Demir Küçükaydın
Referandumda #HAYIR çıkması durumunda, hukuken Erdoğan elindeki OHAL yetkilerini bulundurmaya devam edecek ve şu an var olan fiili başkanlık ve diktatörlük sistemi de olduğu gibi sürecektir.
Yani #HAYIR sonucu bile onun için “kardan zarar” gibidir.
Ancak #HAYIR aynı zamanda Erdoğan’ın bugünkü fiili diktatörlüğüne de #HAYIR anlamına gelecektir.
En azından Demokratlar, Liberaller, Kürtler, “Laik yaşam tarzındakiler”, Aleviler için.
Ancak “Türk milliyetçileri” ve “devletin bekasını” savunanlar için, yani Ulusalcılar (yani CHP’nin önemli bir bölümü) ve MHP’liler için, Erdoğan’ın bu yetkilerle yerinde kalması ciddi bir sorun oluşturmayacaktır.
Hatta bunlar Erdoğan’ın istifası talepleri karşısında, Erdoğan’ın yanında yer alabilirler veya tarafsız kalabilirler.
Bu ise, bu günkü geniş ve fiili #HAYIR cephesinin daralması, Erdoğan’ın baskı politikasını uygulayabilmek ve karşısındakileri bölebilmek için daha geniş bir hareket alanı anlamına gelecektir.
Yani bir bakıma tıpkı 7 Haziran seçimlerine benzer bir konumlanış ortaya çıkacaktır.
Yavuz Baydar da bu soruna referandum öncesi bağlamda değinmiş oluyor bugünkü Artı Gerçek’teki Erdoğan Savaşta başlıklı yazısında:
“Elbette Evet kazanmazsa güneş batmış olmayacak onun için.
Ortada kapı gibi, taş gibi OHAL var.
OHAL’in KHK’lerine yenilerini ekleyerek kendisiyle hemfikir olmayanları, tekerine taş koyanları tepelemeye, eğmeye bükmeye, susturmaya devam edebilir en az 2019 seçimlerine kadar.
Büyük ihtimal bunu çantada keklik sayıyor.
Öyle olmasına öyle de, 16 Nisan’da Hayır kazanırsa ne olacak peki?
Sandıktan gelecek bir ‘tersleme’, Türkiye içinde hangi karşı dinamikleri tetikleyebilir?
Çalkantılı sularda yüzüp duran Saray ve AKP alabora olabilir mi?
İşte bunu kestiremiyor Erdoğan.
Siyaset ustası, evet. Hesap kitap tamam.
Ama…
Hayır çıkarsa, ülke üzerindeki mengeneyi daha fazla sıkmaktan başka çaresi kalmayacağına göre, o mengene elinde kırılır mı, kırılmaz mı, bilemiyor.
O yüzden, önüne çıkan her kriz potansiyeline dört elle sarılıyor.”
*
Erdoğan’ın iktidarda kalmak için her şeyi yapacağından ve elindeki OHAL silahını herkese karşı kullanacağından emin olabiliriz.
Bu sefer Erdoğan’ı köşeye sıkıştıracak, tecrit edecek, bu silahını işlevsiz hale getirecek en geniş katılımı sağlayacak, kitlesel mücadele biçimleri bulmamız gerekiyor.
Bu sefer 7 Haziran sonrasıyla aynı duruma düşülmemesinin hayati önemi bulunmaktadır.
Burada sivil mücadele biçimlerinin; barışçıl ve kitlesel mücadele biçimlerinin hayati önemi ortaya çıkmaktadır.
Türkiye’deki demokratik ve sosyalist hareket ne yazık ki, sivil ve kitlesel mücadele biçimleri alanında deneyimli değildir; bunun nasıl güçlü bir silah olduğunu ve önemini bilmez ve bunu bir tür pasifizm olarak görme eğilimindedir.
Soru şudur: OHAL’i Erdoğan kaldırmayacağına ve esas silah olarak kullanacağına göre, bizlerin OHAL koşullarında; yani şimdiki #HAYIR kampanyası olanaklarının bile olmadığı koşullarda; “Türk Milliyetçileri” ve “Devletin Bekası”cılarının Erdoğan’ın yanına geçtiği veya çekildiği; dolayısıyla bugünkü #HAYIR cephesinin zayıfladığı; buna karşılık aynı ölçüde de Erdoğan’ın güçlendiği koşullarda, nasıl kitlesel ve sivil bir direniş geliştirilebilir. Bunun üzerine en azından şimdiden düşünmek ve tartışmak gerekmektedir.
