Yıldıray OĞUR
“Değerli gazeteci arkadaşlarım sizlere ve aziz yurttaşlarımıza bir haberim var. Bu sabaha karşı saat 3’den itibaren bölücü terör örgütü PKK’nın başı Abdullah Öcalan Türkiye’dedir.”
16 Şubat 1999 günü sabah saat 11’de Bakanları Kurulu toplantı salonunda bütün kanalların canlı yayınladığı sürpriz bir basın toplantısı düzenleyen Başbakan Bülent Ecevit sözlerine böyle başlamıştı.
Üzerinden 20 yıl geçti.
Bu 20 yılda hem Türkiye hem de dünya çok değişti.
Bu haberden sonra bir kere daha halkın “Karaoğlan”ı olan Ecevit, bir kaç ay sonra yapılan seçimi kazandı ama üç yıl sonraki seçimlerde yüzde 2 oy aldı, yedi yıl sonra da vefat etti.
O günkü koalisyon ortaklarından ikisi tabela partisi haline geldiler.
Türkiye’yi bu haberden bir ay sonra hapishaneye giren Erdoğan yönetiyor.
Ülke, bu haberden bir ay sonra ABD’ye giden Fethullah Gülen’in başını çektiği başarısız bir darbe girişiminin travmasını henüz atlatamadı.
Ama değişmeyenler de var.
Öcalan hala İmralı Adası’nda.
20 yıl önce lideri Suriye’den çıkarılan PKK, Suriye’ye yerleşti ve hala Türkiye’nin en önemli güvenlik sorunu.
Türkiye bu soruna karşı, 20 yıl önce Öcalan’ı bütün dünyada kovaladıktan sonra Kenya’da yakalayıp MİT’e teslim eden ABD’ye karşı, o günlerde sığınacak ülke ararken parlamentosu Duma’dan resmi davet kararı çıkarıp, Öcalan’ı iki kez misafir etmiş Rusya’yla birlikte çözüm arıyor.
Peki Öcalan neden 19 yıl boyunca güvenle yaşadığı Şam’ı terk etmiş ve sonu İmralı’da biten tehlikeli bir yolculuğa çıkmıştı?
Bu sorunun resmi cevabı Türkiye’nin Suriye’ye yaptığı askeri diplomatik baskı...
O halde soruyu bir kere de şöyle soralım.
Öcalan, 19 yıldır Şam’daydı ve PKK bu 19 yıl boyunca onun talimatlarıyla kanlı köy ve karakol baskınları, alışveriş merkezi, tren garı katliamları yapmıştı.
Peki, Türkiye neden daha önce değil de 1998 yılının sonbaharında birden bire Suriye’ye Öcalan’ı barındırmaması için baskı yapmaya başlamıştı?
Bu soruya, bütün süreci Ankara’da yakından izlemiş gazeteci Murat Yetkin’in genişletilmiş yeni baskısı yayınlanan Kürt Kapanı kitabı cevaplar veriyor.
Daha önce Radikal’de yazı dizisi olarak da yayınlanmış kitaba göre Suriye’ye Öcalan konusunda ilk nota 1996 yılında verilmişti.
Rahmetli Gündüz Aktan’ın kaleme aldığı notanın bir sonuç vermediği anlaşılıyor.
Kitaba göre iki yıl sonra 1998 yılının sonbaharında başlayan askeri baskı ise dönemin Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun fikriydi.
Kıvrıkoğlu “Terörle mücadelede elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. Ancak PKK'nın başı Suriye'de oldukça yapabileceklerimizin bir sınırı var. Suriye konusunda çalışmalar yapıyoruz. Müsaade ederseniz bu raporu size sunmak istiyoruz" diyerek Cumhurbaşkanı Demirel’e bir rapor sunmuş ve bu rapor üzerine Suriye’ye karşı planlı bir askeri diplomasi başlatılmıştı.
