Mehmet YILDIZ
Çok değişik tartışmalara, polemiklere konu olan ve hakkında çok farklı tanımlamalar yapılan A. Öcalan aniden tüm toplumsal, siyasal ilginin odağı haline geldi. Türkiye’de bugün siyasi açıdan iki numaralı aktör sayılır.
Birinci aktör elbette Başbakan Erdoğan’dır. Başbakan’ın inisiyatifi olmasaydı sokağa düşmüş barış kavramı bu denli bir umut yaratmazdı. Hatta Öcalan tek yanlı bir biçimde “Devlet yetkilileriyle görüşme yapmaya bile gerek duymadan savaşı bitiriyorum, PKK’yı tasfiye ediyorum” şeklindeki bir açıklama yapsaydı yine bu denli ciddiye alınmazdı. Barış sürecinin baş örgütleyicisi AKP Hükümeti olduğu için konuşula konuşula cılkı çıkarılmış “barış” kavramı toplumda bu denli bir heyecan yaratıyor.
Heyecanlanmamak mümkün değil; son barış görüşmelerinden sonra ne “PKK mensubu teröristler etkisiz hale getirildi” ne de “askerler şehit düştü”. Bu insanlık dışı, mide bulandırıcı, ırkçı dili bir tarafa bırakın, silahlı çatışmalar nedeniyle 19-20 yaşlarındaki çocuklar ölmüyor. Önemli olan da bu. Bundan daha önemli ve reel bir gelişme olamaz. Çocukların silahlı bir çatışmada ölmeleri durduruldu. Bir an kendinizi çatışma bölgesinde askerlik yapan askerlerin ve “dağdakiler”in anne babaları yerine koyunuz. Bu durumun sürmesi için elinizden gelen her şeyi yaparsınız.
Sahi 30-40 yıldır çocuklar neden öldürülüyordu? Sadece çocuklar öldürülmüyordu, AKP Hükümeti’nden önce zindan vardı, silahsız sivillerin üzerine topluca ateş açmak vardı, işkence vardı, tecavüz vardı, Jitem vardı, korucu terörü vardı, köyler yakılıyordu, köyler yıkılıyordu, köyler boşaltılıyordu...
Türkiye’de binlerce uzmanı olan bu konuları tartışmakta çok geç kaldık. Bu saatten sonra magazin dünyasından transfer edilmiş uzmanlara, hatta onların sarışın alt kategorisinden şahıslara bile rakip olamazsınız. Onun için bu mevzuları tartışmayacağız.
Dil, kültür, etnik kimlik vb. yüzünden birbirlerini öldüren insanları kimse dünyanın en vicdanlı ve en akıllı insanları saymıyor. İdi Amin ekolünden insanların yapabilecekleri şeyler bunlar. İnsanların dilinden, kültüründen, etnik veya ulusal kimliğinden korkmak çok ilkel bir kimliği, çok barbar bir şahsiyeti, çok manasız bir hayat sürmeyi benimsemek anlamına gelir. Bunu yapan insan öncelikle kendisini aşağılar, kısacık ömrünü heba eder. Alnına yapıştırılmış ve üzerinde “Benim ahlaki ve entelektüel dünyamda bir kalite yoktur, duygu dünyam sefildir, bende duygu, sevgi, aşk, sanat, müzik, felsefe, merak, bilim aramayın. Bendeki rasyonalizm konuşma, bir dil kullanma becerisiyle sınırlıdır” yazılı olan bir bantla gezmeye benzer.
Belli bir yüzdeyle sürekli biçimde, feci bir biçimde (exponential) artan dünya nüfusunun ve sanayi toplumları tüketiminin yerkürenin taşıma kapasitesini çoktan aştığı, artık geriye dönüşün imkansız olduğu, 20-30 yıl zarfında büyük felaketlerin kaçınılmaz olduğu bir aşamada dil, kültür ve etnik kimlik yüzünden birbirlerini öldürüp duran insanlar İdi Amin’den de daha ilkel, daha çirkin, daha akılsızdırlar. İnsanoğlunun dil kullanma yeteneği onun rasyonalizminin kanıtıdır. Kongo gorilleri entelektüel olarak dil kullanan insanoğlundan bir bakımdan geri sayılırlar. Ancak Kongo gorillerinin hemcinsine ve cinsinden olmayanlara gösterdikleri hoşgörü itibariyle günümüzün pek çok “medeni” ulusundan veya halklarından daha ileride oldukları ampirik olarak kanıtlanmıştır.