Örneğin, henüz #HAYIR’ın böyle yükselişte olmadığı, tam bir yılgınlık ortamında bulunulduğunda yaptığımız bir öneri olan, tamamen temel haklara dayanarak slogansız, bayraksız, sadece #HAYIR sözü içeren yazılarla her gün aynı yerde aynı saatlerde bulunma önerimiz, referandumdan sonra bu sefer örneğin #İSTİFA için düşünülebilir.
Elbette bu bir öneridir ve muhtemelen çok daha yaratıcı biçimler de ortaya çıkabilir.
Ama bunların en geniş katılımı sağlayacak ve devlet güçlerini hareket edemez; OHAL’i işlevsiz durumda bırakacak biçimler olması önemlidir.
Ayrıca referandumu beklemek de yanlıştır. Bizzat referanduma ulaşmak ve #HAYIR çıkarmak için de şimdiden, var olan OHAL’i işlevsizleştiren böyle sivil ve kitlesel bir mücadele gerekmektedir.
Çünkü hala ne referandumun yapılacağı kesindir ne de #HAYIR çıkacağı.
Şu anki elverişli ortam değerlendirilerek kitlesel ve sivil bir direniş başlatma büyük önem taşımaktadır ama ne HDP’nin, ne de diğer sosyalist örgütlerin böyle bir perspektifi bulunmamaktadır.
Bu nedenle hiçbir yankı olmayacağını bile bile yine de konuyu gündeme getirmeye çalışmak gerekmektedir ki yarın belki uygun koşullarda insanlara bir ilham verebilsin.
*
Bu vesileyle sivil direniş konusunu gündeme getiren bir yazıya dikkati çekmek istiyoruz. Bu yazının özellikle Politik İslam çevrelerinden gelmiş olması ayrıca önemlidir.
TR724 adlı sitede veya internet yayınında Umur Atay adlı bir konuk yazarın “Kötülüğe Esir Olmamalı! Yeni Bir Şeyler Yapmalı…” başlıklı bir yazısı yayınlandı.
Bu yazıyı aşağıya olduğu gibi aktararak konuya hem politik İslamcı kesimleri; hem de demokratları, sosyalistleri ve Kürt hareketini, yazarın ifadeleriyle “şiddeti dışlayan, ikna odaklı, olumlu hareket içeren bir eylem pratiği… Zulme karşı “isyan ahlakı” taşıyan bir eylem pratiği” üzerine şimdiden kafa yormaya davet etmek istiyoruz.
İlk elde Erdoğan’dan ve OHAL’den kurtulmanın tek yolu onu işlevsizleştirecek mücadele biçimleridir.
Bu aynı zamanda gerçekten demokrasiye giden bir yolun başlangıcı olabilir.
Ve ancak en pasif gibi görünen ama yüz binlerin, milyonların katıldığı eylemler içinde insanlar birer ırkçı, milliyetçi olmaktan çıkıp, birer demokrata dönüşmeye, kendilerini aşmaya başlayabilirler.
İnsanlar birer demokrata dönüşmeden Türkiye’nin demokrasiye geçmesi; dolayısıyla Kürtlerin üzerindeki baskı ve şiddetin son bulması olanaksızdır.
İnsanların demokrata dönüşmeleri için ise, milyonlarca insanın katıldığı en geniş kesimleri kapsayan ve buna uygun biçim ve içerikte eylemler gerekmektedir.
Ve referandum sonucu beklemeden, hatta Referanduma ulaşmak ve #HAYIR çıkarmak için şimdiden başlamaya da yönelik olarak “Biraz kafa yormalı”.
Aksi takdirde bu rehavet havası, Erdoğan’a geniş bir hareket alanı sunarak, Referandum’da #HAYIR’ı da, hatta referandumun yapılmasını da tehlikeye sokuyor.
Yarın 8 Mart, örneğin kadınlar böyle alışılmış sadece belli kesimlere hitap eden ve güçsüz gösteriler yerine, niye ülke çapında her kesimin kendini bulup katılacağı yukarıdaki önerimize benzer bir kitlesel sivil direniş hareketi başlatmasınlar?
