Ekrem DUMANLI
Ciddi bir tehlike ile karşı karşıyayız. En küçük muhalif bir ses bile duymak istemeyenler herkes üzerinde yoğun baskı kurmuş durumda.
16 yaşında bir çocuk hapse atılıyor, 17 Aralık yolsuzluk soruşturması ile ilgili tweet atan bir gazeteci gözaltına alınıyor, gazete ve televizyon binaları basılıyor, pankart astı diye bazı siyasi partilerin binasına baskın düzenleniyor, bir futbol kulübünün taraftarları darbe suçlaması ile yargılanıyor, “makul şüpheli” maddesi hemen herkese uygulanıyor. Memleket yarı açık cezaevi haline gelmiş durumda.
Ne yazık ki tehdit altında bulunanlardan bir kısmı bile meselenin vahametini idrak etmiş gibi gözükmüyor. İfade özgürlüğü yerlerde sürünüyor; üstelik bu tehlike her kesimi kapsıyor. Demokrasiyi besleyen bütün kurum ve kuruluşlar etkisiz hale getirilerek ülke tek adam rejimine doğru savruluyor. Yıllar boyu süregelen ancak ağır aksak yürüyen hürriyetler bile güç sahipleri tarafından bir lütuf gibi sunuluyor. Ne var ki ellerini cebine sokup ıslık çalan ve yaşananları görmezden gelebilmek için yıldızları saymaya kalkışanlar temel hak ve özgürlüklerin tek tek yıkıldığını fark edemiyor.
Neden?
Sebep çok. Mazeretin hadd u hesabı yok. Kimisi korkusundan, bazısı beklentisinden dolayı susmayı; hatta masa altına girip bekleşmeyi tercih ediyor. Eyvallah. Tarih, her pozisyonu kaydediyor. Bugünlerin geçici olduğunu görmemek için insanın maziyi unutması yetmiyor; kendini de unutması lazım ki sorumluluk duygusundan sıyrılabilsin ve yürek sancılarını dindirebilsin…
Bagajında çok fazla yük taşıyor medyamız. Kendi ideolojik kimliği onu taraf olmaya zorluyor ve bu nedenle “ne yapılıyor?” sorusundan daha ziyade “kime yapılıyor?” sualine odaklanıyor. Yani yapılanlar zulüm bile olsa, o şenaatin kime karşı icra edildiğine bakıyor, ona göre pozisyon alabiliyor insanlar. Bu zihniyete göre zulmü hak edenler ya da hak etmeyenler var. Şayet aynı safta yer almıyorsanız “sallandıracaksın bunlardan birkaçını, bak o zaman ülke nasıl güllük gülistanlık olur” düşüncesine boyun eğebiliyorsunuz. Mesele bu noktaya indirgendiğinde zulüm mevzi üstüne mevzi kazanıyor ve baskı herkesi kuşatır hale geliyor. Demokratik ve özgürlükçü tavrın “ama” diye başlayan kıvırmalara ihtiyacı olamaz. “Fakat” diye serd edilen itirazlarla hiçbir zulüm meşru gösterilemez. Ne yazık ki Türk medyası “ama, fakat, lakin, amma velakin” gibi bahanelerin arkasına sığınıp korkularını gizleyerek kendine maskeler icat ediyor. Ve aslında tedrici bir intihar yolunu seçiyor. Çünkü zulüm, bir cinnet taşkınlığı içinde haddi aşmışlık halidir ve nerede duracağı asla kestirilemez. En uzak daireden başlayan bu zulüm kuşatması en yakın dairedeki aile efradına kadar daraldıkça daralır ve eninde sonunda kendi kendini yer bitirir.
Bugün Türkiye nefes darlığı çekiyor. Hatta insanların kalbi sıkışıyor, dili bağlanıyor. Atmosfer kirli çünkü. Bu ülkeyi yönetenler tıpatıp kendileri gibi düşünmeyenlere, bilaistisna, hayatı zehir ediyor. Hakaretin, aşağılamanın, baskı kurmanın bin bir çeşidini bir günde yaşıyoruz. Onlar gibi düşünürsen senden iyisi yok. Dikte edildiği gibi düşünsen bile birkaç konuda farklı mülahazan varsa, yine yandın demektir. Hele büsbütün farklı düşüncelere sahipsen hayat hakkı tanımıyor sana. İşyerinize maliyeciler hücum ediyor, hakkınızda olmadık suçlamalar yapılıyor, en aşağılayıcı tabirler art arda sıralanıyor, polis kapınıza dayanabiliyor, mahkeme salonları sizi bekliyor. Mesele bu kadar vazıh iken bir de kalkıp "ne var, ne oluyor! Hürriyet çok mu geliyor size!" nev'inden pişkince ve kibirlice ahkâm kesenler oluyor.