İlk olarak 15 Eylül 1998 günü Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş, Suriye sınırındaki Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde bir sınır bölüğünü denetlemeye gitmiş, arkasında bayraklı vatandaşları alıp, muharebe üniforması içinde, kollarını sıvayıp parmağıyla Suriye’yi işaret ederek: “Sabrımız taşmak üzeredir. Kimsenin toprağında gözümüz yoktur. Hiçbir ülkenin de bizim topraklarımız üzerinde emellerine izin vermeyiz. Bunu komşumuz Suriye’nin çok iyi anlaması lazımdır” demişti.
Ardından 1 Ekim’de Meclis açılışını yapan Cumhurbaşkanı Demirel, danışmanlarına özel olarak hazırlattığı bir paragrafla Suriye’yi “Artık sabrımızı taştı” diyerek uyardı.
Ardından yine planlı ziyaretlerle sınıra giden Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz ve Cumhurbaşkanı Demirel, Hatay’dan Suriye’ye seslenen sert çıklamalar yaptılar.
Planlı artırılan tansiyon üzerine Mısır devlet başkanı Hüsnü Mübarek iki ülke arasında arabulucu olarak devreye girmiş, ardarda Şam ve Ankara’ya ziyaretlerinden sonra “Adam vermemesi” ile meşhur Hafız Esad ikna edilmiş ve 9 Ekim 1998 günü Öcalan’ı taşıyan uçak Şam’dan Avrupa’ya doğru bilinmez bir yolculuğa çıkmıştı.
Bilinen hikaye böyle.
Fakat bu hikayede yerine oturmayan bazı parçalar var.
O parçaları görmek için 15 Eylül’de orgeneral Atilla Ateş’in bir kurguyla sınıra gidip Suriye’yi uyarmasından bir ay öncesine gitmeliyiz.
Henüz ortada Öcalan konusunda Suriye’ye yönelik bir baskı yoktur.
Milliyet gazetesinde köşe yazıları yazan, emekli diplomat Şükrü Elekdağ Ağustos ayında Güneydoğu Sorunu başlıklı yazılar yazmaya başlamıştır.
Devlete yakın, Kürt meselesinde statükocu pozisyonu savunan bir diplomat için beklenmedik, cesur yazılardır bunlar.
15 Ağustos’ta yazdığı ikinci yazıda Elekdağ “Güneydoğu’nun gerçek huzur ve sükuna kavuşmasının birinci önkoşulu” nu açıklar: “Suriye’yi Güneydoğu’daki terörün lideri ve sembolü niteliğindeki Öcalan ile örgütün ülkemizle sınırları bulunmayan bir ülkeye sınır dışı ettirmeye ve PKK’ya sağladığı desteği tamamen kestirmeye zorlamak.”
İkinci önkoşul ise “Güneydoğu’ya iş aş ve uygar bir altyapı götürecek bir sosyo-ekonomik kalkınma planının süratle uygulanmasıdır.”
Tam da her şey bir ay sonra onun yazdığı şekilde olur.
Türkiye Şam yönetiminden Öcalan’ın iadesini değil, ısrarla “Suriye’de barındırılmamasını” istemiştir.
Zaten Öcalan da önce Yunanistan’a ardından Türkiye ile sınır olmayan İtalya’ya gitmiştir.
Elekdağ, Öcalan Suriye’den Avrupa’ya geçtikten sonra da yazılarına devam etmiş, bu kez gazetesinin ilginç bir şekilde manşetine taşıdığı ayrıntılı bir Güneydoğu Sorunu çözüm paketi kaleme almıştır.
Aynı tarihlerde dikkat çekici bir gelişme de 28 Ağustos 1998 akşamı Brüksel’de yaşanır.
O akşam, Türkiye merkez medyasından 25 gazeteci, her hafta Abdullah Öcalan’ın Şam’dan telefonla canlı bağlandığı program için Brüksel’deki MED TV stüdyolarındaki yerlerini almıştır.
