Kemal CAN
Dünyada en çok hakaret davası açmış lider unvanına yürüyen, meseleye kişisel yaklaşmayıp makamının saygınlığını koruduğunu iddia eden Cumhurbaşkanı, kendinden önceki bir Cumhurbaşkanını gerçek olmayan bir fotoğrafla suçlayabiliyor. Ama bu noktada, yapılan ölçüsüzlükten daha kötü olan, bu ölçüsüzlüğü durduracak herhangi bir ölçünün olmadığına, varsa da kendisini bağlamadığına inanması. Söyleyenle birlikte, aktaran ve dinleyenin de ölçüsüzleşmesi.
Ölçüsüzlük, gündelik dilde ölçüyü kaçırma, sınırı aşma, oransızlık benzeri bir fazlalık hali için kullanılıyor. (Aslında bu anlamı karşılayan hayli kuvvetli bir “ifrat” sözü olmasına rağmen çoklukla onun yerine ölçüsüzlük kullanılıyor) Dolayısıyla, ölçüsüzlükten bahsetmenin ancak kıyasla mümkün olduğu, bir ölçü veya çizginin aslında var olduğu gibi bir ön kabulden yola çıkılıyor. Kişileri, olayları, gelişmeleri tanımlarken, var kabul edilen bir ölçüye göre oluşmuş pozisyonlarından bahsediliyor. Ölçüyü kaçırmış, sınırı aşmış olmak, eylem kadar pozisyonu da tarif ediyor. Zımni olarak ölçüye uydurulabilme, sınıra çekilme, normale döndürme imkanı varmış, mümkün olabilirmiş gibi düşünülüyor. Ama kelimenin asıl yüksek ve giderek daha baskın hale gelen anlamı, ölçünün tamamen kaybolduğu, bir ölçünün ve sınırın kalmadığı durumu tarif ediyor. Yani bir normalden, ölçüden veya sınırdan uzaklaşmayı değil, bizzat öyle bir nirengi noktasının artık olmadığı, işlemediği, dikkate alınmadığı hali tanımlıyor. Herhangi bir kurala, ölçüye bağlı hissetmeyen, hiçbir şeye karşı sorumluluğu olmayan bir başıboşluk.
“Acayip zamanların” doğruyu imha edip, yalanı anlamsızlaştıran düzleminde pek çok mesele için ölçünün -üstelik aynı anda birkaç ölçünün birden- kaçırıldığına tanık oluyoruz. Herkes, sadece yapılabildiği için, yapmasını engelleyen bir şey olmadığı için yapabildikleriyle sınırları zorluyor. Oransız olduğu apaçık olan hiçbir davranış herhangi bir ölçünün, ayarın veya sınırın dışına çıktığı için kınanmıyor, sadece yarattığı sonuç veya kimden geldiğine bakılarak değerlendiriliyor. Ölçülerin böylesine zorlanması; davranışların ve sözlerin hakikatle bağının kopartılarak sadece fonksiyonlarıyla anlam taşır hale gelmesi, doğrudan ve öncelikle ölçüleri hırpalıyor, zayıflatıyor, hatta imha ediyor. Elbette, hangi ölçü, kimin sınırı, kime göre normal gibi bir dizi sorunun önemi gözardı edilemez ama yaşananlar, bütün bu soruların üzerine çıkan genel bir ölçüsüzlüğe doğru ilerliyor. Bütün ölçüleri, herkes için ayarları anlamsızlaştıran, ortadan kaldıran, sadece birilerinin ölçülerinin değil, herkesin ölçülerini, hatta ölçü fikrinin kendisini imha eden bir hal bu.
Yeni bir norm yarattığını sananlar da, birilerinin ölçülerinin daha önemli hale geldiği vehmine kapılanlar da fena halde yanılıyor. Yaşanan ölçüsüzlüğün -kısa vadede avantajlı gibi görünenleri olsa da- kazananı olması mümkün değil. Türkiye’nin -ve aslında dünyanın da- içine yuvarlandığı ekonomik ve siyasal kriz de, belirli bir fonksiyon için yol verilen, önü açılan ölçüsüzlüklerin kendiliğinden ve zamanla başka bir ölçü yaratabileceği iddiasının çökmüş olmasından. En güçlü aktörlerin, en fütursuz ölçüsüzlerin bile kendilerini koruyamadıkları çaresizlik alanları böyle oluştu ve böyle kalıcılaşıyor. Ölçüsüzlüklerle imha edilen ölçüler, gerekli olduklarında kimsenin yardımına koşamaz hale geliyor. Kuralların, normların, yasaların ve bütün ölçülerin “bir kez delmekle bir şey olmayacağı” inancıyla delik deşik edilmesi, gün geliyor organize imha ekiplerini de vuruyor. Ancak ölçüsüzlük öyle bir seviyeye varmış durumda ki, bir zamanlar ölçüsüzlük yapmış olanların izan taleplerine de “keser döner sap döner” ölçüsüzlüğüyle cevap veriliyor. Ölçü değil ölçüsüzlük yeniden üretiliyor.
