Etyen MAHÇUPYAN
Milliyet’in ‘Tarih Dizisi’ yayınlarından, “İlk çağlardan günümüze Suikastlar ve Ayaklanmalar Tarihi’nde Genç Osman bölümü şöyle başlıyormuş: “Seksen yıl kadar önce, tarihçi ve ‘Türkçü’ Necip Asım Bey, henüz basılmamış olan Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nin Genç Osman olayını bütün ayrıntıları ve iğrençlikleriyle anlatan bir sayfasını yırtıp yok etmişti. Bu davranışını kınayanlara da Necip Asım Bey şu karşılığı vermişti: Tarihimiz için bu sayfa kara bir lekedir; bunu gelecek kuşaklara göstermek doğru olmadığından yırttım.” (Kaynak: Çetin Altan, 26 Nisan 2011, Milliyet – “Kişi noksanını bilmek gibi irfan olamaz” Bursalı Tabip Muhammet Bey’)
Belli ki Necip Asım Bey derin bir kimlik bilinci ile davranmış, yeni bir rejim ve millet inşa edilirken geçmişin ‘çapaklarından’ kurtulmak gerektiğini kavramış. Yanlışı olmayan bir hayali geçmişin bize gerçeklikten daha fazla uyduğunu sezmiş.
Modernlik benliğin ancak gerçeği hatırlayarak sağlıklı bir şekilde oluşabileceği fikrini vazetti. Ancak bizim gibi halklar için bu aşırı bir külfet. Kendine nesnel bakma, kendini tanıma gibi uğraşların benliğimizi tarumar etme, kimliğimizi sıradanlaştırma ve değersizleştirme ihtimalinden öylesine korkuyoruz ki ‘iradi demansı’ yeğliyor, bilerek ve isteyerek unutkanlığa sığınıyoruz.
Tatsızlık yaşanmasın, ‘kaçak’ olmasın diye de söz konusu ‘milli unutkanlığın’ devlet rehberliğinde, ‘hukukun’ gözetiminde yaşanmasını, böylece gerçekliğin zapturapta alınmasını istiyor ve bunu bize sağlayan ideolojiye tutunuyoruz.
Kısacası gerçeklik de bizler için demokrasi gibi bir şey… İşimize geldiği oranda olmalı, gerisi ise olmak zorunda olmamalı. Necip Asım Bey işe sayfa kopararak başlamış ama akabinde söz konusu kitapta ‘gerekli’ düzeltmelerin yapıldığını, hatta yeni sayfaların eklendiğini duysak herhalde şaşırmazdık.
Bizim için tarih yaşanmışlıktan bağımsız bir olgu… Hiçbir şey yaşanmamış olsaydı, ya da biz yaşananlar hakkında hiçbir şey bilmeseydik bile kendi yazdığımız bir tarihimiz olacaktı. Nitekim halen yaşananlara ve geçmişte yaşanmış olanlara bu tarihin prizması içinden bakıyoruz. Bazılarını tarihe ekliyor, bazılarını dışarda bırakıyor, bazılarını değiştiriyor ve nihayet birçoğunu da uyduruyoruz.
Ama bundan gocunmuyoruz. Aksine bu ameliye bize ‘doğal ve normal’ geliyor. Acaba niçin? Muhtemelen gerçeklikle karşılaşmanın psikolojik maliyeti çok yüksek… Sanki ‘ne mal olduğumuzu’ biliyor ama duymak istemiyoruz. Ayrıca toplumsal inşa döneminde, yani yeni bir kimlik tanımının ve benlik algısının üretilmesi sürecinde söz konusu maliyet daha da yüksek.
Cumhuriyet döneminin başında, ilk yirmi yıl bu psikolojik baskı altında yaşandı. Yeni rejim modern bir devlet ve toplum kurma hayaliyle yola çıktı. Bunu vatandaşlığı hukuki ve laik bir temele oturtarak yapmaya çalıştılar. Ancak karşılarına daha derin bir mesele çıktı: İmparatorluk bakiyesi çok etnisiteli, çok dinli, parçalı kültürlü bir kimlik tortusu ve yenilgileri hazmedememiş, Batı karşısında küçüklük kompleksini aşamamış bir çocuksu benlik…
Kemalizm kimlik meselesini modernlik üzerinden çözebileceğini sandı. Benlik meselesini ise farklı bir geçmiş anlatısı ve karakter güzellemesi ile aşmaya çalıştı. Ne var ki yüzeysel ve eksik kaldı.
Dindarlar laikliğe mecburen göreceli uyum sağladılar ama cemaatçi vasıflarını korudular. Laiklik ise nihayette bir başka cemaat üretmiş oldu. Toplum olunamadı… Ve toplum olmadan milletleşmeye çalışmanın birtakım hastalıklı unsurları peşimizi bırakmadı.
Şimdi Kemalizm’in tükenmesiyle birlikte bu hastalıklı unsurlar kendilerine bir ideoloji, yeni ama mümkünse tanıdık bir anlatı arıyor. Diğer deyişle iyileşmek peşinde değiliz… Hastalığımızın ‘normal’ addedilmesini istiyoruz sadece.
