Yıldıray OĞUR
Başlıktaki soru çözüm sürecinin 1 Ekim’den bu yana karşı karşıya olduğu en ciddi sınavdaki tek soru.
Sorunun muhatabı tabii ki PKK.
Fiziken sınırlarımızın yanı başında ama siyaseten bize uzak bir savaş gibi izlediğimiz İsrail-İran savaşı (ya da daha adil bir ad vermek gerekirse, İsrail’in İran’a ağır saldırısı ve İran’ın can havliyle verebildiği cevaplar) aslında bizi tam da bu yüzden çok yakından ilgilendiriyor.
Çünkü yeni bir 2015 sendromuyla karşı karşıyayız.
2015’de ilk çözüm süreci Suriye iç savaşı yüzünden bitmişti. Türkiye PKKyı silahsızlandırmaya çalışırken, silahın değeri bölgede artmış, PKK’ya Türkiye’nin teklif ettiği çözüm paketi, PKK’ya İran’ın (ve Suriye’nin) teklif ettiği Rojava devletçiğinin yanında cazibesini kaybetmişti.
İkinci çözüm süreci de yine bölgesel bir savaşla sınanıyor.
Bu kez PKK’ya teklifin ne olduğunu bilmiyoruz.
Ama teklifin kimden geldiği açık; İran’dan değil İsrail’den…
Aslında görünürde bir krizi yok.
PKK yani Kandil, İran-İsrail savaşıyla ilgili yaptığı açıklamada tarafını bildirmeyen bir güzellik kraliçesi gibi barış mesajları verdi, Öcalan’ın çağrısına atıflar yaptı:
“Savaşın sorunlara çare olmadığı artık herkes tarafından anlaşılmalı ve savaş politikaları terk edilmelidir. Biz önder Apo'nun ortaya koyduğu demokratik siyaset ve demokratik müzakere yönetimiyle sorunların çözülmesi gerektiğine inanıyoruz. Herkesi bu anlayışla ve bu zeminde hareket etmeye ve savaşla değil, demokratik siyaset, diyalog ve müzakere yöntemiyle sorunları çözmeye çağırıyoruz.”
Bu, ilk başta tarafsız görünse de Kandil’dekilerin coğrafi olarak bulundukları konum düşünüldüğünde cesur bir açıklama sayılabilir.
Çünkü PKK’nın Kandil’deki kampı İran’ın sınırlarının hemen dibinde. Hatta hemen karşılarında İran’ın karakolları var.
PKK’nın İran kolu PJAK, 2011’de İran’a karşı savaşını bitirdiğini açıklamıştı. Yani Türkiye’ye karşı yapmadığını PKK, 14 yıl önce yakaladığı Kürt aktivistleri idam eden İran’a yapmıştı.
Peki ne karşılığında?
O sırada iç savaşın patlak verdiği Suriye’deki adı konmamış işbirliği karşılığında.
2011’den sonra PKK’nın 2003’de Suriye’de kurulan partisi PYD’nin lideri Salih Müslim, PKK’da komutanlık yapan Suriyeli Mazlum Kobani Suriye’ye geri döndü, 2012’de Suriye’de YPG kuruldu.
YPG’nin ilk işi Esad karşıtı Suriye muhalefeti içindeki Kürtlere saldırıp, baskı kurmak oldu.
Kürtler muhalefetten uzaklaştırıldı, tarafsız bir üçüncü yolcu çizgiye çekildi, bunun karşılığı olarak da 2013’den sonra İran ve Esad Kürt şehirlerinden çekilip, “Rojava”nın kontrolü YPG’ye bırakıldı.
Böylece PKK, 1978’den sonra ilk defa bir şehir hakimiyeti elde etti.
Bu büyük kazanımla heyecanlanan PKK, çözüm sürecinde ayak sürttü, Suriye iç savaşında Türkiye’nin karşı karşı geldiği İran ile hem Suriye’de hem de Irak’ta koordineli olarak çalışmaya başladı, İran’ın desteğini aldı ve bu çizgide siyaset yürüttü.
Ta ki 7 Ekim’e kadar.
İran’ın bölgedeki etkinliği bitip, Suriye’de yenilince bu işbirliği dayanağını kaybetti.
2024’ün ortalarında bir anda PJAK yeniden ortaya çıktı, kongresini yaptı, İran’a karşı mesajlar verdi. Sonra da birkaç kez Öcalan’ın PKK’ya silah bırakma kararının kendilerini bağlamadığını açıkladılar.
