Hidayet Şefkatli TUKSAL
Aladağ’daki öğrenci yurdunda meydana gelen yangın felâketi, sosyal medyada cemaatlere yönelik eleştirilerin artmasına sebep oldu. Daha önce Karaman’da çocukların tacizi haberleri ile yükselen eleştiriler, şimdi bu yangın felâketiyle hayatını kaybeden küçücük kız çocuklarının acısıyla katlanarak büyüdü. Cemaatler ülkemizin bir gerçeği, evet, ama velilerinin iradeleriyle veya çaresizliğiyle pek çok çocuğun teslim edildiği bu yapılar, çoğulcu bir demokratik tahayyül içinde nasıl var olmalı sorusu hâlâ yeterince tartışılmış değil. Bu konudaki politikasızlık, vaktiyle Hizmet cemaati olarak adlandırılan grubun bugün bir terör örgütü olarak suçlanması ve kovuşturulmasına kadar uzanan sürecin analizi konusunda da pek çok kimsenin elini kolunu bağlıyor. 15 Temmuz darbe girişimi dahil, yaşadığımız tüm felâketler, cemaat olgusunun çok daha serinkanlı ve analitik bir biçimde ele alınmasını gerektiriyor.
Geçmişte çok sık katıldığım ve genellikle Türkiye’de insan haklarına saygılı bir toplumsal birlikteliği nasıl inşa edebileceğimize dair bir ana fikrin çeşitli veçhelerine eğildiğimiz sivil toplum tartışmalarında, Diyanete karşı hem liberallerden hem sol-seküler gruplardan gelen “Diyanet kaldırılsın!” itirazlarına karşı çıkıyor olmam şaşkınlıkla karşılanırdı. “Diyanet kaldırılsın!” tezini savunanların temel argümanı, Diyanetin siyaset kurumunun emrinde, büyük bir kadroyla ve maddi imkânlarla, diğer dini gruplarla haksız bir rekabet içinde “güçlü bir belirleyen” durumunda olduğu; İslâm dininin Sünni ve Hanefi yorumunu desteklediği, böylece diğer din ve mezhepleri, cemaatleri güçsüzleştirdiği, etkisizleştirdiği fikrine dayanıyordu.
Diyanetin kaldırıldığı bir Türkiye’de vatandaşların büyük bir din özgürlüğüne kavuşacağı; istedikleri dini grup ve cemaatler içinde, kendi anlayış ve meşrebine uygun örgütlenmeler oluşturacağı, maddi kaynaklarını kendilerinin yaratacağı ve böylece Diyanet bütçesine giden paranın vatandaşın sırtına yük olmaktan kurtulacağı yolunda görüşler dile getiriliyordu. Ayrıca, hiçbir seküler ülkede Diyanet gibi bir kurumun olmadığından bahisle, AB sürecinin en önemli mücadelelerinden biri olarak görülüyordu Diyanet’in kaldırılması talebi. Diyanetin bir devlet kurumu olmasından rahatsız olanlar sadece liberaller ve sol- seküler gruplar değildi, İslâmcılar da Diyanete şiddetle karşıydı bir zamanlar.
Bu görüşlerin belli oranda haklılık payını teslim etmekle birlikte, Diyanet’in kaldırılması / lağvedilmesi yerine çoğulcu bir demokratik sistemde yeniden yapılandırılmasıönerisini savunmak da bana düşüyordu. Evet, Diyanet bir devlet kurumuydu ve önemli ölçüde devletin ya da siyasetin dine, dindarlığa müdahalesi anlamına geliyordu; bu da genel anlamda “din ve vicdan özgürlüğü” ilkesininin zedelenmesine yol açıyordu; bunları kabul ediyordum ve ediyorum. Fakat gözlem ve tecrübelerimden hareketle, bu sorunların çözümünün “din konusunun cemaatlere bırakılması” gibi, söylemesi çok kolay, ama uygulaması muamma olan bir klişeyle halledilemeyeceğini düşünüyordum, hâlâ da öyle düşünüyorum. Sebeplerini açıklayayım:
(1) Dini grup ve cemaatler, genellikle karizmatik bir dini kişilik etrafında oluşmuş gruplardır. Dini anlama ve pratize etme biçimlerinde, bu karizmatik kişiliğin bir tür “Hak dostu” olarak kabul edilmesi ve bu mertebesinden kaynaklanan özel güçlere ve imtiyazlara sahip olduğu düşüncesi hakimdir. Hak dostunun, Hak’la (Allah’la) zımni bir özdeşliği mevcuttur zihinlerde. Çünkü o kişi, Allah ve Peygamber ile sürekli irtibat halinde kabul edilir. Bu yüzden onun dini yorumları, dünyevi talepleri “Allah’ın sözcülüğü” gibi algılanır, açıkça bu şekilde ifade edilmese de. Bu durumda, cemaat müntesibi ile karizmatik kişilik arasındaki ilişkiler, mertebeleri farklı iki kişinin ilişkisinden çok, Allah’ın sözcüsü ile gafil ve cahil kul arasındaki ilişki olarak kodlanır. Bu yüzden bu tür yapılarda “sorgusuz sualsiz itaat” esastır. Darbeci askerlerin ya da FETÖ itirafçılarının ifadelerini okuduğunuzda, bu ilişki biçimine dair pek çok cümle yakalayabilirsiniz.
