Ümit KIVANÇ
Başlığı okuyunca şöyle geri kaçtınız mı? Haklısınız. Her biri hakkında yazılacaklarla onar ciltlik ansiklopedi imal edilebilir konu başlıkları. Üstelik hepsi birarada! Nasıl çıkacağız içinden? Korkmayın, değerli okurlar. Bunların birlikte cisimleştiği tek olay çevresinde, kısacık konuşacağız. Yoksa, güzide yerli-millî âdetlerimizle şenlenen bereketli topraklarımızda, bu üç kavrama dair deşilmesi gerekenleri deşmeye çalışırken hep birlikte feci şekilde can verebiliriz. Üç bölümlük yazı olacak bu.
Hikâyemizin bir başlangıcı var; geçmiş. Bir de bugünü. Başlangıca bugün eklenen, insanî boyutları artırıyor, dolaşmamız gereken alanı genişletiyor. Kahraman ikisinde de aynı, fakat bugün geçen kısımda bazı yardımcı oyuncular kısa süreliğine sahnede görünüyorlar.
İlk kısımda karşımıza çıkan problemi şöyle tarif edebiliriz: bireyin yüreği ve zihninde zulmün meşrulaşıp içselleşmesi ve bunda şuursuzluğun rolü. Yan etken olarak: muktedir insafı ve teveccühüyle elde edilmiş, her an kaybedilebilir ayrıcalıkların korunabilmesi için zarurî bedelin ancak haysiyetten kırpılacak parçalarla ödenebilmesi meselesi. Haysiyetten feragatin zamanla fedakârlık olarak görülmemeye, eksilen parçaların yoksunluk olarak hissedilmemeye başlanması, durumu edinilmiş konumun âdetâ doğal gereği sayma. Sürecin erken aşamalarından birinde, haysiyeti korumanın yaşamsal manevî donanım envanterinden çıkarılması icabını idrak etme.
İkinci kısımdaysa, bir toplumun düşmanlıkları mutlaklaştırarak asla mâkûl bir ortak hayat kuramayacağı gerçeğinin bilerek bilmeyerek kötüye kullanılması çıkıyor, ilk bakışta karşımıza. Bu da başka çeşit şuursuzluk ya da istismar çağrıştırıyor. Yoksulluk ve eşitsizliğe gözünü kapadığı için toplumsal tasarım olarak ciddîye alamadığımız, siyasî ideal olarak, ayaklarının yerden kesikliği yüzünden iyi niyetli boş laflar gevelemenin ötesine nâdiren geçebilen lafzî liberallik midir buna yol açan? Emin olamıyoruz. Memleketteki kutuplaşma, düşmanlaşma, birbirini boğazlamanın eşiğine gelmiş olma halinden duyulan bıkkınlık ve tiksinti midir? Bilemiyoruz. Bunların güçlü sebepler olduğu âşikâr. Lâkin Yusuf Yerkel’i affetmek ne demektir!
Böyle deyince, ister istemez, “affetmeyeceğiz!” haykırışlarının mânâsını kurcalamak da farz oluyor: Affetmeyince ne yapacağız? Ne olmasını beklerdik? Ya da ne olursa affederiz? İşlenmiş suçlardan pişmanlık duyulmasını kategorik olarak red mi ediyoruz? Yoksa burada işlenmiş suçun affını imkânsız kılan başka ayrıntılar mı var? Yoksa sadece, suçu işleyenin ne yapsa affetmemeye kararlı olduğumuz bir gruba mensup oluşu mu bu mutlak mahkûmiyetin gerekçesi? Tabiî şöyle bir soru da var: Bu yapmayız-etmeyiz’in öznesi olan “biz” kimlerdir? Bunu burada bütün boyutlarıyla ele almayacağım. Yalnız şuna dikkat çekeyim: Bu “biz”, olaydan rahatsızlık duyan herkes ise, iktidara paydaş, yandaş olmayan herkes ise meseleyi farklı düzlemde ele almamız lazım; hak-adalet, demokrasi, farklılıkları koruyarak birlikte yaşama isteyen bir grubu esas alacaksak farklı düzlemde. İlkinde şart değil, ama ikincisinde, “affetme” kavramında cisimleşen süreç, yanlışlar, fikir-tavır değiştirme, özeleştiri vs. konularında birtakım ilkelerimizin varolması gerekir.
Bunları oluşturabilirsek şu yüzyıllık ergenlikten kurtulup büyüyebiliriz belki. Ama bu hepimizi ölesiye korkutan bir ihtimaldir. Biz, hesaplanamaz, eğitilemez, hep mağdur hep haklı, hayatla ve başkalarıyla ilişki kurma üslûbu şirretlik olan ergenler olarak kalmaya tutkuluyuz. Pekâlâ.
