Etyen MAHÇUPYAN
Pek hatırlayan kalmadı galiba ama Türkiye’nin milli bir yüzyıla girdiğinin habercisi belki de 2006 yılının Kasım ayında yapılan bir toplantıydı. Bir firmamız küçük bir enerji ile çalıştırılabilen ve sonsuz enerji üretebilen bir alet icat etmişti. ‘Erke Dönergeci’ adı verilen ‘kuvvet makinesinin’ yakıt gerektirmemesi özellikle milli bilince sahip kişiler nezdinde büyük heyecan yarattı. İcadın devlet büyüklerine sunulacağı toplantıda salonun ilk sırasında bir dizi general oturmaktaydı (ve sunumu alkışlarla karşıladılar).
Bu büyük buluşa imza atan firma (malum nedenlerle) teknik veya teorik detaya girmekten çekiniyordu, söz konusu iddianın termodinamiğin kanunlarına aykırı olmasını da anlaşılan pek sorun olarak görmüyorlardı. Kendilerinden emindiler… O gün toplantıyı terk ettiğinde muhtemelen birçok dinleyicinin zihninde, doğanın işleyişine dair bu ‘insan-ötesi’ buluş sayesinde bir anda uluslararası dengelerin değişeceği ve Türklerin tüm dünyaya hakim olacağı hayali gezinmekteydi…
Öne sürülen iddianın ‘yanlış’ olduğunu öne sürmenin anlamı pek yok, çünkü iddia sahibi sizin yanlışlama argümanında kullandığınız teorik arka planın tümüyle yanlış olduğuna inanıyor. İddianın ‘yalan’ olduğu ise zaten söylenemez, çünkü ‘yalan’ birinin doğruyu bilmesine rağmen aksini söylemesini gerektirir. Oysa bu örnekte iddia sahibi ile sizin doğrunuz aynı değil…
Kabul gören, kanıtlanmış bilgi setini reddeden, ‘alternatif’ bir gerçeklik varsayımı üzerinden öngörü ve beklenti üreten bir iddia ile karşı karşıyayız. Bilimsel alemde ‘şarlatanlık’ diye geçiyor ama biz buna gündelik dilde ‘palavra’ diyoruz…
Belki de ta 2006 yılında Türkiye’nin bir ‘milli palavra’ yüzyılına girme hevesi içinde olduğunu tespit edebilirdik. Generallerin neredeyse eksiksiz katılımına mazhar olması, üretilen palavranın ne denli çekici olduğuna işaretti… Ama olayı mizaha vurup esas önemini atlamışız. Ben de zamanında birkaç yazı yazıp kendimce eğlenmiştim (‘Tımarhane Günlerim’, 2016 içinde) ama olayın ciddiyetini idrak edememişim.
O zaman toplantıya özellikle askerlerin teveccüh göstermesini onların ‘kendine özgü’ şartlanmalarının sonucu olarak görmüştüm. Oysa o toplantı salonunda Türk devlet zihniyetinin gölgesi gezinmekteymiş. Mesele askerler değil, gölgenin kendisiymiş. Nitekim bugün söz konusu gölgenin altında başkaları var ve ‘palavra’ yine aynı çekiciliğini koruyor.
