Hasan CEMAL
Denizin insana verdiği özgürlük duygusu ya da günlük hayatın esaretinden kurtulma hissi... Ama ben hâlâ kurtulabilmiş değilim bu "esaret"ten...

Gökova koylarından biri, Löngöz.
Sanki cennetteyim.
Sabahın erken saatleri.
Deniz çarşaf gibi.
Harikulade bir sessizlik...
Sevgili Sadun Boro'yu, büyük denizciyi
selamlıyorum, yad ediyorum kendi sözleriyle:
Her şeyden uzak asude bir hayat...
Zaman...
O da ne demekmiş?..
Ne kıymeti var zamanın...
Denizde öyle bir kelime yok...
Tuhaf bir heyecan uyanıyor içimde.
Denizin insana verdiği özgürlük duygusu...
Ya da günlük hayatın esaretinden kurtulma hissi...
Ama ne yazık ki ben hâlâ kurtulabilmiş değilim "esaret"ten...
Benimki belki de gönüllü esaret...
Veyahut deformasyon profesyonel...
Temmuz ayında çıkmış bir kitap,
Kindle'a tıklar tıklamaz tekneye,
bulutların üstünden elimin altına iniyor.

TWILIGHT of DEMOCRACY.
Demokrasinin Alacakaranlığı olabilir Türkçesi.
Konusu, demokrasilerin bütün dünyada
özellikle son çeyrek yüzyılda kaybettikleri zemin.
Kitabın yazarı, özellikle Doğu Avrupa'yı iyi bilen,
kocası Polonyalı olan (bir ara Polonya Dışişleri Bakanlığı da yapmış)
Amerikalı bir kadın gazeteci, Anne Applebaum.
Otoriter rejimlerin, diktacı eğilimlerin, yabancı düşmanlığıyla
ırkçılığın Trump Amerikası'nda,
Avrupa'da, Polonya ve Macaristan'da nasıl sinsi sinsi ilerlediği,
liberal demokrasileri nasıl aşağı doğru
çektiği anlatılıyor kitapta...
Okuduklarım elbette çok aşina.
Ben de yıllardır böyle bir karanlık süreçte yol alıyorum.
Kitabın Macaristan ve Polonya
bölümlerini okurken
bazı satırların altını çiziyorum.
Tek adam...
Tek adam devleti...
Tek parti devleti...
Tek parti yargısı...
Tek parti medyası...
Tek parti akademiyası...
Rüşvet ve yolsuzluğun olağanlaştığı,
liyakat sisteminden uzaklaşıldığı, işin
ehline verilmediği bir devlet düzeninin
yerleştirildiği...
Özellikle Macaristan'da, Victor
Orban'ın kendi ailesinin, kuzenlerinin,
arkadaş çevresinin sürekli korunması,
kollanması, -Avrupa Birliği fonları
da kullanılarak- zenginleştirilmesi...
Vergi sopası ile, korkutma ve sindirme
ile tek adama biat eden bir iş dünyası
yaratılması...
Seçimle, halkın oyuyla gelen
organlarda, özellikle muhalefetin
kazandığı belediyelerde
hakların sistemli biçimde
gasp edilmesi...
Muhalif belediye başkanlarına kara
çalma kampanyaları...
Macaristan'da bir muhalefet partisinin
seçim kazanmasını neredeyse
imkansızlaştıran bir sistem kurulması...
Muhalefeti sindirmek için sürekli yeni
düşmanlar bulmak, icat etmek ve
onlarla savaşmak...
Düşmanlar, Soros'lar,
Yahudi komploları,
liberaller, sol entelektüeller...
Yalanlarla, yabancı düşman edebiyatı
ile toplumsal ve siyasal kutuplaşmayı
körüklemek...
Avrupa Birliği'yle, dış düşmanlar ve
yabancı elitler eliyle Polonya'nın,
özellikle Macaristan'ın kendi gerçek
kimliğinden, gerçek tarihinden
uzaklaştırılması...
Ne kadar büyük benzerlikler içindeyiz.
Kitabın yukarıdaki satırları, dış düşman edebiyatı
bana Erdoğan'ın "Ayasofya konuşmaları"nı hatırlatıyor:
Türkiye'ye karşı saldırılar var.
Türkiye bir istiklal mücadelesi veriyor.
Ülkemiz yeni bir diriliş mücadelesi
içinde...
Dahili ve harici düşmanların, gizli
veya açık tüm saldırılarına rağmen
yedi düvele karşı vatan müdafaası yapıyoruz.
Karşımda bir savaş gemisi...

Okluk Koyu'na bakıyor.