Daha önce düşünülemeyecek bir şeydir bu. Programda Öcalan’a soruları Tayfun Talipoğlu sorar. Bu hazırlığın sebebi yayında anlaşılır. Çünkü Öcalan, programda 1 Eylül Dünya Barış Günü’nden itibaren geçerli olmak üzere ateşkes ilan eder.
Bu ilginç programı yapan ve sunan gazeteci Günay Aslan, o akşamki Türk basının ilgisini daha sonra şöyle anlatmıştı:
“Türk basını programa şaşırtıcı bir şekilde yoğun ilgi gösteriyordu. Birçok gazete, televizyon kanalı ve haber ajansı katılacağını söylüyordu. 28 Ağustos 1988 günü canlı olarak yayınlanan programa stüdyo konuğu olarak katılan ve şu an TRT ’de çalışan bir gazeteci gösterilen ilgiyi Genelkurmay’a bağladı. Program öncesi yaptığımız görüşmede, ‘buraya gelmemizi ve bu programa katılmamızı Genelkurmay istedi’ dedi. Söylediğine göre kendisi de Genelkurmay’a çağrılmış, programa katılması istenmişti.”
Öcalan’ın ateşkes kararı ertesi gün bütün gazetelerin birinci sayfalarında yer aldı.
Resme yeniden bakalım.
Türk gazetecilerin asla devletten izin almadan gitmeleri düşünülmeyecek MED TV stüdyolarında, Öcalan ateşkes ilan etti. Ve PKK’nın bu ateşkes kararından 15 gün sonra birden Suriye’ye “Öcalan’ı barındırmaması” için planlı bir baskı başladı. Çatışma dönemleri dahi olmayan bir baskının ateşkes kararından sonra olması da tuhaftı. Ve Öcalan aylar önce Şükrü Elekdağ’ın yazdığı gibi Suriye’den çıkarılıp, Avrupa’ya gitti.
Bütün bunların tesadüf olmadığı, bir görüşme trafiğinin sonucu olduğunu ilk olarak PKK iddia etti.
Öcalan Rusya’da kendisine gidecek yer ararken, PKK’nın Avrupa sorumlusu olan Kani Yılmaz, MED TV’ye çıktı ve Öcalan’ın Suriye’den 1997’den beri devletle yürütülen görüşmeler üzerine çıkarıldığını anlattı.
Yılmaz’ın iddiasına göre Genelkurmay’da görevli bir albay 1997 yılının nisan ayında Hollanda’da kendisi ve şimdi YPG’nin başında olan Şahin Cilo ile görüşmüştü.
Örgüt daha sonra Özgür Politika gazetesi ve MED TV’de bu görüşmeler sırasında yazılan mektupları yayınladı. Bu mektuplara göre devletin planı Öcalan’ı Suriye ve Esad rejimi baskısından kurtarıp, Avrupa’ya götürmek, PKK’nın silahsızlanma sürecini başlatmaktı.
Devlet, bunun için Öcalan’ın 1 Eylül’de Türk gazetecilerin katıldığı Medtv’deki ateşkes kararını açıkladığı tele basın toplantısını organize etmişti.
Hatta iddiaya göre 18 Ağustos 1998 günü Cumhurbaşkanı Demirel, nikah şahidi olmasına rağmen, son anda mazeretsiz olarak Mehmet Ağar’ın kızının düğününe gitmeyerek, devletin bu görüşmelerdeki kararlılığı gösterilmişti.
Öcalan yakalandıktan sonraki ifadelerinde ve mahkeme sürecinde devletle olan bu görüşmeleri anlattı, arabulucuların isimlerini verdi.
1997’den itibaren yaşanan bu görüşme trafiğini doğrulayan bir yazı da 2004 yılında Vatan Gazetesi’nde Ruşen Çakır tarafından yazıldı.
http://www.gazetevatan.com/7-yillik-sir-31197-gundem/
Yazıya göre MİT’teki bazı üst isimlerle HADEP üst düzey yöneticileri 1997 bahar aylarında, en az iki kez bir araya gelip Güneydoğu'daki çatışmaların sona ermesi konusunda neler yapılabileceğini tartışmışlardı. Görüşmelere katılan eski HADEP’li vekiller Sedat Yurttaş ve Sırrı Sakık da bu iddiayı doğrulamıştı.
