Levent Gültekin
Genel geçer dindarlık anlayışına, Müslümanların içleri acısı haline, İslam dünyasının içine düştüğü sefalete dönük sert eleştirilerim var.
Görüyorum ki bu eleştirilerim kimi okurlarımın zihninde benimle ilgili soruların oluşmasına neden oluyor.
Kimileri “Abi yoksa sen de mi deist oldun?” diye soruyor, kimileri ise “Sen ateist olmuşsun” diyerek kesin hüküm veriyor.
Gerçekte öyle mi?
Yani deist ya da ateist mi oldum?
Esasında yaptığım bir hüküm vermek değil, sorgulama.
Düşünen, sorgulayan, sonuçlara bakıp, nedenler üzerinde kafa yoran herkes gibi ben de dindar toplumların yaşadığı bu açmazı sorguluyorum.
Özellikle de mensubu olduğum toplumun halini.
Yani Müslümanların dünyada bu kadar sefil durumda olmasına neyin kaynaklık ettiğini merak ediyor; kendimce çıkış yolları arıyorum.
Dinler hakkında “Bunlar gerçek değil insan uydurması” veyahut “Eminim bunlar Allah’ın kelamı” diyecek net bir bilgim de yok delilim de.
Allah vardır veya yoktur gibi kesin bir hükme varacak kimsenin ulaşamadığı o bilgiye ben de ulaşmış değilim.
Zaten inanç bilgiyle edinilen bir şey değil.
Gördüklerimiz, yaşadıklarımız dünyaya dair tasavvurlarımız neticesinde her birimiz farklı yorumlar çıkarıyoruz.
Kimimiz dünyanın oluşumuna, o oluşumdaki muhteşemliğe, aklımızın almadığı olayların kendi döngüsü içinde sektirmeden devam etmesine bakarak bunun kendiliğinden olmayacağını, bütün bunları yaratan, kontrol eden bir varlığın, yani Allah’ın var olduğu yorumunu çıkarıyoruz.
Kimimiz ise dünyanın döngüsüne, sektirmez düzene, yaşamın kaynağına dair ileri sürülen bilimsel verilerden çıkardığımız yorumlara bakarak bütün bunları yapan Allah değil tabiatın kendi döngüsü olduğu yorumuna inanıyoruz.
Kendimi birinci grubun içinde görüyorum.
En basitinden kendi yaşamımda olan; aklımın, zihnimin almadığı bazı olaylara baktığımda bile yaşamımıza dokunan bir elin varlığı konusundaki inancım güçleniyor.
Fakat yine de Allah inancı çerçevesinde ileri sürülen her fikri, görüşü sorgulamadan, araştırmadan merak etmeden olduğu gibi kabul etmek bana pek sağlıklı gelmiyor.
Peki neyi eleştiriyorum? İtiraz ettiğim alanlar neresi?
Bir tarafta barışı, sevgiyi, doğruyu, ahlaklı olmayı, hakka adalete uymayı vaaz eden dinler var; diğer tarafta “Bu dine inanıyorum”, “Bu dine uygun yaşam sürüyorum” deyip vazedilen değerlerin zıddı yaşam süren toplumlar, insanlar var.
Bu, esasında sadece Müslümanların sorunu da değil.
Dindarlığın koyulaştığı, din hayatın odağı yapıldığı farklı din mensubu bütün toplumlarda durum neredeyse aynı.
Hristiyanlarda da bu böyle, Yahudilerde de böyle.
Mesela Ortaçağ Hristiyan dünyasının durumunu hepimiz okuyoruz. Diğer taraftan çocuk istismarında kilisenin en başlarda gelmesine tesadüf diyemeyiz.
Veyahut İsrail gibi dini bir devletin yaptığı bütün kötülüklere koyu dindarlık anlayışını kaynak göstermesi…
İslam dünyasının durumu ise zaten içler acısı.
Bir tarafta “Din güzel ahlaktır” diyen bir din var; diğer tarafta ahlaki yozlaşmanın en yoğun yaşandığı o dinin mensuplarının yaşadığı ülkeler.
Bir tarafta “Çalmayın”, “Başkasının hakkını yemeyin”, “Adil olun” diye vazeden bir İslam var; diğer tarafta tüm bu değerlerin esamesinin okunmadığı Müslüman toplumlar, ülkeler var.
Kabul edelim ki dinler insanların elinde toplumları çürüten, karanlığa sürükleyen, kötülüklere kaynaklık eden bir olguya dönüştü.
Mesela Müslüman ülkelerin durumu ortada.
Ahlaki yetersizlik, tembellik, çürümüşlük, hak hukuk adalet tanımazlık, her alandaki geri kalmışlık… Bütün bunlara ne kaynaklık ediyor? Neden böyleler?
Müslümanların “İslam’ı doğru anlamıyorlar o yüzden böyleyiz”demesi kolaycılıktan başka bir şey değil.
Çünkü burada karşımıza çıkan başka sorular var: Niçin doğru anlayamıyorlar? Yanlış anlayanların doğru anlayanlardan daha çok olmasını neyle açıklayacağız?
Yani her 10 Müslümandan biri İslam’ı doğru anlayıp, dokuzu yanlış anlıyorsa sorun nereden kaynaklanıyor?
Biraz düşünen, birazcık akıl eden her insanın aklına takılacak türden sorular bunlar.
Benim yaptığım da bu sorulara kendimce cevap aramak.