Asıl konuya dönüyoruz: Abdullah Öcalan kimdir ve onunla barış olur mu? MHP ve ordu çizgisinde olanlara göre bir cani, bir bebek katilidir. PKK/BDP taraftarı Kürtlere göre ise kahraman bir halk önderidir.
Bu iki uç arasında bir dizi tanımlama yapılmaktadır ve bunların her birini bir kelimeyle özetlesek bile özetlemeye yerimiz yetmez. Onun için üçüncü kategorideki tanımlardan biri olarak, bir dönem PKK içinde yer almış ancak Öcalan’ın liderliğine itiraz ettikleri için hareketten kopan kesimin tanımlamasını aktararak konuyu şimdilik geçiyoruz. Bu insanlara göre Öcalan bir MİT ajanıdır. PKK bir devlet projesidir. Öcalan bilhassa Suriye’de iken insanlık dışı binlerce suç işledi.
Bu suçların neler olduğu konusunda daha somut ve ayrıntılı bir bilgi sahibi olmak isteyen okurlara Nasname, Rizgari online ve Kürdistan Aktüel gibi web sayfalarına bakmayı öneririz.
Ortam normalize edilmeden Öcalan’ın siyasi kişiliğinin normal görülmesi kolay kolay hazmedilecek bir şey gibi gözükmüyor. Türk kesimi Öcalan’ı sadece asker ölümleri nedeniyle suçluyor. Oysa Öcalan asıl zulmü Kürtlere ve Dersimlilere yaptı. Sırrı Süreyya Önder o meşhur Adana aksanıyla Urfalı Apo’nun mesajını Diyarbakır’da okuduğunda Tulin Batur, Oya Baydar gibi sosyetik hanımlar bile gözyaşlarına boğulmuş. Hikmeti ilahi işte!
Sonra Aysel Tuğluk kalkıp herkesten özür diledi. “Çocukları 20-30 senedir boş yere öldürdük” dedi. Kaşınak “İmralı’ya gidiyoruz düğüne gider gibi ama güvencesiziz. Kanun istiyoruz” dedi. Hemen hemen bütün gazetelerde eski Aydınlıkçıların büyük katkısıyla Apo 21. yüzyılın en uzak görüşlü, en akıllı, en büyük lideri ilan edildi. Neden? Çünkü devletin yaklaşık otuz yıldır bitiremediği bir savaşı devletten Kürtler için hiçbir şey istemeden bitireceği için.
Savaşın bitmesini yukarıda belirttiğimiz gibi biz de istiyoruz. Hiç “ama” demeden. Şartsız yani. Hak, hukuk, eşitlik, birlikte yaşama, ayrılma savaş yapılmadan konuşulsun.
Siyasi kişiliğini ve geçmişini bir tarafa bırakalım, masadaki bir aktör olarak Öcalan bir “barış ortağı” olabilir mi? Hayır olamaz, çünkü Öcalan ciddi sağlık problemleri olan bir şahıstır. Televizyonlarda yayınlanan mülakatları bu teşhisin ampirik verilerini sunuyor. Öcalan çoğu kez manasız konuşmalar yapıyor. Konuşurken hareketleri insanı şaşkınlığa uğratıyor. Cümleleri gramatik olmadığı gibi, birbirini izlemiyorlar. Konuşurken karşısındaki insanla diyalog kurmuyor, sadece kuruyormuş gibi yapıyor. Karşısındaki insanları saçma sapan konuşmalarını normal bir diyalog olarak kabul etmeye, dolayısıyla kendini bu anlaşılmaz anormal diyaloga “imbed” etmeye zorluyor. Onun için Öcalan’la konuşmaktan gelenler onun saçma sapan konuşmalarını mükemmel konuşmalarmış ve mükemmel bu konuşmaları mükemmel bir biçimde anlamışlar gibi tuhaflıklar sergiliyorlar.
Öcalan kelimeleri sözlük anlamıyla kullanmıyor. Çoğu kez kelimelere kendine göre bir anlam veriyor. Dilbilimcilerin kavramlarını kullanacak olursak kelimeleri lexical anlamıyla kullanmayarak stipulative konuşmalar yapıyor.
