DOĞAN ÖZGÜDEN
İslamcı-faşist Tayyip diktasının, tüm süper güçlerin Kürt halkına ihaneti sayesinde ve de ana muhalefet CHP’nin de onayıyla, Kuzey Suriye’de başlatmış olduğu kriminel fütuhata tepkimizi Belçika ve Avrupa kamuoyuyla paylaşmak için her yolu zorlarken 14 Ekim sabahı gelen kara bir haber acılarımızı daha da derinleştirdi.
Kırk yıla yakındır güçbirliğinde ve karşılıklı dayanışma içinde bulunduğumuz Kürt, Ermeni ve Asuri örgütleriyle birlikte Belçika kamuoyuna hitaben “Türk Devleti’nin soykırımcı yeni işgaline karşı çıkalım” başlıklı ortak bildiriyi hazırlıyorduk ki Türkiye devrimci hareketinin sürgündeki liderlerinden sevgili dostumuz Garbis Altınoğlu’nun Belçika’nın Anvers kentinde yaşama veda ettiğini öğrendik.
12 Mart ve 12 Eylül faşist yönetimlerine karşı yiğitçe mücadele vermiş, Evren diktası döneminde tutuklanarak ağır işkenceye maruz kalmış olan Garbis için hakkında açılan davanın iddianamesinde “Her nasılsa Türkiye’de doğmuş, Türk tabiiyetinde olan, kolejlerde cemaat adına okuyan, Boğaziçi üniversitesinde tahsil gören, hasılı devlet ve milletin bahşettiği en büyük nimetleri nefsinde yaşayan bu Ermeni oğlu Ermeni…” deniyordu.
2010’da NTV’de yayınlanan bir söyleşisinde Garbis, “Pek çok devrimcinin gördüğü işkenceleri, bir parça fazlasıyla ben de gördüm. Ermeni kökenli bir komünist olmam nedeniyle bu konuda da ayrıcalıklıydım” demişti.
İbrahim Kaypakkaya önderliğinde kurulan TKP-ML’de başladığı sosyalizm mücadelesini zindanda ve sürgünde karşılaştığı tüm zorluklara rağmen azimle sürdüren Garbis, düşüncelerini çeşitli medyaya yazdığı yazıların, verdiği söyleşilerin yanı sıra, “Ortadoğu/Seçme Yazılar”, “Hikmet Kıvılcımlı’nın Saptamaları Işığında Osmanlı ve Türkiye Tarihine Bakışlar”, "Filistin-israil-dosyası", "Polemikler 1-2-3" dahil olmak üzere çok sayıda kitap ve broşürde de dile getirmişti.
Belçika’daki anti-faşist toplantılarda sık sık bir araya geldiğimiz Garbis’in ilişkileri, sanki o onur dolu geçmişin öznesi kendisi değilmişçesine, hep son derece mütevazi ve dost sıcaklığındaydı.
Garbis’i kaybedince, bittabi, anti-faşist cephede yer alarak büyük katkılarda bulunan diğer Ermeni dostlarımızı anımsamanın hüznünü de yaşadım. 1980 yılının devlet teröründe can veren Orhan Bakır’ı, sürgündeyken 1982 yılında Hollanda’da faşistlerce katledilen Nubar Yalım’ı ve de 2007’de hain kurşunlara kurban verdiğimiz meslekdaşım Hrant Dink’i anmamak mümkün mü?
Hele Türk Ordusu’nun ve onun hizmetindeki ümmetçilerin Rojava saldırısına direnen Kürt kardeşlerimizin safında derhal savaşa katılmış olan Ermeni Taburu’nun kurucusu, 14 Ağustos 2017’de toprağa düşen Nubar Ozanyan’ı…
Nubar Ozanyan’ın ismini alan Ermeni Taburu 11 Ekim 2019’da mücadele kararlılığını şöyle dile getiriyordu: “Türk devletinin Kuzeydoğu Suriye’ye geliştirdiği işgal harekâtını kabul etmiyoruz. Türk devleti insanlığa karşı büyük suçlar işledi, 1915’te 1 milyondan fazla Ermeni’yi katletti. Bugün de Türk devleti Kuzeydoğu Suriye’ye vahşi bir saldırı gerçekleştirip halkları ve demokratik ortak yaşamı kırımdan geçirmek istiyor. Buna karşı bölgede bulunan Kürt, Ermeni, Süryani, Arap vb. tüm halklar topraklarına ve yaşamlarına sahip çıkacaktır.”
