Oya BAYDAR
Birinci Dünya Savaşı’nın, Avusturya veliahtı Arşidük Ferdinand’ın bir Sırp milliyetçisi tarafından öldürülmesi nedeniyle başladığını okumuşuzdur tarih derslerinde. Sonraları, Arşidük Ferdinand’ın öldürülmesinin savaşı tetikleyen bahane olduğunu; dünya savaşlarının birincisinin de, tıpkı ikincisi gibi sömürgeci/emperyalist güçler arasındaki paylaşım kavgasından kaynaklandığını öğrendik. Ne alâkası var diyebilirsiniz ama şu şike rezaleti ortaya çıktığından, hele de yeni yasa Cumhurbaşkanı tarafından veto edilip, Meclis’te BDP hariç bütün partilerin oybirliğiyle, adeta posta konarak kılına dokunulmadan kabul edildiğinden beri, bu suikast olayının Birinci Dünya Savaşı’nın nedeni diye belletilmesini hatırlayıp duruyorum.
Şike soruşturması ve yasası ile birlikte iktidar takımı ve destekçileri son on yılda şahit olmadığımız ölçüde birbirlerine düştüler. İktidardaki AKP- Gülen Cemaati koalisyonunda, her iki taraftan da kısık sesle “Yok öyle bir şey” yalanlamaları gelse de, her gün biraz daha büyüyen ciddi bir çatlak olduğu ayan beyan ortada. Gülen cemaatinin en yetkili ve etkili kalemleri yarı-resmi organları olan Zaman gazetesinde AKP’ye saydırmaya başladılar. “Bu akıllarla gidersen askere, zor alırsın seçimlerde tezkere” mealinde yazılar yazıyorlar. AKP başkan yardımcılarından biri açık açık “Cemaatle aramızı bozamazlar” diyerek cemaat- AKP koalisyonunu doğruluyor. Nakşî Mehmet Şevki Eygi Milli Gazete’de Gülen cemaatine ateş püskürüyor. Öte yandan, bazı televizyon kanallarımızın baş yıldızlarından İsmailağa cemaatinin şeyhi Cübbeli Ahmet Hoca fuhuş mafyası operasyonunda tutuklanıyor; cemaat “Hepimiz Cübbeliyiz” diyerek dayanışma eylemi yapıyor. Bunlar gazetelere, televizyonlara yansıyan olaylardan sadece birkaçı... Mesele ciddi ki, iktidarın can düşmanı Devlet Bahçeli’den tutun da yandaş ya da ılımlı muhalif köşe yazarlarına kadar çok sesli bir koro “Aman sakın ha, istikrar bozulmasın” telkininde bulunuyor.
Kafa kadroları ağırlıklı olarak Nakşîbendî tarikatından gelen AKP ile Saidî Nursi talebesi Nurcu Gülen cemaati arasındaki çatlak şike yasası nedeniyle su yüzüne çıktı. Ama, Birinci Dünya Savaşı’nın nedenini veliaht prens Ferdinand’ın öldürülmesine bağlama yüzeyselliğini tekrarlamaya gerek yok. Tarikatler ve cemaatler arasındaki; itiş kakışı aşan, kırık kolu yenden dışarı çıkartan çatlak da bir başka paylaşım savaşına işaret ediyor: Ülkenin geleceğinin, iktidarın ve dev servetlerin, dev çıkarların paylaşımı...
Ya öteki cemaatler?
Kimilerine çok ters gelecek, biliyorum. Ancak yazının ana fikrini anlatabilmek için cemaat yapılarını sadece dindar Müslüman kesimlere has bir olgu gibi görmenin yanılgısına değinmek istiyorum. Cemaat yapısı laik, Kemalist, ulusalcı kesimlerde de var. Sadece cemaat değil, çok sayıda laik tarikat ve bunların mensubu, müridi kişiler Türkiye’de çok önemli yerlerde bulunmuşlardır. Son yıllarda İslami tarikat ve cemaatler karşısında gerilemiş de olsalar yapı çözülmemiş, hatta yaşanan çöküşün de etkisiyle bu türden kapalı çevrelere eğilim artmıştır. Burada bir ideolojiye, bir düşünce sistemine, bir siyasal görüşe mensubiyetten söz etmiyorum; şeyhiyle müridiyle basbayağı cemaatler bunlar. Sadece özel konularda değil önemli siyasal kararlarda da danışma ihtiyacı duyulan; kitapları, toplantıları ve tabii ki kasaları, mâli güçleri olan kapalı yapılar. Tarikatlere dayalı dinî cemaatlerin mensupları, müridleri üzerindeki güçleri kuşkusuz laik tarikatlerle-cemaatlerle kıyaslanmayacak kadar güçlü; bu gerçeği teslim etmek gerek. Ama neresinden bakarsanız bakın, her türlü tarikat-cemaat yapısı bireyin iradesinin üstüne ipotek koyar, özgür düşünceyi kısıtlar.
Özetle; sosyolojideki cemaat - cemiyet ayrımında, hele de siyasal yaşamda cemaatten cemiyete henüz gerçek anlamda evrilememiş olduğumuzu kabul etmek gerekiyor. Başka bir deyişle, aşiret yapısı büyük ölçüde aşılmış da olsa, özgür bireylerin toplumsal sözleşmesinin ürünü olan “cemiyet”in (toplum) bütün kurumlarıyla, bütün siyasal ve ahlaki normlarıyla ve çağımızdaki olmazsa olmazı demokrasiyle kurulup tamamlandığını söylemek oldukça güç. Kendi dışında aşkın bir otoriteye bağımlılık anlamında kulluk, bir yandan dinî ideolojiler, diğer yandan yüzlerce yıllık devlet geleneği ve ulus devlet ideolojisiyle bu topraklarda yaşayan insanlarımızın, -derece derece hepimizin- genlerinde az çok var. Dinî ya da laik tarikatlere cemaatlere intisap için zorlama gerekmiyor; demokratik geleneği zayıf bütün ülkelerde görüldüğü gibi özgür birey olamayan insan kendini güvenlikte hissedebilmek, sığınabilmek için de tarikatlere cemaatlere katılıyor, kendine ortak bir kimlik ediniyor. Böylece de kendi iradesini bir üst otoriteye delege ederek, özgürlüğünün bir bölümünden vazgeçerek dinsel ya da ideolojik cemaatin parçası oluyor.
