Mehmet KIRARSLAN
Üç yıl boyunca Elmadağ’ın, coğrafi olarak da gelir dağılımı açısından da “aşağı” sokaklarında oturdum. Cihangir’deki işyerime bu üç yıl boyunca yürüyerek gidip geldim. Bazen günde ikişer kez. Gezi parkı yolumun üzerinde değil ama kenarındaydı. Elmadağtarafından geldiğimde solda ilk işyerlerine gelinceye kadar parkın girişini, yeşillik alanı, ağaçları görmek olanaklıydı. Yanında akıp giden yol çok yoğun bir yol olmuştur hep. Her türden kent insanı, yol üzerinde sürekli koşuşturuyor haldedir. Bu yoğunlukla kıyaslayınca Gezi Parkı’nın bu tarafından girişinde yürüyenleri neredeyse parmakla sayılacak kadar az görmüşümdür, çoğu zaman da kimse olmazdı. Çimenlerin üzerinde kent yoksulları oturur, yatar, eyleşirlerdi. Bazen ben yolumu değiştirip Gezi Parkı içinden geçtiğimde de durum farklı olmazdı. Hemen yanıbaşımızda cadde üzerinde akan insan tipolojisiyle buradaki insan tipolojisi; Beyoğlu sokakları ile Tarlabaşının Aksaray yönüne vurduğumuzda kaldırımda gördüklerimiz kadar farklıydı. Tarlabaşı’ndakine daha yakın ama sanki ondan daha varoşlara aitti. Meydana doğru banklarda boylu boyunca uzanmış, bazen ayakkabısını çıkarmışinsanlar görmek her zaman olanaklıydı. Belli ki bir işleri yok ve belli ki geceyi rahat uyumamışlar ve belli ki de bu kentte yeterince tutunamamışlardı. Kadınlar oldukça azınlıkta, banklarda elleri dizinde erkek arkadaşlarıyla konuşan mahçup görüntülü başörtülü bir-iki kız haricinde modern kentli görüntüsü taşıyan kadınları anca hızlı hızlı yürürken belki nadiren görmek olanaklıydı. Gezi’nin içindeki küçük -küçücük- çocuk parkında biraz kadın olurdu. Yaz ayında uzun pardesülü ve başı yazmalı kadınları küçük çocuklarını salıncakta sallarken ya da üstleri başları dökülen ama çocuk neşeleri ve enerjileriyle koşturan yaramazları bankta oturup bekleyen kadınlar... Bazı geceler evden Gümüşsuyu’na giderken ya da dönerken kestirme diye parkın içine girmişliklerim olurdu. Geceleri de boşolurdu gezi parkı. Tam boşsayılmazdı aslında; meydana yakın, meydan ışıklarını alan yerlerin bir-kaç müdavimi olurdu. Sanki günden geceye oradan hiç kalkmamışlar gibi. Bir de daha içlerde Gezi’nin orta yerlerinde iki-üç kişilik küçük kümeleşmeler. Ne yapıyorlar diye yakından bakmaya çağırmazlardı yoldan geçenleri. Ürkütücüydü duruşları. Bu sıralarda eminim ki hemen yanıbaşımızdaki Taksim binlerce, onbinlerce belki bazen daha da fazla insanı ağırlıyordu...
Yanılmışım... Gezi Parkı’nın çok seveni varmış. Gitmeselerde, görmeseler de Gezi Parkı’na ve ağaçlarına ilgiliymişler. Günün birinde Taksim’den, Beyoğlu’ndan, Cihangir’den, üniversite ve liselerden Gezi Parkı’na akacakları günleri bekliyorlarmış. Şöyle küçük bir olasılığı da atlamışdeğilim, ne yalan söyleyeyim: Belki yakınından, içinden geçmediğim son bir yıldır benim anlayamadığım bir şekilde Gezi Parkı hemen yanı başındaki kalabalıkları içine çekmeyi başarmıştır. Malum, Türkiye çok hızlı ilerliyor...
İşte ben bu ilerlemeye pek ayak uyduramıyorum sanırım. Yine ne yalan söyleyeyim, öyle olmalı ki arkadaşsayım (tamam biraz ilginç bir tanım oldu ama derdimi anlayın artık) giderek azalıyor. Popüleri yakalamakta zorlanıyorum. Bu yüzden olsa gerek ki “Emek Sineması Direnişi”ni de anlayamamıştım önceleri. Son işletmecisi bayanın, Emek’çi göstericiler için kullandığı, bu kadar ilgiyi, sinemaya gösterselerdi iflas etmişolmazdık türü yakınmaları bana daha anlaşılır gelmişti.
Aslında, azalmakta olan çevreme son bir yıldır, bütün yaşamım boyunca gördüğüm en yalancı insan ilişkilerine tanık oluyorum dememişolsaydım, bunun niye böyle olduğu üzerine düşünmemişolsaydım gerçekten her şey anlaşılmaz derecede karışık olurdu benim için. Şimdi o kadar değil... Paniğe kapılmıyorum.
