Ümit KIVANÇ
Türkiye’de muhalefetin en sevdiği şey muhalefet olmak. Bu yüzden herhangi bir iktidar perspektifi geliştirmesi gerekmez. Yine bu yüzden, esas mücadelesi her zaman “muhalifler alanı” denen iç sahadadır. İktidara gelmesi, gitmesi, birtakım politikalarını uygulaması, başarısızlıklara uğraması, öngörmediği sorunlarla karşılaşması, hiç beklemediği yerden, belki, başarılar elde etmesi sözkonusu olmadığından, dünyada, bölgede ve ülkede değişen duruma, koşullara, karşısındaki siyasî rakip ve hasımların politikalarına, muhtemel ittifaklara dair sürekli araştırması, düşünmesi, yeni fikirler, öneriler geliştirmesi gerekmez. Dünyadaki gelişmeleri izlemesi, görüşlerini bu gelişmeler ışığında yenilemesi, belki bazılarını terk etmesi, yani topluca özeleştiri denen sağaltıcı, yenileyici faaliyetle içiçe yaşaması gerekmez.
Bu varoluş tarzının kaçınılmaz olarak ürettiği “biriciğim, safım, bozulmamışım” haleti ruhiyesi en çok, iktidar ihtimaline en uzak kesimlerde billurlaşır. Görüşler, tavırlar, hepsi çok uzun süredir böyledir, değişmemiştir ve sağlamdır; ve doğrudur! Sorun, bunların bir türlü anlatılamayışındadır. O da karşılaşılan baskılar yüzündendir. Kendimizde kabahat yoktur.
“Duruş” yeri iktidar ihtimalini bütünüyle dışlamayan, çünkü aslında daha derin ve geniş anlamdaki iktidarın parçası olan, fakat hep muhalif birilerini de barındıran CHP gibilerse, değişen koşullara uygun zihnî ve siyasî-kültürel faaliyeti -kendileri açısından gayet isabetli şekilde- tamamen gereksizleştirecek çıkış yolunu bulmuşlardır: Dünya görüşü, ilke, değerlendirme, eleştiri, öngörü, yorum-tavır, hedef gibi kavramları siyasetten dışarı atmışlar, belirli bir yerde hiçbir şey yapmadan durarak toplam seçmenin yaklaşık dörtte birinin oyunun alınabildiği gerçeği üzerinde yaylana yaylana ceket kravat sallamakla pekâlâ siyasî parti muamelesi görülebildiğini ispat etmektedirler.
(Köşeyazarınız hayatında “-mışlardır” ve “-mektedirler” formunda son lafı ne zaman yazdığını hatırlamıyor, değerli okurlar. CHP’den bahsederken birden gönül pınarımdan fışkırıverdiler; esrik şairi kendinden geçiren ilham esintileri gibi… - Evet, klişe de aynı kaynaktan geliverdi.)
Neden muhalefeti sorun etmeliyiz?
Ülke parası hızla değer kaybeder ve kaybettiğini ucundan kıyısından geri kazandığında tribünlerin tezahürat yapması beklenirken, bu süreçte hepimiz yoksullaşırken, yarınımız tekinsiz bulutların ardında giderek daha seçilmez olurken muhalefetten sözetmek olacak iş mi? Tam da öyle. Zira bugünkü rezil halimizin faili iktidar, sorumluları “muhalefet” denince her kim kastediliyorsa onlardır. Veya şöyle diyelim: Doğru dürüst muhalefet olsaydı, hiçbir şey bugünkü gibi olmazdı.
Elbette yaşananlarla ilgili olarak asla suçlanamayacak birileri yaşıyor memleketimizde: kabahatleri halen görmekte olduklarından daha fazla ezâ cefâ görmemek, daha fazla eziyet çekmemek, daha fazla işkence edilmemek, daha fazla hapsedilmemek, daha fazla ölmemek olanlar… Burada, geniş kitlelere veya etkili gruplara ulaşabilen örgütlülüğe, imkânlara, siyasî güce sahip partilerden, hareketlerden, söylediği etkili olabilen siyasî kimlikli şahsiyetlerden filan bahsediyoruz.
