Ahmet ÖZTÜRK
Bir umut ve vefa anıtı: Attila Aşut
24.05.2018
1413

Attila Aşut’la 70’li yılların ikinci yarısından itibaren ben genç bir sempatizan, o önemli görevler üstlenmiş üst düzey bir kadro olarak aynı siyasal hareket içinde yer alsak da, tanışmamız çok daha sonrasına, 80’li yılların son dilimine rastlar. 12 Eylül’ün en karanlık günlerinde, Türkiye solu, yeni bir çıkış yakalayıp, toplumsal mücadeleyi yükseltmek isterken dünya sözcüğün tam anlamıyla altüst oluyordu. Sovyetler Birliği Komünist Partisi Genel Sekterliğine seçilen Mihail Gorbaçov uygulamaya koyduğu “perestroyka” ve “glasnost” politikalarıyla doğru bildiği her şeyi yeniden sorgulatıyordu herkese. Yalnızca bizde değil, tüm dünya solunda hararetli tartışmalar yapılıyor, bu da bazı siyasi hareketlerin savrulmasına neden oluyordu. Eylül karanlığı üzerine bir de bu tartışmaların eklenmesi, yeni bir atılımla mücadeleyi büyütmek isteyen sol hareketleri zora sokuyordu. Bu arayışların bir parçası olarak Türkiye İşçi Partisi (TİP) ile Türkiye Komünist Partisi (TKP) arasındaki görüşmeler olumlu sonuçlanmış, Türkiye Birleşik Komünist Partisi (TBKP) adı altında birleşme kararı alınmıştı. TİP Genel Başkanı Behice Boran ile TKP Genel Sekreteri Haydar Kutlu’nun bir basın toplantısı ile açıkladığı sonuç iki partide savaşım veren insanlarda yeni bir umut ve heyecan dalgası yarattı. Tarihsel olarak aynı köklere sahip iki partinin ayrılığına son verildiği açıklanan basın toplantısından birkaç gün sonra Behice Boran vefat etti, Türkiye’ye getirilen cenazesi, on binlerce insanın katılımıyla toprağa verildi. Bu katılım küllerimizden yeniden doğduğumuzu anlatıyordu bizlere. Kafamız karışık da olsa, bir yandan yeni dünyanın nasıl kurulacağını tartışıyor, bir yandan da birleşik partimizi örgütlemeye çalışıyorduk…
İLK KEZ ADIMLAR GAZETESİNDE TANIDIM
TİP Genel Sekreteri Nihat Sargın ile TKP Genel Sekreteri Haydar Kutlu alınan karar gereği, “Açık komünist kimlikleriyle siyaset yapmak ve TBKP’yi yasalda kurmak” amacıyla Türkiye’ye döndü. Uçaktan inmesine bile izin verilmeyen iki genel sekreter, Esenboğa Havalimanı’nda gözaltına alınarak, Ankara Merkez Kapalı Cezaevine kapatıldı. Şimdi artık bir müze olan Ulucanlar Cezaevi, yeni kurulan partinin genel merkezi gibi oldu adeta. Örgütler olarak biz de, genel sekreterlerimizin özgürlüğünü kazanmak için topyekun teyakkuza geçtik. Parti merkezinin yürüttüğü ulusal ve uluslararası kampanyaların yanı sıra, her mahkeme günü, Çevre Sokak’taki Ankara DGM’nin önünü miting meydanına çeviriyorduk. Boran’ın cenazesinde slogan yerine icat ettiğimiz “tempolu alkış” yıllar süren mahkeme önü buluşmalarımızın simgesi gibiydi. İşgüzar savcılarla her şeyin arkasında bir gizli örgüt bulmakta mahir emniyet durumu iyice abartmış, herhangi bir eylemde, herhangi bir nedenle tutulan tempolu alkışı, TBKP üyeliği için delil saymaya başlamıştı hatta. Tam o sıralarda bir önemli adım daha atıldı, birleşik partinin sözcüsü olarak Adımlar gazetesi yayın hayatına başladı. Attila Aşut, gazetenin içeriğine en çok katkı sunan Ankara bürosunun haber sorumlusuyken, ben de Zonguldak temsilciliğini yapıyordum. Attila ağabeyi ilk kez, yazı heveskârı bir genç diye getirildiğim bu görev sırasında tanıdım. Titiz haberciliğinin yanı sıra, gazetenin son sayfalarındaki “Şut Aşut” başlıklı köşesi dikkat çekiciydi son derece. Oradaki tavrı, bizim gibi “parti görevi” olarak gazetecilik yapanlardan oldukça da farklıydı. Gazeteciliği gazeteci gibi yapıyordu çünkü. O ne kadar farkındaydı bilmiyorum ama benim gibi yazı heveskârı gençler çok şey öğreniyordu o okuldan…
