Ümit KIVANÇ
İnsan onuru nedir bilmeyen ve şimdi nasıl bir araya getirildiği meçhul parayla, 65 milyona cami yaptırıp cennet bileti almaya çalışan acemi muktedir taslağının suratında patlayan tokattan çok fazlasıydı, Dilek’in ağzından çıkan. Sen belli ki iyi bir insandın; kim bilir, günün birinde belki, bazen başımızı öne eğmeyi öğrenir, biz de oluruz, Dilek.
Seni olması gerektiği gibi, sessiz sedâsız, başımız önde uğurlayamadık, Dilek. Özür dilemeliyiz. Saygı ifade etmesine ettik. İçimiz de cız etti, etmesine. Üzüntümüz de, saygımız da, lâkin… hep olduğu üzre, işe yararlıkla mâlûldü. Bize puan kazandırdığında ilgilendik seninle. Sen bütün işini avuca para sıkıştırarak görmeye alışmış bir ham muktedirin suratına insan haysiyeti diye bir şeyin varlığını -onun bilmediği dilden- çarptığında gözlerimizi kulaklarımızı sana çevirmiştik; sonra döndük beri tarafa.
19 yaşında yakalandığın hastalığa rağmen Trakya Üniversitesi Eğitim Fakültesi’ne gidip gelmeye çabalarken, asgarî ücretle geçinen ailen o alçak ilaç imalatçılarının yüzde bin-iki bin kârlarla sattıkları ilaçlarını almakta zorlanırken kimsenin size yardım eli uzatmadığını biliyoruz. Biz böyle yaşıyoruz, Dilek. “Asgarî ücretle geçinen aile” vardır, ilaçlarını alamaz, çevresindekiler zaten ona yardım eli uzatamayacak kimselerdir. Asgarî ücretle geçinen vardır, asgarî ücreti akşam yemeğinde harcayan vardır, asgarî ücretlinin ömür boyu kazanacağıyla makam arabası aldıran vardır. Bir de şey vardır, avuçlara para sıkıştıran. Hem de o makam arabasıyla gezip. Bir de şey… şu “tedavi” denen şeyin soldurduğu dirençli, genç ruha aramızda, hayatta olduğunu fısıldamaya ayıracak vakti olmayan, çünkü büyük işlerle uğraşan. Büyük işlerle uğraşanlar. Büyük siyasetle. O kadar büyük ki, her şeyi kaplayan, ama içinde yalnız kendisi olan… Bir defasında, “işlerimiz iyi gitti, para kazandık, bir şeyler yapalım diyoruz, sence ne yapalım?” diye soran birilerine, “bir-iki yoksul çocuğu okutsanız?” demiş ve hayatımda rastladığım en derin şaşkınlık ifadeleriyle karşılaşmıştım. Dünyayı, olmadı memleketi değiştirecek büyük işlerdi sorulan; çocuk okutmak da neydi…
Sen çocukları seviyormuşsun, Dilek. Çocukları herkes sever güya. Ama birinin ardından “çocukları severdi” dediler mi, işte bu, sahiden severdi, demektir. Çocukları sevdiğimiz yalandır. En azından dünyanın çocuk ve gençleri en az seven toplumu olduğumuz kesindir. Hattâ onlardan nefret edenimiz hiç az değildir. Özellikle yöneticilerimiz. Sen seviyormuşsun, çocuklarla bir arada olmayı istiyormuşsun. Bu yüzden öğretmenlik için didiniyormuşsun… “Tedavi sırasında yorgun düşsen de” okula gitmeye çalışıyormuşsun. Bu yüzden. O “tedavi” denen şeyi ve “tedavi sırasında yorgun düşme”leri, bu lanet hastalık kimin yakınına sokulduysa pek iyi bilir; biliriz, Dilek. Yorgunluk demenin pek hafif kaçtığı o haldeyken, hastalığı yenebileceğini düşünüp öğretmen olma peşinde koşmandan belli, nasıl kıyak bir insanı kaybettiğimiz.
Belli de, sen bunları yaşarken biz seni tanımıyorduk ve tanısaydık da ilgilenmeyecektik, Dilek. Haysiyet tokadı haline getirdiğin “çaresizlik”le irkilmemize değil, bunun getirisiyle gözlerimizin parlamasına daha vardı.
Hastalığı yenseydin, öğretmen çıksaydın… Belki de atmışlardı seni şimdi. KHK’yla. Onca uğraştan sonra, cevaptan kaçmak için türlü bahane bulan ana babalarına seni bir daha görüp göremeyeceklerini soran mahzun çocukların ara sıra kart attığı, mahzun bir işsiz kadın olarak, hastalığın yokladığını, yeniden fırsat kolladığını mı hissedecektin acaba? Amcan demiş ki, BirGün’den Meltem Yılmaz’a, “[Y]er yer karamsarlığa kapıldığı da oluyordu,” demiş, “ama elinden geldiğince o psikolojiden çıkmaya çabalıyordu, çünkü biliyordu ki bu mikrop hastalık strese gelmiyor. Kendisi de, biz de farkındaydık ki, umutsuzluğa kapıldığı anda hastalık bir boşluk bulup yayılıyordu.”
