Murat BELGE
12 Eylül’ün monist askerî diktatörlüğü, tarihin kuralları gereği gevşemeye başlayınca ve bu gevşeme süreci devam ettikçe, rejimin giydirdiği “tek-tip” kıyafetin deliklerinden, yırtıklarından, eski Türkiye’nin renkleri de görünmeye başladı. Doksanlar ciddi bir keşmekeş içinde geçti. Bu keşmekeşte MİT eski MİT değildi : adının ortasındaki “İ”nin anlattığı “istihbarat” işini yapan –ve birbiriyle rekabet içinde yapan– başka örgütler vardı. Bir kere, dün kısaca değindiğim JİTEM her taşın altından çıkıyordu. Emniyet ise bu işlevi kendi tekeline almaya çalışıyordu. (Orakoğlu itişmelerini hatırlayın) ve zaten bundan vazgeçmedi.
Böyle bir rekabetin başlaması, burada yer alan örgütlerin kendi içlerinde homojenleşmesi gibi bir sonuç da üretmedi üstelik. Doksanlardan beri Türkiye’de “kendi içinde homojen” diye niteleyebileceğimiz örgüt veya kurum kalmadı.
AKP iktidarı döneminde MİT adı yeniden işitilir oldu. Ama eskisinden epey farklı bir biçimde.
Örneğin Cevat Öneş çıktı, Kürt sorunu –ve çözüm yöntemi– üstüne konuştu. Söylediği şeyler, çoğumuzun zihnindeki “MİT” imgesiyle bağdaşan şeyler değildi.
Daha sonra da “MİT” adı genellikle böyle bir ideolojik-politik bağlamda karşımıza çıktı ve “PKK ile görüşmeler” derken şu şimdiki kriz ortamına geldik. Geldik ve her şey gene karman çorman. Bu sefer şaşkınlık ve zihnî kargaşalık alanının orta yerinde “KCK” duruyor. Deniyor ki “aslında” bunu kurduran da MİT’miş ve zaten onu yöneten, yönlendiren başından beri MİT’miş vb.
MİT gibi bir konuda ağzını açtığın anda (benim yapmakta olduğum şekilde) kendini bir komplolar diyarında buluyorsun. Burada hiçbir şey göründüğü gibi değil. Onlar hepsi seni yanıltmak üzere öyle yapılmış –ya da, daha doğrusu, beni.
İmdi, başladığından beri bu “KCK tutuklamaları” denen şeye ve onun ardında yattığına inandığım akıl yürütme tarzına karşıyım : “iyi” Kürt’le “kötü” Kürt’ü ayırmak, birini kenara çekip öbürüne alan açmak falan... Şimdi bunu uzatmayayım.
Derken bize diyorlar ki, aslında KCK’yı MİT kurduğu ve içine de sızdığı için, bu tutuklamalardan asıl tedirgin olan da MİT’tir. Ne demek oluyor bu? “Bu politika yanlıştır” diye yazdığım her yazıda MİT’in, daha doğrusu MİT’in bu kanadının istediğini yapmış oluyorum.
“Bu ayıp sana yeter” diye bir deyim vardır ya, işte tam o durum.
Aslında daha da ileri gidip “Bazı ‘liberal’ yazarları da kafaya alıp onlara bunları yazdırdılar” demeyi de ihmal etmiyorlar. Eski günlerde bizim sol içinde bir “sübjektif ajan/ objektif ajan” konusu vardı. “Ajan”lığına “ajan”sın da, bilerek mi yapıyorsun, bilmeden mi? Bilmedense kırk katır, bilerekse kırk satır, falan filan. Bu iddiayla “objektif ajan”dan “sübjektif ajan”a da terfi etmiş oluyoruz.
Bunca “komplo teorisi” arasında, her yurttaşın kendi komplo teorisini üretmek gibi bir demokratik hakkı var. Ayrıca bu, Türkiye Cumhuriyeti’nin, sahip oldukları hakları kullanmaya pek de alışık olmayan yurttaşların en sık kullandıkları hak.
Öyleyse ben de teorimi açıklayayım : acaba tam bir güven bunalımı mı yaratmak istiyor “birileri”? “Bakın, sizin KCK’nız da zaten MİT’in güdümünde” mi denmek isteniyor, aslında “iyi Kürt” olup da yanlışlıkla “kötü Kürtler”in tuzağına düşmek üzere olanlara?
Bu memlekette –“her zamankinden daha fazla”– muhtaç olduğumuz “birlik ve beraberlik” bir türlü kurulamıyor. Bunu “alt-kimlik/ üst-kimlik” tartışmalarına uzatıyoruz, ülkenin adını kurcalıyoruz, olmuyor.
Şu yazdıklarımı yazarken farkettim ki en güvenilir “ortak zemin”, “komplo teorileri” çerçevesinde düşünmek, hayatı ve dünyayı böyle anlamak. Burada herkes, gerçekten, birleşiyor. O halde, “Türk” mü diyelim, “Türkiyeli” mi tartışmasını bırakıp, “Kumpasistan” diyelim, “alt-kimlik” de, “üst-kimlik” de erir gider bu adın içinde.
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları


















































































Onur Dinçer
Cumhuriyetin Türkçeleştirme politikaları olmasa İstanbulda Türkçenin ticaret ve sanayi gibi işlerde kullanılmayacağı görüşünü bizzat Osmanlı İstanbulu yalanlıyor. Osmanlı devrinde İstanbulda Türkçe, Anadolu ve Trakyadaki gibi, lingua franca yani ortak iletişim diliydi. Osmanlı devrinde İstanbulun ahalisi, ve daha çok ev dışında işi olduğu için özellikle erkekler, hangi dinden veya etnik kökenlerden olursa olsun genel olarak Türkçe bilir ve sokakta, çarşıda, pazarda işini Türkçeyle görürdü.
