Etyen MAHÇUPYAN
Bazılarına göre Erdoğan hayatının en büyük yanlışlarından birini yaptı. Demokrat Parti’nin 1950 yılında tek parti iktidarını devirdiği günü önümüzdeki seçimlerin tarihi olarak ilan etti. Hatta o dönem Demokrat Parti’nin sloganını da sahiplendi: “Rahmetli Menderes ‘Yeter, söz milletin’ demiş ve sandıktan zaferle çıkmıştı. Milletimiz 73 yıl sonra aynı gün Altılı Masa’ya yanıtını verecek.”
Doğal olarak çoğu kişi olayın tam tersine olduğuna işaret etti. Demokrat Parti’ye asıl benzeyen Altılı Masa’ydı, iktidar ise geçmişin otoriter yönetimini hatırlatıyordu. Söz konusu slogan yönetimin iktidarını sürdürmek için kullandığı bir söz değil, aksine muhalefetin iktidara ‘dur’ demesiydi. Nihayet bugün muhalefetin diğer adı bile ‘Millet’ ittifakıydı. Söz milletin olacaksa, bu slogan ve seçim tarihi de aslında muhalefetin lehineydi…
Görünüşe göre iktidar kendi ayağına kurşun sıkmıştı. Seçim tarihini saptamayı muhalefete bıraksalar muhtemelen onlar da 14 Mayıs’ı tercih ederler ve o meşhur sloganı da kendilerine ‘bayrak’ yaparlardı…
İyi de bütün bunları iktidarın düşünmediğini varsaymak mantıklı mı? Belli ki ortada bir perspektif farkı var. İktidar herhangi bir tarih seçebilecekken, 14 Mayıs’ı ‘bilerek’ tercih ettiğini ortaya koyarken, herhalde durumu muhalefetten epey farklı şekilde algılıyor olmalı.
Bu öyle farklı bir perspektif ki, yönetimde hiçbir etkisi olmayan muhalefet tek parti döneminin tasallut anlayışıyla bütünleşiyor. Altı yıldır Meclisi, yargıyı ve bürokrasiyi tek elden yöneten ve kurallara uyma zahmetine katlanmayan iktidar ise geçmişin ‘mazlum’ muhalefetinin uzantısı olarak görülüyor.
Önümüzdeki soru söz konusu perspektifin ne olduğu… Bunu deşifre edebilirsek belki seçim sürecinde iktidarın tutturacağı dili ve sergileyeceği yaklaşımı da öngörme imkânımız olur.
Bu yazının başlığından anlaşılacağı üzere, benim ‘okumam’ iktidarın Yeni İttihatçı ideolojik tercihi bu seçim vasıtasıyla onaylatma, ona meşruiyet kazandırma peşinde olduğu. 14 Mayıs tarihi bu meşruiyet arayışı için ideal bir sembol. İktidarın ‘Yeter, söz milletindir’ diyerek önümüzdeki seçimleri kazanması halinde ‘Millet’ iktidara gelmiş addedilecek ve muhalefet (ideolojik açıdan) bir bütün olarak ‘Millet’in dışına itilebilecek. O noktadan sonra tek parti iktidarı artık ‘Millet’ in doğal iktidarı olarak sunulacak… ‘Millet’ kendi karşısında gördüğü güçlere ‘Yeter’ demiş olacak ve ülkeyi kendi organik tamamlayıcısı olan iktidara (devlete) teslim edecek.
Çok ihtiraslı ve riskli bir girişim gibi gözüküyor, çünkü yenilgi ihtimali hiç de az değil. Ama iktidarın bu adımı atma cesareti, hedefe yönelik bir stratejiye sahip olabileceğini akla getiriyor.
Söz konusu stratejinin ipuçlarını Erdoğan’ın seçim tarihini ilan ettiği konuşmasının içinde bulabiliyoruz. 14 Mayıs’ı telaffuz ettikten hemen sonra şöyle demişti: “Milletimiz 73 yıl sonra aynı gün, Altılı Masa diye karşımıza çıkan bu darbe şakşakçılarına, kifayetsiz muhterislere ‘yeter’ diyecektir.”
Erdoğan ‘Darbe şakşakçısı’ olarak CHP’ye, ‘kifayetsiz muhteris’ olarak da muhtemelen muhalefetin tümüne gönderme yapıyor. Ancak bu damgalamanın bir duygusal tepkinin ötesine geçme, bir ‘başlangıç’ olma ihtimali var. Seçime doğru iktidarın muhalefete yüklenirken kullanacağı iki temel argüman muhalefetin yetersizliği, ama asıl ‘Millet’ten kopukluğu olacak gibi gözüküyor.
İktidarın kullanacağı söylemde ‘yetersizlik’ ve ‘kopukluk’ temalarının bütünleşme ihtimali yüksek. Diğer deyişle buradaki ‘yetersizlik’ eğitim, bilgi, deneyim gibi alanları ima etmiyor. Muhtemelen Millet’ten kopukluk yetersizliğin ana nedeni olarak sunulacak, böylece ülkeyi yönetmeye ‘yeterli’ olanların belirli bir ideolojik eşiği geçmiş olması gereği öne çıkarılacak.
Erdoğan aynı konuşmada Baykar tartışması ile Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan’ı alkışlayan generalleri kınamasını birleştirerek şöyle dedi: “Bizim bildiğimiz, bir ülkenin savunma sanayisine ve ordusuna ancak bunları kendine tehdit olarak görenler saldırır… Mesela Yunanistan’ın bu konudaki feveranlarını yersiz bulmakla beraber anlayabiliyoruz… Aynı şekilde PKK’yı da anlayabiliyoruz.”
