Yıldıray OĞUR
Adana merkezli ismini çok az insanın duyduğu küçük bir dini cemaatin lideriydi Alparslan Kuytul.
Çukurova Üniversitesi’nde İnşaat Mühendisliği’nden mezun olmuş, kurduğu kitapevi etrafında sohbetlere başlamış, 1992’de El Ezher’e gidip İslami ilimler okumuş dönüşünde de 1994’de Furkan Vakfı’nı kurmuştu.
Daha sonra üyelik ve propagandadan hapis yaratacağı FETÖ örgütünü, henüz muteber bir cemaatken 1998 yılından itibaren sert bir biçimde eleştirdiği video arşivine bakılırsa en başından itibaren sadece vaz’u nasihat eden klasik bir hoca da değildi Kuytul.
https://www.youtube.com/watch?time_continue=18&v=T9SOFz96A9A
Sohbetlerinde güncel siyasi ve toplumsal meselelere de sert ve polemikçi bir üslupla girmekten çekinmemişti.
Ama bu siyasi konuşmaları da çok dar bir çevre dışında çok fazla dikkat çekmemişti.
Örneğin 2014 yılının haziran ayında Akit Gazetesi’ne verdiği ve sürmanşetten duyurulan röportajında o günkü adıyla ‘cemaat’e yönelik eleştirilerini bugün pek hatırlayan yok:
“Öncelikle 17 Aralık bir projedir. 17 Aralık projesinde, AK Parti Hükümeti’ni devirmek vardı. Burada belli bir güç AK Parti Hükümeti’nin devrilmesine karar verdi. Proje doğrultusunda Gülen grubunun, şimdiye kadar hükümetle iyi anlaşmaya çalışması vardı. Hükümete istediklerini yaptıracaklarını düşündüler ama Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bazı şeylere “hayır” demesi gerektiğinin farkına vardı. İşte bundan sonra ipler kopmaya başladı. “One minute” ve Mavi Marmara olayları ile iplerin kopmaya başladığını düşünüyorum. Şimdi burada başka bir proje de söz konusudur. Gülen grubunun, İslam’ı ılımlı hale getirmesi bir projeydi. Bazıları camianın hata ettiğini ve rotasının değiştiğini söylüyor ama ben buna katılmıyorum. Camianın rotası 30 yıldır aynıydı. Bu grup; ılımlı bir İslam anlayışını, yani Amerika’nın istediği tarzda içi boşaltılmış bir İslam anlayışını hedefliyor.”
Belki de İslamcı çizgideki bir hocadan beklenen iktidarın pozisyonuna paralel sözler söylediği için o günlerde siyasi konuşması pek tuhaf bulunmamıştı.
Kuytul’un adını Türkiye’de pek çok insan 2015’de Rus uçağının düşürülmesi sonrasında sosyal medyada dolaşan videosu sayesinde duydu.
Kısa videoda Kuytul, değiştirilen angajman kurallarını ve hükümetin Suriye politikasını eleştirip, konuşmanın bir yerinde de “Haydi vursana Rusya’nın uçağını” diyordu.
Rus uçağının vurulduğu günlerde dolaşıma giren video o günler de çok eleştirildi ve mizah malzemesi yapıldı ama aslında videonun tamamında Kuytul, Rusya ile Suriye’de karşı karşıya gelmenin risklerini anlatıp, hükümeti kendince uyarıyordu. Zaten bir sene sonra iktidar çevreleri de Rus uçağının düşürülmesi hakkında Kuytul’la benzer bir çizgiye geldiler.
Ama hükümetin politikalarını eleştiren muhalif konuşmalar yapan bir hoca olarak Kuytul’un adı bir kenara yazılmış oldu.
Özellikle sosyal medyada etkili, siyasi propaganda amaçlı siteler için onun konuşmaları bulunmaz bir ‘çakma’ kaynağına dönüşmüştü.
Ama bu yapılırken konuşmalar içinden en çarpıcı cümleler seçilip, gerçek anlamından koparılacak hale getiriliyordu.
En çok tepki çekeni, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından dolaşıma sokulan, darbe haberinin geldiği ilk anlarda yaptığı bir konuşma oldu.
Sosyal medyada dolaşan videoya göre şöyle demişti:
“Ders esnasında -siz internetten takip etmişsinizdir- saat 22.00 civarında Türk Silahlı Kuvvetleri ülke yönetimine el koymuş ve şu anda darbe yapılmış vaziyette. Bu darbenin İslami faaliyetlere darbe olmamasını ve İslami faaliyetlerin bundan olumlu yönde etkilenmesini, Müslümanların hayrına olmasını vesile kılsın.”
Bu versiyona göre açık bir darbe övgüsüydü bu. Zaten günlerce dolaşımda kalıp, haber oldu, küfürler, hakaretler birbirini izledi.
