Elif ÇAKIR
Yargının dizi sektöründeki “tekelleşme” suçlamasıyla gözaltına aldığı, oradan suç tutturamayınca da 12 yıl önceki Gezi Parkı defterini yeniden açarak tutukladığı, 213 gündür cezaevinde ölüm kalım savaşı veren, yaşama tutunmaya çalışan Ayşe Barım cezaevinden devlete “yaşamak istiyorum” çağrısında bulundu.
“Yaşamak istiyorum” talebi sadece bir kadının, bir insanın kendi yaşamına tutunma isteği değil, aynı zamanda devletin başının yani bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın vicdanına, merhametine yönelen bir çığlıktır.
Ve bu çığlık aynı zamanda “bizim devlet anlayışımızın öznesi insandır, insanlık onurudur, bizim devlet yönetimindeki pusulamız insanı yaşat ki devlet yaşasın ilkesidir. Mülkün iki temeli adalet ve merhamettir, bizim medeniyetimiz merhamet medeniyetidir” diyen, dindar biri olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın merhamet, adalet ve vicdan sınavıdır.
Ayşe Barım “Bir ülkede halk bunalmış ellerini semaya açarak adalet çığlığı atar hale gelmişse oradaki yargı sisteminde bir sorun var demektir. Adaleti kaybettiğimizde her şeyimizi kaybedeceğimizi de bilmek zorundayız” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “Yaşamak istiyorum” diyor…
213 gündür cezaevindeki hücresinde halen bütün bunların başına neden geldiğini düşündüğünü ama özgürlüğünden ve sağlık yaşam hakkından neden yoksun bırakıldığını bir türlü anlayamadığını, asılsız ithamlarla suçlandığını, suçlandığı iddialarla hiçbir ilgisinin olmadığını, masum olduğunu söyleyen Ayşe Barım mektubunda şöyle diyor:
“Ağır kalp hastalığım, beynimde 2 stentli anevrizmanın yanı sıra bu süreçte oluşan müdahale edilememiş yeni bir anevrizma sebebiyle ani ölüm riski altında yaşam mücadelesi veriyorum. Ayrıca sağlıksız ve hızlı bir şekilde 30 kilo kaybettim, ağır kas yıkımım oluştu ve eklem bağlarım zayıfladı. Hastalıklarımın her biri ani ölüm riski taşıyan hastalıklar olduğu gibi cezaevi koşulları nedeni ile gelişen ağır kaygı bozukluğum ve yaşadığım panik ataklar bu riski yükseltmektedir. Son 3 ay içerisinde kalp rahatsızlığımın ilerlediğinin belirtisi olarak 6 kez baygınlık geçirdim.
2 Temmuz 2025 tarihli Başakşehir Çam ve Sakura Hastanesi raporu hem de 14 Ağustos 2025 tarihli Türk Tabipler Birliği Bilim Kurulu raporu cezaevi koşullarının ve sürecin bu hastalıkları ağırlaştırdığını ve ani ölüm riskinin durumunu açıkça ortaya koyuyor. Uzmanlar ifadelerinde yaşadığım kalp sorunları ve beyin anevrizması için yapılması gereken tedavilerin ve hatta tetkiklerin dahi, ileri teknolojik olanaklara sahip merkezlerde bile ciddi ölüm ve sakatlık riski barındırdığını, bu nedenle hayatımı güvenle teslim etmek üzere seçeceğim hekimler tarafından tedavi edilme hakkımın acilen tanınmasının gerekliliğini vurguluyorlar. Haksız yere atılan iftiralarla elimden alınan hayatımın geri verilmesini talep ediyorum. Adaletin bir an önce tecelli etmesini istiyor ve sesimi kamuoyunun vicdanına teslim ediyorum. Devletime ve adalete inancımı kaybetmeden yaşamak istiyorum.”
Ayşe Barım’ı tanımıyorum, tutuklanıncaya kadar isminden, varlığından hiç haberim yoktu. Mektubunu gözyaşları içerisinde okudum. Yaptığı vicdan çağrısı umarım başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere iktidarın bütün yetkililerine ulaşır.
Ve Ayşe Barım başta olmak üzere cezaevinde yaşam savaşı veren bütün mahkumlar yaşam haklarına kavuşurlar.
Bu iktidar için büyük bir sınavdır. Böyle bir çığlık karşısında bir ülkede yerin yerinden oynaması gerekir. Ama bizim ülkemizde olmuyor.
Asıl sınav “Bir ülkede halk bunalmış ellerini semaya açarak adalet çığlığı atar hale gelmişse…” diyen ülkeyi yöneten Cumhurbaşkanı Erdoğan’ındır. Çünkü yaşam talebi, adalet talebini fersah, fersah aşan bir durumdur. Ayşe Barım “devlet biziz” diyen iktidarın sırtına yaşam vebalini yükledi.
Sadece kendi vebalini, vicdan yükünü değil, cezaevinde ölüme terkedilen, yaşam savaşı veren bütün ağır hasta mahkumların vebalini de yükledi…
İktidarın bundan kaçışı mümkün değil.
