Cennet USLU
Artık miadını dolduran modern eğitim sistemi (veya Modern Çağın eğitim sistemi) yerine, yeni ve farklı bir perspektifle geliştirilecek bir eğitim sistemine ihtiyaç var.
Yeni eğitim arayışında öncelikli dikkat edilmesi gereken husus, “ideal” bir sistem arayışı hatâsına düşmemektir. Onun yerine benim önerim, mümkün-iyi bir eğitim sistemi arayışıdır.
Bir şeyin idealinden bahsedildiğinde ilk çağrışım mükemmelliktir. Mükemmellik bir tamamlanmışlık ve kusursuzluğa atıfta bulunur. Oysa beşer dünyasında nihai bir tamlık ve kusursuzluk halinden söz edemeyiz. Bir şeye mükemmel denilirse, onda çeşitli aksaklıklar bulunamaz; aksayan veya iyi işlemeyen yönleri olduğu kabul edilemez. Dolayısıyla ideal bir eğitimden bahsettiğimizde esasen donmuş, statik ve eleştiriye kapalı bir sistemden bahsediyoruz demektir.
“İdeal” olandan söz etmedeki ikinci sorun, bir teklik çağrıştırıyor olmasıdır. Herşeyin ideali tek olur. İdeal olan tekildir; çokluğun veya çoğulculuğun ideal olanın içinde barınması pek kolay değildir. Bir şeyin zaten idealine ulaşılmış ise, öteki alternatifler gözden çıkarılmalı, geçersiz hale getirilmelidir. Bu yüzden “ideal,” tek bir mükemmel hakikate odaklanmış ve büyük ölçüde totaliter bir içeriğe sahip, ya da totaliterliğe yatkın bir kavramdır.
İdeal kavramında beni rahatsız eden bir diğer boyut, bir aşkınlık çağrışımını içeriyor olmasıdır. Bir şeyin ideali, sıradan ve kusurlu olan, yani “ideal” olmayan insanın talepleri, arzuları, tercihleri, eğilimleri, deneyim ve kavrayışının ötesinde yer alana, “aşkın” olana göndermede bulunur. İdeal olanda, sıradanlığın kusurları, zaafları, korkuları ve beceriksizliklerini aşmaya veya bunları yok saymaya çalışan bir taraf vardır. İdeal olan mükemmelliği de içerdiğinden, bir de aşkınlık ile birleşince, zaaflar ve kusurlarla yüklü sıradan insanlar sayesinde ve bilinnen dünyada pratiğe geçirilmesi imkânsız bir ütopya vücut bulmaktadır.
Bu yüzden, ideal olan yerine “mümkün-iyi” olan üzerine düşünmek çok daha doğru olur. Mümkün-iyi bir eğitim kavramını, aşkınlık iddiası olmadığı ve insanın sınırlılığının farkına vardığı için uygulanabilir; tamlık ve mükemmellik iddiası olmadığı için sürekli değişime açık ve dolayısıyla esnek; teklik iddiası olmadığı için çeşitlilik ve farklılıklara yer açan çoğulcu bir sistemi ifade etmek için kullanıyorum.
Yeni bir eğitim perspektifi oluştururken, hem ahlâken savunulabilen hem de fayda sağlayan bir sistem üzerinde düşünülmesi gerekir. Hem ahlâki hem faydalı olanın aynı sistemde asla bir araya gelemeyeceğini düşünenler, mümkün-iyi yerine ideal olanı aramaya alışmış zihinlerdir.
Ahlâken savunulabilir olandan kastım, insanların rızalarını temel alan ve tercihlerinin girdilerden biri olarak sisteme yansımasına izin veren bir sistemdir. Örneğin ahlâken savunulabilir bir sistemde, Alevilerin çocukları esas olarak Sünni İslam anlayışına göre oluşturulmuş bir din dersini almak zorunda kalmamalıdır.