Adanalı muhalif bir hocanın konuşmasının kırpılmamış orijinaline bakmaya ise yine kimse gerek görmemişti. Aslında tam olarak şöyle demişti:
“Ders esnasında -siz internetten takip etmişsinizdir- saat 22.00 civarında Türk Silahlı Kuvvetleri ülke yönetimine el koymuş ve şu anda darbe yapılmış vaziyette. Bakın ne günlere geldik? Tekrar darbe günlerine geldik. Şu anda Cumhurbaşkanı, Başbakan, Hükümet ne durumdadır bilemiyoruz. Genelkurmay böyle açıklama yaptığına göre demek ki onlar da gözaltındalar. Bundan sonrasında ne olacağı karanlık! TRT’nin yayını kesilmiş ve açıklama yapılacakmış. Şimdi siz bundan sonra seyredin, bu darbe ortamında belki de yüz binlerce insan içeri alınacak. Belki biz de onlardan biri olacağız. Bundan sonrasında ne olacağı karanlık! Allah milletimizin başına kaldıramayacağı sorunlar çıkarmasın, böyle sorunlarla karşılaştırmasın. Bu darbenin İslami faaliyetlere darbe olmamasını ve İslami faaliyetlerin bundan olumlu yönde etkilenmesini, Müslümanların hayrına olmasını vesile kılsın. Biz her ne kadar bu hükümeti baştan beri tenkit ettiysek de darbe ile devrilmiş olmalarından memnun olmayız. Bu darbenin nereye gideceği belli olmaz. Allah suçsuz olanları korusun, suçsuz olanların başına musibetleri getirmesin. Bakalım bundan sonra ne olacak? Şunu bilin; Allah Müslümanların, İslami hareketin yardımcısıdır. Belki bazı zor günler geçirebiliriz, ama sonra tekrar güneş doğacak, tekrar çok daha güçlü bir şekilde İslami hareket yoluna devam edecek. Herkes her şeye hazır olmalı. Ama sonunda tekrar güneş doğacak. Buna emin olun. Hakkınızı helal edin. Selamun aleyküm.”
Ardından darbeyi kınayan konuşmalar yapmış olmasına rağmen hafızalarda bu kesilmiş videoyla kaldı.
Vakfına operasyon yapılıp, tutuklanmasına neden olan ise Afrin’e yönelik Zeytindalı Operasyonu sırasında yaptığı bir başka konuşma oldu.
Konuşmadan yine bir bölüm kırpılarak sosyal medyada dolaşıma sokulmuştu. O kırpılmış videoda “Girmesi var ve bir de çıkması var, girersin ama çıkamazsın” diyordu.
Hem gazeteler ve internet siteler hem de bu konuşmayı baz alarak hakkında tutuklama kararı veren hakime göre burada hükümeti tehdit ediyordu ve bu terör propagandasıydı.
Halbuki o konuşmanın tamamı da şöyleydi:
“Belki de Türkiye’yi tuzağa çekiyorlar. Amerika, Türkiye’nin ne yapacağını tahmin etmeden mi bunu yaptı? Herkesin gözünün içine soka soka, tırlar kameraların önünde gidiyorlar. Görmüşsünüzdür haberlerde. Üzerinde zırhlı araçlar, uçak savarlar… Göstere göstere… Bu Türkiye’yi tahrik etmektir. ... Bir kere Amerika kesinlikle istihbarat yardımı yapacaktır PYD’ye. Bu çok önemlidir. Savaşta en büyük öneme sahip olan noktalardan birisi bu: istihbarat. Amerika İnsansız Hava Araçlarıyla başka yollarla her türlü istihbaratı verecektir. Türkiye’yi orda bataklığa sokmak için. Girmesi var, bir de çıkması var. Girersin ama çıkamazsın. Amerika, Irak’a girdi, çıkamadı yıllarca, Afganistan’a girdi, çıkamadı. Rusya, Afganistan’a girdi, çıkamadı. Girmek kolay, çıkmak zordur. Bunu bütün askeri uzmanlar da bilir, bütün siyaset ehli insanlar da bil…Amerika, onlara (PYD) şimdi 4900 tır silah verdiyse orda kaç bin askerimizi kaybederiz bilmiyorum. Allah göstermesin. Yani bu iş bir tuzak olabilir. Amerika sanki göz göre göre Türkiye’yi orada bataklığa çekiyor gibi.”
Bu videoların dolaşıma sokulmasından kısa bir süre sonra bütün vakıf binalarına sabaha karşı ağır silahlı jandarmalar eşliğinde operasyon yapıldı. Kuytul ve vakfın yöneticileri gözaltına alındılar, vakıf ve öğrenci evlerine kilit vuruldu.