Şimdi önümüze üç ödev koyduk; özetlerini yapıp ana fikirlerini izah etmemiz gereken: (1) Kahramanın şuursuzluğa sarılı zalimliği, (2) “Affedelim”in zalimliği hafifseme şuursuzluğu, (3) “Affetmeyiz”in sorumsuzluğa varabilecek kolaycılığı.
‘AFFETMEYİZ’İN GERİSİ
Sınav zor, ancak tesellimiz var: İstediğimiz sorudan başlayabiliyoruz. Memleketimizdeki her türlü organizasyonda olduğu üzre, güç bende, kuralları koyuyor, işime geldiği gibi şekillendiriyorum, muhterem okurlar. Üçüncüsünden başlayacağım.
Bunun yegâne sebebi, hâlihazırdaki iktidar çevresi gibi, sırf yapabildiğin için hile yapmaktan alınan sapkın zevk ve tatmin duyguları değil. Şahsen en yakın olduğum ruh hali ve tutumdan başlamak istiyorum. Çünkü “affetmem”cilerdenim. Söz konusu şahıs, bırakın affı maffı, kendisinin samimi pişmanlık duyduğuna inanmamız için bizi teşvik edecek en ufak işareti çakmış değil. Tam aksi. Onun haline daha sonra değineceğiz. “Affetmeyiz”in gerisine dair söylenecekler, başka bağlamlarda ayrıca ele alınmayı gerektiriyor. Affetme-etmeme konusu siyasetin içeriği bakımından önemli başka meselelere kapı açıyor. Bunlara sadece dokunup geçeceğim. Niyetim, gerekli tartışma alanına azıcık ışık tutmak.
Birçok kişinin aynı anda “affetmeyiz!” demesi, bireylerin “affetmem”i içlerinden geçirmesiyle aynı şey değil. Burada kişisel tutum alma değil, sorumluluğu -varsayılmış bir grupça- topluca alınan bir kararın ilanı var. Yani aslında siyasî söz söyleniyor. Her siyasî söz gibi bu da, katılanı ve katılmayanı gruba bağlıyor ya da ondan ayırıyor.
İkincisi, “affetmeyiz” diyebilmenin sonuç yaratması için, affedip etmememizin hayatta bir şeyleri değiştirebileceği konumda olmalıyız. Değilsek, bu daha çok geleceğe yönelik bir temenni veya talep yerine geçiyor.
“Affetmeyiz”in bu rengi, konuyu suç, pişmanlık, affetme gibi derin insanlık sorunlarından kaçınılmaz olarak uzaklaştırıyor. Kutuplaşmış siyaset ortamının sisi pusu arasından seçilmesi şüphesiz kolay değil, ancak bu çabucak kenara itilemeyecek mesele. Ve bireyler olarak haysiyetimizi koruyarak toplumca birarada yaşamak istiyorsak, belki kafa patlatmamız gereken en mühim meselelerden. Çünkü iş, farklılıkları kabul edip etmeme, teamüle ve normale aykırı davranana gösterilecek hoşgörünün sınırları, toplumun kabul kapasitesi gibi alengirli mevzulara kadar varabiliyor. Tabiî birarada yaşayabilmek için uymamız gereken asgarî koşullara da.
Kimseyi, hiçbir koşulda mı affetmeyiz? “Affetmeyiz” der demez bu soruyu, içimizden de olsa, sormalıyız. Çünkü “affetmem” demiyoruz, “affetmeyiz” diyoruz. Toplumdan dışlamaya, haklardan yoksun bırakmaya, lince bile yol açabilecek bir sınır koyma eylemi bu. Yarın öbür gün, affetme-etmeme kudretini de kapsayan iktidar aygıtını bu “biz” olarak ele geçirirsek, ne olursa olsun kimseyi mi affetmeyeceğiz? Affetmediklerimize ne yapmayı öngörüyoruz?
Eğer siyasî söz söylüyorsak bu soruların üzerinden atlanamaz.
Peki, o halde Yusuf Yerkel’i affetmek mümkün mü? Geçiyoruz ikinci başlığımıza.
– DEVAMI GELECEK –
Yazarlar
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları











































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2025
30.12.2024
24.12.2024
15.12.2024
1.12.2024
15.11.2024
21.10.2024
7.10.2024
22.09.2024
5.07.2024