Erdoğan’ın ‘faiz sebeptir, enflasyon netice’ önermesi bu kategoriye giren sıradan bir örnek. Hâlâ meseleye ikircikli yaklaşanlar için kısaca özetlemek gerekirse: 1) Faiz enflasyonu etkileyebilir ama diğer her şey sabit kalırsa… Ne yazık ki gerçek dünya böyle değil. 2) Faiz indiğinde üretim maliyeti azalır ancak bu alanda yapılmış araştırmalar Türkiye sanayiinde finansman maliyetinin toplam ürün maliyeti içinde ortalama yüzde 7-8 olduğunu söylüyor (faizi yarıya indirseniz bile ürünün maliyeti 100’den 96’ya düşebiliyor). 3) Ayrıca üretim maliyeti düşse bile ürünün piyasa fiyatı etkilenmeyebilir. Çünkü üretim maliyetinin düşmesi ille de üretimin artmasına neden olmaz. Firmalar kâr marjlarını artırmakla yetinebilirler. 4) Faiz düşerse yatırım artar sanıyorsanız da yanılırsınız çünkü faiz ile yatırım arasında asimetrik ilişki var. Faiz yükseldiğinde yatırım yapacak kişi yatırımdan vazgeçebiliyor ama yatırım yapmayacak biri sırf faiz düştü diye yatırım yapmıyor. 5) Buna karşılık faizin enflasyona tâbi olarak değiştiği açık. Bugün satın alabileceğiniz bir arabanın parasını bir yıllığına borç veriyorsanız, parayı geri aldığınız zaman o arabayı yine de alabilmek ister ve hatta ilave bir kazanç beklersiniz. Yoksa elinizdeki parayı niye veresiniz ve arabanızdan bir yıl niye mahrum kalasınız? Dolayısıyla enflasyon arttıkça insanların kendi paralarına biçtikleri kıymet, yani faiz de aratacaktır.
Bu sıkıcı paragraf için okuyucudan özür diliyorum ama meselenin basitliğini ve Erdoğan’ın apaçık bir gerçekliğe böylesine karşı çıkarken ne denli ‘cesur’ olduğuna dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu cesaret nereden geliyor acaba? Kişi kendi zihninde ürettiği ve bilgi olarak tanımladığı bir inanca nasıl böylesine bağlanabiliyor?
Geçen haftaki bir canlı yayında Erdoğan şöyle dedi: “Dünyada faizi sürekli yükselttiler. Ben de tam aksine faizi indirmenin mücadelesini verdim. Şu anda bizde faiz %9, bunu daha da düşüreceğiz… Benim inancım şu: Başbakanlığım döneminde faizi 4,6’ya indirdik, enflasyon da 6,4 gibiydi. Faiz ve enflasyon doğru orantılıdır. Faiz sebep, enflasyon neticedir. Buna inanmayanlar olabilir. Benim alanım ekonomi, neticesi de ortada.”
Her yönüyle acıklı bir manzara. Bunları söyleyen kişi daha birkaç gün önce kur korumalı mevduatta faiz sınırını kaldırmış biri. Şu an hangi bankadan içeri girseniz mevduat faizi 20’nin üzerinde. Buna muhtemel döviz artışından gelen fark da eklendiğinde faiz herhalde yüzde 40’a yakın olacak. Nitekim kredi faizleri de halen o seviyelerde. Dolayısıyla Erdoğan’ın yüzde 9’luk faizle gururlanması, bir çocuğun kendi odasında oynadığı oyuncak ayıya gerçek muamelesi yapmasına benziyor.
Peki şimdi soralım… Erdoğan’ın dediği ‘yanlış’ mı? Bilimsel verilere göre öyle ama onun dünyası bilimsel verilere dayanmıyor. Söylediğine ‘yalan’ denebilir mi? O da denemez, çünkü yalan söylemek için ‘bile bile’ doğrudan sapmanız gerekir. Dolayısıyla Erdoğan’ın faiz/enflasyon ilişkisi üzerine önermesinin ‘palavra’ kategorisine girdiğini teslim etmek durumundayız.
İlginç olan kendisinin de bu tespiti doğrulaması. Delil olarak düşük faiz ve düşük enflasyon rakamlarını telaffuz ediyor ama bunlar arasındaki kuramsal ilişki ile ilgili değil. Her ikisinin de düşük olması ona yetiyor. Faiz ile enflasyon arasındaki korelasyonu görünce buradan kendi ideal dünya hayaline uygun bir nedensellik üretiyor. Ve sonrasında da “Buna inanmayanlar olabilir” diyor. Diğer deyişle bir inanç meselesi ile karşı karşıyayız. Gerçekliğin belirli bir özelliğe sahip olduğuna inanıyorsunuz ve bu inancınızı kendinize kanıtlamak üzere gerçek dışı nedensellikler üretiyorsunuz.