Belçika Asuri Enstitüsü, Belçika Demokrat Ermeniler Derneği, Brüksel Halkevi, Brüksel Kürt Enstitüsü, Güneş Atölyeleri ve İnfo-Türk olarak birlikte yayınladığımız bildiride de bunu özellikle vurguladık:
“Kürtler, Araplar, Asuri-Süryaniler ve Ermeniler’in birlikte yaşadığı Suriye’nin kuzeyi, ABD ve Rusya’nın da kutsadığı Türk Devleti’nin ve onun öne sürdüğü islamcı katillerin saldırısı altında… İlk olarak Putin’den yeşil ışık alınarak işgal edilmiş bulunan Afrin bugün bir de kaymakam atanarak Türkiye’nin bir parçası haline dönüştürüldü.
“Birinci Dünya Savaşı sırasında Ermeniler ve Asuriler, ardından Pontüs Rumları soykırıma tabi tutulduktan sonra, yeni kurulan devletin başına geçen soykırımcılar daha bir çok katliam yaptılar ve 1974’te Kıbrıs’ın kuzeyine el koydular.
“Günümüzde Kuzey Suriye halklarının birlikte yaratmış olduğu özerk yönetim, güç dengesizliğine ve elverişsiz coğrafi koşullara rağmen, Türk Devleti’nin yeni soykırımcı saldırısına karşı yiğitçe direniyor. Bu gerçeği anımsatarak, demokratik kamuoyunu, Kuzey Suriye halklarının yaşadığı insani dramı ve maruz bulundukları soykırım girişimini önlemek için yaşadıkları devletlerin yönetimleri üzerinde baskı yapmaya çağırıyoruz.”
Dün de Avrupa'daki Kürt örgütleri ve onlarla dayanışmadaki demokratik kuruluşlar Avrupa Birliği'nin merkezi Brüksel'de Rojava işgaline karşı yüzlerce kişinin katıldığı bir protesto etkinliği gerçekleştirdiler. Schuman Meydanı'nda bir mitingle başlayan etkinlik üç yıl önce İŞİD teröristleri tarafından 32 kişinin canına mal olan bir sabotajın yapıldığı Maalbeek metro istasyonuna çiçek bırakılarak sonuçlandırıldı.
Saldırganlığını örtbas etmek, sadece Türkiye’de değil göç ülkelerinde bulunan Türkleri de bu vahşete ortak etmek için tüm ırkçı ve ümmetçi beyin yıkama araçlarını kullanan Tayyip yönetimi, buna karşı çıkan vatandaşları sindirmek, susturmak, gerekirse yok etmek için devletin tüm olanaklarını seferber etmiş bulunuyor.
Paris’te yapılan son Türkiye-Fransa milli maçı sırasında yaşanan asker selamı rezaleti Tayyip’in emrindeki ana akım medya tarafından alkışlanabiliyor, özellikle göçmen çocuklarını faşizan rejimin gözü dönmüş silahendazları haline dönüştürmek için yerel liglerde sahaya çıkan Türk çocukları bu militarist ritüeli uygulamaya teşvik ediliyor.
Sadece stadlarda değil, Türk dükkanlarının, kahvelerinin, derneklerinin, bittabi camilerinin çoğunda Tayyip’in Kürt ulusuna karşı bu yeni soykırım seferi alkışlarla izleniyor, saldırıya eleştirel bakanlar, protesto gösterilerine katılanlar sadece hakaret ve küfür yağmuruna tutulmakla kalmıyor, yaşamları tehdit ediliyor.