Faydadan kastım, ilk olarak, eğitim alanların (eğer buna niyetliyseler) kendilerini iyi şekilde geliştirmelerini ve/veya mesleklerinde, yaptıkları işte (o her ne ise) nitelikli ve yetkin olmalarını sağlayan bir sistem olmasıdır. İkinci olarak, arz ile talep arasındaki ilişki ve dengeyi kendiliğinden ve akıcı şekilde kurabilen bir sistem olmasıdır. Örneğin bu yeni sistem, bir yanda ihtiyacı olan pozisyonlara aradığı nitelikte eleman bulamamaktan yakınan işverenler, diğer yanda işsizlikten yakınan kitleler, yıllarca devletten atama bekleyen diplomalı işsizler yaratmasa iyi olur.
Mümkün-iyi bir eğitim sisteminin temel fikrî zeminini kabaca da olsa attıktan sonra, daha somut ilkelere doğru ilerleyebiliriz. Bana göre, yeni bir eğitim sistemi aşağıdaki genel ilkelere uyan bir çerçevede düşünülmelidir.
1. Zorunlu eğitim kaldırılmalıdır.
Zorunlu eğitim devletin vatandaşları dilediği gibi standardize edebilmesi, kimseyi es geçmeden tüm yurttaşları belirli bir ideoloji doğrultusunda endoktrine edebilmesi için düşünülmüş bir kuraldır. Önceleri zorunlu kısmı daha kısaydı; zamanla kaldırılacağına, refah artışıyla birlikte zorunlu eğitim süresi daha da arttırıldı. Kişileri rızaları hilâfına eğitim görmeye zorlamak, ahlâken savunulabilirlik kriterine aykırıdır.
Zorunlu eğitimden beklenen en temel fayda, vatandaşları kolay ve hızlı bir yoldan endoktrine edebilmektir. Buradaki fayda öznesi yurttaşlar, sıradan bireyler değil, devlettir veya son tahlilde yönetici elitlerdir. Eğitimin kişiye de fayda sağlayacağı iddia edilebilir. Ancak eğitim almanın kişinin mutluluğunu artıracağı, hayatını kolaylaştıracağı veya onu daha sağlıklı ve başarılı kılacağının garantisi yoktur. Pek çok örnekte aksi bile olabilir. Öyle bile olsa, kişiler hayatlarının amacı olarak mutluluk, refah veya kariyer başarısı tercihlerinde bulunmayabilirler, ya da bunları eğitim dışı yetenek veya avantajlarla elde etmeyi deneyebilirler. Örneğin formel bir eğitimle zaman kaybetmek yerine, erkenden çalışmaya başlayarak pratik içinde kendilerini yetiştirmeyi yeğleyebilirler.
2. Çocuğun eğitimiyle ilgili her konuda ebeveynler tek ve asıl yetkili olmalıdır.
Çocuğun nasıl bir eğitim alması gerektiğine, kaç yıl alacağına, hangi tip bir okulda, hangi metotla eğitileceğine karar verecek merci, devlet değil, çocuğun ebeveynleridir. Böylece aileler, çocuklarının meslek ve kariyer planlamasında, beceri ve yetenek gelişimlerinde, değer ve inanç eğitimlerinde, gerçekten olması gerektiği gibi belirleyici olabilecektir. Ebeveynlerin, özel örneklerde aksine bir durum kanıtlanmadıkça, kendi çocuklarının çıkarı ve iyiliğini başka bir kişi veya makamdan daha çok düşünecekleri kabul edilmelidir. Rıza ve tercih kriteri çocuklar yetişkin oluncaya kadar aileleri üzerinden izlenmek zorundadır, meğer ki suç oluşturacak bir durum bulunmasın.
3. Eğitimin devletin görevi olduğu fikri terk edilmelidir.
Devletin eğitim işini üstlenmesi hem fayda hem ahlâk kriteri bakımdan problemlidir. Devlet böyle devâsâ bir sistemi verimli ve etkin şekilde yönetebilecek kabiliyette bir mekanizma değildir. Karmaşık ve gelişmiş bir toplumun ihtiyaçlarını karşılayacak türde, tipte ve nitelikte eğitim sunamaz.