İlerlemeden Erdoğan’ın bunları söylerken belirli bir psikolojiye yaslandığını ve o psikolojinin de ataerkil zihniyetten etkilendiğini atlamayalım. Bunun için yine kendi sözleri yeterli: “Dünyada faizi yükselttiler… Ben de tam aksine…”, “Benim alanım ekonomi, neticesi ortada.” Anlıyoruz ki Erdoğan tüm dünyanın tersine gitmekten hoşlanıyor, bunu kendisine bir paye olarak görüyor. Muhtemelen biricik, benzersiz bir zihne, başkalarıyla mukayese edilemeyecek bir deneyime sahip olduğuna inanıyor. Ayrıca ekonomiyi gerçekten iyi yönettiğini, olağandışı ve olağanüstü bir başarı hikâyesinin dümeninde olduğunu düşünüyor.
Kısacası gerçeklikle ilişkisini sorgulamayan, (dahası) sorgulamaya muhtaç olmayan bir kişinin davranış kalıplarını sergiliyor. ‘Palavra’ kategorisine giren önermeleri ortaya sürüyor ve onlara olan inancının vatandaş tarafından da aynen paylaşılmasını bekliyor.
Eklemek gerek ki bu özellikler Erdoğan’a mahsus değil. Örneğin İç İşleri Bakanı Soylu da yine geçen hafta Antalya’da ABD Büyükelçisine şöyle seslendi: “Hangi gazetecilere yazı yazdırdığını biliyorum, pis ellerini Türkiye’nin üzerinden çek, çok net söylüyorum, pis ellerini Türkiye’nin üzerinden çek. Neleri yaptırdığınızı, hangi adımları attırdığınızı, Türkiye’yi nasıl karıştırmak istediğinizi net bir şekilde biliyorum”.
Soylu’nun söyledikleri gerçekse şu ana kadar Türkiye Devletinin çoktan ciddi adımlar atması, o ABD Büyükelçisini dünya önünde delilleriyle afişe (daha doğrusu rezil) etmesi gerekirdi. Ama böyle bir şeyin olmayacağını biliyoruz… Soylu’nun bu türden içi boş ve gerçekle ilişkisi olmayan önermeleri sanki gerçekmiş gibi kamuoyuna boca etmesine alışığız. O kadar ki bu söylediklerinin ‘yanlış’ ya da ‘yalan’ olduğunu göstermeye çalışan birileri de giderek azalıyor.
Çünkü karşımızda ‘siyaseten’ ama inanarak söylenmiş bir ‘palavra’ var. Kişinin kendi palavrasına inanması bir süre sonra söz konusu olayı o kişinin zihninde ‘palavra’ olmaktan çıkarabilir. Hayali bir gerçekliğe inandıkça o hayal sizin gerçekliğinize dönüşebilir.
Peki ya toplum da aynı palavralara inanmaya teşne ise? Bu durumda sahte gerçekleri bir inanç sistematiği içinde, yani ideolojik hale getirerek sunmak toplumu mobilize etmenin, peşinden sürüklemenin aracı haline gelebilir. Erke Dönengeci’ne, faizin sebep enflasyonun netice olduğuna, bütün melanetlerin ABD tarafından yapıldığına inanan bir toplumun gerçeklere ihtiyacı kalmayabilir. Bu durumda siyaset ‘hayali gerçek’ üretimi, giderek bir ‘inanç üretimi’ olarak yeniden tanımlanabilir.
İktidar bu yola girmiş gözüküyor. Yeni İttihatçılık (aynen ‘eski’ İttihatçılık gibi) gerçek dışı ve arkaik bir hikâyeyi geleceğe matuf ‘gerçekçi bir kızıl elma’ olarak sunuyor. Bu palavraya inandığı ölçüde ve bu inancını sebatla, güçlü bir iradeyle vurguladığı takdirde toplumun da aynı palavranın peşinden gidebileceğini, iktidara destek vereceğini hayal ediyor.
