Yıldıray OĞUR
1 Nisan 1939’da üç yıl süren İspanya İç Savaşı’nı kazanan General Franco radyoda ‘zafer’ konuşmasını yaptı.
https://www.youtube.com/watch?v=HX_-faiNTVU
El Caudillo (Önder) adıyla anılan Franco, konuşmasında bundan sonra bütün enerjilerini ulusal birliği sağlamak için harcayacaklarını söylese de bu ‘zafer’, 500 bin insanın öldüğü, 500 bin İspanyol’un da Avrupa ülkelerine kaçtığı, bölünmüş bir ülkenin enkazı üzerinde ilan edilmişti.
Savaş sadece İspanya’yı değil, dünyayı da bölmüştü. Hitler’in Almanya’sı, Mussolini’nin İtalya’sı ve Salazar’ın Portekiz’i Franco’yu desteklemek için hem askeri güçleri hem de askerleriyle sahadaydı. Franco, Katolik değerlerin de hamisi olduğu için hem Vatikan’ın hem de dünyadaki Katoliklerin desteğini almıştı. İrlanda, Fransa, ABD, Brezilya, Norveç, Belçika hatta Avustralya’dan Katolik gönüllüler, “dinsiz, komünist” Cumhuriyetçilere karşı Franco’nun yanında savaşmak için İspanya’ya akmıştı.
Cumhuriyetçilerin yanında ise silahları ve askerleriyle Sovyetler vardı. Meksika ve bir dönem Fransa, Cumhuriyetçilere silah ve cephane göndermişti.
Dünyanın her yerinden gönüllü sosyalist ve anti-faşistler de Franco’ya karşı Uluslararası Tugaylar’a katılmak için İspanya’ya gelmişlerdi. Dokuz yüz Amerikalı, bin Fransız, bin Alman, beş yüz İngiliz İspanyol İç Savaşı’nda yabancı asker olarak hayatını kaybetmişti.
Dünya üç yıl boyunca iç savaşın yıkımını, Guernica’nın nasıl bombalandığını yakından izlemişti. Hem de Hemingway, Arthur Coestler gibi savaşı izleyen usta kalemlerden. Savaşın her iki cephesinde de günahlar işlenmişti. Franco’nun büyük savaş suçları yanında, Uluslararası Tugaylar da özellikle Katolik sivil rahiplere yönelik cinayetlerle tepki çekmişti. Hatta savaşa gönüllü giden bir İngiliz komünisti olan George Orwell, Sovyetlerin otoriterliği ve bu savaş suçları nedeniyle ülkesine dönüp, anti-komünist oldu.
ABD ve İngiltere de savaşa karşı pozisyonlarını Franco’nun işlediği bütün savaş suçlarına rağmen, anti-komünizm refleksiyle belirlediler ve tarafsız kaldılar.
En zor durumda kalan ise Fransa’ydı. Fransa savaşın başında tarafsızlığını ilan etmişti ama komşu ülkeden yüzbinlerce mültecinin sığındığı ülke iç savaş karşısında ikiye bölünmüştü. Milliyetçi partiler, gazeteler ve Katolik dindar Fransızlar Franco’yu desteklerken, iktidarda olan cumhuriyetçiler, sosyalistler ve Komünist Parti taraftarları cumhuriyetçi cepheden yanaydı.
Fransa’nın ilk sosyalist başbakanı olan Leon Blum, iç savaşın ilk yıllarında Cumhuriyetçilere ağır silahlar göndermiş, gönüllülerin Fransa üzerinden İspanya’ya geçmesine izin vermişti. Ama gönlü cumhuriyetçilerle birlikteyken, aklı tarafsızlık yanlısı Radikallerle birlikte kurduğu koalisyon hükümetinin devamını sağlamaya ve iç savaşın Fransa’nın içine taşınmasını engellemeye çalışıyordu.