Bu görüşmelerle ilgili 2010 yılında görüşmelerde rol almış İlhami Işık’la bir röportaj yapıp ve bir yazı dizisi yazmıştım. (Devletten Apo’ya Mektuplar)
https://www.haksozhaber.net/devletten-apoya-mektuplar-1-18132yy.htm
Bu görüşme trafiğini anlatan iki de kitap yayınlandı. PKK’nın tezlerinin ve elindeki belgelerin yer aldığı “1966 Yıl Sonra Uluslararası Komplo”- İrfan Doğan ve daha bağımsız bir çalışma olan “Muhatapsız Savaş Muhatapsız Barış”- Hasan Yıldız.
Peki eğer Öcalan Suriye’den devletle yürüttüğü görüşmeler sonucunda, Ortadoğu’dan ve Esad rejiminin baskısından kurtarılıp, PKK’yı silahsızlandırmak için Avrupa’ya çıkarıldıysa, nasıl oldu da altı ay sonra İmralı’da kendisini buldu?
1999’da PKK’nın bu görüşmelerle ilgili iddiaları üzerine bir yazı kaleme alan Hürriyet Gazetesi Ankara temsilcisi Enis Berberoğlu, bu görüşmelerin bir istihbarat oyunu olduğunu iddia etti.
http://www.hurriyet.com.tr/enis-berberoglu-istihbarat-oyunu-apoyu-kandirdi-39083523
Diğer iddia ise Öcalan’ın Suriye’den çıktıktan sonra uçaktayken yaptığı bir açıklamanın görüşmeleri bitirdiği.
Öcalan, uçakta Özgür Politika gazetesine konuşmuş ve “Ülkede partileştik, Ortadoğu’da ordulaştık, Avrupa’ya çıktık devletleşeceğiz” demişti. Ertesi gün gazetenin manşetinde bunu gören devlet yetkilileri de Türkiye’nin toprak bütünlüğü şartıyla yürütülen temasları kesmişlerdi.
Bunun üzerine PKK kendi yayın organlarında görüşmeleri deşifre etti.
Öcalan yakaladıktan sonra yaptığı açıklamalarda sürekli devletle yürüttüğü görüşmelere sadık olduğunu söyledi. Bu sadakatini göstermek için somut adımlar da attı.
2 Ağustos 1999 günü avukatları aracılığıyla yaptığı açıklamayla PKK’ya silahlı mücadeleyi bitirme çağrısı yaptı.
25 Ağustos’ta PKK yurtdışına çekilmeye başladığını açıkladı. Gerçekten de PKK’lılar Türkiye’den çekildiler. Öcalan, PKK’yı fesh edip, Avrupa’da siyasi bir parti olarak KADEK’i kurdurdu.
Devlet tarafında da paralel ilginç bir adım geldi.
4 Eylül günü basınla bir araya gelen Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu da o ünlü “28 Şubat’ın 1000 yıl daha süreceği” açıklaması dışında Kürt meselesiyle ilgili o güne kadar sivillerin bile telaffuz edemediği radikal mesajlar verdi:
‘‘Terör başının da söylediği gibi, silah yoluyla bir yere varamayacaklarını kabul ettiler. Siyasal yoldan çözüm düşünüyorlar. Federasyon da istemiyorlar. İstedikleri bazı kültürel haklardır. Bunların bazıları zaten verilmiştir. Kürtçe gazete ve kasetler serbest. Yasak olmasına rağmen Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da Kürtçe televizyon ve radyo yayınları yapılıyor. 37 il ve ilçede belediyeler HADEP'te. Kimse niye seçildiniz diye karşı çıkmadı. Doğru dürüst çalışıp memlekete hizmet ederlerse kimse bir şey demez. Türkiye birçok hakları vermiş zaten ’’
Öcalan’ın 1998’de ilan ettiği ateşkes 2004 yılına kadar sürdü.