Ad Soyad Giriniz...
Bu Faşiştliği destekleyenlere YUUUUUUUUHHHHH olsun.....
Ad Soyad Giriniz...
Cumhuriyetin Türkçeleştirme politikaları olmasa İstanbulda Türkçenin ticaret ve sanayi gibi işlerde kullanılmayacağı görüşünü bizzat Osmanlı İstanbulu yalanlıyor. Osmanlı devrinde İstanbulda Türkçe, Anadolu ve Trakyadaki gibi, lingua franca yani ortak iletişim diliydi. Osmanlı devrinde İstanbulun ahalisi, ve daha çok ev dışında işi olduğu için özellikle erkekler, hangi dinden veya etnik kökenlerden olursa olsun genel olarak Türkçe bilir ve sokakta, çarşıda, pazarda işini Türkçeyle görürdü.
Onur Dinçer
Cumhuriyetin Türkçeleştirme politikaları olmasa İstanbulun Türkçenin ticaret ve sanayi gibi işlerde kullanılmayacağı görüşünü bizzat Osmanlı İstanbulu yalanlıyor. Osmanlı devrinde İstanbulda Türkçe, Anadolu ve Trakyadaki gibi, lingua franca yani ortak iletişim diliydi. Osmanlı devrinde İstanbulun ahalisi, ve daha çok ev dışında işi olduğu için özellikle erkekler, hangi dinden veya etnik kökenlerden olursa olsun genel olarak Türkçe bilir ve sokakta, çarşıda, pazarda işini Türkçeyle görürdü.
hayri irdal
burada eleştirilen türkçeleştirme politikaları olmasaydı istanbul singapur, beyrut, bombay vb. gibi bir yer olurdu. ticaret ve teknik işler ingilizce ve fransızca yapılır, türkçe basit ve cahil insanların dili olarak kalırdı.
Onur Dinçer
Cumhuriyetin Türkçeleştirme politikaları olmasa İstanbulda Türkçenin ticaret ve sanayi gibi işlerde kullanılmayacağı görüşünü bizzat Osmanlı İstanbulu yalanlıyor. Osmanlı devrinde İstanbulda Türkçe, Anadolu ve Trakyadaki gibi, lingua franca yani ortak iletişim diliydi. Osmanlı devrinde İstanbulun ahalisi, ve daha çok ev dışında işi olduğu için özellikle erkekler, hangi dinden veya etnik kökenlerden olursa olsun genel olarak Türkçe bilir ve sokakta, çarşıda, pazarda işini Türkçeyle görürdü.
Ad Soyad Giriniz...
Bu Faşiştliği destekleyenlere YUUUUUUUUHHHHH olsun.....
Ad Soyad Giriniz...
Cumhuriyetin Türkçeleştirme politikaları olmasa İstanbulda Türkçenin ticaret ve sanayi gibi işlerde kullanılmayacağı görüşünü bizzat Osmanlı İstanbulu yalanlıyor. Osmanlı devrinde İstanbulda Türkçe, Anadolu ve Trakyadaki gibi, lingua franca yani ortak iletişim diliydi. Osmanlı devrinde İstanbulun ahalisi, ve daha çok ev dışında işi olduğu için özellikle erkekler, hangi dinden veya etnik kökenlerden olursa olsun genel olarak Türkçe bilir ve sokakta, çarşıda, pazarda işini Türkçeyle görürdü.
Onur Dinçer
Cumhuriyetin Türkçeleştirme politikaları olmasa İstanbulun Türkçenin ticaret ve sanayi gibi işlerde kullanılmayacağı görüşünü bizzat Osmanlı İstanbulu yalanlıyor. Osmanlı devrinde İstanbulda Türkçe, Anadolu ve Trakyadaki gibi, lingua franca yani ortak iletişim diliydi. Osmanlı devrinde İstanbulun ahalisi, ve daha çok ev dışında işi olduğu için özellikle erkekler, hangi dinden veya etnik kökenlerden olursa olsun genel olarak Türkçe bilir ve sokakta, çarşıda, pazarda işini Türkçeyle görürdü.
hayri irdal
burada eleştirilen türkçeleştirme politikaları olmasaydı istanbul singapur, beyrut, bombay vb. gibi bir yer olurdu. ticaret ve teknik işler ingilizce ve fransızca yapılır, türkçe basit ve cahil insanların dili olarak kalırdı.
songulaici
Bir kitabının ön sözünde de belirttiği gibi Cemil Hoca, tarihin temiz yüzünü ortaya çıkarmaya çalışıyor.
Adil Açar
Bu soykırımcı faşist kanun çıksa idi ilk hapse girmesi gereken şahıs Sabri Toprak olmalıydı çünkü kanunda kullandığı kelimelerin yüzde 95 i yabancı lisan yüzde 4 ü şüpheli. Bu balkan dönmelerinin özellikle selanik mason dönmelerin icat ettiği sahte Jön Türklük te yalan ve saptırmalarla doludur. Osmanlıyı işte bu sahtekarlar yıktı. Sahte Türk tarihini bunlar icat etti. Bugünkü uyduruk Türkçeyi de Atatürkün kankisi A. Dilaçar, nam ı diğer Agop Dilaçar yani Bulgar Ermenisi Hagop Martayan uydurdu.