Barış Soydan
Bütün bunları hak edecek ne günah işlemiş olabilir?
Kerem'in kafasını aylardır bu soru kurcalıyordu.
Uzun uzun düşünmüş ama eften püften birkaç olay dışında hiçbir şey bulamamıştı. Bir keresinde halı saha maçında kavga çıkmıştı. Herkesin herkese vurduğu bir meydan kavgası. Harala gürele içinde o da rakip takımın oyuncularına birkaç yumruk sallamıştı. Attığı yumruklardan biri kalecinin burnunda patlamış, çocukcağızın yüzü kan içinde kalmıştı. Ertesi gün burnunun kırıldığını öğrenmişlerdi.

O yumruk olabilir mi başına gelenlerin sebebi?
Yok canım. Yaşadıklarının yanında o yumruk ne ki?
O yumruğun karşılığı abartılı olmayan bir ceza, ne bileyim, kolunun-bacağının kırılması olabilirdi, olsa olsa.
Oysa onun başına gelenler…
Acaba farkında olmadan birine büyük bir zarar mı verdi?
Bunu da düşünmüştü. Aklına gele gele bir tek, elektronik mühendisi olma hayalini elinden aldığı Erdoğan gelmişti.
Erdoğan daha Kuleli’deki ilk yılında kıta subayı olmak istemediğini, mühendis olma hayaliyle oraya geldiğini herkese söylemişti.
Kuleli’den mezun oldukları sene Genelkurmay sadece bir elektronik mühendisliği kadrosu açmıştı. Üniversite sınavında en yüksek puanı kim alırsa, o gidecekti. Şansını denemek için o da sınava girmiş ve işe bakın, doğru dürüst çalışmadığı halde Erdoğan’ı geçmişti.
Keşke Hacettepe’yi Erdoğan kazansaydı da, o, onun yaptığı gibi Kuleli’den mezun olduktan sonra Türk Silahlı Kuvvetleri’nden ayrılsaydı. O zaman bunların hiçbiri başına gelmezdi.
Hacettepe’den mezun olmaya hazırlandığı yaz hayatı bir kâbusa dönmüştü. Gözaltına alınmış, işkence görmüş, hapse atılmış, okuldan ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nden kovulmuş, nişanlısı tarafından terk edilmiş, yaşadıklarına dayanamayan annesi o hapisteyken ölmüş, kardeşleri bundan onu sorumlu tutarak tüm ilişkiyi kesmişlerdi.
Sekiz ay sonra o lanet tarikatla hiçbir bağının bulunmadığı anlaşılıp serbest bırakıldığında artık işsiz güçsüz, kimsesiz ve yapayalnız biriydi.
Adli kontrolle serbest bırakıldığı ve yurtdışına çıkış yasağı konduğu için Türkiye’yi terk etme şansı da yoktu.
Hapisten çıktıktan sonra mühendis çalıştıran yerlerde asgari ücretle iş aramış ama bulamamıştı. Başvurduğu şirketler başlangıçta ilgileniyor ama darbecilik suçlamasıyla Türk Silahlı Kuvvetleri’nden kovulduğu öğrenilince kapılar yüzüne kapanıyordu.
Aylarca işsiz gezmiş, sonunda taksi şoförlüğü veya inşaat işçiliği yapmaya razı olmuşken bu işi bulmuştu.
Rüzgâr santrali bekçiliği.
Bordrosunda tekniker olduğu yazıyordu ama yaptığı iş, Bandırma’ya otuz üç kilometre mesafedeki türbinlerin bekçiliğinden başka bir şey değildi.
Sözleşmeye göre görevi bir arıza durumunda anında müdahale ederek (Buna “emre amadelik koşulu” deniyordu) rüzgâr türbininin en geç altı saat içinde yeniden üretime geçmesini sağlamaktı. Altı saatten sonraki her dakika için Alman üretici, işletmeciye tazminat ödemekle yükümlüydü.
Altı aydır burada olduğu halde müdahale etmesini gerektirecek tek sorun
yaşanmamıştı. Bandırma-Susurluk yolundaki üç rüzgâr türbini saat gibi tıkır tıkır işliyordu. Almanlar bunu bildikleri için sözleşmedeki ceza maddesine evet demiş olmalıydılar. Mühendis değil bekçi maaşı vermelerinin sebebi de buydu.
Başlangıçta, takside direksiyon sallamaktan iyi, diye düşünmüştü. Ama kısa sürede büyük bir hata yaptığını anlamıştı. Keşke Ankara’da kalsa ve taksi şoförlüğü veya inşaat işçiliği yapsaydı.
