Mümtazer TÜRKÖNE
Siyaset, kalabalıklar arasında yalnız kalabilenlerin işidir. Bütün gözler üzerinizde, hem yaptığınız iş icabı dudaklarınıza bir tebessüm yerleştirip maske takmanız gerekir hem de bütün insanlara has mahremiyet ihtiyacınızı o projektörler altında karşılamak zorunda kalırsınız. İlişkilerinizde aşırı dikkat, aşırı titizlik, kendinizle baş başa kaldığınız zaman ruh dünyanızda ağır bir yüke dönüşür. Çoğu siyasetçi error vermeye başlar; yakın çevresi düzeltmeye girişir.
Siyasî partiler de öyle.
Siyasî rekabet, babanın evladını tanımadığı mahşer gününe benzetilir. Siyasî parti ve edindiğiniz siyasî kimlik size sınır çizer, mensup olanları içerirken diğerlerini rakip olarak dışarda bırakır.
Bu yüzden bütün siyasî partiler aslında yalnızdır.
Ruşen Çakır’ın Edgar Şar ile yaptığı “CHP’nin yalnızlığı” başlıklı söyleşi üzerine söylüyorum bunları. Başka bir açıdan bakınca AK Parti’nin iktidarın ve siyasî yelpazenin zirvesindeki yalnızlığı daha çarpıcı görünmüyor mu?
Yine de karşılaştırmak lâzım. Hangisi daha yalnız: CHP mi, AK Parti mi?
Savaşın iki tarafı
Artık resmen ilan edilen ve bütün şiddeti ile devam eden iktidar savaşı, iki tarafı da yalnızlaştırıyor.
MHP lideri, Cumhur İttifakı’na bağlılığını o kadar sık tekrarlıyor ki, asıl vurgunun bir koltuk değneği olmadığını veya AK Parti’nin tamamlayıcı bir unsuru olarak görev yapmadıklarını hatırlatmak olduğunu anlamış oluyorsunuz. MHP ittifak ortağı olsa da sadece ayrı bir hükmi şahsiyete değil, aynı zamanda ayrı bir siyasî kişiliğe ve ideolojiye malik. Bahçeli edebî benzetmeleri ve sıklıkla kullandığı secî sanatı ile bu ayrımı çok kuvvetli şekilde vurguluyor.
AK Parti’de fazladan iktidar olmanın getirdiği tercih edilmiş bir yalnızlık da var. İktidar çemberinin içinde yer alanlar devlet imkânlarını ve ayrıcalıklı statüyü kimseyle paylaşmak istemiyor. Ekonomik krizle beraber pasta küçüldüğü için içe kapanma refleksi daha güçlü seyrediyor.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, AK Parti içinde birbirinden bağımsız yalnızlık adaları oluşturdu. Parti teşkilatı, milletvekilleri, bürokrasi, yerel yöneticiler ayrı ayrı kendi yalıtılmış dünyalarında yaşıyorlar ve aralarında asgari düzeyde bir siyasi partide olması gereken iletişim ağını kuramıyorlar.
Evet, CHP de yalnız; ama AK Parti’ninki gibi kaybetme korkusuyla çevrili, tüketici bir yalnızlık değil, onunki. İçinde zengin potansiyel ve fırsatlar barındıran kıymetli bir yalnızlık. Haklılık-haksızlık faslında ibre CHP’den yana olduğu için, CHP’nin yalnızlığının vakur bir tarafı da var.
Diğer partiler?
CHP’nin önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçimini kazanabilmek için, Altılı Masa’nın eski ortaklarının desteğine, hatta bir seçim işbirliğine hiç ihtiyacı yok. İktidarın CHP’yi tasfiye operasyonları, muhalefetin diğer kanatlarında ikili bir sonuç doğurdu. İlk olarak siyaset gerildi, AK Parti-CHP kutupları arasına yerleşti. İkincisi, muhalefet Erdoğan karşıtlığı üzerinden bir eksen oluşturduğu için, bu kanal CHP’yi güçlü, hatta muhteşem bir yalnızlığa itti.
CHP, ideolojik kimliğinden dolayı değil güçlü bir rakip olduğu için hedef tahtasında. CHP’nin gölgesinde diğer partiler de şeytanlaştırılmış durumdalar. Ancak hepsinin varlığı, CHP’nin saldırıları savuşturup ayakta kalmasına bağlı. CHP kalesi devrilirse, DEM’i apayrı bir yere yerleştirirsek Yeniden Refah, Gelecek, DEVA, İYİ Parti, Zafer Partisi gibi partilerin içinde yer aldığı diğer havuzda oksijen kalmayacak. Hatta CHP’nin potansiyel iktidar adayı olarak yer almadığı bir siyasî yelpazede MHP’nin bile hükmünü yürüteceği bir alan olmayacak.
Fatih Erbakan hafta sonu genel kongrelerinde, “İktidara ayrı, muhalefete ayrı hukuk olmaz” dedi. DEM’den Tülay Hatimoğulları CHP’yi adres göstererek “muhalefete olan baskılara artık son verin” uyarısını yeniden dile getirdi. Meşhur iddianame karşısında İYİ Parti’nin duruşu da farklı değil. MHP bile, sürecin hızlandırılmasını ve hukuka uyulmasını şart koşarken sistematik olarak yargılama faaliyetinin bir siyasî şova dönüşmesine itiraz etmişti. Hiçbiri, “bu ne yolsuzluk?” diye CHP’nin üzerine gitmiyor. Hep birlikte, AK Parti’ye isnat edilen ama soruşturulamayan büyük yolsuzluk dosyaları hatırlatılıyor.
