Oya BAYDAR
Hayır... Dün T24’ün haberleri arasında yer alan “Dersimliler devletten özür dilesin” kapağı ile yayımlanan, “Dersimliler üzülmesin, onlar da dedelerinin yanına gidecek” mealindeki yazıyla Dersim tartışmalarına katkı sunan(!) o karanlık yayın değil benim derdim. Birkaç hafta önceki sayısının kapağında, cesetlerine ip bağlanarak sürüklenmiş iki Kürt gerillayı, kapısında “Vatan Bütündür, Bölünmez” yazılı binanın önündeki Atatürk büstünün altında yerde yatarken gösteren korkunç fotoğrafı “İşte Özlenen Fotoğraf” başlığıyla kapak yapan Türk Solu’ndan söz etmeyeceğim. Atatürk, Deniz Gezmiş ve Che Guevara üçlüsünden 344 sayıdır vazgeçmeyen, kendini sol geleneğe bağlayan; Atatürkçü, solcu, devrimci geçinen; arkasında kimler vardır, neyin aracıdır, her satırı nefret suçuyla doluyken kimler tarafından korunur, desteklenir, en azından bencileyin dışardan kişilerce bilinmeyen Türk Solu, beni Türkiye solunun hal-i pür melali açısından ilgilendiriyor.
Derginin gedikli yazar kadrosu arasında çoğu bir zamanlar Cumhuriyet gazetesi yazarı ve ulusalcı kesimin idolleri olan anlı şanlı Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden, Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş, bir zamanların solcu tarihçisi Türkkaya Ataöv’ün yanında (bu adları derginin sürekli yazar kadrosunda yer aldıkları, ya da uzunca süre yer almış oldukları için zikrediyorum) tanınmış sanatçılar, yazarlar, siyasetçiler var. Adlarını dergiden bağımsız olarak saysam, yanlış ama yaygın sol kamuoyu algısıyla CHP tabanının ve hatta tavanının kayda değer bölümünün, laik Kemalist kesimlerin, Ergenekon’dan, Balyoz’dan yargılanan emekli generallerin, Atatürkçü Düşünce Dernekleri çevrelerinin, bir zamanların Cumhuriyet mitingleri kotarıcılarının (katılımcıları demiyorum) kendilerine yakın buldukları, teşriki mesai yaptıkları; sorulsa, Atatürkçü, solcu, devrimci diye niteleyecekleri, öyle olduklarına da inandıkları adlar. Onlar Atatürk’ten başka lider, cumhuriyetten başka devrim tanımayan, asılmasında payları olan Deniz Gezmiş’e, Che’ye hayran, kendilerini bu kahramanlarla özdeşleştiren kişiler. Ve işte özledikleri tablo, amaçladıkları Türkiye, savundukları görüşlerin özeti, yukarda alıntıladığım iki dergi kapağında gizli. Onları kendi yazıları bağlar, dergi kapağı değil, diye itiraz edebilirsiniz. Ancak hem yazdıkları yazılar bu suç kokan kapakların biraz daha kibarcası ve akıllıcası, hem de durumları lağım çukuruna düşen kişinin kurtulmayı çalışmak yerine, pisliğe alışıp orada yüzmeye başlamasına benziyor.
Bir süredir. Türk Sosyalizminin Eleştirisi başlıklı bir derleme için istenen yazıyı yazmaya çabalıyorum. Konuya, klişe değerlendirmelerle yetinmeyip, tarihimize ve kaynaklara dönüp sübjektif yargılardan ve duygusallıktan arınmaya çalışarak yaklaşmayı deneyince, kendi içinizde de pek çok tabuyu kırmanız gerekiyor. Eğer benim gibi soldan/sosyalizmden geliyorsanız ve insanlığın hâlâ Marksizmin ve sosyalizmin özünde varolan eşitlikçi, adil, barışçı bir dünya tasavvurundan daha ileri bir tasavvur geliştiremediğini¸ kapitalizm aşılmadıkça bu sistemin Marksçı eleştirisinin özünü koruyacağını düşünüyorsanız, solu sorgulamak ve sosyalizmle yüzleşmek kendi kimliğinizle de yüzleşmek oluyor. Ayrıca, sola ve sosyalizme karşı, bu kavramları itibarsızlaştıran “sol” adına bir özür borcunuz olduğunu hissediyorsunuz.