Adeta yalanlarını yarıştırıyorlar. Biri bitmeden diğeri giriyor devreye. Paralı askerler gibi sanal âlemi işgal etmiş lejyoner particiler. Kendine gazeteci diyen nevzuhur bir zümre istihbarat servislerince kulaklarına üflenen fısıltıları haber-yorum sanarak tetikçilik yapıyor, tehditler savuruyor, şantajlara başvuruyor. Nefes darlığının had safhaya ulaştığı böyle zor bir atmosferde birileri hâlâ bagajında var olan eski hesapları çıkarıp kendine bahaneler buluyor. Paşa gönülleri bilir; ancak söylemek zorundayız ki arabada ne bagaj kaldı ne motor; lastikleri çoktan sökülmüş, direksiyonu çoktan çalınmış bir otomobil ile mesafe almak mümkün değil. El ele vermenin, demokratik tepkilerle özgürlük barajı kurmanın, temel hak ve hürriyetler konusunda nefeslerimizi birleştirmenin tam zamanıdır bugün. Herkes kendini aşacak ki bu korkunç dalgaları aşabilsin bu ülke.
Ülkenin itibarı umurunuzdaysa…
14 Aralık'ta Zaman ve STV'ye yapılan baskın sonrasında ortaya şöyle bir manzara çıktı: Türk medyası anlaşılabilir (!) sebeplerden dolayı basın özgürlüğüne yapılan darbe karşısında suskun kalmayı; hatta baskını düzenleyen zihniyete şirin görünmeyi tercih etmekte. O sabahki ilk tercih buydu ve mesele kaygı verici boyuttaydı. Ne var ki haber dünyada duyulur duyulmaz büyük bir yankı uyandırdı. Dünyanın dört bir yanından televizyonlar, gazeteler, internet siteleri, haber ajansları seferber olmuş, devlet zırhına bürünmüş hoyratlığın hangi boyutlara ulaştığını okurlarına/seyircilerine duyuruyorlardı. Hâlâ da duyuruyorlar. Daha o sabah dedik ki: "Bu hukuksuzluk Türkiye'yi dünyaya rezil eder, yapmayın". Heyhat! Öfke, aklı esir alır ve zulüm adalet tacını giymeye kalkarsa rezalet dibe vurur...
Gün geçmiyor ki dünyanın muteber gazete ve televizyonlarından röportaj/makale talebi almayalım. Ortadoğu'dan Uzakdoğu'ya, Avrupa'dan Amerika'ya kadar her ülkeden yükselen merak ve mesleki dayanışma ile karşı karşıyayız. Arap ülkelerinin gayretkeşliği kadar Batı ülkelerinin mesleki dayanışma ortaya koyması fevkalade etkileyici. Hal böyle olunca da biz de (bütün yayın yöneticilerimiz) hemen her teklife sıcak bakıyoruz. Bu duruma içerleyenler de var. Neymiş? Neden Türkiye'yi dışarıya şikayet ediyormuşuz?
Ufuk darlığından dolayı bu ülkenin bir dehlizde mahpus olacağını sananlara birkaç hususu hatırlatmakta fayda görüyorum: Bir: Bugünün modern dünyasında dışarı içeri diye bir ayrım kalmadı. İletişim çağının göbeğinde medya kuruluşlarına baskın düzenlediğinizde dünya ayağa kalkıyor. Kalkacak da. İki: Biz bu ülkede ne yazıyor ne konuşuyorsak, her yerde de aynı şeyleri yazıp konuşuyoruz. Özgürlükleri hedef alan yanlışlıklara karşı dürüstçe ifade ettiğimiz kaygıların giderilmesi en büyük talebimiz. Üç: Dünya basın özgürlüğü konusunda hiçbir önyargının ve yaftalamanın altında ezilmeden bir dayanışma gösteriyor. Bundan gocunma yerine biz neden hep takıntıların esiri oluyoruz diye kendi kendimizi sorgulamamız gerekiyor. Dört: Ülke içinde bir basın kuruluşu “Gelin, bu konuda yaşadıklarınızı bizim gazetede yazın” dedi de, biz mi yazmadık? Ya da “Gelin, uğradığınız bu haksızlığı ekranlarımızda anlatın” diyen çıktı da biz “yok biz bunu ülke dışındaki meslektaşlarımızla konuşacağız” mı dedik?