En son 2018 yılı ağustos ayında gitmiştim.
Kaptan'a soruyorum, "Okluk Koyu'na,
Yazlık Saray'ın oraya gidemeyecek miyiz?"
Yanıt olumsuz:
"Başımıza bir bela almayalım Hasan Abi..."
10-12 mil uzaklıktaki savaş gemisinden ayrı olarak,
bir de kocaman sahil muhafaza bekliyor koyun girişinde...
Kazara bunların üstüne doğru dümen kırarsan,
uyarı mesajını hemen yiyorsun.
Eskiden mavi yolculuk tekneleri Okluk Koyu'ndan
sularını alır, alışverişlerini yapardı.
Orman içinde yürüyüşlere çıkılırdı.
Birkaç kadeh eşliğinde bir şeyler de yenecek yerler de vardı
yemyeşil çam ağaçlarının arasında altında...
Bunlar yok artık, Okluk Koyu halka kapatıldı.
Üç yıl geçmiş.
En son 2018 mavi yolculuğu'nda,
yine bir ağustos ayında bir gün Okluk Koyu'ndan geçmiş,
"cennette duvar"ı görmüş, fotoğrafını çekmiş,
bir de yazı yazmıştım.
Masmavi bir denizin kıyısında, yemyeşil
bir cennetin ortasında heyula gibi
yükselen bir duvar...
Yılan gibi kıvrılıyor.
Tepeye doğru gözden kayboluyor.
Üç buçuk dört metre boyunda.
Üstüne dikenli teller çekilmiş.
Projektörlü gözetleme kuleleri duvarı
daha da itici yapıyor.
Duvarın yanında sekiz on metrelik
toprak bir boşluğu telden bir yüksek duvar tamamlıyor.
Bu kadar korku neden?
Saraylarınızla birlikte sizi yüksek
duvarların arkasına iten bu korku
nereden kaynaklanıyor?
Sizler, yazlık sarayınıza teşrif ettiğiniz
zamanlarda Okluk Koyu tamamen
boşaltılıyormuş...
Teknelere telsiz talimatı gidiyormuş,
demir alıp koydan çıkmazsanız,
hakkınızda soruşturma başlayacak diye...
Ayrıca hücum bot benzeri, toplu tüfekli
koca bir sahil muhafaza gemisi koyun
ağzında boy gösteriyor, etrafta kuş
uçurtmuyormuş...
Bu arada dükkanları bomboş kalan
lokanta esnafının ağzını bıçak
açmıyormuş...
Elimde dürbün duvarı, dikenli telleri,
gözetleme kulelerini seyrediyorum.
Ağaçların arkasında kalan yazlık
saraya, yeşilliklerin, ağaçların arasında
tepeye doğru devam eden bir inşaata
bakıyorum.
Yakın zamanda yaşanmış ağaç katliamı
ve fotoğrafları içimi acıtıyor.
Rahmetli Turgut Özal'ı hatırlıyorum.
Cumhurbaşkanıyken Okluk Koyu'nda,
arada bir uğradığı son derece mütevazı,
gösterişten uzak yazlığı yüzünden bir
zamanlar kendisine ne kadar haksızlık
ettiğimiz aklıma takılıyor.
Yazlık Saray 300 odalıymış...
Ankara'daki Kışlık Saray 1150 odalı galiba...
İngiliz Limanı'ndan ayrılırken, Okluk Koyu'nu
cennet ilan etmiş rahmetli Sadun Boro'ya sesleniyorum.
Okluk Koyu artık cennet değil.
Cennette bir duvar!
Ne kadar hazin.
Duvarları düşünüyorum.
Soğuk Savaş boyunca dünyayı
Doğu-Batı diye bölen, totalitarizmin
simgesi olan Berlin Duvarı...
1989'da yıkılışı, özgürlüğün
zaferi olarak selamlanmıştı.
Dikenli telleriyle, projektörlü gözetleme
kuleleriyle tepeye doğru yılan gibi
kıvrılan duvar bana başka duvarları da
çağrıştırıyor.
Nazlı Ilıcak'ın, Ahmet Altan'ın,
Selahattin Demirtaş'ın, GültanKışanak'ın,
Enis Berberoğlu'nun, Osman Kavala'nın,
Mümtazer Türköne'nin, Mustafa Ünal'ın,
Sedat Laçiner'in ve daha yüzlerce masum
insanın yattığı o çirkin zindan
duvarları gözümün önüne geliyor.
Özgürlükleri çalan duvarlar...
Hukuku yerle bir eden duvarlar...
İnsan haklarını berhava eden duvarlar...