Tayyip’in 17 yıllık iktidarında tamamen kendi diktasının propaganda aracı haline dönüştürdüğü Türk hariciyesi, tüm elçilerini ve konsoloslarını, bu soykırım saldırısını binbir yalan ve tahrifat kullanarak dünya kamuoyuna “barış harekatı” diye yutturmak üzere seferber etti. Balık baştan kokar, diplomatik misyonlar bunu yaparken onların güdümlendirdiği derneklerin, camilerin ve de medyanın pıtrak gibi çoğaldığı göç ülkelerinde yaşayan Türklerin belli kısmından daha farklı bir tavır beklemek mümkün mü?
Geçtiğimiz pazar günü Belçika’nın popüler televizyonu RTL TV’nin öğle saatlerine denk gelen haftalık tartışma programında ana konulardan biri ister istemez Türk Ordusu’nun Suriye’ye girişi, Rojava halkının maruz kaldığı baskılar ve bu işgal nedeniyle ipini koparan İŞİD katillerinin hem Suriye’de hem de Avrupa ülkelerinde ümmetçi terörü yeniden başlatması ihtimaliydi.
Tüm taraflar eşit söz hakkına sahip olabilsin diye Rojava Kürtleri adına PYD’nin Brüksel temsilcisi ve Leuven Katolik Üniversitesi (UCL)’de görevli Rhodi Mellek, Türkiye’nin görüşünü savunmak üzere de Brüksel Büyükelçisi Levent Gümrükçü davet edilmişti.
Tayyip yönetiminin Kürd’ü muhatap saymama, düşman olarak görme zihniyetini çok iyi özümsediği anlaşılan Gümrükçü, televizyon yönetimine verdiği yanıtta bir Kürt konuşmacı ile asla bir araya gelmeyeceğini bildirmişti. Bu yanıt karşısında şaşıran televizyon yönetimi sonunda orta yol bir çözüm bulmuştu. Programa her ikisi de davetli olacak, ancak büyükelçi Gümrükçü stüdyoda konuşurken Rhodi Mellek dışarıda bekleyecek, ancak onun konuşması bittikten sonra stüdyoya girebilecekti.
Programa iyi ki Rojava’yı çok iyi tanıyan, ezilen halkların mücadelesine her daim destek olmuş bulunan Belçika milletvekili Georges Dallemagne da katılmaktaydı. Kürt konuşmacının yokluğunda meydanı boş bulduğunu sanan büyükelçi Kuzey Suriye’nin Türk Ordusu ve onun emrindeki ümmetçi çeteleri tarafından işgalini güneyden gelen terör tehlikesine karşı meşru bir “barış harekâtı” olarak yutturmaya kalkıştı.
Olayın diplomatik açıdan skandal teşkil edecek bir diğer yanı ise, iki ana dilinden biri fransızca olan Belçika’da sadece fransızca dilinde yayın yapan bir televizyonun programına konuşmacı olarak katılan TC Büyükelçisi’nin fransızca konuşmaması, ingilizce yaptığı konuşmanın ve verdiği yanıtların simültane olarak fransızcaya çevirisini sağlamak için RTL TV’nin program sırasında bir de çevirmen bulundurmak zorunda kalmasıydı.
Büyükelçi tutarsız konuşmasının ve asılsız iddialarının hak ettiği yanıtı da bölgeyi çok iyi tanıyan Georges Dallemagne’dan aldı. Belçika milletvekili Türk Devleti’nin geçen yüzyıl başındaki soykırımı inkar ettiği gibi, 1974’te işgal ettiği Kuzey Kıbrıs’ı sömürgeleştirdiğini, iki yıl önce işgal ettiği Afrin’i de kendi eyaleti haline getirdiğini anımsattı, Kuzey Suriye Kürtleri’nin Türkiye’nin güvenliği için tehdit oluşturduğu yalanını çürüterek tüm dünyanın bu işgale karşı çıkması gerektiğini vurguladı.