Bunun yaratacağı özel psikolojinin cazibesini atlamayalım… Dünyanın tam tersi yöne gitmek, bütün milletlerin şaşkın bakışları altında büyük sıçrayışlar yapmak, kimsenin icazet almadan adım atamayacağı bir ülke olmak, nüfuz alanını (gerekirse toprak ilhakıyla) genişletmek, herkesten hak edilen saygıyı görmek, (nihayet) yaşanmış adaletsizliklerin ve mağduriyetlerin hesabını dünyaya kesmek…
Hasreti çekilen bir duygu denizine atlamak gibi… Kişi ve toplumu gerçeklerden kopartan, hayal aleminde gezdiren ama aynı zamanda ‘iyi’ hissettiren bir zihinsel trans hali… Böyle bir duygu uyuşukluğu içindeyseniz liderlerin gösterdiği yönde ve nitelikte ‘milletleşmeniz’ de daha kolaydır. Ne var ki gerçekte yaşanmakta olan şey, sizi dünyaya yabancılaştıracak, gerçeklerden (daha da) kopartacak, ‘onurlu bir faşizmi’ sahiplenerek hastalanmanıza neden olacak ve kendi iradenizle felakete taşıyacak bir yola giriyor olmanızdır.
Bu iktidar ‘Türkiye Yüzyılı’ vizyonu ve dayandığı Yeni İttihatçı ideoloji ile bizlere bu yolu (birlikte yürümeyi) öneriyor. Palavra üzerine kurulu bir geleceğin bizlere cazip geleceğinin bilinciyle… Çünkü geçmişini palavra üzerine kurma kolaycılığına kaçan her toplum, geleceği söz konusu olduğunda palavrayı tercih edebilir. Dünya tarihi yeterli örnekle dolu…
Dahası, inanç alanını gerçeklerle sınamaya alışık olmayan, inancını ‘bilgi’ veya ‘hakikat’ mertebesine taşıyıp mutlaklaştıran toplumlar da palavraya daha yatkın olurlar. Çünkü inancın gerçeklik ürettiği duygusuna sahiplerdir…
Erdoğan/Bahçeli ilişkisinde billurlaşan iktidar, dünyada ideolojik hegemonyanın kırılmasını, Türkiye’de ise Cumhuriyetçi ideolojik damarın yetersiz kalmasını fırsat bilerek bir ‘hayali gerçeklik’ siyasetine soyunmuş gözüküyor.
İktidar topluma bir masal anlatıyor… Gerçeklerle uyuşmasa da önemli değil. Güçlü bir şekilde ve ısrarla tekrarlanıp inançla taşındığında, toplumun da o masalın peşinden geleceğini ve bu sayede iktidar olmayı sürdüreceğini hesaplıyor. Yönetim sanatının bir ‘masal anlatma’ becerisi olduğunu, toplumun zaten bir masal beklediğini ve belki de bunun için bir ‘masalcı baba’nın yetebileceğini öngörüyor.
İşin tehlikeli kısmı şu ki, bunu hakkıyla becerebilmesi için iktidarın söz konusu masala tümüyle inanması, kendisini o yola vakfetmiş olduğunun görünmesi lazım. Kısacası iktidarın bu seçimi kazanması, gerçeklerden daha da kopmasını, palavra bir geleceği sanki gerçekmiş gibi sahiplenmesini ve söz konusu geleceği gerçekleştirmenin coşkusunu sergilemesini gerektiriyor.
Kişilerden söz etseydik muhtemelen tıbbi terimler kullanmak durumunda olurduk. Ne yazık ki hastalanmalar kurumsal ve yığınsal olduğunda ideolojilerin ardına gizlenebiliyor.
Meğer Erke Dönengeci bir erken uyarıymış… Anlamamışız, kondurmamışız… Şimdi karşımızda siyaset adına sunulan bir ‘deliliğe davet’ var. Mayıs’ta sandığa gidip ‘evet biz de deliliğin parçasıyız’ ya da ‘yeter, söz sağduyunun’ diyeceğiz.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları




























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
25.10.2025
25.10.2025
15.03.2025
20.02.2025
15.10.2024
24.09.2024
19.09.2024
10.09.2024
2.09.2024
13.04.2024