Ama şunu iyi bilin:
Nasıl korkunun ecele bir faydası yoksa,
bu duvarlar da gün gelecek demokrasi
ve özgürlük aşkıyla yerle bir olacak.
(Hasan Cemal 15 Ağustos 2018 yazısı)
"Cennet'te Duvar"ın* son halini göremeden
Okluk Koyu'na veda ediyorum.
Yazılar bir süre Akdeniz maviliğiyle iç içe,
Mavi Yolculuk Günlüğü olarak devam edecek.
* Denizci Osman Atasoy’un, geçen hafta 57 yaşında hayatını kaybeden Okluk Koyu’nun sembol simalarından Turgut Yücel’e ilişkin yazdıklarını aşağıda paylaşıyorum.
Okluk Koyu’ndan Turgut’un ölümü
“Bayramın ilk günü aldığım bir habere inanamadım. Okuduğum bir mesajda Okluk Koyu’nda lokantası ve tarlası olan Turgut Yücel’in vefat ettiği yazıyordu.
Hemen Turgut’un telefonunu çevirdim. Telefonu bir hanım açtı. Mesaj doğruymuş. Ondan Turgut’u sabah saatlerinde kaybettiğimizi öğrendim. ‘Siz nesi oluyordunuz’ diye sordum. ‘Yaşasaydı gelini olacaktım’ diye cevapladı. İçim parçalandı.
Turgut, Efe Mustafa ve Japon Hüseyin’le birlikte Okluk’un sembol isimlerindendi. Uzaklar’la yıllarca kışladığımız bu eşsiz koyda her kalışımızda, bu isimlerin denizcilere nasıl yardımcı olmaya çalıştıklarına şahit olurduk.
Turgut’un herhangi bir rahatsızlığı yoktu. Başsağlığı için aradığım Efe Mustafa, Turgut’un kalbinin yaşadığı üzüntüye daha fazla dayanamadığını söyledi.
Cumhurbaşkanlığı yazlık sarayının inşası sırasında bu üç sembol ismin arazileri istimlak edilmişti. Mustafa ve Hüseyin gibi o da ata yadigârı topraklarının ellerinden alınmasına kahrolmuştu.
Kendilerini yakından tanıyan denizci dostları, yaşadıkları derin üzüntünün bu arkadaşlarımızın sağlıklarını yitirmesine yol açacağından endişe ediyordu.
Ata yadigârı topraklarını kaybeden sadece onlar olmamıştı. Denizciler, mavi yolcular, yerli yabancı turistler de yıllardır girdikleri bu cennet koylara artık sokulmuyorlardı.
Turgut Özal’ın yıllarca kullandığı Cumhurbaşkanlığı köşkünün geniş arazisi köşkü büyütmeye yetmemiş(!), etrafındaki tarlalara, hatta koskoca Değirmenbükü’nün neredeyse tamamına el konmasına karar verilmişti.
Okluk’a son gidişimde Turgut’u çok üzgün görmüştüm. Annesi de oradaydı. Yaşlı kadın elleriyle diktiği tarlasının içinde durmuş, topraklarını kaybetmelerine ağlıyordu. Onun gözyaşlarıyla bu işe sebep olanlar hakkında söylediklerini dinlerken ürperdim. Bu kadının ahının tutacağını hissettim.
Nitekim korkulan gerçekleşti, Turgut bu sabah ani bir kalp krizi ile genç yaşta aramızdan ayrıldı. Okluk’ta yapımı süren saray inşaatı sırasında Sadun Boro’nun manevi vasiyetinin çiğnendiğine, ağaçların, hayvanların, denizin katledildiğine şahit olmuştuk.
Şimdi de bir insanın bu katliamın kurbanı olduğuna şahit oluyoruz. Hem de Kurban Bayramı’nın ilk günü... İnşallah bu acı kayıp son olur.
Turgut’a Tanrı’dan rahmet diliyorum. Artık, bu acılara sebep olanlar da dahil olmak üzere, başka kimsenin bu işten zarar görmemesini diliyorum. Okluk Koyu’nun yeniden halka açıldığı, denizcilerin eskisi gibi özgürce demirleyeceği günlerin bir an önce gelmesini diliyorum. Ve bütün bunların gerçekleşeceğine inanıyorum.”
Osman Atasoy
Yazarlar
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT15 yıldır değişmeyen zihniyet, karartılan meclis 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları









































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
14.04.2025
3.03.2025
28.02.2025
20.02.2025
13.02.2025
28.11.2024
12.11.2024
24.10.2024
27.08.2024
20.04.2024