Celal BAŞLANGIÇ
DİYARBAKIR - Sinirler yay gibi gergindi Diyarbakır'da.
Günlerdir Van'dan Adana'ya, Batman'dan İstanbul'a uzanan bir coğrafyada yasaklanan Newroz haberleri geliyordu.
Kutlamaya kalkanların üzerine yürüyen TOMA'lardan sıkılan suların, biber gazına boğulan kentlerin, gözaltına alınan insanların görüntülerinden geçilmiyordu.
Bölgede 16 Ağustos'tan bu yana yedi ayı aşkın süredir uygulanan sokağa çıkma yasakları; kuşatılan, tank, top atışıyla yakılan yıkılan Kürt kentleri; kadınından çocuğuna, gencinden yaşlısına her gün bölgenin dört bir yanından gelen katliam haberleri zaten insanların yaşama sevincini yok etmiş, geleceğine duyduğu güveni berhava etmişti.
Zaten yaşadıkları kentin merkezinde, tam da kalbinde, Sur'da uygulanan sokağa çıkma yasağı 110 günü geçmişti. Hala yasak sürüyordu. Hala aileler çocuklarının cenazesini alabilmek için bir aydan fazla süredir Sur'un kapılarında bekliyordu.
Aylardır bu kentin insanları tank, top, mermi sesleriyle yatıp patlamalarla uyanıyordu.
Yetmezmiş gibi son bir haftadır kentin diğer merkezinde, Bağlar'ın bir bölümünde de sokağa çıkma yasağı konulmuş, içeriden çatışma haberleri geliyordu.
Newroz için geldiğimiz Diyarbakır'ın merkezinde küme küme insan toplulukları birikmişti.
Bunlar sokağa çıkma yasağı uygulandığı için mahallelerine gidemeyen, evlerine giremeyen insanlardı. Her gün gelip yaklaşabildikleri kadar evlerine görebilecekleri bir yerde bekliyorlarmış; "evim acaba yerinde duruyor mu" diye.
Gençten biri neredeyse ağlamaklıydı. Sanki saçındaki tozu silkmek için elini kafasında gezdiriyordu:
"Bir haftadır evime giremiyorum, tam bir haftadır yıkanamadım."
Kulaktan kulağa fısıldanıyordu kent halkına:
"Pazartesi günü işe gelmeyen kamu kurumlarındaki görevlilere soruşturma açılacak, yoklamada yok yazılan öğrencilere disiplin cezası verilecek Newroz'a gittikleri için."
Bu yıl Newroz "Özgür Önderlik, Özerk Kürdistan, Demokratik Türkiye" şiarıyla kutlanacaktı.
Hazırlanan görsel malzemelerde de "Direnerek Kazanacağız" sloganı vardı.
Ancak bu sloganların yazıldığı afişler, pankartlar, bilboardlar hakkında toplatma kararı çıkmıştı.
Newroz'a çağıran bildirilere daha matbaada basılırken el konulmuştu.
Newroz alanındaki kürsüye Mazlum Doğan'ın, Silopi'de katledilen Seve Demir'in, Cizre'nin bodrumlarında öldürülenlerden Halk Meclisi Eşbaşkanı Mehmet Tunç'un, DBP Parti Meclisi Üyesi Mehmet Yavuzel'in, sanatçı İslam Balıkesir'in, katledildiği Sur'da cenazesi 28 gün açıkta kalan İsa Oran'ın, yine cenazesi Silopi'de öldürüldüğü sokakta bir hafta bekletilen Taybet Ana'nın fotoğrafları asılmıştı.
Ancak birkaç gün önce gelen polisler Tertip Komitesi Başkanı Hafize İpek'e, bu fotoğraflara el konulması yolunda mahkeme kararı olduğunu söyleyip indirmişlerdi.
Belli ki sokağa çıkma yasakları boyunca öldürülen sivillerin görüntülerinden rahatsız olmuşlardı.
Dün kürsüde polis tarafından indirilen bu fotoğrafların yeri boş kalmıştı ama katledilen kişilere ait fotoğraflar sahnedeki dev ekrandan hiç eksik olmadı.
Hatta Diyarbakır'daki Newroz'a Batman'dan, Bismil'den yolcu taşıyan, ellerinde bayraklarıyla vagonların üstüne kadar taşan görüntüsüyle muhteşem bir fotoğrafa dönüşen trenin seferleri bile üç gün önceden iptal edilmişti.
Bütün bunlara bir de İstanbul'da birkaç gün önce patlayan canlı IŞİD bombasını ekleyince Türkiye'nin dört bir yanını saran korku iklimi kaçınılmaz olarak Diyarbakırlıları da etkilemişti.
Bölgedeki Kürt kentlerinde aylardır süren sokağa çıkma yasağını hiç umursamayan bu ülkenin batısında yaşayan insanlar şimdi kendi kentlerinde sokağa çıkamaz olmuşlardı.