İttihatçılığın yeniden makbul hale gelmesinin nedeni bu… Yeni İttihatçılık nabzımızın şerbeti… 2016 sonrası yeni bir inşa dönemindeyiz. Siyasi sistem değişti, anayasa değişmek üzere, devlet ile siyaset arasındaki mesafe kısaldı, yargı yürütmenin doğal uzantısı olarak tasavvur edilmeye başlandı, özgürlüklerin ilkesel temeli ‘yabancı’ (zararlı) bir unsur olarak tanımlandı.
Ve de şaşırtıcı olmayan biçimde artık yeni bir geçmişe, yeni bir tarihe ihtiyaç var.
Gelinen noktaya dair bir örneği Vahap Coşkun’un yazısından okuyalım (‘Kurbanlık koyun’, 11 Eylül 2023, Serbestiyet): “(Sezgin) Tanrıkulu, geçen hafta bir televizyon programına telefonla katıldı. Programda, Diyarbakır-Kulp’ta 11 vatandaşımızın zorla kaybedildiği ve 1994’te Şırnak-Uludere’nin Kuşkonar ve Koçağılı köylerinde 34 vatandaşımızın hayatını kaybettiği olayları hatırlattı. Bu olaylar sonradan yargıya intikal etmişti. Avrupa İnsan hakları Mahkemesi Kulp’ta vatandaşların askeri helikoptere bindirildikten sonra kaybedildiği ile Kuşkonar ve Koçağılı’da köylerin savaş uçaklarıyla bombalandığı iddialarını içeren yaşam hakkının ihlal edildiğine karar vermişti. Ayrıca Anayasa Mahkemesi de Kuşkonar ve Koçağılı’nda yaşam hakkının ve insan haysiyetle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğine hükmetmişti.”
Yani herkesin bildiği, üzerinde aylarca yazılıp çizilen, sonraki yıllarda AK Parti yöneticileri tarafından fırsat çıktıkça hatırlatılan olaylar… Hem adalet arayışlarına ve Kürtlerin yaşamakta olduğu mağduriyetlere işaret için, hem de ordu üzerinde sivil denetimin ne denli gerekli olduğunu göstermek ve siyaseti özgürleştirmek adına gündeme gelmişti. Ve takdir edersiniz ki bu ideolojik kampanyanın siyasi taşıyıcısı Erdoğan’dı…
Ama şimdi aynı Erdoğan Tanrıkulu için şöyle konuşabiliyor: “Sözde milletvekili, terörist müsveddesi. Benim Mehmetçik’ime nasıl hakaret atıyor televizyonda izlediniz. Biz ikinci sınıf hak ve özgürlüklere mahkum ve mecbur edenler bizi Türkiye Yüzyılı vizyonumuzdan ciddi rahatsızlık duyuyor.”
Erdoğan yaşananları unutmuş olabilir mi? Yıllarca kendisinin ve partisinin bu konudaki tespitleri bir anda aklından uçup gitmiş midir? Tabii ki hayır… Necip Asım Bey’in izinden gidiyor. Tarihimize yakışmayan sayfayı yırtıp atıyor ve böylece olmuş olanı olmamış hale getireceğini sanıyor. Cesur bir hareket… Sadece devletin yaptıklarının değil, kendi söylediklerinin de unutulmasını bekliyor.
Ama yeni bir rejim inşa sürecinde iseniz ihtiyaç duyacağınız bir hareket. Demokratlıktan nasibini almamış insan topluluklarında her rejim kendisine uygun fiktif bir tarih üretmek, iradi demansı teşvik etmek, halka yeni anlatıyı sahiplendirmek isteyecektir.
Yeni anlatı doğal olarak kurumları da yeniden tanımlayacaktır. Daha önemlisi kurumları yeni bir bağlama, yani ilişki ve hiyerarşi algısına oturtacaktır. Nitekim bu artık Kemalizm’in değil, İttihatçılığın ordusu… Laikliğin değil, dindarlığı milliyetçilikle birleştiren ‘yerli ve milli’ kimliğin koruyucusu. Batılılaşmanın değil, bağımsızlaşmanın savunucusu. Yaşanmış gerçekliğin değil, ‘yaşanmış olması gereken’ gerçekliğin faili.
Erdoğan da artık Kemalizm karşısında özgürlük, eşitlik arayışı içinde olan kişi değil. Yeni İttihatçılığın organik parçası. Kendisine düşeni yapmak zorunda olan, bu sayede gücünü tahkim eden ve o gücü devletle daha bütünsel ilişkiler geliştirmek üzere kullanan biri. ‘Benim Mehmetçik’im’ lafı rastgele değil. Yeni ilişki modelinin sembolik yapısını yansıtıyor.