İDEOLOJİK SAVRULMA KADAR ÖZENSİZLİKLERE DE KARŞI ÇIKTI
Attila ağabeyi tam olarak tanımamsa TBKP kongreleri ve sonrasındaki Türkiye Sosyal Tarih Araştırmaları Vakfı (TÜSTAV) çalışmaları sırasında oldu. Bu çalışmaların en etkili tartışmacılarından biriydi çünkü. Yanlış anlaşılmasın, toplantıların düzenini bozan en küçük bir davranışı yoktu Attila ağabeyin. Bir yaşam biçimi olan ilkesel duruşunu orada da sürdürüyor, her şeyin etik kurallar içinde olmasını istiyordu. Esinini dünya solundan alan ve birçoğu tartışılmaya devam ettiği için henüz olgunlaşmamış fikirlerin ideolojik yönelime dönüşmesine karşı çıkıyor, partinin sınıftan yana tavrını korumasını istiyordu. İrticalen yaptığı konuşmalarda ileri sürdüğü düşünceler bir kitap cümlesi gibi kusursuz olduğu gibi mantıksal bütünlük de içeriyordu. İdeolojik savrulma kadar özensizliğe de itirazı vardı Attila ağabeyin. Toplantıların belirtilen saatte, bir disiplin içinde, ilan edilen gündeme bağlı ve yerleşik geleneklere uygun olarak yapılmasını istiyor, bu konulardaki en küçük sapmalara şiddetle itiraz ediyordu. Bu tavrıyla, gerek TBKP’de, gerekse TÜSTAV’da sıradan üye olmanın ötesinde hiçbir görevi yokken bir etik savaşçısı gibi davranıyor, bu tutumuyla kimilerinin canını sıksa da benim büyük saygımı kazanıyordu…
SAFLARIMIZDAKİ VEFA DUYGUSUNUN ADI
Sonraki süreçte daha iyi tanıdım ki Attila ağabey disiplinli bir parti üyesi, ilkeleri olan bir düşün insanı olduğu kadar saflarımızdaki vefa duygusunun da adıydı. Siyasal savaşıma, her türlü gericiliğin kendine her zaman zemin bulduğu Trabzon’da başlamış, 1960’lı yılların cadı kazanı günlerinde, ülkede bir bahar rüzgârı gibi esen 1. TİP’i var eden kadrolar içinde yer almıştı. Henüz yirmili yaşlarını sürerken yalnızca partinin kurucusu olmakla kalmadı, il başkanlığını da üstlendi zaman içinde. Onunla da yetinmedi, TİP Trabzon il örgütünün yayın organı olarak “Sömürücülüğe Karşı Savaş” gazetesini çıkardı. Aynı yıllarda “Dünya”, “Akşam”, “Milliyet” ve “Cumhuriyet” gazetelerinin muhabirliğini üstlenip, Trabzon Gazeteciler Sendikası ile Türk Devrim Ocakları’nın da kurucuları arasında yer aldığını söylersem, kentte, o yaşta, üstlendiği misyon hakkında bir fikir vermiş olurum herhalde. O günlerden, 80 yaşına merdiven dayadığı bugünlere uzanan 60 yıllık zaman dilimi içinde bir gün bile dışına düşmedi o safların. Bitip tükenmek bilmez bir enerji ve kararlılıkla eşitlik, toplumsal barış ve adalet ülküsünün peşinden koştu. Savaşsız sömürüsüz bir dünya düşünü hep çoğaltmaya çalıştı. Ne mutlu ki ona, uzun savaşım yıllarında, ülkenin en değerli yazın, düşün insanlarıyla düş biriktirdi birlikte. Türkiye’nin ilk sosyalistlerinden, torunu yaşındaki devrimcilere kadar birçok kuşakla sosyalizm savaşımı verme onuruna erişti. Tanıyan herkes tanık ki, uçan kuştan esirgedi yol arkadaşlarını. Hele ki, hangi nedenle olursa olsun toprağa düşüp yıldızlara yürüyen yoldaşlarından hiçbirini unutmadı. Genç kuşaklara tanıtmaya çalışıp, kavgalarını kutsadı bulduğu her fırsatta. Anadolu’nun en ücra köşesinde yaşayıp, tarihin bir döneminde kavgaya omuz vermiş sıradan bir mücadele insanının bile emeği kadar ismini de ölümsüzleştirmeye çalıştı büyük bir çabayla…
BİR SIRA NEFERİ OLMAK YETİP DE ARTTI
