Alper GÖRMÜŞ
ERGENEKON'DA KARARLAR / 1
Dava sürecindeki eksikliklere, usûl sorunlarına, uzun tutukluluklara ve bazen de davayı yürütenlerin yaptığı, “davayı itibarsızlaştırmak mı istiyorlar” diye sordurtan akla zarar tercihlere ve hatalara rağmen, Ergenekon davasını tarihsel önemde, haklı bir dava olarak görenlerdenim...
Yani, ben cümlesine “Ergenekon davası önemli ama...” diye başlayıp, esasen davadaki problemleri vurgulayanlardan değil; cümlesine “Davalardaki problemleri gözardı etmeyelim, tarşılalım ama...” diye başlayıp esasen Ergenekon davasının tarihsel önemini, haklılığını, kaçınılmazlığını vurgulayanlardanım...
Cezaların açıklanmasından sonra, cümlesine “Ergenekon davası önemli, ama...” diye başlayanlar bu defa da tek tek bazı sanıklarla ilgili cezalara referansla öyle bir atmosfer yarattılar, davanın bütününün üzerine öylesine koyu bir adaletsizlik algısı yerleştirdiler ki,Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi'nin bildirisinde işaret edildiği gibi, birileri de bunu“Ergenekon suç örgütünü masumlaştırma” çabalarının en etkili parçası haline getirebildiler. (Davanın tüm delillerinin “sahte”, davanın tümünün “tertip” olduğunu öne süren İşçi Partili ve CHP'li ulusalcılar şimdi, kendi inandırıcılıklarının bulunmadığı Batı'da, bu gollük pası gole çevirmekle meşguller.)
Ergenekon davası sürecinde davadaki sorunlara dikkat çeken çok sayıda makale yazan Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu eski eşbaşkanı Joost Lagendijk, karar duruşmasının ardından Batı basınındaki yorumları aktarırken “vur ama öldürme” diyordu adeta... Lagendijk'in satırları, Türkiye'deki havanın Batı'ya nasıl yansıdığını göstermesi açısından da önemliydi:
“(...) Bu hatalar ve noksanları düzeltme yönünde kabiliyetsizlik ve isteksizlik, Ergenekon davasının destekçilerini savunma pozisyonunda bırakırken, davanın muhaliflerinin yanlışlıklara büyüteç tutmasını ve derin devletin varlığını temelden reddederek Türkiye’nin kirli geçmişine inmek için haklı sebepleri yabana atmasını kolaylaştırdı. Böylece, davaya, AKP muhaliflerinin hepsini birer birer hedef alan siyasi kampanya diye çamur atmakta oldukça başarı elde ettiler.
“Bu inkârcı yaklaşımın çekiciliğine, açıklanan kararla ilgili yayınlarında dış basının da kapıldığını görmek mümkün. Amerikan, Alman ya da Hollanda gazetelerindeki hemen her makaleden ‘cadı avı’ terimi fırlıyor. Pek çok muhabir, bununla Gezi Parkı protestolarının bastırılması ve son dönemde hükümeti eleştiren gazetecilerle köşe yazarlarının işten kovulması arasında bağlantı kuruyor. Ergenekon davasının sonucu, başbakanın otoriter eğilimlerinin ve tüm muhalefetin bastırılmasının yeni bir kanıtı olarak sunuluyor. Bu özel davadaki tüm hatalara rağmen, Türkiye’nin askerî darbelerle dolu kanlı tarihini ve kanunsuz karanlık güçlerini soruşturmak açısından önemli yerini vurgulamaya devam eden çok az sayıda gazeteci var.” (“Ergenekon’a dair çelişik hisler”, Zaman, 7 Ağustos 2013).
Darbeciliği tecavüz suçu gibi görmedikçe...
Bugünlerde bizi “tarihle hesaplaşmak gibi kibirleri bir yana itip, İnsan’la, sadece İnsan’la, bir de vicdanımızla hesaplaşmaya” çağıranlar var (Ertuğrul Özkök, Hürriyet, 7 Ağustos).
Böyle bir şey, “suç”u (darbecilik) tümüyle gözardı ederek “ceza”nın -özne kim olursa olsun- insanı kötü eden tarafını öne çıkartmakla mümkündür ki, bu yaklaşım sahipleri de tam olarak bunu yapıyorlar.
Suçu tartışmıyorlar, çünkü derinlerinde bir yerlerinde onlara darbeciliğin (hele ki “şeriatçı” bir iktidara karşı darbeciliğin) suç olmadığını fısıldayan bir suflör var...
Ergenekon sanıklarına isnat edilen suçu tartışmıyorlar, çünkü darbeciliği, mesela tecavüz gibi bir suç olarak görmüyorlar. Oysa öyledir; mütecaviz nasıl ki iktidarını mağdurun iradesinin hilafına ona zorla dikte eder, darbeciler de ellerinde tuttukları gücü, toplumun iradesini paramparça etmek üzere kullanırlar.