Bahsettiğimiz ölçüsüzlük, hayatın her alanında hüküm sürüyor, herkesi ve her yeri zehirliyor. Siyasetteki görünümü ve etkileri ise, daha sarsıcı, yıkıcı olabiliyor. Çünkü, dış ve iç politikadaki ölçüsüzlük, insanların hayatlarına, geri döndürülemez toplumsal hasarlara yol açabilecek bir etki genişliğine sahip. Türkiye’nin de içinde yer aldığı coğrafyanın insanlarının yaşadıkları, onların yaşadıkları üzerinden Avrupa’ya yeniden bir kabus olarak çökmeye başlayan ırkçılık ve yabancı düşmanlığına bakmak bile yeterli. Yıllardır Türkiye’nin içinde yaşadığı kutuplaşma atmosferinin de ölçüsüz bir kullanıma konu olduğu su götürmez bir gerçek. Ötekileştirmenin, hamasetin, çarpıtmanın ölçüsüz örnekleri bütün ölçüleri dağıta dağıta ilerliyor. Dünyada en çok hakaret davası açmış lider unvanına yürüyen, meseleye kişisel yaklaşmayıp makamının saygınlığını koruduğunu iddia eden Cumhurbaşkanı, kendinden önceki bir Cumhurbaşkanını gerçek olmayan bir fotoğrafla suçlayabiliyor. Ama bu noktada, yapılan ölçüsüzlükten daha kötü olan, bu ölçüsüzlüğü durduracak herhangi bir ölçünün olmadığına, varsa da kendisini bağlamadığına inanması. Söyleyenle birlikte, aktaran ve dinleyenin de ölçüsüzleşmesi.
Ölçüsüzlüğün sadece muktedirler, güç kullanabilenler tarafından yapıldığı, kullanıldığı düşüncesinin de doğru olmadığını gösteren çok sayıda örneğe sahibiz. Örneğin, Nazlı Ilıcak veya Mehmet Altan’ın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmasının oransız veya ölçüsüz olduğunu söylemeyi politik pozisyonlara bağlı olmaktan çıkartan bir ölçünün olmadığını düşünen kalabalığa bakın. Herhangi bir mahkeme kararı olmaksızın (olsa bile) işlerinden atılmış olanların, yeniden iş bulmasının ve emekli olmasının da engellendiği “açlıktan ölme” cezasına mahkum edilmesinin herhangi yasada yeri olamadığını görmek istemeyenlerin, sessiz kalanların çokluğuna bakın. Suçlamaların, hakaretlerin, kullanılan sıfatların ayarsızlığına bakın. Herhangi bir mensubiyetin veya sıfatın kendisi için bütün ölçüleri kaldırdığına inanan sayısı sürekli artıyor. Maruz kalınan ölçüsüzlükler, ölçüyü geri çağırarak değil, kendi ölçüsüzlüğünü yaratarak karşılanmaya çalışılıyor. Veya her ölçüsüzlük eleştirisi, bir zamanlar yapılmış olan bir başka ölçüsüzlük hatırlatılarak savunuluyor. Bir zaman yakalanmış mağduriyet, yeni bir ölçüsüzlüğün ruhsatına çevriliyor. Söyleme mecburiyeti de, söyleme hakkı da ölçüsüz bir keyfilikle belirleniyor.
Siyaset alanı, pozisyonlar ve sonuçlarla çok ilgili, “ne pahasına olursa olsun” fikrine kaçmaya da hep meyyaldir. Hatta siyaset profesyonellerinin ‘siyaset sonuç alma sanatıdır’ gibi sorunlu tarifleri, pek sevip kullandıkları da vakıa. Bu açıdan, siyasette zorlama ve abartının çok yeni bir eğilim olmadığı söylenebilir. Ancak, hem “dönem ruhu”, hem de yaşadığımız pratik, ölçüsüzlüğün kim tarafından hangi dozda kullanıldığını önemsiz kılacak bir seviyeye yaklaştığını gösteriyor. Ölçüsüzlüğün kime karşı ve kim tarafından yapıldığına bakılmadan konuşulabilmesi, ölçüyü geri çağırabilecek olan tek yaklaşım. Bu açıdan, İnönü’yü elinde sadece ABD bayrağı varmış gibi gösteren ölçüsüzlük ile, McKinsey üzerinden ABD mandası iddiası arasında pek bir fark kalmıyor. “Kriz psikolojik” iddiasındaki ölçüsüzlük ile, “yarın banka kapılarında kuyruk olacak” ayarsızlığının farkı olmaması gibi. Her iki durumda da, gündeme getirilirken de, dayanaksız hatta yalan olduğu ortaya çıktığında da geçerli olan ölçüsüzlük, ölçüyü yok etmekten başka bir sonuç üretmiyor. Gerçekten sonuç almak isteniyorsa ölçülü olmak lazım, ölçüden bahsetmek lazım. Ölçü herkesçe kabul edilir olmasa bile, herkesin hiç olmazsa kendi ölçülerinde ısrarcı olması, ölçüden vazgeçmemesi lazım.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları


























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
13.01.2026
5.01.2026
28.12.2025
21.12.2025
15.12.2025
1.12.2025
23.11.2025
16.11.2025
3.11.2025
26.10.2025