Üzerine konuştuğumuz kitle, 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra MHP’yi de içeren bir “demokrasi cephesi”, 16 Nisan 2017 anayasa değişikliği referandumunda MHP’yi de içeren bir “hayır cephesi” keşif, icat ve vaaz eden, aslında yalnız şuursuzca temenni eden, -haydi herkesin bildiği o simgeyle daha iyi hatırlayalım,- Gezi İsyanı günlerinde bolca dolaştırılmış, sol yumruk, zafer işareti ve kurt işareti yapan ellerin yanyana bulunduğu fotoğrafa bayılan kesim. Daha sevimsiz, kara kuru tarifle, devletin üzerinde yükseldiği “değer”leri hiç sorgulamayan, bunları şimdi sevdiği beğendiği birtakım siyasî görüşlerle kolayca hemhal edebilen, geçmiş cinayet ve katliamları, geçmiş ve potansiyel linç eylemlerini hiç mi hiç umursamadığını ilan eden, bazı kod kelimelerle derhal mevcut iktidarın yanında hizalanabilecek bir nüfus kesimi. Öncüleri, Ermeni deyince hoplamalarından, Kürt deyince zıplamalarından kolaylıkla teşhis edilir. MHP’ye tavırları sitemden ve içerdiği iltifatı dışavuran “ihanet” suçlamasından ibarettir.
Ne yazık ki, gerçekte hiçbir dönemde mevcut rejime temelinden muhalif olamadığı gibi, sahici bir muhalefetin doğup büyümesini de engelleyen bir “muhalefet” kampı, çizgisi, anlayışı, zihniyeti, haleti ruhiyesidir bu. Çünkü sahici muhalefet, olması gerektiği şekilde, belirli sınır çizgilerinin dışına çıktığı anda onu yasadışılaştırmayı, kriminalize etmeyi, ânında vatan haini statüsüne sokmayı, varlığıyla, mümkün kılar, tavrıyla kolaylaştırır, hattâ talep eder.
“Adalet” kavramıyla işiniz varsa, hak-hukuk gibi şeyler istiyorsanız, lafa bu memleketin gayrimüslim nüfusuna neler edildiğinden başlamak zorundasınız. Demokrasi, özgürlük gibi kelimelerden hoşlanıyorsanız, ilk dersinizin konusu Kürt meselesi olmalı. Bunlar, değerli okurlar, aciz köşeyazarınızın hezeyanları ve kendinden menkûl icatları değil, maalesef, hayatın yedi liraya çıkıp beş buçuk liraya inmiş dolar kadar basit ve köklü gerçekleri. Kaldı ki, dolar yarın beş lira veyahut sekiz lira olabilir, bu sözünü ettiğim şartlar değişmez. Çünkü onların üzerinde oturuyoruz, onları soluyoruz, atmosfere salıyoruz.
Zaten faili olduğu yetmiyormuş gibi bir de şu an için teşhis edemediğimiz dolaplar çevirerek ağırlaştırdığı krizin sorumluluğunu taşıyan iktidara yüklenmek dururken muhalefeti didiklemek olacak iş mi! Soruyorsunuzdur içinizden belki. Şahsen ben soruyorum. Fakat bir tarafta bizi felakete sürükleyen işlerin faili iktidar varken, öbür tarafta hep beraber bu durumdan kurtulmamızı -en azından bunu umut etmemizi- sağlayacak bir muhalefet olmalı değil mi? Muhalifler olarak derlenip toplanmazsak selameti kimden bekleyeceğiz?
Bu memlekette muhalefet kavramına çeki düzen vermek zorundayız. O boyalı, şenlikli, her bakanı bin kaplan gücünde gösteren uğursuz geleneksel aynaya değil, pazardan şimdilik on, haftaya yirmi liraya alabileceğimiz herhangi bir ufak, sahici aynaya bakarak.
“Amerikan”a neden karşı olacakmışız?
Sosyalistim diyen birileri bile, ABD ile papaz olunmasına dair konuşurken, “ABD emperyalizmi”ne karşı olmakla eşdeğer tutup olumlayarak “Amerikan karşıtlığı”ndan sözedebiliyorsa, -aslında ortaya getirmek için vesileye de ihtiyacımız olmayan- şu soruyu sormaya hakkımız yok mudur: Acaba bu memlekette muhalefet, çeşitli sûretlere bürünebilen aslî iktidarla çok derinde birşeyleri paylaştığı için mi yapısal olarak zayıftır? Zira, şurası açık ki, teşhisi pek kolay olmasına rağmen telaffuz edilmez, iflah olmaz bir milliyetçilik damarı, metre metre kesilmiş, ülkedeki bilumum bünyelerin gerekli uzuvları bundan imal edilmiş gibi. Şu anda Washington’la karşılıklı babalanma yarışına giren ve bundan içeride çıkar sağlamayı uman, fakat dışarıda da Üçüncü Dünya’dan belirli bir destek temin edebilecek olan Tayyip Erdoğan+AKP iktidarına karşı yürütülen muhalefet neredeyse bir milliyetçilik yarışından ibaret.