Bunun için sadece sola egemen geleneklerin ve düşünce kalıplarının, ezberlerin dışına çıkmak bile yeter.
Aşağıda söz konusu yazı:
“TABLO SANDIĞIMIZDAN DAHA AĞIR BELKİ
Yüz binden fazla kişi işsiz kaldı. Çalışma özgürlükleri ellerinden alındı, açlığa mahkûm edildiler… Elli binden fazla kişi tutuklu, sayıları her geçen gün artıyor. Cezaevlerinden, gözaltından işkence haberleri geliyor… 130 dan fazla intihar olduğu söylenen (!) şüpheli ölüm var. Hitler döneminde bile bu kadar gazeteci, akademisyen ve yargıç tutuklanmadı! İşinden edilmedi. Açlığa mahkûm edilmedi. Yargı iktidarın sopası olarak kullanılıyor. Şimdi, tutuklu eşini ziyarete giden ev hanımlarına geldi sıra… Çocuklar perişan! Aileler darmadağın! İktidarın kendisi için tehlikeli gördüğü herkese sıra gelecek anlaşılan!
Tablo belki de sandığımızdan daha ağır. Bağımsız bir yargının, özgür medyanın olmadığı, düşünce özgürlüğünün bulunmadığı bir yerden sağlıklı hasar raporu almak mümkün olmuyor. Bilinen gerçek; zulüm artarak devam ediyor… Bir yol bulmalı, yeni bir şeyler yapmalı…
KÖTÜLÜĞE ENGEL, İYİLİĞİ YAYMAYA ARAÇ
AB ve ABD’nin üst yönetiminin, entelijansiyanın ülkemizde olanlarla ilgili şüphesiz bir fikri var. İnsan hakları ve demokrasinin evrensel standartları Batı’da belli. Ülkemizdeki uygulamaların buna uymadığını görüyorlar. Devletler kendi menfaati ön planda tuttuklarından şimdilik güçlü bir ses çıkarabilmiş değiller. Ya Batılı halkın, sıradan vatandaşın ülkemizde yaşanan zulümlerle ilgili olarak ne kadar bilgisi var? Duyurabildik mi onlara? Bizce ortaya konulacak ‘sivil itaatsizlik eylemleri’ ile yapılanları dünya kamuoyuna anlatmalı değil miyiz? Derdimizi anlatabilirsek hem o ülkelerin üst yönetimine baskı oluşturmayı sağlamış olacağız hem de toplumsal entegrasyon için yeni pencereler açmış olacağız… Sivil itaatsizlik eylemi hem kötülüğe engel olabilir hem de iyiliği yaymaya araç olabilir…
Sabır, sebat ve dua… Kötülüğe karşı en önemli duruş… Şüphesiz yerini hiç bir şey dolduramaz. Kötülüğü, her şeyin sahibine şikayet, zalimleri iflah etmeyecektir. Buna inancımız tam. Eksiklik olduğundan değil de fazlalık olsun diye; bununla birlikte zulmü dünya insanlarına duyurmak da gerekmez mi? Hiç yapılmadığı söylenemez. Sosyal medya zaman zaman etkili kullanılabiliyor. Zulmü tüm dünyaya daha etkili nasıl anlatabiliriz, buna kafa yormaya değmez mi? Daha fazlası için bir şeyler yapmalı…
İLGİ UYANDIRMAK İÇİN NE YAPILABİLİR?
Medya-sosyal medya dışında bilmediğimiz farklı mecralarda çalışmalar yapılıyordur belki. Bu çalışmalar etkili de oluyordur. Ancak tespit şudur ki; dünya kamuoyunun ilgisini ülkemizde yaşanan zulme tam olarak çevirebilmiş değiliz.