Hatta İstanbul trafiği yüzde 15 oranına inmişti. İzmir'in sokaklarında neredeyse in cin top oynuyordu canlı bomba korkusuyla.
Batıda yaşayanlar ülkenin bir bölümünde uygulanan sokağa çıkma yasağını umursamamıştı ama umursamadığı başına gelmişti.
Hayatın başka alanları için de geçerliydi bu durum.
Amedspor aylardır zar zor bitiriyordu çıktığı maçları, kendi seyircisiyle maç oynaması bile yasaklanıyordu.
Batıda kimse umursamadı bu durumu.
Ama iş önceki gün Galatasaray-Fenerbahçe derbisinin önce seyircisiz oynanmasına, sonra da ertelenmesine kadar geldi dayandı.
Yaşanılan bu durumu Başbakan Davutoğlu'nun o çok sevdiği "kamu düzeni" üzerinden çok veciz ifade etti Newroz konuşmasında Sırrı Süreyya Önder:
"Kürt evine giremiyor, Türk evinden çıkamıyor. Al sana kamu düzeni!"
Newroz yaklaştıkça "IŞİD canlı bombası alanda patlayacak" söylentisi artmıştı Diyarbakır'da.
Günlerdir her Newroz kutlamasının; gazla, TOMA'yla, gözaltıyla bastırılması başka bir soruyu getirmişti kent halkının gündemine:
"Her yerde yasakladılar, niye bir tek Diyarbakır'da izin verdiler? Demek ki büyük bir provakasyon yapacaklar!"
Zaten bu türden ihtimaller, söylentiler, kuşkular nedeniyle DTK bir ay öncesinden 50 genci görevlendirmişti. Kimse önceden Newroz alanına bomba, patlayıcı koymasın diye 24 saat nöbet beklemişti gençler.
İşte böyle bir atmosferde, "gidilirse, ancak ölümüne gidilir" noktasında başladı Diyarbakır'da Newroz sabahı.
Kentin sokakları erken saatlerde bomboştu. Günler sonra gelen tek iyi haberdi Bağlar'ın bir bölümünde uygulanan sokağa çıkma yasağının kaldırılması.
Sabah saat 09.00'a doğru girdiğimiz alan neredeyse bomboştu.
Çifte aramadan geçiliyordu Newroz Alanı'na girerken.
Naklen yayın araçları için ayrılan alanda da ancak birkaç çanak görünüyordu.
Herkes birbirine "Alan dolacak mı, yoksa fiyasko mu olacak?" diye soruyordu.
Gelen gazetecilerin sayısında da gözle görülür bir düşme vardı.
Gazetelerin "ünlü kalemler"i, televizyonların "ünlü ekran yüzleri" de yoktu bu kez alanda.
Oysa 2015 Newroz'una Öcalan'ın vereceği barış mesajını izlemek için Diyarbakır'a adeta akın etmişti İstanbul medyası.
Bir yıl önce sabahın erken saatlerinden itibaren kalabalıktan alana girmek neredeyse olanaksızdı.
Çünkü büyük bir barış havası vardı. Yani elimizi uzatsak tutacaktık barışı. O kadar yakın görünüyordu.
28 Şubat'taki "Dolmabahçe Mutabakatı" okunmuş, neredeyse "Müzakere Masası" kurulma aşamasına gelinmişti. Hatta "İzleme Kurulu"nda yer alacak bazı isimler bile belirlenmişti.
Gerçi ufaktan ufağa "Müzakere Masası"nı Cumhurbaşkanı Erdoğan sallamaya başlamıştı ama henüz devirmemişti.
İşte geçen yılki Newroz'a Öcalan'ın barış mesajının yanı sıra "Eşme Ruhu" da damgasını vurmuştu.
Süleyman Şah türbesinin YPG ile işbirliği yapılarak Kobane sınırındaki Eşme'ye taşınması yüz yıl önceki Çanakkale'den sonra Kürtlerle Türklerin en güncel birlikteliği olarak değerlendiriliyordu Öcalan tarafından.
"Bu temelde gelişen ‘Eşme ruhunu’ halklarımız arasında yeni tarihin sembolü olarak selamlıyorum.”
İşte bir yıl önceki "Eşme ruhu"nda ifadesini bulan "barış süreci" bu yıl yerini "Cizre ruhu"ndaki, "Sur ruhu"ndaki, "Silopi ruhu"ndaki, "Yüksekova ruhu"ndaki, "Şırnak ruhu"ndaki, "Nusaybin ruhu"ndaki yakılıp yıkılmış kentlere, çatışmalara, katliamlara, acılara bırakmıştı yerini.
Saatler 10.00'u, hatta 10.30'u geçiyor ama alan bir türlü dolmuyordu.
