluma, siyasete ve özellikle de ekonomiye çok büyük darbeler vurduğunu gözlemliyoruz.
Dünyada ve Avrupa’da büyüme oranlarında bir gerileme olduğu malum ama gelişmiş ülkelerin hiçbirinde büyüme Türkiye’de olduğu kadar vahim ölçülerde düşük değil, vahim ifadesini kullanıyorum çünkü Türkiye ekonomisi 2019 senesini muhtemelen yüzde iki küçülme ile kapatacak.
İstikrar için oy talep eden AKP yönetiminin iktidarının 17. senesinde bu noktaya nasıl gelindiğinin, büyümenin neden negatif olduğunun, enflasyonda dünyanın en yüksek sekizinci enflasyon ülkesi olduğumuzun kökenleri çok büyük çapta kurumların ve kuruluşların bu dönem zarfında çökertilmiş olmasıdır.
Bu çok vahim çöküşün sadece negatif büyüme ve çok yüksek enflasyon gibi hesaplanabilir sonuçları değil, yine bir ölçüde hesaplanabilir nedenleri de var.
Çöken, çökertilen kurumların çok uzun bir listesi yapılabilir, üzerlerinden tek tek önemli analizler mümkün ama bu yazıda sadece en önemli gördüklerim üzerine bir-iki şey söyleyeceğim; bu arada herkese de önerim Türkiye’de bu kurumlar için bir asr-ı saadet arayışı içinde olmamalarıdır çünkü bu kurumlar geçmişte de kötüydüler, bugün ise çok kötü hale geldiler, getirildiler.
Bu aşamada “getirildiler” kelimesini ısrarla kullanıyorum çünkü AKP iktidarı son senelerde bu kurumların çökertilmesi üzerinden iktisadi, siyasi, toplumsal rant arayışı içine girdi; şu noktayı iyi görelim, bu kurum ve kuruluşların çökmesi, çökertilmesi toplumun bütünü için bir facia niteliğindedir. Ama yönetim erkinde bulunan küçük bir grup bu çöküşten rantlar da elde ederler ve son senelerde ülkemizde yaşanan tam da budur.
Çöken, çökertilen kurumların en başında hukuk ve anayasal bir kavram olan hukuk devleti geliyor. Yukarıdaki cümlede belirttiğim gibi, hukuk kurumu bizde, bağlı kuruluşları ile birlikte, her zaman sorunlu olmuştur, 1971 senesinde Yargıtay Müslüman olmayan vatandaşlarımız için yabancı tabirini kullanabilmiştir. 2007’de Anayasa Mahkemesi’nin verdiği hukuksuz 367 kararının siyasi maliyetini hala çekiyoruz, yukarıda belirttiğim gibi hukuk kurumunda bir asr-ı saadet arayışı yanlıştır.
Ancak, 2010 sonrası hukuk kurumunun ve ilgili kuruluşlarının çöküş ivmesinde büyük bir artış gözlenmektedir. Türkiye’de ve yurt dışında kimsenin hatta büyük ölçüde AKP’lilerin bile hukuk kurumuna ve ilgili kuruluşlara güveni kalmamıştır. Şunu iyi görmek lazım, hukuk kurumunun çöktüğü bir yerde ortada ne toplum ne de devlet kalır. Zira zaten devlet demek doğrudan hukuk demektir, hukukun iflası, çökmesi, çökertilmesi devletin iflası, çökmesi, çökertilmesi anlamına gelmektedir. Bu çok sevimsiz gerçeği yaşamın her alanında görüyoruz.
Hukuk kurumunun çöktüğü bir yerde insanlar ve kuruluşlar arasındaki ilişkilere de büyük bir belirsizlik gelmektedir ve bu durum çok büyük ölçüde ekonominin tıkanmasına neden olmaktadır. Hukuk devleti bugün olduğu gibi yoksa, mülkiyet hakkı da yok demektir, mülkiyet haklarının çok kolay çiğnenebildiği bir yerde de tasarruf ve yatırım buharlaşır. Bu çerçevede ülkemizde sürdürülebilir büyümenin önemli bir ayağı olan doğrudan yabancı sermaye girişlerinde de büyük tıkanıklıklar yaşanır ve yaşanmaktadır.
Anayasa Mahkemesi'nin verdiği Altan, Ilıcak, Kavala kararları bu çok önemli kuruluşun da hukuk devleti evrensel çizgisinin çok dışına çıktığının kanıtlarıdır. Yargıtay, Danıştay, Sayıştay, YSK gibi yüksek yargısal organların da, daha alt mahkemelerinin de durumları ortadadır.