Bu arada sahada da Franco üstünlüğü ele geçirme başlamıştı. Bu baskılar altındaki Blum ve sosyalistler, 1938’de hükümetten düştüler. Yerlerine hükümeti kuran anti-komünist Daladier başkanlığındaki sağ iktidarın ilk işlerinden biri de artık kazanacağı kesin olan Franco’yu İspanya’nın meşru devlet başkanı olarak tanımak oldu. Ama Daladier’in bu “pragmatizmi” her zaman işe yaramadı. 1939’da İngiltere Başbakanı ile birlikte Münih’te Hitler ve Mussolini ile masaya oturup, tarihin en büyük yanılgılarından biri olan Münih Anlaşması’nı imzalarken de akılcı ve pragmatik davrandığını zannediyordu. Ana sonucunda savaş yıllarını Nazilerin hapishanelerinde geçirdi.
Dünyanın kanlı bir iç savaşın ardından Franco’nun iktidarını meşru iktidar olarak tanımasında iki faktör etkili oldu. Birincisi İspanyol İç Savalı bittikten beş ay sonra İkinci Dünya Savaşı kopmuştu ve İspanya, her ne kadar Hitler’i destekliyor gibi görünse de savaşta tarafsız kalmayı başarmıştı. Savaşın yıkımı İspanyol İç Savaşı’ndaki yıkımı da unutturmuştu.
İkinci faktör ise Franco’nun İkinci Dünya Savaşı’nın ardından değeri artan anti-komünizm kartını iyi kullanması oldu. Komünist tehlikesi Franco’nun elindeki kanı görünmez hale getirmişti.
Yine de Franco, kendisinin ve İspanya’nın mazisini temizlemek için 50’ler ve 60’lar boyunca batıda PR faaliyetlerine büyük paralar akıttı. Batılı gazetecilerle röportajlar yaptı. “El Cid” gibi büyük bütçeli Hollywood filmleriyle İspanya tarihi ve coğrafyası Amerikalı turistlere pazarlandı.
Franco, iç savaşı kazanmasından sonra 36 yıl boyunca iktidarda kalmayı böyle başardı. Ama bugün İspanya’daki sevenleri dışında onu hayırla yad eden kimse yok. Adı Guernica ile birlikte anılıyor.
Yaşarken de zorunlu bir muhatap olmaktan ileri gidememiş, onunla tokalaşmak itibarlı bir iş olmamıştı.
İspanyol İç savaşı, pek çok açıdan Suriye İç Savaşı’na benziyor. Büyük ölüm rakamları, bombalanan şehirler, Avrupa’ya kaçan mülteciler, dış müdahaleler, yabancı savaşçılar... Franco komünizm, Esad radikal İslam korkusuyla günahlarını unutturdu. Maalesef sonu da benzedi. İspanyollar demokrasilerini kurtarmak için savaşmış, sonunda 36 yıllık bir diktatörlük kurulmuştu. Suriyeliler ise babadan oğula geçen 40 yıllık bir diktatörlüğe karşı savaştılar ve kaybettiler.
Esad, 1 milyon insanın öldüğü, şehirlerin yıkıldığı, 7 milyon insanın mülteci haline geldiği bir ülkenin devlet başkanı olarak bu savaştan sağ çıktı.
Türkiye’de bugünlerde dış politikada iktidara karşı, muhalefetten ve iktidara yakın bazı çevrelerden yükselen en ‘rasyonel’ tavsiye, Esad’la el sıkışması ve terörle mücadeleyi Suriye yönetimiyle birlikte yapması.
İşin ilginç tarafı bunu şiddetle ve büyük bir dış politika aklı olarak tavsiye eden muhaliflerin pek çoğu Türkiye’de rejimin otoriterleşmesinden de şikayetçi.
Adalet için kilometrelerde yürümüş Kemal Kılıçdaroğlu ve kendi partisinden genel başkanlığa aday olduğu için ayrılmak zorunda kalmış Meral Akşener, hararetle hükümete bir an önce Esad’la el sıkışmasını tavsiye ediyor.