Buradaki yaşamının Robinson Crusoe’nun yaşamından pek bir farkı yoktu. Haftalarca insan yüzü görmediği oluyordu.
Yalnızlık, pişmanlıklarıyla baş başa kalmasına yol açmıştı. Keşke Kuleli Askeri Lisesi’ne girmeseydi, keşke tarikatçı olduklarını bilmediği o çocuklarla arkadaşlık kurmasaydı, keşke Hacettepe Elektronik Mühendisliği’ne gitmek yerine Erdoğan’ın yaptığını yapıp Türk Silahlı Kuvvetleri’nden ayrılsaydı. Keşke Yasemin’e aşık olmasa, onunla nişanlanmasaydı…
Bir insan bu kadar çok hatayı yirmi dört yıllık hayata nasıl sığdırır?
Pişmanlıklarını bir an olsun unutabilmek için rüzgâr türbinlerinin kanat sesine kulak kesiliyor.
Vızzzz… Vızzz…
Sanki milyonlarca arı yan yana gelmiş de kanat çırpıyorlar...
Keşke her zamankinden farklı bir ses duyabilse! Türbinin bozulduğunu haber veren olağandışı bir ses... Pişmanlıklarını bir kenara bırakıp alet çantasını kapsa, saatler sürecek bir tamirata girişse...
Vızzz… Vızzzz…
Otuz metrelik kanatlar altı aydır nasıl dönüyorlarsa bugün de öyle dönüyorlar.
Yine kendi içine, pişmanlıklarına dönüyor. Yasemin’i düşünüyor. Üniversitede üç yıl çıktığı, deliler gibi sevdiği, bir ömür aynı yastığa baş koymak istediği Yasemin’i… Tutuklandıktan sonra günlerce, haftalarca ziyaretine gelmesini beklediği Yasemin’i... Üçüncü ayın sonunda avukatı aracılığıyla nişanı attığı haberini gönderen Yasemin’i...
“İşçi emeklisi bir babayla ev kadını bir annenin tek çocuğu olduğumu biliyorsun” diye yazmıştı mektubunda, darbeci suçlamasıyla tutuklanan biriyle evlenmek, öğretmenlik hayalinden vazgeçmek ve bir ömür onun için uğraşıp didinen yaşlı insanlara ihanet etmek anlamına gelirdi. Onu anlayışla karşılayacağını ümit ediyordu...
Bu kadar. Üç yıllık aşk üç satırla bitmişti.
Yasemin’i yine biraz olsun anlayabiliyordu ama ya abisi? Erken yaşta ölen babalarının yerini doldurabilmek için liseyi yarım bırakıp çalışma hayatına atılmak zorunda kalan ve erken yaşta olgunlaşan, anlayışlı, şefkatli abisi?
“Annemi sen öldürdün!”
Böyle haykırmıştı cezaevindeki açık görüşte.
“Benim darbeci kardeşim yok!”
Abisi ve nişanlısı böyle davranmışken en yakın arkadaşı Oktay’a, telefonlarına çıkmadığı için kızabilir miydi?
Hem içlerinde en anlayışlısı o çıkmıştı. Cezaevine gönderdiği mektupta, yakında aklanacağına tüm kalbiyle inandığını, kısa zamanda dışarı çıkacağını, Tunalı Hilmi’yi yine birlikte aşındıracaklarını yazmıştı.
Ama sekiz ay sonra salıverildiğinde telefonlarına çıkmamıştı. Ortak arkadaşlarından savunma sanayi şirketlerinden birine girdiğini duymuştu. O şirketin çalışanlarının MİT tarafından adım adım izlendiğini bütün mühendisler bilirdi. Oktay işini kaybetmekten korkuyordu.
Vızzzzz…. Vızzzzzz… Aylardır aynı ses. Kimsenin ona ihtiyacı yok. Rüzgâr santralinin bile.
Bir sigara yakıyor. Doksan metre yüksekliğindeki direğin merdivenlerini tırmanmaya başlıyor. Günlerdir yapmak isteyip de yapamadığı şeyi bu gece yapmaya kararlı.
Kanatlara yaklaştıkça vızıldama şiddetleniyor, doksanıncı metredeki balkonun kapısını açtığında artık dayanılmaz bir gürültüye dönüşüyor.