Sabah akşam saçma sapan hareketlerle, ok atarak, komik kıyafetli adamların arasından yürüyerek Osmanlı nostaljisi yapmak yerine keşke Erdoğan ve çevresi Osmanlı’nın ürettiği o çok önemli Daire-i Adalet kavramı üzerine biraz kafa yorabilseydi.
Hukuk kurumu ve yargı kararlarının durumunu yargı yetkisini tanıdığımız uluslararası yargı organlarında aldığımız ihlal kararlarının sayısı ile kantitatif olarak da ölçmek mümkündür.
Hukuk kurumunun çöküşü ile birlikte eğitim kurumu da ülkede baş aşağı gitmektedir. Eğitim kurumunun önemli kuruluşları üniversiteler ve hukuk fakültelerinin durumu eğitim kurumu ve hukuk devletinin nasıl bir sarmal içinde aşağı yönlü hareket ettiğini, bir kısır döngünün içine girdiğini göstermektedir.
Sadece üniversiteler değil eğitim kurumunun tüm aşamaları ve kuruluşları çok büyük bir kriz içindedir ve bu krizin nasıl aşılabileceğine yönelik bir çıkış yolu da görülmemektedir. Çünkü eğitim kurumunun en temel taşı öğreticilerin ve bunları yetiştiren kuruluşların durumu eğitim kuruluşlarının ortalamasından da kötüdür; başka bir ifade ile de sistemin yakın ve orta vadede bir çıkış yolu görünmemektedir.
Hukuk devleti yoksa dış kaynak girişi de yoktur yani sürdürülebilir büyümenin önemli ilk ayağı sakattır. Bu ayakta belirli bir konjonktürde bir iyileşme olsa bile sürdürülebilir büyümenin en önemli ikinci ayağı olan verimlilik ayağının bastığı yer eğitimdir ve eğitim kurumu ülkemizde büyük bir çözümsüzlük içindedir ve orta vadede bile bir çıkış yolu görünmemektedir.
Bu durum, hukuk ve eğitim kurumlarının çökmesi sonrası ekonominin uzun, belirsiz bir süre büyüme yolunun dışında kalması demektir.
Mesele sadece hukuk ve eğitim ile de sınırlı değildir ama bu iki kurumun çöküşünün uzun vade sonuçlarının en vahimleri olduğunu bir kez daha hatırlatmakta fayda vardır.
Ülkemizde büyük bir anayasa ve yönetim krizi de her geçen gün yaygınlaşmaktadır; bütçe-Hazine kurumu her gün daha kötüleşmektedir, Merkez Bankası ülke içinde ve dışında saygınlığını yitirmektedir.
Daha mikro bazda da sorun vardır, en genelinde basın kurumu, daha özelinde de kamu alanı dahilinde TRT, Anadolu Ajansı gibi kurumlar çok büyük ölçüde itibar, prestij kaybı yaşamaktadırlar. CNN Türk kuruluşu ana marka ABD CNN’e bile itibar kaybettirmektedir.
Kurumların bu ölçüde yıprandığı, çöktüğü, çökertildiği bir ülkede toplumsal ilişkilerin sağlıklı işlemesi, sürdürülebilir büyüme mümkün değildir ve kurumların kalitesine koşut olarak olmayacaktır da.
Kurumların çöküşü nesiller arası bir sıkıntı yaratmaya, etkinlik kayıplarının senelere, hatta on senelere yayılmasına neden olmaktadır.
Osmanlı döneminde, gerileme döneminde, 19. asırda, hatta 20. asrın başında bile kurumların, kuruluşların mukayeseli nispi durumları bugünkünden (uluslararası mukayese) daha iyi olduğu doğrultusunda karineler mevcuttur. Çok önemli bir kurum olan savunma kurumunda bugün hala 1915 Çanakkale’sinin kurmay kadrolarının kalitesinin olmadığı çok net görülmektedir.
Türkiye marka üretememektedir; kurumların çöktüğü bir yerde küresel marka üretimi beklemek de zaten olanaksızdır; AKP kurumları çökerterek Türkiye’ye büyük bir kayıp yaşatmaktadır ama temel mesele kurumların çöküşü ile geleceğin de ipotek altına alınmış olmasıdır.
Çöken kurumların ayağa kaldırılması çok zor olacaktır; mesela hukuk, mesela adalet, mesela üniversiteler.
Türkiye’yi AKP iktidarından kurtarmak, iktidara gelmek nispi anlamda daha kolaydır; çok daha zor olan bu çökmüş kurumları nasıl ayağa kaldıracağımıza yönelik projeler üretmektir.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları

































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
26.01.2026
19.01.2026
12.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
22.12.2025
18.12.2025
8.12.2025
1.12.2025
26.11.2025