Çalışanların bir kısmı hapiste olan gazeteler, tartışma programlarında her akşam ülkedeki muhaliflere ve gazetecilere yönelik baskıları konuşan, “yandaş gazetecilerden” dert yanan muhalif medya organlarının Suriye meselesindeki en büyük referansı, Esad diktatörlüğünü ve ülkesindeki katliamlarını “emperyalistlere yönelik ulusal bağımsızlık savaşı” olarak gören Esad yandaşı bir Suriyeli gazeteci.
Türkiye’de olmasından korktukları, herkesi direnmeye çağırdıkları otoriter rejimin, hayallerinin bile ötesinde bir versiyonuyla 40 yıldır yönetilen Suriyelilerin yedi yıldır süren direnişinde gördükleri tek şey ise uzun sakallar, dış güçler ve emperyalistler...
Suriye’deki muhaliflere bakışları, burada şikayet ettikleri hükümete yakın medyanın kendileriyle ilgili yayınlarından farksız.
Kimin kimi vurduğu belli olmayan bir iç savaştan Türkiye’ye sığınmış insanlara hem dış güçlerin oyununa gelip, Esad gibi laik bir yöneticiye isyan ettikleri için kızıyorlar, sonra onları plajlarda, parklarda, AVM’lerde dolaşırken görünce de ülkelerine gidip savaşmadıkları için eleştiriyorlar.
Tabii ülkelerine gidip kimin için savaşacaklarını da söylemeden. Şehirlerini bombalayan, Rus ve İran mandası altındaki Esad’ın iktidarı için mi? Hepsi birbiriyle savaşan IŞİD, YPG, Nusra ya da Şii milisler için mi? Yoksa silahı ve iddiası kalmamış, ideolojik olarak radikalleşmiş, bin parçaya bölünmüş Suriyeli muhalifler için mi?
Nasıl, Batılı hükümetler bir noktadan sonra savaşı kazanmış Franco’nun iktidarını kabul etmek zorunda kaldılar, dünyadaki hükümetler de eğer bu kargaşada ayakta kalmayı başarırsa Esad’la bir biçimde ilişkiye girmek zorunda kalacaklar.
Ama bu zorunlu bir ilişki olacak. Şimdilik sadece Türkiye değil, Batı’daki iktidarlar da Esad’la doğrudan ilişki kurmak niyetinde değiller. Avrupa’da ırkçı partiler dışında bunu savunan kimse de yok. Savunana da pek iyi gözle bakılmıyor.
Türkiye’de üzerinde iktidar yükü yokken, idealleri savunma lüksü varken, özellikle de Türkiye’de demokrasi mücadelesi verdiğini iddia ederken, muhalefetin ve muhaliflerin bu “hemen Esad’la görüşülsün” heyecanını anlamak bu yüzden çok zor.
Türkiye’nin Suriye politikasını eleştirmek en tabii hakları. Ama eli “Esad’la görüşülsün” den açmak, iktidarın Suriye politikasını eleştirmekten daha başka bir dünya ve siyaset tasavvuruna işaret ediyor.
En başından itibaren laik-dindar tartışması, sünni-alevi meselesi üzerinden anlaşılıp, pozisyon alınan Suriye, Türkiye için sadece bir dış politika meselesi değil, iç politika meselesi de.
Üç milyon mülteci yüzünden de hükümetin popülaritesi en düşük politikası ve muhalefet burada mülteci karşıtlığından çekinmiyor, “Esad’la görüşülsün” diye ısrar ediyor ve böylece cepheden iktidar karşıtı bir pozisyonla siyaseten kazançlı çıkacağını düşünüyor.
Ama bunu yaparken Türkiye’de gerçekten demokrasi, adalet, özgürlük istedikleri konusunda söylemleri tutarlılığını kaybediyor, ikna etmeleri gereken dindarlar arasında haklarındaki şüpheler büyüyor, tarihe de Franco muamelesi görecek bir diktatörü desteklemiş olarak geçiyorlar. En kötüsü de günün sonunda bu bölgede ancak otoriter rejimlerle iş görülebileceği gibi bir algıya ister istemez hizmet etmeleri...