Çevremizdeki insanları, onların sosyal-siyasal-kültürel ilişkilenişlerini hep merak etmiş, üzerinde hep kafa yormuşumdur aslında. Doğal çevremde iyiye gitmeyen şeyleri görmüşlüğüm yeni değil. Üçüncü kuşak kentli, laik, solcu (tamam hepsi bu değil ama başka nasıl anlatabilirim?) olarak sürekli cepten yediğimizi, bizi üstün tutan moral değerlerin bir yüzyıl geride kaldığını, yerine yeni ve iyi bir şey koyamadığımızı düşünürdüm. Tam bu minval düşüncelerle uğraşırken geçen yaz arkadaşlarımın yanına Datça Palamutbükü’ne gittiğimde tanık olduğum bir görüntü beni daha derine indirdi (umarım boğulmam). Yaz gecesi, kıyıya sıfır hatta sıfırın altı-içi gündüz çay bahçesi gece canlı müzikli lokantada oturmuşdemleniyorduk. Bizimkiler saz heyetinde. Yemek ve şarap karşılığı müzik yapıyorlar. Gündüz ağırlıkla Sözcü nadiren Birgün okunan masalar hınca hınç dolu. Bir neşe bir neşe... Hemen karşımda çokça neşeli bir abi var, 55-60 yaşlarında, iştahı yerinde, rakıları kütür kütür götürüyor, ağzı boşaldığında yüksek sesle şarkılara-türkülere eşlik ediyor. Abi müzik aralarında istekte bulunuyor ama herkes istekte bulunduğu için ne dediğini anlayamıyorum. Çok da merak ediyorum. Taktım bir kere ona. Bir süre sonra olsa gerek, sesini müzisyenlere duyurabileceği bir an buldu. Biz de duyduk: Aç insanlar uyur mu, aha Memmed Emmi...
Evet artık başka bir dünyadaydık. Yoksulun çığlığı Palamutbükü’nün evden devşirilmişküçücük havasız mutfaklarında üç kuruşpara için gündelikçi çalışanlarından yükselmiyor ya da oradan oraya koşturan uykusuz göçmen garson yamaklarından...
Sizin de çok tanık olduğunuz çok sıradan bir şey anlattığımın farkındayım. Belki üzerinde siz de düşündünüz, belki de artık düşünülmeyecek kadar sıradanlaştı bu çelişki. Ben burada, bu küçük örnekte çok şey görüyorum nedense. Abinin bir isyanı var tabi, bu anlaşılıyor. Neşesi yerinde olsa da, alttan bir şey “unutmadım” diyor. Çığlık atan türküde kendini buluyor. Onun haklı çığlığını bir kere daha duymak, duyurmak istiyor... ama kendi artık başka yerlerde... Ben görmedim ama yüzünden ter aka aka oraya buraya koşturan garsona, siparişi zamanında gelmediği için bağırmışda olabilir. Kimbilir belki de onunla empati kurmak istiyor. Kim bilir (!).
Gezi parkı ondan hiç yararlanmayan, oraları kent yoksullarına terk etmişseçkin ve duyarlı eylemcilerce işgal edildi. Sonrasını biliyoruz, aşırı şiddetle “bastırıldı”. Memleketin doğusunda Kürt dağlarında kan akması henüz kesilmişken, herkes biraz geri çekilmiş, hassas, çok temkinli bir toplumsal hava içerisinde yegane eylemlerin Silivri kapılarında ve akil insanlara karşı yapıldığı bir sırada (demokrasi manzarası) meğerse ne çok duyarlı ve özgürlükçü toplumsal dinamiklerimiz varmış. Kusur bende, tam iyi izleyememişim. Anlayamadım önce, bir tertip sandım. Neşeli abimize gösterdiğim ilgiyi bu kesimden esirgemişim. Herkesten özür dilemem gerekir. Nedense o neşeli abimi ve onun daha gençlerini görür gibi oldum birden, kusura bakmayın. Biraz kafalar karışık, zaman gidip geliyor ondaki gibi. Çevre duyarlılığı ve sonrasındaki insan hakkı ihlalleriyle başlayan bir “haklılık” unutulmayan ama bir türlü yerli yerinde ortaya çıkmayan bir öfke seline döndü. Böyle bir haklılığı yakın zamanlarda yakalayamamıştık. Allah’ın sopası yok ki, yakaladık işte. Son damlasına kadar, bitirene kadar kullanmak hakkımız. “Sen hâla anlayamadın mı, haydi gel”. Fakat ben anlayamadım. Çokça çaba gösteriyorum aslında. Şunu anladım, birikmişbir öfke var. Özellikle Başbakana karşı birikmiş, biriktirilmişbir öfke var, bu anlaşılıyor. Sorun şu ki öfke tarif edilemiyor. Çevre duyarlılığı ile başlayan ve sonrasında orantısız şiddete tepki ile devam eden eylemler 17 gün boyunca ülkeyi esir alan tersi tarden ”orantısız” bir tepkiye dönüştü. Süreç devam ediyor. Orantısız ve de sahibi yok.... ve de hedefi belli değil. Onbinlerce insanın biriktirdiği öfke bir türlü tarif edilemediğinden bunca zamandan sonra yine çevre duyarlılığı tepkisine geri çekildi. Pazarlıklar, istekler bunun üzerinden yürüyor. Çevre duyarlılığı ise yaşadıklarımızı hiç anlatmıyor. Bana anlatmıyor ama Batı dünyası onları anlıyor... Ne gam.