Peki yaşadıklarımdan, gördüklerimden, okuduklarımdan ne sonuçlar çıkardım?
Kişisel kanaatim bu sorunların oluşmasının birinci nedeni din inancını yaşamımızda yanlış konumlandırmaktan kaynaklanıyor.
Yani dinden ne anladığımız ve ondan ne beklediğimizle ilgili bir sorun var.
En temel sorunların başında dini, ritüellerden ibaret saymak geliyor.
Ritüeller esasın yerini aldı ne yazık ki.
Yani namaz kılmayı, oruç tutmayı, sakal bırakmayı, başını örtmeyi, kurban kesmeyi, kiliseye gitmeyi, haç takmayı, kipa takıp her gün ağlama duvarının önüne gitmeyi, konuşmalarda dini terimlere vurgu yapmayı dini yaşamak sanıyoruz.
Böyle sanmakla kalmayıp yaşamı, hayatı bu din anlayışı üzerine bina etmeye çalışıyoruz.
Ritüelleri öne çıkarmak ve bu anlayışı yaşamın odağı yapmak dindarlık olarak görünüyor.
Tecrübeyle edindiğim bir gözlemim var: Ritüelleri öne çıkarmak bilmeden bir zaafı, eksikliği, bünyedeki kötülüğü de örtme, gizleme çabası.
Diğer bir sorun ise dinin her derde deva olacağını düşünerek bütün yaşamı onun üzerinden kurgulamak.
Bu yaklaşımın insanı çürütücü bir işlevi olduğunu düşünüyorum.
Çünkü tek beslenme kaynağı din görüldüğünde insanı iyileştiren, geliştiren, eğiten diğer kaynaklara ihtiyaç duyulmuyor.
Yani din her şeye yeter görüldüğü için sanat, felsefe, edebiyat, bilim, müzik gibi seküler değerlerin, kuralların insanı iyileştiren, geliştiren değerleri almaktan mahrum kalınıyor.
Yani iyi insan olmak için sadece dini inanç yetmiyor.
Sadece oradan beslenerek iyi insan olunamıyor.
Sadece oradan beslenerek iyi ahlak edinilemiyor.
İnsan değişiyor, hayat değişiyor, dünya değişiyor, ihtiyaçlar, sorunlar değişiyor.
Fakat dinler sabit kalıyor.
Sabitlikten doğan yetersizlik bir sorun, dini bütün dertlere deva görmek ayrı bir sorun.
Bir metafor üzerinden anlatmak gerekirse şöyle anlatabilirim.
Diyelim ki size bir fincan kahve içmenin ağzınızı tatlandıracağı, sindirim sisteminizi düzenleyeceği, kendinizi gün içinde iyi hissetmenizi sağlayacağı söylendi.
Ya da kahvenin böyle bir işlevi olduğunu düşünüyorsunuz.
Fakat siz bir bir fincan iyi geliyorsa 10 fincan 20 fincan daha iyi gelir diye günün her saatinde vaktinde sadece kahve içiyorsunuz.
Üstelik kahvenin bütün hastalıklarınızı iyileştireceğini, sizi sağlıklı bir insan yapacağını düşünüyorsunuz.
O bir fincan kahve 10 fincana döndüğünde yani başka içeceklere yer bırakmayacak şekilde bütün hayatınızı kapladığında bünyenize yarardan çok zarar verici bir hale geliyor.
Dini yaşamın tek odağı yapmak, bütün sorunların çaresine deva görmek de kanaatimce benzer sonuçlar doğuruyor.
Bu yaklaşımı kendimce dindarlık olarak tanımlıyorum.
Konuşmalarımda sıklıkla “Dindarlığın çürütücü bir işlevi var”derken bunu kast ediyorum.
Peki ne diyorum?
İnanç kişisel bir ihtiyaca binaen doğar.
Kimin neye ihtiyaç duyduğuna bir başkası karar veremez.
İsteyen istediğine inanabilir. O inancını istediği gibi yaşayabilir.
İstediği yerde, istediği şekilde de o inancının gerektirdiği ibadetleri yapabilir.
Fakat dini, insanı iyileştiren tek değer olarak görmeye başladığımızda insanı geliştiren, iyileştiren, eğiten diğer değerlerden mahrum kalıyoruz.
İnanç ile sağlıklı bir bağ kurmak için bunu hesaba katmamız gerekiyor.
Çünkü insanı eğiten, geliştiren, terbiye eden tek kaynağı din görmek insanı korunaksız, dayanaksız, eksik, yetersiz bırakıyor, kötülüğe kaymaya açık hale getiriyor.
Amin Maalouf’un “Dinleri olduğu için bir ahlaka ihtiyaç duymadılar” tespitindeki gibi bir durum çıkıyor ortaya.
Farkındayım mesele bu kadar basit değil.
Ama bir köşe yazısı ancak bu kadarı ele almaya imkan veriyor.
Yani demem o ki sormadan, sorgulamadan, araştırmadan, sonuçlara bakıp nedenler üzerinde kafa yormadan yaşadığımız bu bataklıktan çıkamayız.
Benim yaptığım da bu.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları

































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
7.09.2023
19.08.2023
19.08.2023
14.08.2023
6.08.2023
8.07.2023
3.07.2023
27.06.2023
23.06.2023
19.06.2023