Çoğunluğu dindarlardan oluşan iktidar kadrosunun 24 yıldır ülkeyi yönettiği bir iklimde cezaevinden “yaşamak istiyorum, burada ölmek istemiyorum” çığlığı yükseldi.
Evet Ayşe Barım’ın yaşam talebi çağrısı devletleşen ve her fırsatta devletin gücüne referans yapan iktidarın adalet ve merhamet sınavıdır. Çünkü bir devlet halkına merhametle yaklaştığı ölçüde gerçek anlamda güçlüdür.
Ve bir insanın yaşamak istemesi bir lütuf dilenmesi değil, hayatta kalma talebi değil, insan olmasının en temel hakkıdır.
Aynı “yaşamak istiyorum” çağrısı devletin adalet, merhamet duygusunu sorgulayan bir başkaldırı ve aynı zamanda devletin adalet ve merhamet kapasitesini test eden bir sınavdır.
Kendinde olmayan bir şeyi veremezsin. Devletler de böyledir, devletler de ancak kendinde olanı vermeye muktedir olurlar.
Adaleti, merhameti diline pelesenk eden iktidar varsa adalet duygusu adaleti sağlayacak, varsa merhameti gösterecek. Devletin gerçek anlamda güçlü olup olmadığını ortaya koyacak.
Ve Ayşe Barım yazdığı mektupla iktidarın önüne kurduğu sırat köprüsünün üzerinden soruyor:
“Tutuksuz yargılanabilecekken cezaevinde hayatımı kaybedersem bunun sorumluluğu kimdedir?”
Bu soruya öncelikli olarak yanıt vermesi gereken, her gün Türkiye’nin bir hukuk devleti, yargımızın ise bağımsız ve tarafsız olduğunu söyleyen ülkemizin Adalet Bakanıdır.
Ayşe Barım’ın bu sorusuna Bakan Tunç yanıt vermelidir.
Ağır kalp hastası, beyninde 2 stentli anevrizma sebebiyle ani ölüm riski taşıyan, ağır kas yıkımları oluşan, kilo kaybı yaşayan, koğuşunda sürekli bayılan, kalp rahatsızlığı artan, sağlık koşulları asla cezaevinde kalmaya uygun olmayan bir insan ısrarla neden cezaevinde tutulur?
Kimlerin nasıl bir garezi var ki Ayşe Barım bu kadar ağır hastalığına rağmen cezaevinde tutuluyor?
Resmen ötenaziye terk ediliyor… Bunun adı siyasi ötenazidir!
Yazarlar
-
Akın ÖZÇERDemokratların çilesi 29.08.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunBarışın kaçınılmazlığı… 29.08.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANSiyaset kulislerinde konuşulan baskın seçim senaryosu… 29.08.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENBüyük hesaplaşmaya doğru 29.08.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞSıfır oranlı gelir vergisi neden uygulanmıyor? 29.08.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZKomisyon yol temizliği için harekete geçmeli 29.08.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİTasarruf edilecek makam aracı bulunamamış mı yani? 29.08.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuAnkara neden huzursuz? 29.08.2025 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYATürk futbolunun acı gerçeği: Kendimiz çalıp kendimiz oynuyoruz 29.08.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRCezaevinden yükselen çığlık: Yaşamak istiyorum! 29.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gökçer TahincioğluGerçekten “adrese teslim” kadro ilanı, memurken başka yerde okuma rahatlığı ve yandaş medyanın “ezbe 28.08.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUSöz yine topluma gelecek 28.08.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANBasın Tarihi: Baba Evi’nde Yarenlik… 28.08.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİR"KILIÇ KININDAN ÇIKARSA!" 28.08.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA“İmralı Kapısını Kapatmak, Süreci Sabote Etmektir” 27.08.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktanİslam ülkelerinin liderleri de acaba bir gün utanır mı? 27.08.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKKM kasıtlı bir uygulamaydı, kastı da zengine servet transfer etmekti 27.08.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEAç-Kapa: İmralı-Saray 27.08.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞ“Ortaklaşmacı demokrasi” örnekleri: İtalya-Güney Tirol Özerk Bölgesi 27.08.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciTefeci faizi gerçek ama nedeni ne? 27.08.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilTürkiye neden çürüyor ve çürüme neden durdurulamıyor? 27.08.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon konuşan Korgeneral! 27.08.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur Akgünİsrail hedefine ulaşırken… 27.08.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNHepimize Yetecek Evrensel Bir Utanç 27.08.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜROperasyonlar neden silah tüccarlarına yöneldi? 26.08.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUAKP+MHP ‘koalisyonu’ da bozuluyor mu? 26.08.2025 Tüm Yazıları
-
Taha Akyolİslam düşüncesi nereye? 26.08.2025 Tüm Yazıları
-
Umur TALUÖyleyse… Yaşıyor demektir! 26.08.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNİsrail masasında HTŞ’ye Rus ruleti 26.08.2025 Tüm Yazıları
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
27.08.2025
2.08.2025
19.07.2025
18.06.2025
23.05.2025
30.04.2025
22.04.2025
28.03.2025
28.02.2025
21.01.2025