Hakkında aynı anda PKK, FETÖ, IŞID ve EL KAİDE üyeliği ve propagandası suçlaması yapıldı. Gazetelerde binalarında gizli geçitler bulunduğu, para kasalarından 340 bin tl çıktığı, IŞİD ve El Kaide bağlantılarının tespit edildiği, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır’la bağlantıları olduğu gibi haberler yapıldı.
Hakkında yine kesilip biçilmiş videoların baz alındığı Cumhurbaşkanı’na “kalemi kırıldığı” dediği, Başbakan’a hakaret ettiği gerekçesiyle davalar açıldı. Ali Bulaç’a geçmiş olsun mesajı, Demirtaş etkili konuşuyor” demesinden terör örgütü propagandası çıkarıldı. Üzerine bir de vakıf paralarında dolandırıcılık, kurban paralarını sucuk yapıp satmak gibi suçlamalar eklendi.
Halbuki tutuklayan hakimin yazdığı hukuk tarihine geçecek ‘gerekçe’ esas meselenin siyasi olduğunu söylüyordu:
“Türkiye Cumhuriyeti Devletinin muasır medeniyetler ile teknoloji ve ekonomide yarışır hale gelmesi ve toplumsal hoşgörü ve saygı seviyesindeki toplumsal gelişmişlik düzeyinin her geçen gün artması, tesettür yasağının kaldırılması, dini hassasiyetlerinden dolayı giyim ve kuşamı, rengi, cinsiyeti, sakalı, görüşü, mezhebi ve benzeri ayrımlar nedeniyle milletin ve millet vekillerinin kınanmaya dahi uğramadığı günümüzde siyasete yön vermek amacıyla siyasi parti kurarak çeşitli yasal prosedürler ile kayıt alınmak yerine kayıt altına alınmaktan kaçınarak sosyal medya aracılığıyla halkın teveccühüne yön vermeye çalışmanın hayatın olağan akışı ile bağdaşır nitelikte olmadığı, saklanan amaçları aşikar ettiği, menfaat temini amacıyla hareket edildiğini ortaya koyduğu, şüpheli Alparslan Kuytul’un dini hissiyatları ve duyguları kullanmak suretiyle insanların teveccühünü kazanarak kendisine menfaat temin ettiği, bu yolla nüfusunu artırma çabasına girdiği...şüpheli Alparslan Kuytul’un tüm bu amaçlarla eleştirilemez ve sorgulanamaz bir şahsiyet olarak ortaya kendisini koyduğu, böylelikle bir kısım şüphelilerde dahil olmak üzere bir çok kişiyi dolandırdığı..”
Bolu F Tipi’ne konan Kuytul’a hapishanede önce FETÖcü mahkum muamelesi yapıldı, uzun süre tecritte tutuldu. Hakkındaki dört terör örgütü üyeliği iddiası ise önce ikiye düşürüldü, sonra suçlama yine kağıt üstünde üyelikten propagandaya dönüştürüldü.
Bu arada davalardan da beraat kararları gelmeye başladı.
Konuşmalarının tam dökümleri mahkemelerde okununca “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme” suçlamasından, Başbakan’a hakaret davasından ve Cumhurbaşkanı’na “kalemin kırıldığı” dediği iddia edilen konuşmayla ilgili davadan beraat etti.
Önce “Terör ve terör örgütü propagandası”ndan yargılandığı davadan tahliye kararı çıktı. Son yargılandığı dava olan “suç örgütü kurmak ve nitelikli dolandırıcılık” davasından da tahliye kararı çıkınca bir yıl sonra geçen hafta hapisten çıktı.
Tabii bu kararlar durup dururken gelmedi. İlk bakışta İstanbul’da gazetecileri, Ankara’da siyasetçileri tanımayan Adana merkezli içine kapanık küçük bir dini cemaatin derdini anlatması zor gözüküyordu. Ama bu operasyon ve tutuklamalar sonucunda cemaat sivil toplum, sivil aktivizmi keşfetti.
Sokaklarda toplanmaları bile valilik kararıyla yasaklanan cemaat mensupları yaratıcı yollar keşfettiler.
Boyunlarına taktıkları “Alparslan Hoca’ya Özgürlük” yazan atkılarla caddelerde yürüyüşlere çıktılar. Balonlarla afiş uçurdular, kırpılmış videoların orijinallerini içeren siteler kurdular, aralarından bu tuhaflıklar üzerine mizah yapan Youtuberlar bile çıktı.
Devletin operasyonları sayesinde bölgesel bir cemaat Türkiye çapında tanındı, gönüllülerinin bağlılıkları arttı, Avrupa şehirlerinde yürüyüşler organize edecek bir sivil toplum aktivizmi kazandılar.
