Alper GÖRMÜŞ
Beni tanıyanların bana sıkça yönelttikleri bir eleştiri, mealen şöyle (lütfen girişe aldanıp bunun kişisel bir iç dökme yazısı olduğunu düşünmeyin, birkaç paragraftan sonra yazı sosyalleşecek):
“Hayatını seküler tarzda yaşayan, laikliği benimsemiş, dinî inancı dahi olmayan birisin... Fakat seni sadece yazılarından izleyenlerin tam tersi bir kanaate varmaları işten bile değil; çünkü eleştirinin ağırlıklı bölümü, dahil olduğun sosyal çevreyi hedef alıyor... Ayrıca, parçası olduğun laik-sekülerleri hedefleyen hak gasplarından çok dindarları hedefleyen hak gaspları konusunda yazmayı seviyorsun...”
Bu eleştiriyle ne zaman karşılaşsam, sahiplerine -tespitlerinin doğru olduğunu teslim ettikten sonra- aşağı yukarı şöyle bir cevap veriyorum:
“Bunun bir nedeninin kişisel karakterle bağlantılı olduğunu düşünüyorum... Yazılarımda eleştirilere yol açan tercihlerimin karakterimin bir yönünü yansıttığını -şükrederek- tespit ediyorum. (Gündelik hayatında kendi hatalarına karşı (da) eleştirel olmaya gayret eden ve sadece kendi haklarına odaklanmamaya çalışan biriyim; bunu ne ölçüde başarabildiğimi söylemek bana düşmez.)
“Tercihimin ikinci nedeni ise tepkisel olabilir: Etrafıma baktığımda, istisnalar hariç daima haklı olan ve dolayısıyla asla kendini eleştirmeyen kişi ve gruplardan başka bir şey göremiyorum; bu madalyonun öbür tarafında ise sadece kendi hak ve hukukunu önemseme, başkasının hak ve hukukuna aldırmama tavrı var... Eh, ben de bu kişi ve gruplara bir tepki olarak tam öbür uca savrulmuş olabilirim...”
'İnsanın en acımasız eleştirisi kendine olmalıdır'
Böyle, sanki gerekçe ararmış hallerime bakıp da “eleştiri” ve “hak savunusu”na dair tercihlerimin arkasında duramadığım gibi bir sonuca varmayın.
Hayır, ben bunun doğru bir tavır ve pozisyon olduğuna bütün varlığımla inanıyorum.
Meselenin kişisel faslını kapatmadan önce, geçenlerde okuduğum bir yazıda karşıma çıkan ve bu pozisyonun haklılığını savunan kısa bir paragrafı dikkatinize sunmak istiyorum...
Etyen Mahçupyan üzerine Radikal'in blog sayfalarında olgun bir tartışma yürüten iki genç yazardan birine ait bu paragraf...
Yazarlardan biri (mechul muhayyil), “Yüzyıllardır aynı ahlak ve etikle yaşayan dindarların demokratikleşebileceğine inanacak kadar optimist olabilen” Etyen Mahçupyan'ın, Gezi direnişiyle ilgili olarak, “'Buradaki enerjinin nereye, hangi zihniyete doğru evrileceği ise meçhul ve bu ülkenin, özellikle de laik kesimin ve solun tarihine bakıldığında iyimser olmak için fazla bir neden gözükmüyor' satırlarını yazabilecek kadar pesimist” olmasını sorguluyor...
İkinci yazar, İsmail Yaprak, bu satırları eleştirirken şöyle diyor:
“Bu sorunun yanıtı zaten Mahçupyan’ın zihinsel dünyasının deşifresi demek. Mahçupyan kariyerini, kendi cemaatini eleştirmek üzerine kurmuş birisi. Ona göre, özellikle bir aydının en büyük sorumluluğu bizzat kendini / kendi cemaatini içeriden eleştiriye tabii tutması… Biz kendimizle yüzleşmediğimiz sürece başkalarını eleştirme hakkını kendimizde bulamayız. Dolayısıyla bir insanın en acımasız eleştirisi kendine olmalıdır, ötekine olan yaklaşımıysa ‘anlama’ üzerine kurulacağından daha mütevazi ve iyimser olması gereklidir.”
Deli gömleğinden sıyrılmanın yegâne yolu
Aşırı ölçülerde kutuplaşmış toplumların “hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır” bireylerinden hiç değilse bir bölümü önceliği “eleştiri”de kendi dünyasına, “hak savunusu”nda ise başka dünyalara vermiyorsa, o toplum deli gömleği giymiş bir toplumdur.
İki büyük, zıt kutba bölünmüş bir toplum düşünün... Her iki kutupta yer alanlar sadece “karşı taraf”ı eleştirsin ve sadece “bizim taraf”ın haklarını savunsun (Türkiye'den söz ediyorum, evet).
Peki böyle bir toplumun, içinde bütün bireylerin özgürce yaşayabilecekleri bir topluma evrilmesi mümkün müdür?
Değildir elbette.