Bülent Ecevit, yıllar sonra 2005 yılında Sabah gazetesinden Balçiçek İlter’e verdiği röportajda “Bize niye Apo'yu verdiler onu hala ben de bilemiyorum” demişti.
http://arsiv.sabah.com.tr/2005/04/13/gnd101.html
Üzerinden 20 yıl sonra biz de hala bilemiyoruz.
Bu sırrın tam olarak aydınlanması için dönemin aktörlerinin anılarını yazmalarını beklemek zorundayız.
Yazarlar
-
Taha AkyolÇankaya şişmanı... 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTrump şaşırtmaya devam ederken… 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezÖnümüzdeki Küresel Riskler 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciÇöken CHP mi AK Parti mi? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasSuriye’nin bir ucunda oyun içinde oyun 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENSuriye’nin “normal”i inşa ediliyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTSıfır tüketim, 402 lira fatura… 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUİçişleri bakanı ne demişti, gerçek ne çıktı? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENDavos 2026: Küresel belirsizlikler eşliğinde ‘diyalog ruhu’ 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKDışarıdan ABD, içeriden mollalar: İranlılar ne yapacak? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAGün Rojava’yı Savunma Günüdür; Ortak Geleceğe Yönelik Tehdit... 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSuriye’de yeni dönem arayışı: Çatışmadan entegrasyona geçilebilecek mi? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUHakan Fidan’ın anlamadığı 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNHızlı çöküşün anatomisi 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİstanbul çok kötü yönetiliyor! 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENSuriye’de İstikrar da “Süreç” de Tehlikeli Sularda 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİBeleş hamaset, boş balon 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluCumhurbaşkanı 23 yıl sonra niye hâlâ şikayetçi? 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞRastgele büyüme 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYılın kelimelerine siyaseten bakmak: “Parasosyal” ve “Rage Bait” neden ayrımı keskinleştiriyor, araş 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURBuyurun tekrar çözüm sürecine... 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRSURİYE'DE İHLALE SUKUNET MORFİNİ 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞ“81 İLDE 81 AŞEVİ “YOKSULLUĞU”… 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanGrönland kavgası: Ne Trump NATO’yı feda edebilir ne Avrupa 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakDizinformasyon mu, manipülasyon mu? 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİTO Başkanı’na milyonlarca liralık harcamayı sordular 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile Bayraktarİran’ın dinamikleri 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayVenezuela ve Trump doktrini 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalVenezuela, MAGA ve Çin 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUToplumsal gidiş nereye doğru? 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİAranan baron İmamoğlu muymuş? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRGül, Arınç, Atalay’ın olduğu bir AK Parti iktidarında İmamoğlu tutuklanabilir miydi? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN“Yetkim olsa HSYK’yı anında yargılardım” … 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Figen Çalıkuşu“Terörsüz Türkiye” süreci ne alemde? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERSefalet ücreti 15.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAdaletsizlik Müslüman toplumların kaderi olabilir mi? 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraZamanımızın Bir Kahramanı 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürtlerle Suriye’de savaş, Türkiye’de barış: Ne kadar mümkün? 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Murat Sevinç'Barış Bildirisi'nin 10'uncu yılında hali pür melalimiz 10.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKABD terörü ve rızanın çözülüşü 6.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalSiyonist evanjelist yayılmacılığa karşı demokratik konfederal dayanışma 4.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANDavutoğlu’nun “öfkeli çocuklar”ı 3.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları



































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026
5.01.2026
3.01.2026
31.12.2025
24.12.2025
23.12.2025
17.12.2025