Bir haddini bilmezin yüzüne haysiyet sillesini çarptın diye, onca yıllık emeğinle ulaştığın, sevdiğin işini elinden alacaklardı. Alırlardı. Bir kenara yazmışlardır seni; kesin! Kaydeder onlar. Demişlerdir ki: İşte, öyle yaptı, sonra bakanlığa bir sürü yazılar yazdı, uğraştı, lüzumsuz işlere kapı açtı: makam arabalarını yenileyip mühim adamların korumalarına yeni silahlar alacağı paranın bir kısmıyla devlet kanserlilerin ilaçlarını karşılamaya başladı. Böyle olmuş Dilek, amcan anlatıyor. Hele “kendimden çok, diğer hastalara ilaç ulaştığı için mutluyum” dediğini duysalar, olağan şüphelinin de çok ötesine geçerdin avuca para sıkıştıranların dünyasında. Biz makam arabalarına hürmet eder, avuca sıkıştırılan paralarla ısınırız, Dilek; “kendimden çok…”la lafa başlanmasını tehlikeli sayarız. Oradan gidilen yolda ayaklar baş falan olur. “Dilenci değilim” diyeni de sevmeyiz biz. Dileneni de sevmeyiz. Aslına bakarsan pek kimseyi sevmeyiz. Gözyaşlarına boğulmanı da, kötü adamlara zarar verdin diye sevdik. Yoksa onu da sevmeyiz. Sert bakışlar, uzlaşmazlıkla şişirilmiş, yanılmazlıkla cilalanmış muktedir edâları, “kendimden çok”un en çok yetişmesi beklenen verimli alanları birer ego teşhir mekânına çevirebilen, tezahüratçıları ne duymak istiyorsa bunları allayıp pullayıp konfeti halinde başlarına yağdırarak kudret elde eden, hikmeti kendinden menkûl kişiler… bunları severiz. Rakibe gol attığın için tribün seni alkışladı.
Oysa sen dünyanın en müthiş hakikatinden söz etmiştin, Dilek, “çaresizlik” demiştin.
Öyle bir okkalı demişsin ki, “asgarî ücretle geçinen aile”nin yüzüne bakmayanların sıradan insanlar için yerinden kıpırdamayacak çarkları falan dönmüş. Yeryüzünde bir iyilik hâsıl olmuş. Artık ne kadar olmuşsa.
Amcan anlattı: “Bakan’la aralarında geçen diyalogtan dolayı Dilek’in morali çok bozulmuştu, ama sonrasında yaptığı görüşme ve yazışmalarla devletin kanser hastalarının ilaçlarını karşılamasına vesile olduğu için dünyalar onun oldu. Bize, ‘kendimden daha çok, diğer hastalara ilaç ulaştığı için mutluyum’ diyordu.”
Biliyorum. Aktardım bunları. Tekrar oluyor. Çünkü biz bunları bilmiyoruz, Dilek. Bilenimiz de çoktan unutmuştur. Biz bunlarla ilgilenmiyoruz. Biz seni hâlâ eylem yaptın sanıyoruz. Oysa sen, tekrar edeceğim, dünyanın en müthiş hakikatinden söz etmiş, “çaresizlik” demiştin. Çünkü o sırada sahiden çaresiz olduğunu hissetmiştin. Çünkü çaresizdin.
Elbette, olay, yanına salavatla girilen kibir abidesi doktorları bile, kimi zaman, dağbaşında ana babasını kaybetmiş çocuğa çevirebilen çaresizliğin dünyasında geçmekteydi. “Son zamanlarda,” demiş amcan, “hastalık iyice ilerleyince eve kapandı, çok fazla sosyal faaliyete girememeye başladı.” Sonra ilik nakli. Sonra hücreler arasında bir uyuşmazlık. Sonra yoğun bakım. Ve şimdi yoksun.
Bırakıp gittiğin bu yerde de lanet hastalık ilerliyor, Dilek. Bizim aramızda da ilerliyor. Yorgun düşeceğimiz tedavi bile yakın ihtimal değil, bize kimse ilik nakli de yapamaz. Senin talihin yaver gitmedi, ama bazılarınınki gidiyor, belki bizimki de giderdi; yapılabilseydi.
Kir yumağı ruhlarını lacivert takımlarla örtmeye, içlerinin karanlığını karartılmış araba camlarının ardında kamufle etmeye çalışan yeryüzü muktedirlerine attığın haysiyet tokadının hiçbir yerimize isabet etmediğini sanan bizleri affet, Dilek. Nasıl “Çok para var orada, düşürme!” küstahlığı Türkiye’nin bütün şehir ve kasabalarının sokaklarında yankılandığında -çünkü yankılanmış olmalı; çünkü yankılanmıyorsa burası yorgun düşüren tedaviyle de düzelmez yerdir- bütün inananlar namazlarına ara verip kulak kesilmeli idiyseler, içlerinden, derinden gelecek bir “eyvah!” çığlığı o yankıların arasına karışmalı idiyse, “çaresizlik” dendi mi bütün akan sular da durmalıydı. Herkes, elinde kendi kabı, doldurmaya koşmamalıydı. İnsan onuru nedir bilmeyen ve şimdi nasıl bir araya getirildiği meçhul parayla, 65 milyona cami yaptırıp cennet bileti almaya çalışan acemi muktedir taslağının suratında patlayan tokattan çok fazlasıydı, Dilek’in ağzından çıkan.
Sen belli ki iyi bir insandın; kim bilir, günün birinde belki, bazen başımızı öne eğmeyi öğrenir, biz de oluruz, Dilek. Yazık ki çocuklarla bir arada olamadın, ama büyüklere bir şeyler öğretip gidenlerden oldun. Sana teşekkür borçluyuz. Huzur içinde yat.
Yazarlar
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları












































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2025
30.12.2024
24.12.2024
15.12.2024
1.12.2024
15.11.2024
21.10.2024
7.10.2024
22.09.2024
5.07.2024