Halil BERKTAY
[2 Nisan 2020] Felâket büyümeye devam ediyor. Dünya çapında günlük vaka artış sayısı geçtiğimiz haftalarda 30 binlerden 40 ve sonra 50 binlere çıkmıştı. Sonra 60 - 64 - 67 - 73 - 78 bin diye gitti. Şimdi, yani 2 Nisan Perşembe, saat 17 itibariyle toplam 961,692’yi buldu. Bu gece 1 milyonu aşar (yazdım ve aştı bile). Günlük ölüm artışı da 2000’lerden 3000’lere ve sonra 4000’lere tırmandı. Yarın sabah kalktığımızda 5000’i geçmiş olur. Sonuçlanan vaka sayısı içinde ölüm oranı, bugün bir ara yüzde 20’ye çıktı, sonra gene yüzde 19’a indi; oralarda gidip geliyor. Ülkeler dersek, vaka sayısı bakımından 110 binlerde İspanya İtalya’ya, 80 binlerde Almanya Çin’e yetişti yetişecek. ABD ise artık uzaya çıktı denebilir. Halen 215 bindeki vaka sayısı yarın sabah 250,000’i, 5000’deki ölüm sayısı da 6000’i bulur. Bunlar şimdiden korkunç rakamlar, ama çok daha kötüsü yakın.
Türkiye’nin hali de en az bu kadar vahim, fakat kaybedilen haftalarda sırf değirmende lâf öğütüldüğünden ve yaygın test uygulaması daha yeni başladığından, mutlak rakamların henüz düşük seyretmesi durumu biraz kamufle etmeye ve kamuoyunun matematik modellemeden anlamayan geniş kesimlerini avutmaya yarıyor. 30 Mart, 31 Mart, 1 Nisan, 2 Nisan. Vaka sayısı bu dört günde 1610 - 2704 - 2148 - 2456 arttı. Günlük ölüm rakamları 37 - 46 - 63 – 79 oldu. Toplam ölü sayısı 168 - 214 - 277 - 356 şeklinde tırmanırken, iyileşen hasta sayısı da aynı günlerde 162 - 243 - 333 - 415 şeklinde gitti. Yani aradaki yaklaşık denkliği korudu.
İnsanlar bu trendlerin neye işaret ettiğini anlamıyor herhalde. Cumhurbaşkanı bir türlü toptan karantina ilân edemezken (zira herhalde bunun kendisi için siyasî riskini, tıbbî çöküşten daha fazla önemserken), bazı kent ve/ya semtlerde evde kalma ve benzeri çağrılara nisbeten uyuluyor, ama birçok yerde hiç uyulmuyor. İstanbul’da, televizyon programlarına çıkan uzmanlar, buraya gelirken Dördüncü Levent’ten geçtim ve herkes sokaklardaydı gibi öyküler anlatıyor. Anadolu yakasında Bostancı - Pendik arası, baharın ilk güzel havalarını fırsat bilip hiçbir şey yokmuş gibi kendilerini deniz kıyısına vuran kalabalıklardan geçilmiyor. Boccaccio’nun Decameron’unda, 1340’ların “Kara Ölüm”ünden (hıyarcıklı veba salgınından) kurtulmak için kendilerini Floransa’nın içinden taşraya ve civar tepelere atan kadınlı erkekli genç zenginler gibi, İzmir, İstanbul ve Ankara’dan kaçanlar yüzünden Marmaris’te, Bodrum’da, güneybatının diğer beldelerinde aynı sahneler yaşanıyor. Türkiye’nin diğer ucunda, Diyarbakır’da da durum farklı değil. Uşak’ta vali kentin ana caddesine çıkmış, birlikte gezen gruplara bağırıyor. Hani nerede sosyal mesafe? Avcılar’da, kaçak çalışan bir kahveyi polis bastığında kırk kişi topluca bodruma sığınıyor. Yani iyice burun buruna koşullara! Maksat yasakları mı atlatmak, hastalıktan ve belki ölümden mi korunmak? Evet, mesele sırf iktidarın hatâlarında değil; bu toplumun kültüründe de sorun var. Çocuksu bir toplum. Uçtan uça savruluyor. Hem çok korkak, hem çok vurdumduymaz. Kimisi umreden dönüp karantinaya girmeksizin köyüne gitmek için polisle çatışıyor. Kimisi çay ve sigara yok diye tedavi gördüğü hastaneden kaçıyor. Kimisi hasta şüphelisini, kimisi yanyana gezmeyin diyeni dövmeye kalkıyor. Bu kitlelere mi, hem sokağa çıkma yasağı getirmeyeceksiniz, hem de sonra “üçten fazla kişi bir araya gelemez” gibi kurallar uygulamaya çalışacaksınız? Öz-disiplin zayıf; bana bir şey olmaz saplantısı yaygın. Hepsinin ardında, bilimsel okuryazarlığın düşük seviyesi yatıyor.