Dikkat edin, Ergenekon davasında, suçu suç saymadıkları için sadece “ceza” üzerinde odaklanıp davadan sadece “insafsızlık” çıkartanlar, mesela KCK davasında sanıklara isnat edilen suçu suç saydıkları için, o davadaki “ceza”lar, haksızlıklar, hukuksuzluklar üzerine tek laf etmiyorlar.
Oral Çalışlar, “Ergenekon'a şizofrenik bir bakış” adlı yazısının (Radikal, 6 Ağustos), sonuna eklediği “son bir not”ta bu çarpıcı çelişkiyi, “Ergenekon davası sanıklarına gösterilen ilgi ve destekle KCK vb. davalara yaklaşım arasındaki derin fark da ‘Ergenekon’un çevresindeki gücün önemini hissetiriyor” diye anlatıyordu.
Darbe davalarında Türkiye farkı...
Darbecilikle suçlanan asker ya da sivillerin yargılandığı ve cezalandırıldığı ilk ülke Türkiye değil... Arjantin, Yunanistan, İspanya, Şili, Brezilya vb. çok sayıda ülke Türkiye'den önce yaşadı bu tecrübeyi. Fakat hiçbir ülkede bir darbe davası bu kadar büyük bir itirazla karşılaşmadı.
Elbette o ülkelerde davalara karşı çıkan, yargılananaları savunan bir kamuoyu kesimi oldu hep, fakat bunlar her zaman son derece cılız kaldı.
Bu soruyu son duruşmada “Her yer Silivri, her yer taarruz” sloganını kullanan kesime sorarsanız, alacağınız cevap aşağı yukarı şöyle olacaktır:
“Çünkü o ülkelerde yargılananlar gerçekten de darbeciydi, oysa Türkiye'deki yargılamalar bütünüyle sahte deliller üzerine kurulmuş bir 'tertip'ten başka bir şey değildir... Dolayısıyla o ülkelerde yargılamalar karşısında güçlü itirazlar oluşmadı, fakat bizde oluştu.”
Bu cevabın meseleyi açıklamada ne kadar kifayetsiz kaldığını anlamak için, daha dava başlamamışken, tutuklamalar henüz Veli Küçük, Kemal Kerinçsiz düzeyindeyken, yaşanan şeyin “AKP'nin yeni bir oyunu” olduğunu söyleyen milyonlara bakmak yeter. (İnanmayan, Veli Küçük ve arkadaşlarının tutuklanmasından sonra Cumhuriyet gazetesinin yayınlarına göz atabilir.)
Bu kifayetsiz açıklamayı bir kenara bırakıp da darbecileriyle hesaplaşan ülkelerle Türkiye arasındaki fark üzerinde düşündüğümüzde başlıca iki nokta öne çıkıyor...
Bunlardan biri, hiç kuşkusuz Oral Çalışlar'ın işaret ettiği “Ergenekon'un çevresindeki güç...”
Bence, ikincisi ve daha önemlisi, yukarıda da değindiğim, darbeciliğin aslında bir suç olarak içselleştirilmemiş olması...
Türkiye dışında, darbelerle hesaplaşmış ülkelerde yargılamalar karşısında güçlü itirazlar oluşmadı, çünkü o ülkelerin halkları ağırlıklı olarak darbeciliğin bir suç olduğuna inanıyorlardı ve dolayısıyla darbecilerin yargılanmasını memnuniyetle karşıladılar... Türkiye'de ise, “şeriatçı iktidar”a karşı ordunun darbe yapmasının bir hak ve görev olduğuna inanan milyonlarca insan var... Fakat darbe davalarına karşı olmalarını bu şekilde ifade edemedikleri için, karşı çıkışlarını, yargılamaların “tertip” olduğunu öne sürerek yapıyorlar...
Geçenlerde Ulusal Kanal'da izlediğim bir “Silivri çadırları” belgeselinde, bir buçuk yıldır sürekli olarak o çadırlarda kalanlardan biri (Hıdır Hokka değil), darbecilikle suçlanan askerlerin yargılanmasındaki “yanlışlığı” anlatmak için, “sonuçta bu insanlar kurumlarının kendilerine verdiği yetkiyi kullanmışlardı” deyiverdi...
Tam bir lapsustu ve tabii çok şey anlatıyordu.
'İntikamcı' değilim ama...
Nokta'da Darbe Günlükleri’ni yayımladığımızda, bunun neticesinde bazı insanların cezalandırılabileceği ihtimali bir kez bile aklıma gelmedi. Bunun nedeni, herhalde, işlerin oralara gidebileceğine dair toplumda en küçük bir inanç dahi olmamasıydı; eh, toplumun bir parçası olarak ben de öyle düşünüyordum.