Toplumsal grupların kendi özgürlükleri hususunda hassas ve dirençli olmaları, o grupların özgürlüklerinin iktidarlar tarafından gasp edilememesinin başta gelen sigortalarından biridir.
Fakat toplumsal grupların tamamının özgürleşmesinden, yani gerçekten özgür bir toplumdan söz edeceksek, bu türden “grup sigortaları” için en fazla “yetmez ama evet” denebilir.
İktidarların, hiçbir toplumsal grubun özgürlüğüne müdahale edememesinin, yani özgür bir toplumun sigortası, kendi özgürlükleri konusunda hassas olanların, başkalarının özgürlükleri konusunda da hassas olabilmeleridir.
Biz, ne yazık ki bu sigortadan çok da nasipli bir toplum değiliz.
Aslında özgürlük duygusu “doğal” halinde “bölünemez”dir... Bir kişinin, toplumun bir kesimi için kabul ettiği bir özgürlük talebini başka bir kesim için reddetmesi, hakikatte olacak bir şey değildir... Fakat biz öyle bir hale geldik ki, bunu bile “normal” kabul eder olduk.
'Gezi' filminin en heyecanlı yeri: Baskıyı görünce 'öteki'ni anladım!
İşte bu nedenle, Gezi eylemleri tecrübesinin en heyecan verici yanlarından biri, devletin baskısına, şiddetine, müdahaleciliğine ve hayat tanzimciliğine isyan ettiğini söyleyen eylemcilerin, bu tecrübeden çıkardıklarını söyledikleri ders oldu...
Bu “ders”e göre, özgürlük taleplerine baskıyla cevap verildiğini gören eylemciler, bir tür“aydınlanma”yla, o âna kadar aldırış etmedikleri başka özgürlük taleplerine de anlayış ve sempatiyle bakmaya, hatta onları sahiplenmeye başlamışlardı.
Başkaları için gerçek bir tatmin sağlayacak bazı özgürlük taleplerini, sırf kendi hayat algımız bakımından önemli ve anlamlı bulmadığımız için sahiplenmememizin, hatta düpedüz karşı çıkmamızın yol açtığı özgürlük sorunları üzerinde çok yazı yazmış biri olarak, bu ihtimal birçok insan gibi beni de heyecanlandırdı, heyecanlandırıyor.
Çünkü inanıyorum ki, Türkiye'nin bir “kültürler savaşı” cehennemine sürüklenmemesinin yegâne sigortası, “bizim kültürümüz” açısından önemli ve anlamlı görünmeyen taleplere de sahip çıkmayı, çıkabilmeyi öğrenmektir.
Gezi deneyimi bu açıdan örnekler ve derslerle dolu bir süreç oldu. Onu önemseyelim, fakat abartmalardan da kaçınalım...
Ortak bir eylemin içindeki karşılıklı hoşgörü aldatıcı olabilir... Bakalım oradan geriye nasıl bir tortu kalacak?
Sokakta yürümek isteyen hamile kadınlar...
Gezi tecrübesinden tekrar konumuza dönelim...
İçinde herkesin özgürce yaşayabileceği bir toplumun sigortası üzerinde konuşuyorduk...
Bunun, toplumsal kesimlerin sadece kendi hayat tarzları bakımından anlamlı ve önemli olan özgürlük talepleri hususunda değil, kendileri için öyle olmasa da başkaları için öyle olan özgürlük talepleri hususunda da hassas olmalarından geçtiğini söylemiştim...
Sadece kendi tatminini meşru gören bireylerden, gruplardan ve kimliklerden oluşmuş bir toplum cendereye sıkışmış bir toplumdur. Böyle bir toplumun cendereden çıkma sürecini ancak, kendisine “anlamlı” gelmese de başkalarının tatminini de samimiyetle savunan ve önemseyen birilerinin cesaretle ortaya çıkması başlatabilir.
Biri çok taze, öbürü geçtiğimiz yılın yaz aylarından iki örnekle söylediklerimi somutlamaya çalışayım...
Önce, ilahiyatçı Ömer Tuğrul İnançer'in, hamile kadınların sokağa çıkmalarının “hoş bir görüntü oluşturmadığına” ve hatta “ayıp” olduğuna dair beyanatına ve bu sözlerin yarattığı tepkilere bakalım...
Dikkat ederseniz, muhafazakâr kesimden ciddi bir itiraz gelmedi bu beyanata... Aslında biz böylece öğrenmiş olduk ki, hayatını seküler tarzda yaşamayan (dindar) kesimler arasında, sokaktaki hamilelerin “hoş bir görüntü oluşturmadığı”na dair neredeyse bir mutabakat vardır.
Olabilir, oradaki gündelik hayat kültürü, cinselliğe ve anneliğe dair algılar demek ki böyle bir sonuç üretmiş...
Bu böyledir diye kimse kalkıp dindar kadınların, hamileliklerinin belli bir aşamasından sonra sokağa mümkün olduğu kadar az çıkma tercihlerini yargılayamaz, bu tercihin “gerici” karakteri hususunda analiz döktüremez, döktürmemeli.
