Kemal CAN
Ne yapılıp edildiğine, ne söz verildiğine bakmadan, ait olduğuna ikna edildiği "kabile kimliğine" göre davranan kalabalıklar, kimlik iknasını kabile dışında kalanlara bakarak tazeliyor. Rahatsızlık veren "yabancıların", sorun çıkartan muhaliflerin itilip kakılması, kabile mensubiyetini bir suç ortaklığına dönüştürürken, "dışarıda kalanlar" için de çaresizlik hissini büyütüyor.
Türkiye’nin dünya tarihi açısından bakıldığında çok da uzun sayılmayacak bir demokrasi ve siyaset tartışması geçmişi var. Hem yönetme erki açısından hem de toplum örgütlenmesi anlamında siyasetin kamusal bir faaliyet haline gelmesinin tarihi çok eski değil. Darbeler, darbe girişimleriyle duraksamış, değiştirilmiş, defalarca kesintiye uğramış kısa ama zorlu bir hikaye bu. Bir türlü yakınlaşılamamış ileri demokrasiler ve çağdaş uygarlık hedefleri yanında, bunların çoktan geçildiği veya artık gerekli olmadığı iddiaları da öne sürülebiliyor. Ancak, bütün bu tartışmaların hangi tarafında yer alındığına göre değişmeyen şey, “özel konum”, “özgün koşullar” nedeniyle yaşananların biricik olduğu fikrinin yaygınlığı. Bu kanaate göre Türkiye, “stratejik konumu”, “tarihi özellikleri”, “farklı toplumsal yapısı” gibi nedenlerle dünyada benzersiz.
Küreselleşme ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler, büyük ve yaygın yalanları dolaşıma soktu ama bazı mesnetsiz iddiaları da geçersiz hale getirdi. Bunlardan biri de, bazen avuntu, bazen kahır sebebi olan, “biz bize benzeriz” düşüncesi. Binlerce kilometre uzakta, tamamen bambaşka bir coğrafyada, hiç alakası olmayan kültürel atmosferlerde, çok farklı tarihsel süreçlerden geçmiş ülkelerin/toplumların neredeyse aynı krizleri yaşadığı artık ibretle izleniyor. Karadeniz ormanlarına saldıran “Yeşil Yol”un Amazon Ormanları’na kadar uzanabildiği, birbirine düşmanlıkla beslenen milliyetçiliklerin nasıl kolay ortak düşmanlar bularak aynı hizaya geçebildikleri, gerçek veya uydurulmuş mağduriyetlerin sadece başkaları için yeni mağduriyetler ve sınırlar yaratmak için kullanılabildiği görülüyor.
FÜTURSUZ OTORİTELER GEÇİDİ
Brezilya’da fütursuz otoriterler kervanına katılan Bolsonaro’nun başkan seçilmesiyle, yaşanan siyasi krizin derinliği ve küreselliği yeniden tartışmaya açıldı. Ayrıca tartışma, “müzmin muhalifler” arasında değil de, bu krizi üreten sistemin içinde yoğunlaşıyor. Dünya Bankası eski baş ekonomisti Kaushik Basu’nun “Demokrasi neden sallantıda?” başlıklı yazısı da, bu konuda iyi bir örnek. Basu şöyle diyor: “Trump ve Bolsonaro’yu seçenler, bu kişilerin ne getireceklerine bakarak seçmiyor. Kendi kabile kimliklerine bakarak oy tercihinde bulunuyor; Trump takımı veya Bolsonaro takımının bir parçası olmak gibi hedefler yaratıyor. Bu durum ise politikacılara daha önce sahip olmadıkları lisanlar kazandırarak demokrasiye zarar veriyor. İnsanların isteği doğrultusunda hiçbir şeyle kısıtlanmadan diledikleri her şeyi yapabiliyorlar”. Bu durum, “güzel, yalnız ve biricik Türkiye’ye” tanıdık geliyor mu?
Kaushik Basu, bunun ekonomik arka planına dair tespitler de yapıyor: “Tarihsel bir dönüm noktasındayız. Hızlı teknolojik gelişmeler, özellikle dijital teknolojinin ve yapay zekânın hızlanması, ekonominin ve toplumların işleyiş şekillerini değiştiriyor. Bu teknolojiler büyük kazanımlar getirirken pek çok ciddi sorun da ortaya çıkardı. Bunun sonuçlarından birisi GSYH paylaşımındaki eşitsizlikte yaşanan ciddi artış. Bu durum ise var olan ekonomik ve politik düzenlemelerin yetersizliğini bir kez daha ayyuka çıkardı”. Basu, “Bu durumu nasıl düzelteceğimiz, demokratik meşruiyeti nasıl restore edebileceğimiz ve kırılganlığını nasıl önleyebileceğimizle ilgili kısa vadede bir netlik yok. Açık olan ise, genelde olduğu gibi, iş dünyasının bu duruma bir çözüm üretmeyeceği” diyerek “modelin” bir dengeleme yeteneği kalmadığını da söylüyor.