Barış ve sosyalizm savaşımında yer alan her insan gibi, hayatı bin türlü eziyetle geçti Attila ağabeyin. Yaşadığı her darbenin mağduru oldu en başta. 12 Mart’ta tam beş yıl yurtdışında yaşamak zorunda kaldı. Ülkeye döndü, aynı adanmışlıkla daldı kavganın içine. 1977 ile 80 arasındaki verilen o büyük mücadelenin, tarihsel ölçekli olayların yakın tanığı değil yalnızca, kimilerinin öznesiydi de. 12 Eylül, pek çok devrimci gibi, bitimsiz zulmün adı oldu onda da. Sözcüğün tam anlamıyla bir işkence hane olan Mamak zindanında 37 ay yattı. Özgürlüğüne kavuştu, “Nerede kalmıştık” bile demeden, yine aynı şevkle sürdürdü savaşımını. Mütevazı kişiliğini siyasal savaşımına da yansıttı. TİP, TKP gibi Türkiye solunun en kült partilerinde hep üst düzey görevlerde bulunsa da lider olmaktan, lider gibi davranmaktan hiç haz etmedi örneğin. Bir sıra neferi olarak barışa, özgürlüğe, demokrasiye koşan o büyük selin içinde yer almak yetip de arttı ona…
YAZIN YAŞAMI DA KAVGASINA DAİRDİ
Yaşam demek savaşım demekti Attila ağabey için. Erken yaşlardan beri içinde olduğu yazın alanı da kavgasına dairdi elbette. Yazınsal hazların doruklarında dolaşan yüreğinde birikip kimi zaman şiire, kimi zaman düzyazıya dönüşen sözcükler hep barışı, eşitliği, adaleti, kardeşliği anlattı. O bir aydınlanma savaşçısıydı aynı zamanda. Cumhuriyeti kuranların oluşturduğu laik demokratik değerler çok önemliydi onun için. Nelerin pahasına kazanıldığını çok iyi biliyordu, o değerleri gözü gibi korumayı görev saydı bu yüzden. Bu doğrultuda pek çok kurumun içinde çalışırken sayısız çalışmaya da imza attı. 2 Temmuz 1993’teki, Sivas yangını derin izler bıraktı yüreğinde. Madımak Oteli’de yanan 35 aydının isimleri yüreğinin en derin sızısı oldu. Çağının tanığı, yaşadığı topluma karşı sorumluluk duyan bir aydın olarak kollarını sıvadı, tanıklıkları dinledi, belgeleri topladı, mağdurların yaşam öykülerine ulaştı. Hummalı ve bir o kadar titiz çalışma sonunda “Sivas Kitabı: Bir Toplu Öldürümün Öyküsü” adlı kitabı çıkardı ortaya. Herkesin gözünün önünde gerçekleştiği halde hiçbir suçlusu bulunmayan, failleriyle birlikte kanıtları da karanlığa gömülmeye çalışan insanlık suçunu tüm yönleriyle kayıt altına aldı böylece.
BİR DÜŞ KÖRÜKÇÜSÜ OLARAK YAŞAMINI SÜRDÜRÜYOR
O şimdi yüzü güneşli dünyaya dönük tüm insanların sevgili ağabeyi olarak yaşıyor Ankara’da. Onca yıla yayılan birikimini en geniş çevreyle paylaşmak için nereye çağrılsa koşarak gidiyor. Yalnızca aklındakileri, yüreğindekileri değil, gönlünden geçenleri de büyük bir dayanışma duygusuyla paylaşıyor. Ülkenin dört bir yanındaki kavga arkadaşları, yoldaşlarıyla iletişimi sıkı tutarak, dost sıcaklığını duyumsatmakla kalmıyor, düşleri de körüklüyor aynı zamanda. BirGün gazetesinde paylaştığı “dil yazıları” ile entelektüel gelişkinliği yüksek bir insan olarak toplumsal bilincimize de ışık düşürmeye çalışıyor. Söylemeye gerek yok elbette, sosyalist mücadelenin bir emektarı, sınırsız, sınıfsız bir dünya düşünün yorulmak bilmez koşucusu olarak biz ardıllarının gönlünde apayrı yer tutuyor. Her açıdan eksikli yazıyı şöyle bağlayayım o halde: Bilgeliğin, inceliğin, vefa duygun, azmin, kararlılığın ve hiç yitirmediğin coşkunla bin yaşa Attila Aşut...
Emekli Maden İşçisi – Zonguldak Halkın Sesi Gazetesi Yazarı
Bu yazı "Edebiyat Nöbeti" dergisinin nisan-mayıs sayısında yayımlanmıştır.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları





































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
11.11.2024
18.01.2024
14.08.2023
2.06.2022
5.07.2021
24.05.2021
18.05.2021
26.04.2021
5.04.2021
7.01.2021