Ahlaki ve insancıl olmadığı gibi rasyonel ve akılcı da görünmüyor bu tavsiye. Yani kendi ülkesinde Rus generaller tarafından itilip kakılan, İran’a göbekten bağlı Esad’la hemen görüşülmesi Türkiye’nin bir derdine devam olmadığı gibi, muhalefetin de derdine deva olmayacak. Çünkü Esad kazanınca siz de kazanmış sayılmayacaksınız...
Yazarlar
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciÇöken CHP mi AK Parti mi? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÇankaya şişmanı... 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezÖnümüzdeki Küresel Riskler 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTrump şaşırtmaya devam ederken… 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİBeleş hamaset, boş balon 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTSıfır tüketim, 402 lira fatura… 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENSuriye’nin “normal”i inşa ediliyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKDışarıdan ABD, içeriden mollalar: İranlılar ne yapacak? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAGün Rojava’yı Savunma Günüdür; Ortak Geleceğe Yönelik Tehdit... 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENSuriye’de İstikrar da “Süreç” de Tehlikeli Sularda 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUHakan Fidan’ın anlamadığı 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUİçişleri bakanı ne demişti, gerçek ne çıktı? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİstanbul çok kötü yönetiliyor! 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSuriye’de yeni dönem arayışı: Çatışmadan entegrasyona geçilebilecek mi? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNHızlı çöküşün anatomisi 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasSuriye’nin bir ucunda oyun içinde oyun 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENDavos 2026: Küresel belirsizlikler eşliğinde ‘diyalog ruhu’ 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞRastgele büyüme 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞ“81 İLDE 81 AŞEVİ “YOKSULLUĞU”… 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRSURİYE'DE İHLALE SUKUNET MORFİNİ 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURBuyurun tekrar çözüm sürecine... 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanGrönland kavgası: Ne Trump NATO’yı feda edebilir ne Avrupa 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluCumhurbaşkanı 23 yıl sonra niye hâlâ şikayetçi? 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYılın kelimelerine siyaseten bakmak: “Parasosyal” ve “Rage Bait” neden ayrımı keskinleştiriyor, araş 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİTO Başkanı’na milyonlarca liralık harcamayı sordular 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakDizinformasyon mu, manipülasyon mu? 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile Bayraktarİran’ın dinamikleri 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayVenezuela ve Trump doktrini 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalVenezuela, MAGA ve Çin 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUToplumsal gidiş nereye doğru? 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRGül, Arınç, Atalay’ın olduğu bir AK Parti iktidarında İmamoğlu tutuklanabilir miydi? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİAranan baron İmamoğlu muymuş? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Figen Çalıkuşu“Terörsüz Türkiye” süreci ne alemde? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN“Yetkim olsa HSYK’yı anında yargılardım” … 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERSefalet ücreti 15.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAdaletsizlik Müslüman toplumların kaderi olabilir mi? 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraZamanımızın Bir Kahramanı 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürtlerle Suriye’de savaş, Türkiye’de barış: Ne kadar mümkün? 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Murat Sevinç'Barış Bildirisi'nin 10'uncu yılında hali pür melalimiz 10.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKABD terörü ve rızanın çözülüşü 6.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalSiyonist evanjelist yayılmacılığa karşı demokratik konfederal dayanışma 4.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANDavutoğlu’nun “öfkeli çocuklar”ı 3.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Selami GÜREL“Adı belirsiz” süreç hızlı ilerliyor 16.03.2025 Tüm Yazıları




































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026
5.01.2026
3.01.2026
31.12.2025
24.12.2025
23.12.2025
17.12.2025