(2) Türkiye’de jakoben sekülerizmin hakim olduğu uzun yıllar boyunca, cemaatler “gizlilik” esasına göre örgütlenmişlerdir. Gizlilik bir bakıma mecburiyet olsa da, zamanla hem cemaatin hem de devletin işine gelen bir fırsata dönüşmüştür. Cemaatin işine gelen tarafı, gizliliğin her şeyi, özellikle yanlışları ve suistimalleri örten bir şal olarak kullanılması; devletin işine gelen tarafı ise, bir tür “yaşar, ne yaşar ne yaşamaz” konumunda olan ve halkı yönlendirme gücüne sahip olan bu yapıları, çeşitli şekillerde manipüle edebilme imkânını elinde bulundurmasıdır.
(3) Siyaset de bu pazardan payını almıştır. Geçmişte bütün siyasi partilerin tarikat şeyhleriyle, cemaat liderleriyle gizli ilişkilerinin bulunduğu bilinmektedir. Gizliliğin bu temelde bir karşılıklı faydalanma, nemalanma ilişkisini mümkün kılması, cemaat ve tarikatların resmi düzeyde halen yok sayıldığı bir sistemin devamını da karşılıklı rıza esasına dayalı olarak mümkün kılmaktadır. Yine FETÖ soruşturmalarından örnek verecek olursak, gerçekte bir tüzel kişiliği bile olmayan Hizmet cemaatinin, yurt içinde ve yurt dışında, çeşitli düzeylerde çok geniş ve yaygın bir örgütlenme ağını gerçekleştirmiş olması; bunu devletin ve siyasilerin gözleri önünde ve hattâ çeşitli iktidarlar döneminde devlet kurumlarının desteği ile yapmış olması, sözünü ettiğim karşılıklı rıza ve nemalanmanın hangi boyutlara ulaştığını göstermesi bakımından ibret vericidir.
(4) Dini grup ve cemaatlerin karar alma mekanizmaları, hiyerarşik yapıları, mensupları, mensupları ile ilişkilerinin niteliği ve mali işlemleri genellikle “kayıt dışı”dır. Bu yapılara ait şirketler, sivil toplum kuruluşları, okullar, yurtlar bir şekilde resmi kurallara tabi olsa bile, bağlı bulundukları cemaat ve tarikatlarla ilişkileri resmen tanınmamakta, ifşa edilmemektedir. Böylece bu ilişkileri hukuk içinde tanımlamak ve değerlendirmek mümkün olmamaktadır. Cemaate üye olmanın ya da cemaatten ayrılmanın kuralları hukuka tabi değildir. Bu yüzden, cemaatin mensupları üzerindeki (devletten çok daha güçlü olan) manevi otoritesi ve yaptırım gücü ile başa çıkabilmek hemen hemen imkânsız gibidir.
İşte bu sebeplerle, din konusunun cemaatlere bırakılması, mevcut hukuk sistemi içinde, kişinin çok güçlü ama resmen yok hükmünde olan bir yapının inisiyatifine terk edilmesi anlamına gelmektedir. Cemaatlerin bir şekilde resmileşmesi durumunda bile, karizmatik kişiliklerin manevi otoritesi her halükârda dünyevî otoritelerin üzerinde olacaktır. Bu durumda, bireysel olduğu kadar toplumsal bir yapılanmayı da gerektiren din müessesesi, dinle ilişkilenmek isteyen vatandaşları, ister istemez bir cemaat ya da tarikatın mensubu olmak mecburiyetinde bırakacaktır.
Oysa Diyanet, eleştirilecek pek çok hususun varlığına rağmen, bütün organları, işleyişi ve mensupları ile göz önünde, açık ve şeffaf bir kurumdur. Gerek dini hizmetlerin verilmesi, gerekse dini bilginin üretilmesi konusunda, belli ölçülerde ciddiyeti, tutarlılığı ve sorumluluğu haiz bir kurumdur. Cemaatlere mecbur olmak istemeyen vatandaşlar için kaliteli ve güvenilir bir seçenektir. Diyanetin başkanı da, bürokratları da, her seviyede görevlisi de, hukuk sistemi içinde eleştirilebilir, şikâyet edilebilir, cezalandırılabilir. Diyanetin sunduğu hizmetleri alma, görüşlerini kabul etme gibi bir mecburiyet söz konusu değildir; vatandaşların talep ve tercihlerine bağlıdır. Bu konuda daha yazılacak epey şey var ama bu günlük şöyle noktalayayım: İddia edilenin aksine, AB ülkeleri dahil pek çok seküler ülkede, Diyanet benzeri yapılar bulunmaktadır. Bu konuda daha fazla bilgi almak isteyenler, Helsinki Yurttaşlar Derneği’nin sitesinde yer alan “Sosyo-ekonomik politikalar bağlamında Diyanet İşleri Başkanlığı” isimli yayına bakabilirler: http://www.hyd.org.tr/tr/yayinlar/64-sosyo-ekonomik-politikalar-baglaminda-diyanet-isleri-baskanligi-kamuoyunun-diyanet-e-bakisi-tartismalar-ve-oneriler.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları




























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.04.2021
28.03.2021
12.12.2020
23.11.2020
2.01.2020
13.10.2020
29.09.2020
21.09.2020
13.09.2020
5.09.2020