Cemaat İktidar Olunca...
Kişi, aidiyetlerinde, inançlarında özgürdür kuşkusuz. Sorun, şu veya bu tarikat bağlantılı şu veya bu cemaatin siyaset sahnesine çıkıp iktidar olması ya da iktidar mücadelesi vermesiyle başlıyor. Yeni bir olay da değil bu, modern öncesi çağlardan beri sürüp gidiyor. Ancak 21. yüzyıl başında, hele de çağdaş ve demokratik olduğu iddia edilen bir ülkede siyaset; tarikat-cemaat yapıları üzerinden yürütülüyorsa, iktidarı almak için cemaatlere dayanmak gerekiyorsa ve de kendilerini ülkenin geleceğini kendi ideolojileri ve inançları doğrultusunda biçimlendirme misyonuyla donanmış gören cemaatler iktidar mücadelesine giriyorlarsa, orada demokrasiden ve özgürlüklerden söz etmek güçleşiyor. Çünkü siyasal kadroların, yöneticilerin, iktidarların özgür iradeleri üzerinde vesayet var: bağlı oldukları ya da iktidar olabilmek için mecbur kaldıkları tarikat-cemaat vesayeti...
Vesayetin sadece askeri vesayet olmadığı, sivilleşmenin sadece militarizmden bağımsızlaşmak olmadığı bu köşede defalarca yazıldı. Militarist-bürokratik vesayetten kurtulmanın özgür ve demokratik topluma doğru dev bir adım olduğundan en küçük kuşku duymadan, kişinin özgür düşünce ve eylemine sınır koyan her türlü üst iradeden, özellikle de tarikat- cemaat vesayetinden kurtulmadan demokratik bir ülkenin özgür siyasetçileri ve bireyleri olunamaz, olunamıyor da zaten.
Üstelik günümüzde cemaatlerin uluslararası bağlantıları, hükmettikleri ağların muazzam mali kaynakları hesaba katılırsa, iktidar mücadelesinin boyutları daha iyi kavranabileceği gibi siyasetteki ağırlıklarının tek tek yurttaşlar, bireyler olarak hepimizin özgürlüğünü tehdit ettiği de daha iyi anlaşılır. Son zamanlarda, AKP’nin bir zamanlar adımlarını attığı, vaad ettiği “açılımları” gerçekleştirmek bir yana, Kürt sorunundan başlayarak demokratik özgürlükler alanına varana kadar her konudaki gerilemesini, gerilemekle kalmayıp otoriter, baskıcı, özgürlükleri genişletmek ne söz; yok eden bir çizgiye girmesini kendi cemaati ve koalisyon ortağı cemaatle ilişkileri açısından da okumak yararlı olabilir.
Yanlış anlamalara meydan vermemek ve çarpıtmaları mümkün olduğunca engelleyebilmek için eklemek gerekirse; her siyasal hareket gibi AKP’nin değişimciliğinin de kendi sınıfsal, ideolojik, tarihsel, kültürel müktesebatıyla sınırlı olduğu bu köşede defalarca yazıldı. Bugün, kendi vaaz ettiği sınırların da çok öncesinde duraklamış, hatta gerilemişse, siyaset alanına cemaatlerin tecavüzünün bunda payı vardır.
Özgür ve demokratik bir toplum, ister dinî ister dünyevî olsun, vesayet kabul etmez. İradelerini ve siyasetlerini kendi üstlerinde bir otoriteye bağlayanlar özgür olamazlar ve özgür kılamazlar. On yıllardır dönüp dönüp toplumca aynı noktaya gelmemizin, özlediğimiz topluma kavuşmak için gerekli eşiği bir türlü aşamamamızın bir nedeni de bu değil mi acaba?
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- Çocukları kefene sokan ruh hastası ilkel zihniyet
24.05.2024 - "Alavere dalavere, Kürt Memet nöbete" mi, hukuka dönüş umudu mu?
14.05.2024 - 1 Mayıs'ta Taksim'e çıkamamanın sorumlusu kim?
3.05.2024 - 1 Mayıs'ta Taksim'e çıkamamanın sorumlusu kim?
3.05.2024 - Istakoz, Maldivler, pahalı saat muhalefeti AKP'nin AK'lanmasına yeter mi?
22.04.2024 - "Kobane düştü düşecek"ten Kobane Davası provokasyonuna
16.04.2024 - Hukuksuzluk değil irade gaspı ve siyasî ahlâksızlık
3.04.2024 - Desteğim DEM Parti'ye, oyum İmamoğlu'na
29.03.2024 - Vicdanını yitirmiş dünyanın vicdanını, ahlakını yitirmiş siyasetin ahlakını savunmak
22.03.2024 - Oy yüzdesiyle ölçülemeyecek kadın: Gültan Kışanak
7.03.2024
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları































































































zeki kartal
Nefis bir yazi anliayan hisseseden gercek Turkiyeliler icin.Kalemin kuvvet Bacim