Özetle, Apo’nun konuşmalarının ciddiye alınmamasını öneriyoruz. Apo sadece bir barış aracı olacaktır ve AKP Hükümeti bunu akıllı bir “process management” aracılığıyla başaracaktır. Önemli olan çatışmaların son bulması ve PKK’nın silahı bırakmasıdır. PKK silah bıraktıktan ve çatışma, terör ortamı son bulduktan sonra Apo’nun konuşmalarının bilimsel incelenişi pratik bakımdan tümüyle gereksiz hale gelir. Bu aşamada önemli olan Apo’nun konuşmalarının fonksiyonel olduğunu, içeriğinden bağımsız olarak hükümetin amacına hizmet ettiği gerçeğini görmektir. Apo’nun çıkardığı anlamsız sesleri (gibberish) ciddiye alarak manifesto yayınlayanları bir İngiliz komedisindeki karakterlere, Papa Lazarou’nun zoraki eşlerine benzetiyoruz. AKP Hükümetinin Apo ile anlaşarak şeriatı getirmesi veya İkinci bir Çaldıran Savaşı’nı başlatması çok zayıf bir olasılıktır.
Papa Lazarou zorla eş edindiği kadınlardan biriyle birlikte bir hanımefendinin kapısını çalar. Hanımefendi kapıyı hafifçe aralayarak “Buyurun, ne sormak istemiştiniz?” diye sorar.
Papa lazarou: “Merhaba Dave.”
Ev sahibi Hanımefendi: “Kusura bakmayın, burada Dave adında biri yok.”
Papa lazarou (O arada zorla içeri girmiştir): “Karım senin el falına bakmak istiyor.”
Ev sahibi Hanımefendi: “Falıma bakılmasını istemiyorum. Lütfen evimi terk edin!”
Papa lazarou’nun eşi ev sahibi kadını dinlemeden zorla el falına bakar ve kocasına onun dilinde bir şeyler söyler.
Papa lazarou: “Karım senin Dave olmadığını söylüyor.”
Ev sahibi Hanımefendi: “Eee, deminden beri aynı şeyi söylüyorum ya!”
Papa lazarou: “Her neyse Dave. Karım el falına bakmaya devam edecek ancak sen de ona gümüş hediyeler vermelisin. Ben şimdi tuvalete gidiyorum fakat birkaç dakika içinde geri geleceğim, artık ona göre!”
Papa lazarou odadan ayrılır ayrılmaz karısı başındaki örtüyü açarak ev sahibi kadına yalvarır ve kendisine yardım etmesini ister.
Ev sahibi kadın büyük bir şaşkınlık içinde “Nasıl olur? Demin adamla konuştun. Ben seni gerçekten onun eşi sanıyordum” diyor. Talihsiz kadın konuştuğu şeyin bir dil olmadığını, sadece anlamı olmayan bir takım sesler çıkardığını, adamın karısı olmadığını ve esir alındığını, esaret altında böyle davrandığını” söyler. Ve ekler: “Lütfen siz de tıpkı benim gibi davranınız. Onu hiç öfkelendirmeyiniz ve her istediğini yapınız, yoksa size çok kötü şeyler yapar!”
Papa Lazarou tuvaletten dönerek ev sahibi kadını tekrar “Dave” olarak çağırır ve ev sahibi kadın çağrıya çaresizlik içinde bu sefer “evet” diye cevap verir. Sonra da adamın karısının yardımıyla anlamı olmayan bir takım sesler çıkararak, yani Papa lazarou’yla Papa lazarou’nun dilinde konuşmaya çalışarak bir şeyler söyler.
Papa Lazarou sevinç içinde “Elbette bize katılmanı isteriz. Sen benim karımsın artık,” diyor.
Üzülerek görüyoruz ki barış sürecine katkı sağlamak adına çok sayıda insan Papa Lazarou’nun “eşleri” durumuna düşüyor.
AKP Hükümeti Papa Lazarou, pardon Abdullah Öcalan ile anlaşarak PKK-devlet çatışmasına son verebilir. Umudumuz hükümetin bununla yetinmeyerek Cumartesi Anneleri ile de anlaşmasıdır. Cumartesi Anneleri’yle anlaşmadan insan hakları, hukuk devleti, demokrasi, hümanizm, medeniyet gibi hedeflere ulaşmak kategorik olarak olanaksızdır. Türkiye’nin en ileri, en insani, en temiz platformu Cumartesi Anneleri Platformu’dur. Devletin Cumartesi Anneleri’yle anlaştığı ilk gün gerçek özgürlük havasını teneffüs edeceğiz. Cumartesi Anneleri’ni görmezlikten gelen bir devlet ve toplum hümanizm ve medeniyet cephesinde asla yer alamaz.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları

























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.09.2014
26.08.2014
15.08.2014
6.08.2014
15.07.2014
22.06.2014
12.06.2014
9.06.2014
7.06.2014
20.05.2014