Dönülüp dolaşılıp, Cumhuriyet kurulurken inşa edilen, 1950’lerden itibaren de üzerine yeni katlar çıkılan paradigmaya yeniden saplanılması da cabası. Yeniden, bizden başkasının göremediği, dokunamadığı, ama bizim içinde yaşamayı -yoruma göre: boğulmayı- başardığımız karanlık dehlizde ilerliyoruz: Abdülhamid’in hayaleti, Atatürk’ün ruhuyla birlikte; İttihatçıların paslanmış kanlı kılıçlarına takıla düşe dolanıyor, Deniz’den esinti arıyor, Deniz Baykal’ınkine tosluyoruz. Beklenir; çünkü yanlış yerde arıyoruz.
“Amerikan” dediğinde elin olaydan bîhaber Bolivyalı’sına, Perulu’suna da lafın mânâsız yere uzandığını fark edemeyecek kadar bilinci körelten nedir; eğer bünyenin aslî parçası haline geldiği için fark edilemeyen bir tuhaf virüs değilse? Ayrıca, bu lafla sadece “ABD’li”nin hedef alınmasını meşru saysak bile, “Amerikan karşıtlığı” ne demek? Neden karşı olacakmışız “Amerikan” olana? “Amerika Birleşik Devletleri” adlı siyasî organizasyon var, onun ordusu, gizli servisleri, bilmemneleri var, bunlara yön verenler var, politikaları, tavırları var; bunlara karşı olunur. ABD’li iş insanlarının yönettiği uluslararası şirketler var; bunlarla mücadele edilir. ABD ordusuna “Amerikan ordusu” demek başlıbaşına sorgulanması gereken tavırdır. Yerine göre zorba, yerine göre sinsi beyaz adamların onca gadrine uğramış Güney Amerikalılar için “Amerika” dendiğinde illâ ABD’nin kastediliyor oluşu ciddî mesele. Hattâ Kanadalılar için bile öyle. Üstelik, biliyoruz ki, dünyanın her yerinde, öncelikle sosyalistler, böyle konularda -bazen başkalarını bıktıracak kadar- hassastırlar. Bizde neden değil?
Özellikle biz gazeteciler, yazarlar, gündelik olayların hayhuyu içerisinde, hiç sorgulamadan, çok kolayca, “Amerikan ordusu” veya “Amerika şöyle yaptı” falan diyebiliyoruz. (Kendi adıma, uzun zamandır böyle yapmamaya özen gösteriyor ve çabalıyorum, ama aradan kaçırmış da olabilirim elbette şimdiye kadar.) Ancak siyasetteki kötülük timsali “Amerikan”ın yalnız özensizlikten kaynaklanan yanlışlar cümlesinden olmadığını kuvvetle hissediyorum, nâçizâne.
Acaba Kaddafi’ye, Saddam’a “anti-emperyalist” diye sahip çıkılabilen bir ülkede yaşadığımız için mi kavramlara değişik anlam ve işlevler kazandırabilme kabiliyetimiz gelişkin? İkisi de, daha kabul edilebilir görünen başka Üçüncü Dünya liderleri de, bugün Türkiye’de “muhalifim” diyen insanların oralardaki muadillerine hayat hakkı tanımayan zorbalardı. Ancak Türkiye’de anti-emperyalistliğe sıkı sıkı sahip çıkan çevrelerin gözüne sempatik görünebildiler.
İlk soru şu: Neden, “Amerikan karşıtı” olduklarından mı? (Aslında “nasıl?” diye sormamız gerekli.)
Buradan ikinci bir soru daha doğuyor ama daha fazla sinir bozmayayım.
Yazarlar
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları














































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2025
30.12.2024
24.12.2024
15.12.2024
1.12.2024
15.11.2024
21.10.2024
7.10.2024
22.09.2024
5.07.2024