Alparslan Kuytul, tahliyesi için Bolu’ya giden sevenleriyle birlikte memleketi Adana’ya döndüğünde de büyük bir kalabalık tarafından karşılandı.
Evinin önünde toplanan kalabalığa balkonuna çıkıp bir teşekkür konuşması yapmak istedi.
Kuytul’un kendine yönelik operasyonu eleştirdiği konuşmasını polis sirenlerini açarak bastırmaya çalıştı. Gerginlikler yaşandı.
Ve bu sessizliği bozma hatasının sonucu, tahliye kararı üzerinden 24 saat geçmeden savcının itirazını başka bir mahkemenin kabul edip, Alparslan Kuytul hakkında yeniden tutuklama kararı çıkması oldu.
Yetmedi bir de bir yıl sonra döndüğü evi bir kere daha arandı. En başından itibaren herkesle görüşüp davadaki usulsüzlükleri anlatan, hatta hukuki mücadelesiyle ilgilenmeseler de kıyafet tercihiyle laik medyanın bile dikkatini çekmeyi başarmış eşi Semra Kuytul da gözaltına alınıp, serbest bırakıldı.
Adanan merkezli bir cemaatin lideri olan Alparslan Kuytul’un pek kimsenin umurunda olmayan hukuk mücadelesinin özeti böyle.
Bir yıl tutuklu yargılandıktan sonra tahliye edilmesine sebep olan şartlar 24 saat içinde değişmediğine göre galiba bu kez suçu sessizce evinde oturmayıp balkonundan dışarıda kendisini bekleyen sevenlerine teşekkür konuşması yapmak...
Yazarlar
-
Taha AkyolÇankaya şişmanı... 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTrump şaşırtmaya devam ederken… 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezÖnümüzdeki Küresel Riskler 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciÇöken CHP mi AK Parti mi? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasSuriye’nin bir ucunda oyun içinde oyun 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENSuriye’nin “normal”i inşa ediliyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTSıfır tüketim, 402 lira fatura… 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUİçişleri bakanı ne demişti, gerçek ne çıktı? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENDavos 2026: Küresel belirsizlikler eşliğinde ‘diyalog ruhu’ 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKDışarıdan ABD, içeriden mollalar: İranlılar ne yapacak? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAGün Rojava’yı Savunma Günüdür; Ortak Geleceğe Yönelik Tehdit... 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSuriye’de yeni dönem arayışı: Çatışmadan entegrasyona geçilebilecek mi? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUHakan Fidan’ın anlamadığı 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNHızlı çöküşün anatomisi 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİstanbul çok kötü yönetiliyor! 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENSuriye’de İstikrar da “Süreç” de Tehlikeli Sularda 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİBeleş hamaset, boş balon 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluCumhurbaşkanı 23 yıl sonra niye hâlâ şikayetçi? 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞRastgele büyüme 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYılın kelimelerine siyaseten bakmak: “Parasosyal” ve “Rage Bait” neden ayrımı keskinleştiriyor, araş 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURBuyurun tekrar çözüm sürecine... 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRSURİYE'DE İHLALE SUKUNET MORFİNİ 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞ“81 İLDE 81 AŞEVİ “YOKSULLUĞU”… 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanGrönland kavgası: Ne Trump NATO’yı feda edebilir ne Avrupa 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakDizinformasyon mu, manipülasyon mu? 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİTO Başkanı’na milyonlarca liralık harcamayı sordular 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile Bayraktarİran’ın dinamikleri 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayVenezuela ve Trump doktrini 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalVenezuela, MAGA ve Çin 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUToplumsal gidiş nereye doğru? 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİAranan baron İmamoğlu muymuş? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRGül, Arınç, Atalay’ın olduğu bir AK Parti iktidarında İmamoğlu tutuklanabilir miydi? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN“Yetkim olsa HSYK’yı anında yargılardım” … 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Figen Çalıkuşu“Terörsüz Türkiye” süreci ne alemde? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERSefalet ücreti 15.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAdaletsizlik Müslüman toplumların kaderi olabilir mi? 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraZamanımızın Bir Kahramanı 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürtlerle Suriye’de savaş, Türkiye’de barış: Ne kadar mümkün? 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Murat Sevinç'Barış Bildirisi'nin 10'uncu yılında hali pür melalimiz 10.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKABD terörü ve rızanın çözülüşü 6.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalSiyonist evanjelist yayılmacılığa karşı demokratik konfederal dayanışma 4.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANDavutoğlu’nun “öfkeli çocuklar”ı 3.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları



































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026
5.01.2026
3.01.2026
31.12.2025
24.12.2025
23.12.2025
17.12.2025