Bu cümleler iktidarın seçim söylemi stratejisine ışık tutuyor olabilir. Bir tarafta ordusu ve kurumlarıyla devlet ve onunla bütünleşmiş ‘Milli’ iktidar, diğer tarafta yabancı güçlerin ‘hassasiyetlerini’ paylaşan, Millet’ten kopuk, ülkeyi yönetme meşruiyetine sahip olmayan muhalefet…
Bu türden bir kırılmaya toplumu ikna edebilirse, iktidarın yeniden seçilme ihtimalinin artabileceğini tahmin edebiliriz. Dolayısıyla benim beklentim iktidarın ‘çıtayı yükseltmesi’… Yani ekonomi, adalet gibi meseleleri arka plana iterek, toplumun önüne ‘büyük meseleyi’ koyması. Diğer deyişle ‘beka ve yükseliş’ temasını…
Bunun anlamı dünya sistemi, Batı ve dış politika konularının gündemi rehin almasıdır. İktidar bu alanın muhalefetin zayıf olduğu yönlerinden biri olduğunu da değerlendiriyor olabilir. Ama meselenin sadece taktiksel açıdan ortaya sürülmesini beklememek daha gerçekçi. İktidara karşı sadece daha rasyonel dış politika veya AB üyeliği savunusu yapmak yeterli olmayabilir. Daha önce birkaç kez vurguladığım üzere muhalefetin Türkiye (onun dünyadaki yeri) ile ilgili bir gelecek tahayyülüne, bir ‘hikâyeye’ ihtiyacı var.
Yeni İttihatçılık ülkenin dünya içindeki yerini vurgulayan ‘hikâyenin’ ülke içindeki özgürlük eşitlik adalet meseleleriyle ilgili ‘hikâyeden’ daha önemli olduğunu ima ediyor. Tabii muhalefet de tam tersine ülke yönetimine ilişkin demokratik bir tahayyülün daha önemli olduğunu iddia edebilir. Ne var ki (14 Ocak 2023 tarihli yazımda anlatmaya çalıştığım üzere) Yeni İttihatçılığı gerçekçi kılan bir dönemden geçiyoruz. Dolayısıyla birinci hikâyesi (dünyadaki yerimiz) olmayan bir siyasetin ikinci hikâyesi (demokratikleşme) toplumun anlamlı bir bölümü nezdinde önem kaybına uğrayabiliyor…
İktidarın elindeki bu avantajı abartarak kullanmak isteyeceğine kuşku yok. Yine aynı konuşmada Erdoğan “Kızılelma aynı zamanda bir hedeftir, bu kutlu davaya inananların çok önemli bir hedefidir” dedi. Kızılelma’nın ya da ‘kutlu davanın’ içeriğinin fazlasıyla muğlak, hatta büyük ölçüde boş olması bizi rahatlatmamalı. İktidar bir hayal ve irade satıyor. Topluma ‘aynı hayali paylaştığımız sürece ‘Millet’sin, Millet olduğun ölçüde bu hayali gerçekleştirecek iradenin peşinden gelmelisin’ diyor.
İktidarın ‘kızılelması’ kaba ve ilkel olduğu ölçüde, kaba ve ilkel bir yönetim anlayışının, devlet yapısının ve devlet/toplum ilişkisinin de meşruiyetini sağlıyor. Buna karşı üretilecek bir hedef ve hayalin daha fazla entelektüel derinleşme ve uğraş gerektirdiği açık. Ancak muhalefetin önündeki gündem ve misyon da bu…
Erdoğan seçim tarihini ilan ettiği konuşmanın bir yerinde “Biz bu işin tam manasıyla gerçeğini yapıyoruz” demişti. Yani ülke yönetiminin bir ‘olması gereken’ biçimi olduğunu ve bu iktidarın da onu yaptığını öne sürdü. İktidarın bakışıyla işin ‘gerçeğini yapmak’, o işin ‘gerçek sahibi’ olmayı ima ediyor.
‘Devletle Milleti’ bütünleştiren ve yönetimi bu bütünleşmeden doğan iradeye teslim eden Yeni İttihatçı anlayış veri alındığında, iktidarın karşısında yer alanların nasıl hem devlete hem millete ‘uzak’ (giderek ‘hasım’, ‘düşman’) olarak tanımlanabildiğini anlayabiliriz. İktidarın seçim stratejisi muhtemelen bu çizgiye oturacak.
Ve dolayısıyla iktidar kendisini Millet’in asli temsilcisi olarak sunup, 14 Mayıs’ta muhalefetin ideolojik olarak mahkûm edilmesini hedefleyecek. Muhalefet (küçük harfle) milleti çoğulcu ve demokratik bir zemine oturtma gayreti içindeyken, iktidar (büyük harfle) Millet’i tekleştirip devlete bağlamanın ve bu ideolojiyi ‘Yeter, söz milletindir’ sembolizmi etrafında meşrulaştırmanın peşinde olacak.
İktidar açısından kazanmayı garanti eden bir formül olduğu söylenemez… Muhalefetin ne yapacağına bağlı. Sorun şu ki, muhalefetin söyle(ye)medikleri söylediklerinden daha önemli hale gelebilir ve iktidar muhalefetin bu zaafını kendisi için avantaja çevirebilir.
Muhalefetin önünde çok ciddiye almasında yarar olan birkaç ay var…
Yazarlar
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
25.10.2025
25.10.2025
15.03.2025
20.02.2025
15.10.2024
24.09.2024
19.09.2024
10.09.2024
2.09.2024
13.04.2024