Dış basın iç basın diye bir ayrımın çoktan tarihe karıştığını bilmeyenlere nihai bir hatırlatma daha: Hiç kimse bir ülkeyi dış dünyaya kapatarak ve memleketi topyekûn mahpushaneye çevirerek yö-ne-te-mez. Yönetirim diyen çıksa bile yeryüzünde hiç kimse bu otohipnoza inanmaz. Evrensel Hukuk'un dışına çıkan hem içerde, hem dışarda kendini rezil eder sadece. Ve yazık olur o ülkeye. Böyle bir talihsizlik yaşanmasını istemiyorsak hukukun üstünlüğüne, insan haklarına, çoğulcu ve katılımcı demokrasiye yönelmemiz gerekiyor; yolsuzluğa, hukuksuzluğa, baskıcılığa değil…
Asıl kumpas bu!
17 Aralık'tan bugüne yürütülen bütün soruşturmaların iki temel özelliği bulunuyor: 1) 17 Aralık'ta ortaya çıkan yolsuzluğa dair bütün somut bilgi ve belgelerin yok edilmesi, dosyanın tamamen ortadan kaldırılıp unutturulması. 2) Korkunç bir intikam duygusuyla camianın suçlu gösterilebilmesi için yeni davalar açılması ve bu açılan uydurma davalar yoluyla 'cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluğu'nun unutturulması.
Sistem en eski ve en karanlık Türkiye dönemlerinde sıkça uygulanan bir metoda dayanıyor: Önce aslı faslı olmayan çürük haberler yapılıyor; sonra savcılar harekete geçirilerek dosyalar oluşturuluyor. Konu adliyeye taşınıyor ve aynı müfteri medya kara propagandaya devam ederek algıları esir alıyor.
Bir senedir camia hakkında somut bir suç bulamayan ve öfke içinde hop oturup hop kalkanlar ellerindeki medya organlarıyla ha bire asılsız haber yapıp davaların açılmasına neden oluyor. Sanki böyle bir sistemin esiri ve yöneticisi kendileri değilmiş gibi bir de kalkıp yıllar önce herkesin yaptığı ve haber değeri taşıyan konular üzerinden “mağdurlar” buluyor, onları müşteki haline getirebilmek için ikna etmeye gayret ediyorlar. Asılsız ihbarlar, yalancı şahitler, iftiraya ram edilmiş gizli tanıklar...
Hidayet Karaca Bey'in ve benim de içinde bulunduğumuz soruşturma karanlık sistemin ne kadar pervasız işletildiğini gözler önüne seriyor. Beş yıl önce yapılmış haber ve yazılmış köşe yazısında ve dizi film senaryosundan hareketle El Kaide bağlantılı olduğu iddia edilen bir örgütün arkasında duranların uydurduğu suçlama, içler acısı bir tablo çıkarıyor karşımıza. Güya beş yıl önce yapılan yayınlar El Kaide destekçisi örgütü mağdur etmiş. Gazetecilik ve televizyonculuk açısından hiçbir defosu olmayan o yayınlardan 'terör örgütü' çıkarmaya yeltenen mantık, bugünkü iftira gazeteciliğinin istikbalde hesaba çekilmeyeceğini mi sanıyor?
Kumpasın kralı yandaş medyada. Onlar ne yazsa emniyet onu fezlekeye taşıyor, savcılar soruşturma başlatıyor. Talimatla yapılan o malum uydurma haberlerde objektiflik olsa, habercilik kuralları işletilse, cevap hakkına saygı duyulsa, dedikodu bezirgânlığına değil somut bilgi ve belgeye dayanılsa elbette savcıların harekete geçmesine bir anlam verilebilir. Ancak durum hiç de öyle değil. Yani? Yandaş medya uydurduğu haberlerle suç işlerken o asılsız haberlerle hukuki süreci işleten emniyet yetkilileri ve adliye görevlileri de suç işlemiş oluyor. Bir gün bu ülke normale döndüğünde bu çark işleyemez hale gelecek. Tetikçi medyanın temsilcileri o gün soluğu nerede alacak bilemem; ama görevi hukuk devletini işletmek olan devlet görevlilerinin adil olması, hakperestlikte sabitkadem olması gerekiyor ki geleceği alnı açık başı dik bir şekilde karşılayabilsin...

Yazarlar
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYAİmamoğlu'na istenen 23 asırlık tarihi ceza: Roma İmparatorluğu kurulduğunda hapse girseydi hala ceza 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakKadife eldiven zamanı 10.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.11.2015
6.01.2015
3.01.2015
30.10.2015
27.10.2015
23.10.2015
20.10.2015
16.10.2015
13.10.2015