SORUNU ÇÖZEMİYORSAN TEPKİYİ YÖNET
Yıllardır bir tür zorunluluk olarak dayatılan neoliberal model, iddia edildiği gibi kendiliğinden tıkır tıkır işleyen, dengeyi sağlayıp özgürlükleri genişleten bir düzen kuramadığı gibi derinleşen krizlerine çare de üretemiyor. Ama sistemin krizin yakın tehdidinden uzak tutulması ve temel tercihlerin tartışılmaz alanda kalması için yedekte tuttuğu sigortalar hâlâ çalışıyor. Sorunların çözülmesine değil, tepkilerin yönetilmesine göre örgütlenmiş, sistemi defalarca korumuş mekanizmalar bunlar. Basu’nun “kabile kimliği” dediği “kutuplaştırma”, tekinsiz zemini kimlik siyasetinin verimli tarlasına dönüştürüyor. Verili koşulların ve bizzat sistemin yarattığı hoşnutsuzluk, tedirginlik ve öfkeyi, kurulmuş veya sivriltilmiş kimlikler üzerinden yönetebiliyor. Bazen ABD’deki veya İngiltere’deki gibi daha önce politika dışında kalmışlara kimlik üreterek, bazen Hindistan’da ya da Türkiye’de olduğu gibi hazır kimliklerin gerilimlerini kışkırtarak.
Ekonomik modelin, krizlerden hasar almadan çarklarını döndürebilmesinin faturası, kontrol edilemez siyasi krizler olarak belirginleşiyor. Rıza ve tepki mekanizmalarını yönetebilmek için kurulan, sivriltilen, katılaştırılan “kabile kimlikleri”, kontrolü güçleşen dinamikler ve aktörler üretiyor. Kimlik siyaseti sağladığı fayda yanında, kendi mecburiyet ve itaat alanını da genişletiyor. Bu kısır döngünün kaçınılmaz sonucu olan yapısal bozulma da, demokrasi ve daha genel olarak siyasete ilişkin algıyı, beklentileri belirliyor. Kurulan veya katılaştırılan her kimlik alanı, bu kuşatıcılığa teslim olan kalabalıklar kadar, bu kalabalıklara giderek daha fazla tatmin üretmek zorunda olan temsilciler yaratıyor. “Kabile kimliğine” dahil olmanın sağlayacağı tatminin imkanlar tarafı sınırlı olduğu için, tırmandırılan endişeler ve kabileye dahil olmayanlar için hayatın zorlaştığını göstermek, “kabile içinde kalma arzusu” için daha önemli hale geliyor. Büyük kalabalıkların ödülle motive edilmesi zor, hatta imkansız olduğu için, korku ve ceza öne çıkıyor.
KURBANLARI KALABALIKLAŞTIRMAK
Ne yapılıp edildiğine, ne söz verildiğine bakmadan, ait olduğuna ikna edildiği “kabile kimliğine” göre davranan kalabalıklar, kimlik iknasını kabile dışında kalanlara bakarak tazeliyor. Rahatsızlık veren “yabancıların”, sorun çıkartan muhaliflerin itilip kakılması, kabile mensubiyetini bir suç ortaklığına dönüştürürken, “dışarıda kalanlar” için de çaresizlik hissini büyütüyor. Bu yüzden, hapse atılanlardan çok daha fazla “dışarıda olan mahkum” var. Örneğin, Osman Kavala’nın bir yıldır iddianame bile düzenlenmeden hapiste tutulmasının bir ceza hatta işkenceye dönüşmesi yanında, vicdani bir eziklikle katmerlenen çaresizlik cezasının çok daha geniş bir çevreye kesildiğini söylemek mümkün. Sistematik rehin politikası ve yargının sopa olarak kullanılması yanında, “aranızdan birilerini alırız, gerekçe açıklama gereği duymadan cezalandırırız ve siz de hiçbir şey yapamazsınız” mesajının etki genişliği görülmeyecek gibi değil.
Kimliklere göre oluşan siyasi davranışların sürekliliği, kimlik inşasının genel karakteri kadar, bu aidiyetin devamını sağlayan ikna süreciyle de çok ilgili. Tehlike, korku ve tedirginlik hissini canlı tutmak kadar, yabancıların gönderilmesi, “imtiyazların” el değiştirmesi gibi dozu sürekli artırılan vaatler de etkili. Bazen rövanşist tatmin, bazen ağır bir suç ortaklığı hissi, kabileyi bir arada tutmaya yarıyor ama yıkıcılığı ve saldırganlığı da besliyor. Ancak, kimlik siyasetinin devamı açısından, kurulan karşı kimliklerin benzer karakteri ile kimlik sınırlarının açık ve örtülü kabulünün payı da küçümsenemez. Kimlik sınırlarına ve bu aidiyeti devam ettiren ikna sürecine müdahale edemeyenlerin, bu kimliğin kimin tarafından temsil edileceğini belirlemesi de imkansız oluyor. Bu açıdan bakılınca, daha önce kimse tarafından temsil edilmemiş yeni oluşan kimlikler ile, yıllarca temsil aktörünü aramış kimliklerin yarattığı krizler birbirine çok benziyor. Kimliği belirleyen temsil hakkını da kazanıyor, kimlik alanı değişmedikçe temsil aktörü veya karakteri de değişmiyor.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
13.01.2026
5.01.2026
28.12.2025
21.12.2025
15.12.2025
1.12.2025
23.11.2025
16.11.2025
3.11.2025
26.10.2025