İran’ın İsrail baskısıyla bölgeden çekildiği ve henüz çözüm sürecinin belirsiz olduğu günlerde Kandil’den de İsrail’e akıl veren, tavsiyelerde bulunan açıklamalar geldi.
Mesela PKK’nın lider kadrosundan Mustafa Karasu, bir röportajında “Şu açıktır ki; İsrail de sürekli dış destek ve askeri gücüne dayanarak bir bölge politikası yürütemez. Bu açıdan İsrail’in de politika değiştirmek zorunda kalacağı açıktır. Zaten İbrahimi Anlaşma ile bu yönlü bir adım atılmıştı. İsrail, varlığını ancak bir bölgesel anlaşma ve bölge halklarıyla demokratik ilişki çerçevesinde güvenceye alabilir” dedi.
İsrail’den de Kürtlere el uzatan, Suriye’de Kürtlerin hamiliğine oynayan sinyaller geldi.
İşte Türkiye’nin çözüm süreci tam bu sırada masaya kondu.
Eğer Türkiye, çözüm süreci açılımını yapmasaydı, bölgedeki güç dengesi değişirken PKK’nın iki seçeneği olacaktı.
Ya İran’la hareket edip eski ittifakını korumak ya da İsrail ile yaklaşıp, İran karşıtı cepheye katılmak.
Bu iki cephenin de Türkiye karşıtı olacağını söylemeye herhalde gerek yok.
İran ya da İsrail cephesinde PKK’ya düşen bu iki büyük güç arasındaki savaşta proxy bir örgüt olarak fırsatları kollamaktı.
İşte tam bu sırada Türkiye, PKK’ya, özetle; bir ülkenin proxy örgütü olarak savaşmak yerine Türkiye’de legal alanda siyaset yapmayı teklif etti.
Suriye’de ve bölgede denklemin Türkiye lehine olduğu sırada önce Öcalan’ın ardından PKK’nın aklı buna yattı, önce çağrı sonra fesih kararı geldi.
Ama şimdi şartlar yeniden değişti.
İsrail saldırganlığı karşısında sallanan bir İran var. Güçsüz görünüyor. Dün beş gün içindeki ikinci Genelkurmay Başkanı da vuruldu.
Netanyahu, rejim değişikliği çağrılarına başladı.
İran’daki daha geleneksel silahlı Kürt örgütleri olan Barzani’ye yakın IKDP ve PAK, daha açıkça bu cephede yer alma heveslerini belli ettiler.
PJAK ise daha utangaç ifadelerle İran’a karşı savaşmaya hazır olduğunu sinyalini verdi.
PKK, İran’ın hemen sınırındaki en büyük silahlı güç. Bu açıdan İsrail’in eğer bir rejim değişikliği planı varsa işine en yarayacak, savaşı en iyi bilen örgüt.
İsrail ve ABD’deki lobisi, İran rejimini bir 2003 Irak Baas rejimi gibi devirebileceklerini düşünüyor.
O zaman Kürtlere de, 2003’den sonra Irak’taki Kürtler gibi otonomi fırsatları doğabilir.
Peki, İran bir Irak mı? Bu kadar kolay yıkılıp, bölünebilir mi?
İranlılar, ülkelerindeki rejimi İsrail bombalarıyla yıkmak isterler mi?
İranlı muhalif grupların bu konuda sessiz olduğu görülüyor. Sadece hiçbir itibarı olmayan Şah’ın oğlu konuşuyor.
Çünkü İran’da iktidara İsrail bombalarıyla gelmenin maliyetini kimse yüklenmek istemiyor.
Ayrıca bu bölünmüş Irak’taki gibi kolay olmayacak, bunu yapmaya kalkanlar karşılarında Şii ve Pers milliyetçisi bir direniş bulacak, bu muhtemelen yıllar sürecek bir iç savaşa neden olacaktır.
Ama anlaşılan bölgede savaş çıkmışken silah bırakmak PKK için iki hafta öncesine göre cazibesini kaybeden bir fikre dönmüş gibi görünüyor.
Tarih boyunca bu krizler ve fırsatlarla varolmuş bir örgüt bu krizden de umutlanmış olabilir.
Hatta İran’dan yeni bir Rojava koparmanın umuduna kapılmış olabilirler.
Ama bütün bunlar kötü bitecek hayaller ve tehlikeli kumarlar da olabilir. İsrail ile böyle bir anda işbirliği yapmak sadece PKK’yı değil, onunla hareket eden Kürtler ile Araplar, Türkler ve Farslar arasında uzun yıllar etkileri geçmeyecek yeni düşmanlıklara neden olur.