Okuz metrelik kanatlar, dışarıda güçlü bir rüzgâr olmamasına rağmen fırıl fırıl dönüyorlar. Alman mühendislik harikaları…
Dışarıda kanatların gürültüsüyle tezat oluşturan kopkoyu bir karanlık var. Kilometrelerce orman... Uzakta, çok uzaklarda, Bandırma’nın belli belirsiz ışıkları...
Bir adım, bu saçma hayatı bitirmek için kâfi. Soruyu tekrarlıyor: “Bu kadar hata yirmi dört yıla nasıl sığar?”
Cevabı yok.
Otuz metrelik kanatlara kulak kesiliyor, sanki sorduğu sorunun cevabını onlar verecekmiş gibi.
Vızzzzzzzzzzzzz… Vızzzzzzzzzzz....
Kalbi güm güm atmaya başlıyor. Türbinin içine dönüyor, aceleci adımlarla merdivenlerden inmeye başlıyor.
Gevşeyen bir conta veya çatlayan bir kanat. Bu sesin başka bir açıklaması olamaz.
Ama zemine yaklaştıkça, başta arıza habercisi olduğunu düşündüğü ses değişiyor, bir iniltiye dönüşüyor.
Ayağı toprağa değerken artık emin: Bu bir kedi!
Kabloların arası, trafonun arkası...
Davetsiz misafirin saklanabileceğini düşündüğü her yere tek tek bakıyor.
Soğuk havalarda yemek yediği küçük sehpanın altı, sandalye niyetine kullandığı varilin içi.
“Pisi pisi, neredesin?”
Nerede bu hayvan?
Merdivenin altındaki küçük depo… Bir tek orası kaldı.
Kapıyı yavaşça açıyor.
Ve Roza’yla yüz yüze geliyor.
Biraz önce doğurduğu yavrularını yalamakla meşgul, bir cüzzamlı gibi yaralarla kaplı minicik bir kedi bu.
“Senin kadar çirkinlerini de sevenler var ha…”
Bu kelimeler dökülüyor Kerem’in dudaklarından.
“Mırrr” diye cevap veriyor Roza. (Kerem ona Roza adını, tüylerinin renginden esinlenerek o gece verecek.)
Şalt sanasındaki kulübede yarım bıraktığı akşam yemeğinin artıkları geliyor aklına. Bir koşu kulübesine gidip bir tabağa doldurduğu yemek artıklarını Roza’nın önüne koyuyor. Roza yavrularını bırakıp tabağa sokuluyor.
“Benden daha sefilleri varmış” diye mırıldanıyor Kerem, Roza’nın karnını doyurmasını seyrederken.
Sefil mi dedi? Roza mı sefil?
Hah, hiç güleceğim yoktu!
Bakmayın siz Roza’nın bu perişan haline, çok güçlü bir kedidir o.
Kaç hastalık atlattı, tüyleri kaç kez döküldü… Her seferinde ayakta kalmayı başardı. Hiç şüpheniz olmasın, sadece kendisini değil, yavrularını ve Kerem’i bahara kadar ayakta tutacak gücü var.
Bahar geldiğinde yavrular ayaklanmış, Kerem de biraz toparlamış olur. Bandırma’ya gide gele bir sevgili bulur mu dersiniz? Evlenir ve Roza’yı da alır mı yanına? Değmeyin o zaman Roza’nın keyfine!
Her yıl yavrularını emzirirken karnını doyuracak bir insan evladı bulmanın ne zor iş olduğunu bilemezsiniz. Şansı bugüne kadar hep yaver gitti. Ama bir kedi şansına o kadar da güvenmemeli. Nitekim bu sefer talihi az kaldı dönüyordu. Bandırma’ya otuz üç kilometre mesafedeki rüzgâr santralini bulabilmek için günlerce yürümek zorunda kaldı.
Bir insanın yanına kapılanma zamanının geldiğini hissediyor. Bu iyiliksever ama melankolik oğlanı gözü tuttu. İçinden bir ses bunun son doğumu olduğunu, gelecek kış rahmini aldıracağını ve ömrünün geri kalanını bu bahtsız çocuğun yanında geçireceğini söylüyor.
Bilirsiniz, kedilerin altıncı hisleri çok güçlüdür. Onları güvenle rüzgâr santralinde bırakarak yanlarından ayrılabiliriz.
(“Kediler ve Erkekler”, The Roman Yayınları, Kasım 2019.)
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları



































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
14.06.2022
11.05.2022
7.03.2022
17.02.2022
7.02.2022
18.11.2021
15.11.2021
8.11.2021
2.11.2021
25.10.2021