Gerçekten alınması artık farz olmuş en zecrî tedbirlerin yokluğunda, yukarıda özetlediğimiz şekliyle mevcut durum, önümüzdeki haftalarda ne yönde seyredebilir? Sadece birkaç noktaya işaret etmekle yetineceğim. (1) Dünya rakamları, ölüm olaylarında enfeksiyon ile ölüm arasında ortalama 24 gün geçtiğini gösteriyor. Başka bir deyişle, şimdi ölenler virüsü (tabii ortalama) 24 gün önce kapmış olmalı. Aynı şekilde, bundan 10 gün önce hastalananlar içinde ciddi vakalar bundan 14 gün sonra ölümle sonuçlanabilir. Bugün hastalananlardan bazıları da ölecekse, bundan 24 gün sonra ölecek. Bütün hesaplamalarda bu zaman fasılasını dikkate almak gerekiyor.
(2) Türkiye’de, günlük bazda açıklanan rakamlarda, ölümlerin vaka sayısına oranı yüzde 1.5 ile yüzde 1.6 arasında değişiyor. Buna göre, şimdi x ölüm vakası meydana gelmesi için, 24 gün önce kaç kişinin virüsü kapmış olması lâzım? Hangi sayının yüzde 1.5 veya 1.6’sı x eder? Bunu bize (1.5y /100) veya (1.6y/100) formülleri veriyor. Bunları 37, 46, 63, 79 diye giden ölüm rakamlarına uygularsak, 30 Mart, 31 Mart, 1 Nisan ve 2 Nisan tarihlerinde bu sayılara ulaşılabilmesi için, bu tarihlerin 24 gün öncesinde, yani 6-7-8-9 Mart’ta muhtemelen 2500, 3000, 4000 ve 5000 gibi hasta sayılarının söz konusu olmuş olması gerekiyor. Hesaplamanın tamamını şu tabloda görebilirsiniz:
|
Şimdiki tarih |
Yeni ölüm sayısı |
24 gün öncesi |
24 gün önceki muhtemel yeni vaka sayısı |
|
|
1.6 katsayısıyla |
1.5 katsayısıyla |
|||
|
|
||||
|
30 Mart 2020 |
37 |
6 Mart |
2313 |
2467 |
|
31 Mart |
46 |
7 Mart |
2875 |
3066 |
|
1 Nisan |
63 |
8 Mart |
3938 |
4200 |
|
2 Nisan |
79 |
9 Mart |
4938 |
5267 |
(3) Bu sonuç, en basiti şu nedenle ilginç: Resmî bilgilere göre ülkemizde ilk vaka ancak 9 Mart’ta kaydedildi. Yani 9 Mart’a kadar Türkiye’de güya koronavirüs henüz mevcut değil. Oysa yukarıdaki 6-7-8-9 Mart yeni vaka sayılarını topladığınızda, (öncesi bir yana) sırf bu dört günde asgarî 14,064, azamî 15,000’lik bir vaka stokunun olmuş olması gerektiği ortaya çıkıyor. Başka bir deyişle, 9 Mart’ta kaç kişilik bir “enfeksiyon odağı” mevcut, yani toplam o günden itibaren toplam kaç hasta koronavirüsü çevrelerine bulaştırmış olabilir diye soracak olursak, bunun cevabı sıfır (0) değil, en az 14-15 bin oluyor. Bu da (a) Türkiye’nin ancak dün (1 Nisan itibariyle) 15,000 küsur vaka düzeyine geldiği iddiasının ne kadar patetik olduğunu gösteriyor; (b) şu andaki gerçek vaka sayısının (yani aramızda, ortalıkta dolaşan hasta/taşıyıcı/bulaştırıcı sayısının) herhalde 100,000’in üzerinde olması gerektiğine işaret ediyor.