Fakat dindarlar da, bunda hiçbir sorun görmeyip sokağa çıkan hamile kadınların böylece “ayıp” bir şey yaptıklarını öne süremezler, sürmemeliler.
Ne var ki İnançer'in sözleri ve o sözlere muhafazakârların zımnî desteğiyle bu oldu, sonrası da şöyle gelişti: Sekülerler durumu haklı olarak protesto etti, dindarlar susmaya devam etti, hatta tepki gösterileri büyüdükçe belki orta karar bir ses çıkaracak olan dindarlar da vazgeçti... Sonuçta kutuplar arasındaki gerilim biraz daha arttı ve içinde hepimizin özgürce yaşayabileceğimiz bir toplum idealinden biraz daha uzaklaştık.
Halbuki hamile halleriyle sokağa çıkmamayı tercih eden dindar kadınlar, bunda “ayıp” bir şey görmeyen seküler hemcinslerini savunsalardı, bu etki tam tersi bir biçimde tezahür edecekti.
(Bu parantezi, yazıyı bitirdikten sonra ilave ediyorum; çünkü AK Parti İstanbul il Kadın Kolları Başkanı Avukat Özlem Zengin Topal'ın konuya dair açıklamasın biraz önce okudum: “Hamile kadınlar 'amasız' istediği her kıyafeti giyebilir, istediği gibi sokağa çıkabilir...” Bu seslerin binlerle ifade edildiğini tahayyül edin, meramımı daha iyi anlayacaksınız.)
Denizde yüzmek isteyen dindar kadınlar...
Bu da geçtiğimiz yazın tartışmalarından biriydi... Kocaeli’nin AK Parti’li belediye başkanı, açtığı onlarca karma plajın yanı sıra bir de “kadınlar plajı” açınca ortalık birbirine girmiş, basından gelen tepkiler karşısında yılgınlığa kapılan belediye çareyi plajı kapatmakta bulmuştu.
Oysa belediyenin girişimi makul bir toplumsal talebi karşılamaktan ibaretti, fakat “çağdaşlık ve laiklik” adına gelen tepkiler o kadar büyüktü ki, bu dalga karşısında duramamıştı.
Hem inançlarının gereğini yerine getirmek hem de denize girmek isteyen kadınlar için büyük bir “tatmin” sağlayacak bu hamle, hayatını seküler tarzda yaşayanlara yeterince “anlamlı” gelmemişti... Oysa mesela “kadınlar kahvesi”nde hiçbir sorun yoktu, o “şık”tı!
Dediğim gibi, sonuçta o plaj açılamadı, hevesleri kursaklarında kalan örtülü kadınların sekülerlerin dünyasına duydukları tepki biraz daha büyüdü: Buyurun, toplumsal kutuplaşmaya mütevazı bir katkı daha...
Oysa tersi olsaydı, birileri de çıkıp, “Ben karma plajı tercih ediyorum, fakat inançları gereği karma plajlara gelmeyen kadınların da denize girme hakları vardır, belediyeler elbette karma plajların yanında bu türden plajlar da açmalıdır” deseydi...
Hatta, hadi biraz hayal kuralım, o plaj açılabilseydi ve hatta başka plajlar da açılsaydı... O zaman, kutuplar arasındaki gerilime o mütevazı katkı ortaya çıkmayacak, tam tersine, içinde hepimizin özgürce yaşayabileceği bir topluma doğru küçük de olsa bir adım atabilmiş olacaktık.
Karşılıklı anlayışsızlıktan doğan karşılıklı korku...
Eskiden kendime , “niye bazı insanlar, kendi özgürlük alanlarını daraltmadığı halde başkalarının özgürlük alanını genişleten adımlara bu kadar sert bir biçimde karşı çıkarlar” diye sorar, işin içinden çıkamazdım...
Öyle ya, kendi mutluluğu azalmayacak, fakat bu arada başkalarının mutluluğu çoğalacak... O zaman niye bu sertlik?
Zamanla buldum bu sorunun cevabını: Karşılıklı korku... Başkalarının özgürlük alanının genişlemesinin zamanla kendi özgürlük alanını daraltacağına dair korku...
Bu korku da hiç kuşkusuz, “kutup”ların sadece kendi haklarıyla ve hukuklarıyla ilgili olmalarından, biribirlerinden hiçbir anlayış görmemelerinden kaynaklanıyor.
Bu deli gömleğinin bir anda ortadan kalkmasını bekleyemeyiz, bu romantizm olur. Fakat hiç değilse seküler ve dindar diye bölünmüş dünyaların içinde yer alsalar da “kutup”ların ağırlıklı tavrının dışına çıkabilmişleri, çıkmaya çalışanları boğmayalım.
Bu türden bağlantı kayışları da koparsa, “kültürler savaşı”nın önünde artık hiçbir engel kalmaz.
Yazarlar
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
21.07.2025
14.07.2025
23.06.2025
19.06.2025
17.06.2025
8.06.2025
1.06.2025
11.05.2025
8.05.2025
4.05.2025