Şu günlerde Türkiye’de sol ve sosyalizm konusunda giderek yaygınlaşan tartışmalar, tartışmaların gazete sütunlarına, televizyon ekranlarına taşınması rastlantı değil. Demokratikleşme, Kürt sorununun çözümü, tarihimizle yüzleşme, dış siyasal ilişkiler, bölge siyaseti, daha iyi bir dünya arayışları, en önemlisi de mevcut iktidara alternatif olabilecek, en azından toplumda yankı bulup güçlü bir muhalefet oluşturabilecek bir hareketin yaratılması gibi hayati sorunlar, bir yanıyla Türkiye solunun bugünkü trajik durumuyla bire bir ilişkili.
Eşyayı Adıyla Anmak
Şu günlerde solcu sanılan, daha doğrusu kendilerine solcu, hatta sosyalist diyen kimi kişi ve cevrelerin eylem ve söylemlerine bakınca, İdris Küçükömer’in 1970’lerdeki “Türkiye’de bugün sol sağdır, sağ da soldur” değerlendirmesi önem kazanıyor. Gerçekten de hepsi aynı potaya konup sol olarak nitelenen örgütlerin, çevrelerin, zihniyetlerin bir bölümü (yukarda Türk Solu adlı yayın ve onun yazarları örneğinde, CHP’nin zavallı durumunda, solculuğu, sosyalistliği, devrimciliği hatta komünistliği lafta kimselere bırakmayan marjinal çevre ve partilerin düşünce ve eylemlerinde görüldüğü gibi) solumuza soğan sağımıza sarımsak asmamızı gerektirecek kadar solun değerlerinden uzak. Lafı gevelemeden söyleyecek olursam: etnik ve/veya siyasal ulusalcı (milliyetçi), devletçi, seçkinci, vesayetçi, izolasyonist (kendi içine kapanmacı), tek tipçi (asimilasyonist) bir zihniyetin 21. yüzyıl Türkiyesi’nde sol sayılması; sol genelde devrimcilikle özdeşleştirildiği için de kendini devrimci sayması durumuyla karşı karşıyayız.
Sol denince: eşitlikçi, insanların refahını gözeten, emek-sermaye çelişkisinde emekten yana taraf olan, muktedirlerin baskı ve zulmüne karşı ezilenlerin haklarını ve özgürlüklerini savunan, böyle olduğu için de kurulu düzeni değiştirmeyi hedefleyen düşünce ve pratikler anlaşılır. Evrimci sosyal demokrasiden sosyalist sola, halkçı-popülist soldan Marksizme, özgürlükçü soldan proletarya diktatörlüğüne, Leninist uygulamaya, silahlı mücadeleden darbeciliğe kadar, kavramın içini çeşitli model ve yöntemlerle doldurabilirsiniz. Hangi sol? sorusu tam da bu yüzden anlamlının da ötesinde, zorunludur. Ancak ne yaparsanız yapın sol torbasına sokamayacağınız iki şey vardır: 1-Değişimin önünde durmak; statükonun, düzenin korunması ve savunulması; 2- ırk, din, dil, kültür farklılıklarını yok etmek için halklara karşı zor kullanmak.
Tarih boyunca devrim ve sol adına işlenen suçlara, devrimci (!) amaçlarla insanları telef eden ve özgürlükleri kısıtlayan böylece solun ilkelerini inkârla kendi sonlarını da hazırlayan uygulamalara rağmen, solun teorik özü değişmemiştir.
Bizim Solun Kaderi
Peki Türkiye’de, solun, hele de sosyalist solun olmazsa olmazlarının reddiyesi bir düşünce ve ruh hali nasıl sol sayılmakta, kendini sol olarak adlandırmaktadır? Bu sorunun cevabını Türk ulus-devletinin kuruluş sürecinde aramamız gerekiyor diye düşünüyorum.