Sırası gelen Kürt konuşmacı Rhodi Mellek içeri girip yerine oturduğunda ise TC Büyükelçisi her türlü diplomasi ve nezaket kuralını kabaca çiğneyerek diğer katılımcıların müstehzi bakışları altında stüdyoyu terketti.
Bu olay bana otuz yıl önceki bir başka büyükelçi skandalını anımsattı. Evren cuntasından sonra iktidar olan Turgut Özal bir yandan devlet terörünü sürdürürken, öte yandan “Türkiye’nin demokratikleştiği ve Avrupa Birliği’ne katılmayı hak ettiği” yalanını yaymak için, bugün olduğu gibi, tüm hariciyeyi seferber etmişti.
Türkiye’de insan haklarının gerçek durumunu Belçika kamuoyuna açıklamak üzere Amnesty International örgütü ülkenin çeşitli şehirlerinde bir dizi konferans düzenlemişti. Konuşmacı olarak davet edildiğim bu toplantıların hepsinde insan hakları ihlalleriyle ilgili ayrıntılı bilgi veriyordum.
Bu toplantıların en büyüğü Brüksel Özgür Üniversitesi (ULB)’de düzenlenmişti. Amnesty International, toplantıya konuşmacı olarak benimle birlikte Belçikalı insan hakları savunucularını ve de şimdi adını anımsayamadığım TC Büyükelçisi’ni de davet etmişti. Toplantıya az kala Amnesty International’ın sorumlusu üzüntülü bir sesle telefon ederek büyükelçinin “Türkiye aleyhtarı” diye nitelediği benimle aynı tribünde yer alamayacağını, ancak ben dışlanırsam daveti kabul edebileceğini bildirmişti. Ancak Amnesty International bu baskıyı kabul etmemiş, bunun üzerine büyükelçi toplantıya kendisi yerine rejimin savunucusu Türk gazetecilerinden birini göndermişti.
Aynı büyükelçiliğe bağlı başkonsolosluk ise, daha sonra bir basın toplantısında Özal’a insan hakları ihlalleriyle ilgili sorular sorduğumuz için, 1983’de Evren diktası tarafından TC vatandaşlığından atılmış olduğumuz halde, 26 Mayıs 1988’de vatansızlaştırıldığımızı İnci’yle bana iadeli taahhütlü mektupla ikinci kez tebliğ etmişti.
Türkiye’de hangi iktidar başta olursa olsun, sürgünde insan hakları ve özgürlükler konusunda yürüttüğümüz mücadeleden ötürü TC Brüksel Büyükelçiliği’nin bize karşı hasmane tavrı ve engellemeleri 70’li yıllardan beri hiç eksik olmadı.
Hollanda’da Birleşmiş Milletler mültecisi olarak tanındığımız halde 1974 yılında Belçika’da İnfo-Türk’ü kurarken oturma ve çalışma izni alma taleplerimiz Büyükelçiliğin müdahaleleri yüzünden tam üç yıl reddedilmişti.
TC vatandaşlığından atıldığımız ikinci kez tebliğ edildikten sonra 90’lı yıllarda Belçika vatandaşlığına geçme talebimiz de Büyükelçiliğin bizim terörist örgütleri desteklediğimiz yolundaki jurnallemeleri yüzünden yine yıllarca geri çevrilmişti.
Hele Fuat Tanlay adında bir büyükelçi vardı ki, Belçika’daki muhalif kuruluş ve kişileri Türk gazetelerine verdiği provokatif demeçlerle hedef göstermekten geri durmazdı. Ekselansları, bunun ödülü olarak, Brüksel büyükelçiliğinden Başbakan Erdoğan’ın dış ilişkiler danışmanlığına terfi ettirilmişti.
Kuzey Suriye’nin işgalini Belçika kamuoyuna “barış operasyonu” diye pazarlamaya çalışan bugünkü büyükelçi Levent Gümrükçü, üç ay önce de, uluslararası medyada çalışan gazetecileri ve Kürt muhalifleri karanlık güçlere hedef gösterme misyonu üstlenen SETA’nın 15 Temmuz çakma darbesinin yıldönümünde Avrupa başkentinde düzenlediği bir panelde de Tayyip’çi bir show yapmıştı.