Artık herkes olacakları görür gibiydi:
"Bu durum tam yandaş medyalık. Geçen yılki fotoğrafla bu yılki fotoğrafı koyup altına 'İşte halkın PKK'ye cevabı' mı olur, 'Halk HDP'yi terketti' mi olur', Allah ne verdiyse yazarlar."
Yazdılar da... Hemen yandaş medya Twitter üzerinden "HDP'nin hayal kırıklığı" gibisinden başlıklarla erken saatlerde çekilmiş fotoğrafları servis etmeye başladılar.
Herkes tedirgindi ama örneğin Diyarbakır Belediye Eşbaşkanı Fırat Anlı çok rahattı. "Yoksa alan boş mu kalacak?" sorusuna kendinden emin yanıt veriyordu:
"Öyle bir korku saldılar ki insanlara... Ama dayanamaz, mutlaka gelirler..."
Gerçekten de dediği çıktı Anlı'nın.
Özellikle Saat 11.00'den sonra Diyarbakırlılar akmaya başladı Newroz alanına. Gerçi kalabalık geçen yılki görkemine ulaşmamıştı ama alanı dolduran kalabalık barıştan yana olanları sevindirecek, savaştan yana olanları üzecek bir kıvama gelmişti.
İşte umulmadık şekilde ve umulmadık zamanda dolan Newroz alanından hem İmralı Heyeti'nden Sırrı Süreyya Önder, hem de HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş çok güçlü bir "barış mesajı" verdiler. Tekrar "Müzakere Masası"na dönülmesini, yaşanan bütün kanlı sürece karşın yeniden barışı tesis etme taleplerini dile getirdiler.
Ancak hem Önder'in hem de Demirtaş'ın "barış çağrısı"nın adresi Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan çok Başbakan Davutoğlu olduğu izlenimini edindim. Belli ki barış konusunda Erdoğan'dan umutlarını kesmişlerdi.
Bu yılki 21 Mart'a damgasına vuran iki önemli unsurun altını çizmek gerekiyor.
Birincisi, onca kana, katliama, yıkıma, korkutmaya, tehdite rağmen insanlar "ölümüne Newroz'a katılmışlardı..."
İkincisi de böylesine çatışmalı bir sürece rağmen Kürtler hala "inadına barış" diyebilme cesaretini göstermişti.
Evet geçmiş yıllardaki Newrozlarda olduğu gibi insanların yüzü gülmüyordu, müthiş bir enerjiyle çekilen halaylar yoktu, çünkü Kürtler kaybettiklerinin yasını tutuyor, giden canlarının acısını yaşıyordu.
Geçen yıllardaki kutlamalara katılan kitlelere göre bu yıl daha az kadın ve daha az çocuk vardı alanda. Bu da en net biçimde gelenlerin neleri göze alarak orada olduğunu gösteriyordu.
Diyarbakırlıların "ölümüne Newroz" alanını doldurduğu, "inadına barış" diye haykırdığı saatlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan "sefere çıkma" hazırlıkları yapıyordu:
"Teröre ve terör örgütlerine karşı bu örgütler vasıtasıyla ülkemizi terbiye etmeye kalkanlara karşı Malazgirt ruhuyla, Anadolu Selçuklu ruhuyla, Ulu Osmanlı çınarı azametiyle, Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı'nın azmiyle yeni bir seferlik çağrısı yapıyorum."
Geçen yıl "Eşme ruhu"nun damgasını vurduğu Newroz kutlamaları bu yıl Diyarbakır'da "Cizre ruhu"nun kasveti altında yapılıyordu.
Geçen yılki barış umudunun yerini bu yıl her şeye karşın yapılan barış çağrısı almıştı.
Barış umudunun "tavan" yaptığı 2015 Newroz'unda da Diyarbakır'daydım. 21 Mart 2015'te ne yazdığımı merak edip arşivime baktım. Geçen yılki yazıma şu başlığı atmışım:
"Erdoğan Başkan olamayacağını anladı, Başkomutan olmak istiyor'
Acı acı güldüm.
Çünkü insanların Newroz Bayramını "ölümüne" kutladığı bir ülkede "Başkomutan"a değil, barışa ihtiyaç vardır. Eğer illa bir seferberlik yapılacaksa da bu "barış seferberliği" olmalıdır!
CELAL BAŞLANGIÇ | HABERDAR
Yazarlar
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYAİmamoğlu'na istenen 23 asırlık tarihi ceza: Roma İmparatorluğu kurulduğunda hapse girseydi hala ceza 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
















































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
23.03.2023
17.03.2023
1.01.2023
17.11.2022
9.09.2022
10.07.2021
26.06.2021
22.06.2021
8.06.2021
4.06.2021