Bu kadar kaotik gelişmeye sert kutuplaşmalara, çatışmalara Taksim Gezi Parkı neden oluyor. Çevreciler o kadar ısrarcılar ki “çevre”yi görüyorlar içindeki insanı görmüyorlar... Ne Kürt sorunu var ne anayasa... Daha da inat ederseniz yakarız diyorlar.
Ben okuduklarımdan, yaşadıklarımdan büyük kitle hareketlerinin ya da kitlesel duruşların kitlenin analiziyle ele alınmasının yaşadıklarımızı anlamlandırmak için olmazsa olmaz olacağını düşünenlerdenim. Yani sınıfsal olarak. Kabaca bir bakışla burada çevreden merkeze doğru değil, merkezden çevreye doğru bir hareket görüyorum. Merkezde olanların desteklediği ve merkezde olmayıp ama kendini merkezle özdeşleşmişonun sıkı tedrisatından geçmiştoplumsal kesimlerin hareketi bu. Bu yüzden fazlaca bencil. Toplamı hesap etmektense kendini ifade etmeyi seviyor. Çay bahçesinde yanımda tavla oynayan üniversite öğrencisi gencin gelen telefona verdiği yanıt çok şeyi özetliyor: “Ya, gündüz hareket olmuyor, canım sıkılıyor, gece gideceğim, daha hareketli”. İçinde sayısını bilemediğimiz kadar örgüt, parti, dernek, STK olsa da totalde apolitik bir hareket. Çünkü politik tavrı belirsiz. Politik tedrisatlardan geçmişolanlar öğrendiklerinin hiç bir işe yaramadığını, çaresiz kaldıklarını görüyorlar ama bu “tarihi” eylemden kopmak onlara iflas bayrağı çekmek gibi geliyor. Peki herkesin farklı haklılıkları olsa da merkezden çevreye bir tepki eylemi olsa da, aslen çevrenin durdurulamaz ilerleyişine yani bir bakıma ayrıcalıklarının ellerinden gitmesine tepki gösteriyor olsalar da gösteri yapma hakları yok mu? Var derim. En doğal hakları derim. Tek kusurları, “çevre”nin buna ne tepki göstereceğini hesap edemiyor oluşları demeyi de eksik etmem. Bu kadar apolitik olmalarını yaşadığımız büyük toplumsal olaylara duyarsız olmalarını, kendi karşıtlarını yaratıyor olduklarının farkında olmayışlarını gelecekleri ve ne yazık ki hepimizin geleceği için tehlike görürüm.
Geziye sermaye çevrelerinin, merkez medyanın uluslar arası medyanın ve bunların etkilediği kamuoyu desteğinin etkisi geçicidir. Sermaye çevreleri ve merkez medya hemen çarkedebilir. Nihayetinde destekleri ateşe odun atma şeklindedir. Uluslar arası çevrelerin etkisi ise bir süre sonra buralarda “dinime küfreden müslüman olsa” etkisi yaratacaktır. Bu etki de aslına bakarsanız iyi bir etki değildir.
Gezi Parkı’ndan öteye geçememişbir doğal konsensusla yürütülen bu mücadele sahici ve daha büyük mücadeleler arasında kaynayıp gidecek, bundan eminim. Tek korkum, dağılırken kötü bir anılar toplamı olarak, yavaşça da olsa ilerlemekte olduğumuz toplumsal barışmalara zarar verecek birikimler bırakması.
Ne yazık ki buradan çıkışı yukarıda anlattığım nedenlerle park eylemcilerinin gerçekleştirebilmesi olanaklı değil. Yine ne yazık ki park eylemcileri kendi selametleri için bile karşısında durdukları örgütlü iradeye (ne kadar örgütlüyse) muhtaçlar. Karşısındakiler, bu serseri mayın hareketini bu öfke kaosunu politik alana çekmeyi başarmak zorundalar. En büyük tehlike onu bastırmaya çalışarak aslında daha anlamsız bir büyümeye neden olmaları olur. Onun politik temsilcilerinin oluşmasına izin vermek gerek. Bu olanaklı olursa yaşayan gerçekler üzerinden konuşabilir, politika yapabiliriz.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları





































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
21.02.2014
30.12.2013
14.11.2013
27.06.2013
15.06.2013