Günlüklerin yayınından umabildiğim tek şey, böylece hep reddedilen darbe girişimlerinden birini iş üstünde yakalamış olmakla, toplumda kısmî de olsa bir darbe duyarlılığı yaratabilmekti.
Bu ihtimal kızım tarafından bana hatırlatıldığında, darbe girişiminde bulunmuş olsalar da, çocukları, torunları, sevdikleri olan birilerinin cezaevine girmesi ihtimali bende açık bir rahatsızlık yaratmıştı.
O zaman ne yaptım, biliyor musunuz, kendimi de kızımı da “Burasının Türkiye olduğu, işlerin o raddeye varmayacağı” hususunda temin etmeye, onu da kendimi de rahatlatmaya çalıştım. Bunu, Devrim Sevimay’ın Milliyet için (28 Nisan 2008) benimle yaptığı söyleşide de anlatmıştım:
“Bu günlükleri yayımladığımızda iş ilerler ve sonuçta yargılanırlar gibi bir şey aklımın ucundan geçmemişti. Çok tuhaf, ama bir gün kızım bana hatırlattı, ‘Baba bu iş sonuna kadar gider de Özden Örnek yargılanır mı?’ diye... Bunu duyunca bir an çok kötü hissettim kendimi. Gerçekten... Ve kızıma ‘Yok ya olmaz herhalde’ dedim. O kadar tuhaftı ki oradaki ruh halim...”
('İntikamcı' değilim ama)... 'Cezasızlığı' da savunamam
Evet, intikamcı değilim ama “cezasızlığı” da savunamam...
Deniz Baykal, Balyoz soruşturması sırasında çok sayıda generalin tutuklanmasına (2010) itiraz ederken (o zamanlar Cumhuriyet Halk Partisi'nin genel başkanıydı), bu generallerin artık“pijamalarını giydiklerini”, o nedenle Balyoz bahsini kapamamız gerektiğini savunmuştu...
Yani “cezasızlık” talep ediyordu Baykal... Ben de ona cevaben kaleme aldığım“Pijamalarını giymiş generaller ve 'cezasızlık' kültürümüz” başlıklı yazıda, bu yaklaşımın neden sorunlu olduğunu şöyle izah etmeye çalışmıştım:
“Ceza hukukçularının sıkça kullandığı, hukuk felsefesinde daha sofistike bir karşılığı olan ve henüz gündelik basının dolaşımına girmemiş bir kavram var: Cezasızlık...
“Kavram daha çok insan hakları alanında kullanılıyor ve kabaca, cezayı gerektiren durumlarda (işkence vb.) kamu otoritesinin şu veya bu yolla cezai uygulamaları 'teğet geçmesi' anlamına geliyor. 'Cezasızlık' üzerine çalışanlar, hak ettiği halde cezadan kurtulanların sayısının artmasının, bir yandan suça karşı mücadele edenlerin mücadele azmini törpülediğini, bir yandan da suçu işleyenleri daha da pervasız hale getirdiğini savunuyorlar.
“Bence, 'cezasızlık' kavramını, kullanım alanını ve anlamını biraz esneterek, Türkiye’nin darbeci geçmişine ilişkin olarak da kullanabiliriz. Düşünürsek, mesela işkencecilerin cezasızkalmasının yol açtığı ikili sonuç, darbecilerin cezasız kalmaları durumunda da ortaya çıkıyor.”
'Cezasızlık' başka, 'af' başka...
Öyle veya böyle Balyoz ve Ergenekon davaları sonuçlandı, Türkiye eksikli de olsa (mesela 90'lardaki faili meçhul cinayetlerin birkaç istisna dışında yargı alanının dışında kalması çok büyük bir problem), darbecilerinin bir kesimiyle hesaplaştı, yani “cezasızlık” geçerli olmadı.
Peki, bundan sonra ne olacak?
Kararların açıklanmasından hemen sonra T24'te Hasan Cemal ve ardından başka bazı yazarlar (ki aralarında bir Yeni Şafak yazarı da vardı) Türkiye'yi daha da kutuplaştıran darbe davası kararlarından sonra hükümetin siyasi af üzerinde düşünmeye başlaması gerektiğini öne süren yazılar kaleme aldılar.
Ben, kişisel olarak darbe davalarında af meselesini KCK ve PKK davalarını da katarak tartışmamız gerektiğini daha önce de yazmış, bir yandan da çeşitli nedenlerle bu girişimden umulan faydanın sağlanamayacağına dair endişelerimi belirtmiştim.
Bir sonraki yazıda “Büyük af, büyük barış” başlıklı o yazı dizisinden hareketle ve yeni verilerle işin bu tarafını ele almaya çalışacağım.
Yazarlar
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları

































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
21.07.2025
14.07.2025
23.06.2025
19.06.2025
17.06.2025
8.06.2025
1.06.2025
11.05.2025
8.05.2025
4.05.2025