Kontenjanlar, örneğin, bir tür merkezi planlama yoluyla belirlendiği için talepten fazla mühendis, talepten az doktor mezun edebilir. Piyasanın taleplerine duyarlı ve buna cevap verecek bir esnekliğe sahip olmadığı için, alt kademe teknik eleman ihtiyacına da cevap vermekte zorlanabilir. Sisteme giren para, emek ve zaman ile çıktılar arasında büyük uçurumlar oluşur. Çok yüksek maliyetler karşın yeterli donanımı alamamış ve ihtiyaçlara cevap vermeyen “eğitimli” bir yığın yaratır. Devletin kendi işi olmayan alanlardaki verimsizliği ve beceriksizliği, pek çok örnekte kanıtlanmış bulunuyor. Ülkemizde, devlet okullarındaki yabancı dil eğitim süresi ile bu eğitimi alan insanların yabancı dil bilgisi arasında uçurum, bu konuda bir fikir verebilir.
Devletin eğitim işinde yer alması ahlâken de problemlidir. Her eğitim programı hem eğitim disiplini hem siyaset bakımından bir “ideoloji” içermek zorundadır. Eğitimin ontolojisi ve epistemolojisi, metot ve teknikleri, güdülen amaçları ve beklenen faydaları bakımından farklılıklar içeren değişim eğitim “ideolojileri” mevcuttur. Diğer taraftan, eğitimin içeriğinin ve müfredatın nasıl ve ne ile oluşturulacağı sorusuna farklı siyasi ideolojiler tarafından farklı cevaplar verileceği de kesindir. Örneğin şu veya bu nesil(ler) dindar mı, çağdaş mı olmalıdır?
Şimdi, eğitimin devletin görevi olması demek, hem bizzat eğitim açısından hem de siyaset bakımından bir ideolojik tercihte bulunmayı zorunlu kılar. Bu ideoloji ne kadar esnek olursa olsun, çoğu ebeveynin istek ve taleplerine cevap veremeyecektir. Onların rızaları hilafına çocukları yetiştirilmiş ve çocuklarına belli bir “ideoloji” dayatılmış olacaktır. Bir başka şekilde söylersek, ortak kamu kaynakları bazılarına adaletsizlik ve zorbalık yapmak için seferber edilmiş olacaktır.
Şunu unutmamak gerekir: Eğitim her zaman ve her koşulda ideolojik olmaya mahkûmdur. Dolayısıyla insanlara, rıza gösterebilecekleri eğitim modelleri arasında tercih fırsatı sunmak gerekir.
4. Devlet okul tipi, süre, müfredat, yöntem ve metodoloji ya da giyim-kuşam ve benzeri bakımlardan “tek tip” eğitimi veya belli bir içeriği dayatmamalıdır.
Devletin bizzat eğitim vermesini önlemek, bu meseleyi çözmek için yeterli değildir. Zira devlet tüm okul veya diğer eğitim programlarına aynı ve ortak bir müfredatı zorunlu koşabilir. Ortak metot ve teknikleri dayatabilir, ortak ölçme değerlendirme yöntemlerine zorlayabilir.
Bu durumda, mevcut (modern) eğitimin tek-tipçi, devletçi ve merkeziyetçi olmasından kaynaklanan sorunlar devam edecektir. Belki kamu maliyetleri bakımından bir azalma olacaktır, ancak fayda ve ahlâkîlik bakımından mevcut kusurlar sürüp gidecektir.
Eğitim tek-tipçi bir şekilde verilmeye devam ederse, devlet bu işi sadece kendi eliyle yürütmek yerine, eğitimde taşeron kullanarak dayatıyor olacaktır. Bu takdirde sorunlar ortadan kalkmış olmaz; mesele sadece yeni bir vitrine kavuşmuş olur.
Mümkün-iyi bir eğitim perspektifin ana çerçevesinin böyle olması gerektiğini savunuyorum. Elbette bu perspektif üzerinde düşünülmeye, tartışılmaya ve geliştirilmeye açıktır.
Bu sistemin kabaca neye benzeyebileceğini ve gelebilecek çeşitli eleştiriler bakımından yapacağım tartışmayı bir sonraki yazıya bırakıyorum.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları

































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
28.03.2025
10.10.2020
28.09.2020
21.09.2020
24.02.2020
3.01.2017
24.10.2017
16.10.2017
24.09.2017