Aslında PKK, 70’ler Türkiye sol hareketi içinden ortaya çıkmış, Filistin duyarlılığı, İsrail karşıtlığı köklerinde olan bir örgüt.
Öcalan’ın ilk tutuklanma nedeni, İsrail elçisini öldüren Mahir Çayan’ın Kızıldere’de öldürülmesini protesto eylemine katılmaktı.
1979’da Suriye’ye geçen Öcalan, örgütünü solcu Filistinlilerin Bekaa’daki kamplarında kurup, eğitti.
Fakat PKK, pragmatik de bir örgüt.
İşte bu noktada PKK, bir karar verecek.
Bölgede fırsatları kollayan, arkasına İsrail’i alarak İran’a karşı cepheye giren bir proxy örgüt mü olacak yoksa artık silahları bırakıp doğduğu Türkiye’de siyasi mücadeleye mi geçecek?
Dün üç önemli isimden bu kritik karar anıyla ilgili açıklamalar geldi.
Devlet Bahçeli, “İsrail’in siyasi ve stratejik amacı Anadolu coğrafyasını çevrelemek, terörsüz Türkiye hedefini efendileri hesabına baltalamaktadır” dedi.
Uzun süredir sessizliğini koruyan Demirtaş uzun bir açıklama yaptı. Gerçek bir vatansever gibi konuştu:
“Böyle bir dönemde hiç kimse küçük hesaplar yaparak maceracı, riskli ve sonu felaketle sonuçlanacak hamleleri aklından bile geçirmemelidir. Unutulmamalıdır ki, emperyalizm bir kazananı olmayacak bir viranedir. Bizler Türkiye toplumu olarak bu dönemde bir ve beraber olacağız; olası risklere, saldırılara, provokasyonlara karşı gerektiğinde Edirne’den Hakkari’ye kadar 85 milyonluk bir halk ordusuna dönüşeceğiz; ortak vatanımızı, canımız pahasına savunacağız”
Kendi iç sorunlarımızı da kendi aramızda, karşılıklı güven çerçevesinde ve “kardeşlik ruhuyla” çözeceğiz. Bunun dışındaki her arayış sadece felaket getirir. Bu konuda ezberci, öfkeli, intikamcı ve kindar hiçbir yaklaşıma prim vermeyecek, cesur ve samimi olacağız.
4- Orta Doğu yangınının kısa sürede sönmeyeceğini öngörerek kısa, orta ve uzun vadeli bir iç ve dış ortak politika hattının belirlenmesi ve her siyasi grubun bu hattı gönül rahatlığıyla savunabilmesi için Cumhurbaşkanı’nın davetiyle, TBMM’de tüm siyasi parti genel başkanlarıyla bir çalışma toplantısının en kısa zamanda yapılması yararlı olacaktır.
Belirttiğim noktaların hiçbiri iç politikada nezakete dayalı demokratik muhalefetin ve iktidarın denetlenmesinin, eleştirilmesinin önünde engel değildir.
Birlik ve beraberlik iktidar partisinin değil, Türkiye’nin etrafında olacaktır. Madem soyadımız Türkiye’dir, o halde herkesi soyadımız etrafında birleşmeye ve bunun için sorumluluk almaya davet ediyorum.”
Çözüm sürecinde önemli bir isim olan eski AK Parti Milletvekili Adnan Boynukara da önemli uyarılar içeren bir yazı yazdı:
“İkinci konu, örgütün kimi unsurlarının, var olan uluslararası konjonktürden yararlanma amacıyla kurmaya çalıştıkları yeni işbirliği arayışlarıdır. Özellikle İsrail’in bölgedeki revizyonizmi ve işlediği suçlar, örgütün iştahını artırıyor. Bu ise örgütü tarihsel bir hata yapmaya yönlendirir ve bölge halkları arasında derin düşmanlıklara yol açar. Ortaya çıkabilecek bu tür bir işbirliğinin doğal sonucu ise karar vericilerin süreci yeniden değerlendirme olasılığıdır. Bu durumun ne anlama geleceğini hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla temel mesele, “Çözüm mü yoksa yeni proxy arayışı mı” sorusunun cevabı.”
Evet PKK, bu sorunun cevabını verecek.
Çözüm süreci de bu cevaba göre ilerleyecek.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları



































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
7.02.2026
2.02.2026
29.01.2026
25.01.2026
22.01.2026
19.01.2026
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026