Ne İttihatçılar ne de Mustafa Kemal ve Cumhuriyet’in kurucu kadroları kendilerini solcu olarak tanımladılar. Dahası, 1920’lerde 30’larda sosyalistler-komünistler üzerindeki ağır baskılarla solu, sosyalistleri sindirdiler, yasadışına ittiler. Sol urbası, Kemalizme ve devlet partisi CHP’ye daha sonra giydirildi. Çünkü Türkiye solunun ana damarı sayabileceğimiz akımlar, sosyalist solun ağırlıklı kesimleri de dahil, gerek o zamanlar gerekse sonraları, Kemalizm olarak adlandırılabilecek Türk modernleşmesi projesinin ana fikir ve doğrultusunu paylaşıyorlardı. İttihat ve Terakki çizgisinden gelip Cumhuriyet’in kuruluşuna varan süreç (sünni) Türk ulus-devletinin Batı modernleşme projesi doğrultusunda inşaıydı. Ulus-devlet kuruluşunun motoru olan ulusal burjuvazinin ve dayanağı olan milletin yeterince gelişmediği bir tarihsel ortamda, onların görevlerini Cumhuriyet devriminin asker-sivil seçkinleri, bürokratik oligarşi yüklendi. Kendini devletin sahibi ve gelişmemiş halkın vasisi saydı. Bu geç kalmış modernleşme projesinin ayrılmaz parçası olan ekonomik kalkınmacılık devletçilikle sağlanmaya çalışılırken o dönemlerde Türkiye’nin yanıbaşındaki Sovyetler Birliği’nde uygulanmakta olan Leninist modernleşme projesinden de ilham alıyordu. 60’lar sonrasında sosyalist sol bile Marksizmi büyük insanlık ve gelecek tasavvuruyla, yeni bir dünya yaratma hayaliyle değil, 1917 devrimi ve Leninizm imbiğinden geçmiş bir kalkınma modeli olarak kavrayıp benimsedi.
Öte yandan ulus-devletin gücünün ve güvenliğinin kaya gibi mütecanis bir milletle sağlanabileceği fikriyle Anadolu toprakları üzerinde yaşayan farklı etnik grupların, halkların, dillerin, inançların sünni Türk potasında eritilmesi, erimeye direndiklerinde de ezilip yok edilmeleri yoluna gidildi. Modern (çağdaş,Batılı) ulus-devlet projesi, “cahil, ilkel, hurafelerin elinde oyuncak yerli halkı” çağdaşlaştırmayı, medenileştirerek (!) projeye katmayı hedefliyordu. Son günlerde çok tartıştığımız Dersim olayının özü özeti budur aslında.
Kökleri ulusal bağımsızlıkçı Kurtuluş Savaşı’na ve Cumhuriyet’in kuruluş dönemine uzanan, zihniyet dünyası o dönemin izlerini taşıyan, ulus-devlet kuruluşunun ideolojisi kadar pratiklerini de tevarüs eden Türkiye solunun ana damarı kuruluştaki modele uygun olarak ulusalcı, devletçi, vesayetçi, tepeden inmeci, otoriter, Batıcı modernist, kalkınmacı oldu. 1960’lar sonrasında gelişen sosyalist düşünce ve siyasetlerin bir bölümü bu çizgiden bağımsızlaşmaya, toplumdaki değişimi görerek kurucu ideolojiyi aşmaya çabaladılarsa da, ana akım olamadılar. Ulusalcılığın ve devletçiliğin sol sanılması, geleneksel bürokratik elitin vesayetinin kimi zaman gerekli sayılması, halkın uygarlaştırılacak, aydınlatılacak bilinçsiz kitle olarak kavranması ulusalcı devletçi solun kuruluş ideolojisinden tevarüs ettiği değerler olarak kaldı. Kitlelerin gözünde ceberrut devletin ve modernitenin taşıyıcısı olarak görülen böyle bir sol, yaş haddinden olmasa bile tarihî miadını doldurup malulen emekli oldu.
AKP’ye alternatifsizlikten şikayet edilirken, Dersim katliamının hesabını sormak AKP’ye kalmış ya da bırakılmışken, yıllardır sürüp giden bir savaşta onbinlerce insanımızı kaybetmişken ve daha çok kan akacağa benzerken, demokratik, özgürlükçü gelişme umutları giderek gerilerken, neoliberal-İslamcı muhafazakâr AKP dipten gelen değişim dalgalarını ve dünyadaki değişimi bizim geleneksel soldan çok daha iyi kavrayıp kendi iktidar ve çıkarları uğruna biçimlendirirken, kör dövüşü yerine bütün bunlar üzerinde düşünmemiz, tarihi günahlarımızla hesaplaşıp, yüzyıllık papağan ezberlerimizi aşıp 21. yüzyılın insani, vicdani, özgürlükçü solunu hayal ve inşa etmemiz gerekmiyor mu?
Türk Solu dergisine yazar ve abone olma seçeneği de var tabii...
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları



































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
24.05.2024
14.05.2024
3.05.2024
3.05.2024
22.04.2024
16.04.2024
3.04.2024
29.03.2024
22.03.2024
7.03.2024