Savaşın her türü müttefikleri çoğaltarak, rakipleri azaltarak yapılır. İktidarda böyle bir çaba yok. İhtiyacı olmadığından mı? Sanmıyorum. Gücün zaafa dönüştüğü bir noktadayız. Sandığa gerek yok, halk desteği görünür şekilde azalırsa iktidarlar hükmedemez. İktidarın seferber ettiği güç devletin egemenlik yetkileri, siyasî güç değil. Onlar bu ayırımı yapamıyor.
Propaganda savaşı
23 yıldır, her defasında iktidar açısından işe yaradığı düşünülen algı seferberliği devrede. Bu teknik, gerçeğin hiçbir öneminin olmadığı, önemli olanın algı olduğu varsayımına dayanır. Gündemdeki iddianame bu tekniğe göre sahaya sürülüyor. İşin yargı cephesi bambaşka bir alan, algılar dünyasında defterler alışılagelmiş şekilde karıştırılıyor.
İki gündür iktidar medyası 3.742 sayfalık iddianameden parçalar doğrayarak, algı servisine girişti. Argümanların merkezî bir planlama ve koordinasyonla hazırlanıp, hap haline getirilip mutemet ellere teslim edildiği acayip derecede çarpıcı senkronizasyondan belli. Aşamadıkları güçlü bir çelişki var. İddianame CHP’yi yorup takatsiz bırakmak için bu kadar karmaşık ve hacimli. Aynı sebepten bu metnin etkileyici propaganda argümanlarına dönüştürülmesi çok çetrefilli iş. İddianame göz korkutmak için iddialı, ama halka anlatılmak üzere çok zor bir metin. Öte yandan AK Parti mutfağı çok fazla çaptan düşmüş. İktidar medyasının algı yaratma becerisi bütünüyle tükendi. Kimse bu propagandalara zaman ayırmıyor. Üstelik bir körleşme söz konusu. CHP’nin iktidara gelmek için giriştiği siyasî faaliyetlerin suç oluşturduğuna “bu ne cüret” faslından gerçekten inanmışlar; ama halkı inandıramazlar. İzlediğim çok konuklu propaganda-algı programlarında eş zamanlı tekrarlanan “gizlilik suçu” bu duruma basit bir örnek. Gizlilik neden suç? Maksada bakmak lâzım. Bu argümanı kullananlar, iddialı bir siyasî faaliyet içinde olan kişilerin asgari düzeyde mahremiyete uygun davranması davul zurna ile “gizlilik suçu” diye suç olarak ilan ediyorlar.
Altını çizerek vurgulamalıyım. İktidar medyası, iddianame üzerine inşa edilmiş bir algı-propaganda faaliyetini tek merkezden koordineli bir şekilde yürütüyor. Bu faaliyet tek başına, iktidarın bu yolla CHP’yi oyundan düşüreceğine inandığını gösteriyor. Aslında arka planda, daha işin başında belirlenen ve takip edilen stratejiyi faş ediyor. Yanlış bir hesap. Ekonomideki krizi aşan çürüme alametleri, bu tür bir negatif propaganda ile iktidarın kendini toparlayamayacağını göstermek için yeterli. CHP’yi tasfiye hamleleri, CHP’yi belki umulduğu gibi yıpratabilir; ancak verilen zayiat AK Parti’ye hiçbir şey kazandırmıyor. Rekabet partiler arasında değil kişiler arasında yürüyor. Erdoğan karşıtlığı üzerinden kurulan denge CHP’li isimlere yarıyor. İşte bu yüzden, AK Parti’nin hayat-memat meselesi olarak sarıldığı CHP’yi tasfiye operasyonları tam tersi sonuç verebilir.
Cansu Çamlıbel’in T24’te Necati Özkan’la yaptığı röportaj, sapla saman zaman içinde ayrıştıktan sonra varacağımız yerin işaretlerini taşıdığı için çok yol gösterici. Necati Özkan çok yönlü düşünebilen, mesleğinde mahir bir iletişimci. Aşırı profesyonel bir pencereden bir siyasal iletişimci olarak farklı bir bakış açısı var. İddianamenin vücut bulduğu dünya ile kendi dünyaları arasındaki dağları, denizleri ve uzak mesafeleri samimi bir dille çok iyi anlatmış. Yine de naive bir tarafı var. İddianamenin üzerine bir yargılama inşa edilebileceğini ve orada gerçeklerin ortaya çıkacağını sanıyor.
Sonuca bakalım. Kim daha yalnız?
Cevabı bugüne değil, yarının dünyasına göre vermeyi deneyin.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları





























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
16.01.2026
13.01.2026
9.01.2026
31.12.2025
30.12.2025
28.12.2025
24.12.2025
23.12.2025
21.12.2025
21.12.2025