(4) Salgının şu âna kadarki seyri içinde, pek çok ülkede toplam ölü sayısının 100’den 200’e çıkması ortalama 5-6 günde gerçekleşti. İtalya ve İspanya’da bu 3 güne indi. Türkiye’nin son altı günlük kümülatif ölüm gidişatı ise şu tablodaki gibi:
|
28 Mart Cumartesi |
108 |
|
29 Mart Pazar |
137 |
|
30 Mart Pazartesi |
168 |
|
31 Mart Salı |
214 |
|
1 Nisan Çarşamba |
277 |
|
2 Nisan Perşembe |
356 |
Başka bir deyişle, Türkiye 5-6 günde değil 3 günde 100 ölümden 200 ölüme çıktı (daha somut olarak 28 Mart’ta 108’den, 31 Mart’ta 214’e). Yani diğer birçok ülkeye değil, İtalya ve İspanya’ya benzer bir grafik çizmekte. Başlıbaşına bu, yeterince vahim. Ve âşikâr ki, 214’ten 2 günde 356’ya vardığına göre, yarın, yani 3 Nisan Cuma akşamı itibariyle 400’ü çok aşacak, yani ölü sayısını gene 3 günde (200 küsurdan 400 küsura) katlayacak. Üstelik arkada, 9 Mart’ta sıfır (0) değil de en az 14-15 bin vaka bazından türeyip büyüyen bir kartopu mevcut. Hükümetin Mart ortasından itibaren hayli hantal ve isteksiz bir şekilde almaya koyulduğu kısmî sınırlamalar kısa düşecek. Böyle giderse, bu hız muhtemelen en az böyle kalacak, yani 3 günde bir katlanarak gidecek. Türkiye’den 3 Nisan’da toplam +400, 6/7 Nisan’da +800, 9/10 Nisan’da +1600… koronavirüs ölümü çıkması şaşırtıcı olmayacak.
Amerika’da Trump dahi sonunda anladı bunu. Bunu, yani belirli bir anda ne kadar test uygulandığına göre saptanan vaka sayısının ne kadar yanıltıcı olabileceğini. Anthony Fauci ve diğer tıp danışmanları sabırla anlattılar, anlattılar… ve ABD’nin vaka sayılarının neredeyse dik tırmanışa geçmesinin de etkisiyle, sonunda dank etti kafasına. Milyonlarca hasta ve birkaç yüz bin ölüm olasılığından dehşete kapıldı. Onun için 180 derece çark etti, egomanyaklığını yutmak pahasına ağız değiştirdi. Daha geçen haftalarda, alt tarafı bir flu (grip), hiç mi grip görmedik şimdiye kadar türü cevherler yumurtluyordu. Şimdi ise hayır, diyor, bu asla bildiğimiz griplerden değildir, çok tehlikelidir, aman sevgili Amerikalılar, sonra çok üzülmek istemiyorsak çok ciddiye alalım. Kısmî karantina uygulamalarını 12 Nisan’a kadar kaldırmaktan söz ediyordu; vazgeçti, geri adım attı ve 30 Nisan’a kadar uzattı. Ama çok yakında söylediklerini hatırlatan gazetecilere de kızıp bağırmaktan geri durmuyor.
Koronavirüs salgınıyla, ikircikli ve yarım yamalak, “hem o hem o” ya da “ne yardan geçerim ne serden” tavırlarıyla baş edilemez. “Gücümüzün bir kısmını salgınla mücadeleye hasredelim, ama tamamını değil, çünkü ekonomiyi de kollamamız lâzım.” Hayır, bu olanaksız. Hele Türkiye gibi çok da zengin olmayan bir ülkede, tümüyle olanaksız. İktidar uygulamada tekçi ve tekelci, ama düşünüşünde ve krizi algılayışında dağınık. Önce salgın, sonra ekonomi. Ekonomi zaten bütün dünyada krize girecek ve giriyor. Kaçınılmaz. Ancak olanca gücünle yüklenirsen epideminin belini kırabilir ve belki ondan sonra ekonomiyle uğraşabilirsin. İki cami arasında bî-namaz kalırsan, ikisini de yapamazsın. Ekonomiyi kurtaracağım diye çok kesin ve konsantre politikalar gütmezsen, bitiremezsin bu salgını. Uzar gider, yerleşir, endemik hale gelir, sonra hiç hakkından gelemezsin. Her şeyi olabilecek en kötü biçimde aşağı çeker. Ekonomiyi ve siyaseti düze çıkarmak da asıl o zaman hayal olur.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları






































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.03.2025
8.03.2025
8.03.2025
6.03.2025
10.02.2025
29.01.2025
25.01.2025
16.01.2025
24.12.2024
20.11.2024