Ancak Erdoğan’ın ikinci cümlesi daha da uyarıcı. Kimsenin bizi ‘ikinci sınıf hak ve özgürlüklere’ mahkum edemeyeceğini, bu tür kişilerin Türkiye Yüzyılı’ndan rahatsız olduğunu söylüyor. Ne acaba bu ‘ikinci sınıf hak ve özgürlükler’? Modernliğin getirdiği, ilkesel addedilen bireysel ve grupsal hak ve özgürlükler olmasın? Öyle ise ‘birinci sınıf hak ve özgürlükler’ ne olabilir? Muhtemelen ‘milletin’ hak ve özgürlüğü… Benlik arayışı etrafında homojenleştirilmiş, tek bir meşru kimlik altında toparlanmış bir halkın geleceğe uzanan bütünsel çıkarları…
Yeni İttihatçılığın (ve Türkiye Yüzyılı’nın) millet ve devlet tasavvuru ‘faşizan’ bir tınıya sahip. Dolayısıyla gelecekle ilgili çizdiği ‘mefkure’ de o yönde bir davet. Ancak bu bize yabancı, yadırgayacağımız bir varoluş hali değil. Aksine bize ait, ‘doğal ve normal’ gelen, kolayca benimseyebileceğimiz bir rejim.
Yapılacak en büyük yanlış bu gelişmeleri Erdoğan’ın şahsına bağlamak olur… Erdoğan eleştirisinde fazla ileri giderek kendimizi aklamayalım. İttihatçılık Erdoğan’dan çok daha fazlası…
Söz konusu televizyon programını izleyen Vahap Coşkun’a dönelim: “Ama Tanrıkulu bunlardan söz edince, programın diğer konukları sanki bunlardan ilk defa haberdar oluyorlarmış gibi bir tavır takındılar. Hatta Tanrıkulu’nu olmayan bir olayı gündeme getiren, yalan söyleyen ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bühtanda bulunan biri olarak sunmaya çalıştılar.”
Programdaki davetlilerin siyasi otoriteden işaret alma ihtiyacı yok. Onlar ‘iradi demansı’ çoktan içselleştirmiş, kendi kariyerlerini bu ‘milli’ tutum üzerine inşa etmiş durumdalar. Bu tavrın oportünizmden başka bir şey olmadığı öne sürülebilir… Ne var ki sonuç değişmez. Yeni İttihatçılığın oportünizmi böylesine ‘doğal’ şekilde tetiklemesi bile hakkımızda bir şeyler söylüyor…
Bu programın ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Tanrıkulu hakkında soruşturma başlatması, Adalet Bakanlığı’nın soruşturmaya izin vermesi ise artık sadece rutin bir gelişme. Geçmişin sadece hoşlanmadığımız sayfalarını yırtıp atmıyoruz, geçmişte söz konusu sayfaların varlığını hatırlatanları da ‘hukuk’ yoluyla ‘milletin’ dışına yırtıp atıyoruz.
Bunun nereye varacağını merak edenler olabilir. Ona da bir küçük örnek verelim: Yarın oynanacak Aksarayspor-Amedspor maçı öncesi Aksarayspor taraftarları ‘Şehr-i Müdafaa’ başlıklı bir açıklama yayımladı. Aynen şöyle…
“17 Eylül Pazar Günü Şehrimizde Oynanacak Olan 68 Aksaray Belediye Spor – amed sportif faaliyetler Maçı İçin Uyarımızdır !!!
Maç Günü, Maç Öncesi, Maç sonrası Şehrimiz Tek Gayemiz Ve İlk Önceliğimiz Olan Aksaray’da amed sf Taraftarlarını, Formalarını, Atkılarını Şehrimizde Görmek İstemiyoruz.
Şehrimizde Olaylara Sebebiyet Verecek Tezahürat Slogan Oluşum Yada Gruplar Görmemiz Halinde Müdahale Etmekten Asla Çekinmeyeceğimizi Ve Geri Adım Atmayacağımızı Siz Değerli Aksarayspor Taraftarlarına Ve Kamuoyunun Bilgisine Sunarız.
68 Ergenekon Taraftarlar Derneği”
Fazla söze gerek yok… Amed kelimesinin küçük harfle, diğer bütün kelimelerin (ve kelimesi dahil) büyük harfle başlaması, ‘yada’ kelimesinin gösterdiği bilgi seviyesi iyice basmakalıp özellikler.
Önemli olan Yeni İttihatçılık çerçevesinde kotarılan makbul kimliğin ve onun etrafında örülen milliyetçiliğin dışlamaya, şiddete, yok saymaya ve muhtemelen yok etmeye ne denli yatkın bir ruh hali ürettiği.
Yeni İttihatçılık ideolojiye yaslanan suçları ‘millileştirerek’ aklayan, giderek bu suçları ‘milliliğin’ delili olarak yücelten bir yaklaşım. Ama endişeye mahal yok… Nasıl olsa iradi olarak unutuyor, istemediğimiz sayfayı yırtıp atıyor, yerine yenisini yazıyoruz.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları





















































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
25.10.2025
25.10.2025
15.03.2025
20.02.2025
15.10.2024
24.09.2024
19.09.2024
10.09.2024
2.09.2024
13.04.2024