İlgiyi uyarmak için neler yapılabilir? Eylem pratiğimiz yok maalesef. Kendi değerlerimize uygun; şiddeti dışlayan, ikna odaklı, olumlu hareket içeren bir eylem pratiği… Zulme karşı “isyan ahlakı” taşıyan bir eylem pratiği… Medeni dünyaya karşı akıl-mantık süzgeci içinde sunabileceğimiz değer yargılarımıza ve zulme dikkat çekmek için bir eylem pratiği… yok maalesef. Henüz ortaya konabilmiş değil. Bir şeyler yapmalı…
Zamanı şimdi değilse ne zaman? Bütün projektörleri zalimlerin yüzüne tutacak bir yol; arayıp bulmalıyız. Yapılan zulümlere karşı “dikkat çekmek için” bir şeyler yapmalı… İrademizle ortaya koyacağımız gayret farklı bir Rahmeti celbedecektir belki de…
Umulur muydu kuzey yarım küredeki fırtınanın nedeninin güney yarım kürede mavi bir kelebeğin kanat çırpmış olması olsun… Kelebek kadar olsun bir şeyler yapmalı…Bir adım atarsak mesafeler kısalacaktır belki de… Zalimlerin yüzündeki maskeyi, maske olmaktan çıkartacak! Bir şey yapmalı…
HAKLI OLMANIN GÜCÜ YETER
Haklı davada çekimser kalacağımız bir durum yok. Haklı olmanın gücü yeter. Gücünü hoyratça kullananlar düşünsün gerisini… Yavuz hırsızlar düşünsün! Cesaret ve akılla bir şeyler yapmalı…
Gandi 1930’da 400 km’lik meşhur tuz yürüyüşüne tek kişi ile başladı, 12 bin kişi ile tamamladı. Britanya’ya karşı Hindistan’ın başkaldırmasına öncülük etti ve bu hamle bağımsızlıkla neticelendi. 1942’de Britanyalılara açık çağrıda bulunarak Hindistan’ı terk etmelerini istedi. Küçük adımlar büyük sonuçlar doğurmuştu…
Ebu Zer Gıfari (RA) ilk Müslümanlardan. Efendimiz’i (sav) duyunca görmeye geliyor. Görünce de Müslüman oluyor. İçi içine sığmıyor. O dönem müşriklerin merkezi Kâbe’de ilk eylemi gerçekleştiriyor. Meydan okuyor tüm putperestlere, zalimlere. Müslümanlığını ilan ediyor! Şaşırtıyor müşrikleri. Bedel ödemekten çekinmiyor. Müslümanlığı ve küfrün zulmünü gündeme getiriyor. Kaç kişiye cesaret verdiği bilinmiyor. Biraz cesaretle bir şeyler yapmalı… Bizce bir şeyler…
BİRAZ KAFA YORMALI
Zulmün sıradanlaşmasına fırsat verilmemeli. Unutursak-unutturursak suç ortağı oluruz. İçerde bir şey yapma imkanı olmayan mağdurlar bir el bekliyor. Bir duruş bekliyor… İnayet eli uzanacak şüphe yok. Belki de inayet eli, uzanmadan önce o duruşu bekliyor…
Güneş doğacaksa batıdan doğacak.
Başlangıç; gazetecilere, yargı mensuplarına, annelere dikkat çekmek için bir şeyler yapmalı. Belki beyaz gül dağıtmalı… Çadır kurmalı… Bisiklet turu yapmalı vs. ne bileyim işte bir şeyler daha yapmalı…
Evrensel değerlere de uygun; bizce bir şeyler… Zalimden başka kimseyi rahatsız etmeyen bir şeyler… Ama ne? Biraz akıl, biraz cesaretle yeni yollar bulunmalı. Biraz kafa yormalı…”
7 Mart 2017 Salı
Demir Küçükaydın
@demiraltona
Yazılarımız şu adresteki blogta bulunuyor:
https://demirden-kapilar.blogspot.de/
Videolarımız şu adreste:
https://www.youtube.com/user/demiraltona
Yazılarımızı ayrıca ses dosyası olarak şurada paylaşıyoruz. Direk podcasttan veya indirerek dinlemek mümkün.
https://soundcloud.com/demirden-kapilar
Kitaplarımız buradan indirilebilir.
https://drive.google.com/open?id=0BxCB_Gtx8VYAcDREeTJVLW93MjA
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları





































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.04.2020
30.03.2020
19.03.2020
18.03.2020
17.03.2020
10.03.2020
2.03.2020
1.03.2020
2.02.2020
3.01.2020