Panelin baş konuşmacısı olan büyükelçi, "FETÖ'cülerin 30 yıldır başta ordu, emniyet, Adalet Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere tüm devlet kurumlarına sızdığını" belirterek "Batı devletleri bu örgütün sadece Türkiye'ye değil, faaliyet gösterdiği tüm ülkelere tehdit oluşturduğunu anlamalı" diyordu. Tıpkı bugün Kuzey Suriye’nin işgalini meşru göstermek için oradaki Kürt yapılanmasının sadece Türkiye'ye değil, tüm ülkelere de tehdit oluşturduğunu dilinden düşürmediği gibi…
Ne var ki, büyükelçi, Fethullah’çıların sızdığı bakanlıkları sayarken, kendi bağlı olduğu Dışişleri Bakanlığı'nın adını zikretmekten özenle kaçınmıştı. Oysa, çok değil, altı yıl öncesine kadar TC'nin Brüksel büyükelçileri Gülenci hareketin Avrupa başkentindeki en büyük destekçileri ve işbirlikçileriydi, tıpkı bugün SETA ile olduğu gibi, o dönemde Kürtlere karşı devlet cihadını Fethullah örgütleriyle birlikte yürütürlerdi.
O kadar ki, Türk göçmenlerin Belçika'ya gelişinin 50. yıldönümünü kutlama programlarının organizasyonu da 2012 yılında Gülenci çatı örgütü Fedactio'ya havale edilmiş, programın açıklandığı 10 Şubat 2012 tarihli toplantıda TC Büyükelçisi Mehmet Hakan Olcay Fethullahçı'lara övgüler düzmüştü.
Ertesi yıl, Fedactio'ya bağlı Avrupa Profesyoneller Ağı (EPN)'nin bir toplantısında aynı büyükelçi Mehmet Hakan Olcay'ın yaptığı konuşmayla ilgili haberi Fethullahçı hareketin günlük gazetesi şöyle vermekteydi: "Türkiye'nin Brüksel Büyükelçisi Mehmet Hakan Olcay, Belçika'nın Türkiye ile terörle mücadele alanında işbirliğinde artık daha kararlı olduğunu söyledi, Belçika'da gelecek yıl başlaması beklenen PKK davasını hatırlatarak, 'Belçika mevzuatının teröre bakışının büyük ölçüde yeniden şekillenebileceğini ve daha kategorik bir hal alabileceğini' kaydetti. " (Zaman Gazetesi, 4 Nisan 2013)
Evet, altı yıl önce Fethullah’çılarla birlikte Kürtlere karşı cihad yürüten Mehmet Hakan Olcay da, bugün aynı Fethullah’çıların sadece Türkiye için değil, faaliyet gösterdiği tüm ülkeler için tehdit oluşturduğunu söyleyen ve her fısatta da Kürtleri iftiralarla suçlayan Levent Gümrükçü de Türkiye Cumhuriyeti’nin ekselans büyükelçileridir.
Sırada yenileri de var…
Örneğin başörtüsüyle Brüksel Parlamentosu’na girmeyi başaran ve de evliliğini Tayyip ve Emine Erdoğan’ın himayelerinde yaptıktan sonra Türk lobisinin starlarından biri olan Mahinur Özdemir de halen TC’nin Cezayir büyükelçiliği göreviyle taltif edilmiş bulunuyor.
Ekselanslık stajını biraz pekiştirsin, Brüksel büyükelçiliğine, o olmazsa yine Brüksel’de Avrupa Birliği ya da NATO nezdindeki büyükelçiliklerden birine pek yakışır. Tanlay’ları, Olcay’ları, Gümrükçü’leri pek aratmaz…
Yazarlar
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları






































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
14.11.2025
4.11.2025
9.10.2025
14.09.2025
7.09.2025
13.07.2025
10.03.2025
30.10.2024
15.10.2024
7.10.2024